logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
analiz-ve-raporlar

İhvan Harekete Nedir?

Osmanlı Devleti 1. Dünya Harbi sonunda dağılmış ve Devletin iki temel Müslüman unsuru olan Türkler ve Araplar ayrılmışlardır.

Serbest Yazar Eşref ÖZDEMİR
Serbest Yazar Eşref ÖZDEMİR

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 20.10.2021
  • Süre : 4 dk
  • 131 kez okundu

O

Osmanlı Devleti 1. Dünya Harbi sonunda dağılmış ve Devletin iki temel Müslüman unsuru olan Türkler ve Araplar ayrılmışlardır. Bu ayrılış daha sonra rejimlerin farklılaşması ve diğer sebeplerle kısmi bir yabancılaşmaya dönüşmüştür. Türkiye’nin Avrupa ulus-devlet modeline uygun Batılı bir kimlik benimsemesi, başta Mısır olmak üzere bazı Arap devletlerinin otoriter Baas milliyetçiğini esas alması ayrışmayı daha da derinleştirmiştir. Arap devlet politikalarında Batı temelli ve sosyal ağırlıklı modernleşme hareketlerinin toplumda tam bir karşılığı olmadığı için halk ile devlet arasında bir ayrışma yaşanmaya başlamıştır. Arap ülkelerinde meşruiyetini halktan almayan, Batı destekli ve güce dayalı otoriter rejimler ortaya çıkmıştır. Batılı ülkelerin bu rejimlere destek vermesinin esas sebebi şüphesiz siyasî, askeri ve daha önemlisi iktisadi menfaatleri ve sömürge siyasetleridir. Devletler düzeyinde bu politikalar güdülürken, halklar ise sahip olduğu tarihi kimliği ve beslendiği inanç değerleri esas alarak daha farklı bir gelişim çizgisi takip etmiştir. Bu konuda Arap toplum yapısında İhvan hareketi oldukça dikkat çekmektedir.

 

KURULUŞ VE GELİŞMELER

 

“İhvan”; Arapçada “kardeş, arkadaş, yoldaş” anlamına gelen “el-Ahu” sözcüğünün çoğul halidir. “İhvan ül-Müslimin” de “Müslüman Kardeşler” şeklinde dilimize çevrilmektedir. Dünyanın ilk uluslararası İslami yapılanması olan Müslüman Kardeşler Cemiyeti’nin kurucusu Hasan el-Benna’dır.

1928’de Mısır’ın İsmailiyye kentinde sohbetlerinden oluşturduğu gruba dahil olan altı kişi El-Benna’yı gecekondu evinde ziyarete gelir. Bu kişiler milli ve dini duygularla serzenişte bulunarak El-Benna’ya ne yapılması gerektiğini sorarlar. El-Benna “Allah’ın izniyle, Ezher’in ilmi gücü ile tarikatların ruhi gücü bir araya gelse, bunlara İslami toplulukların ameli gücü eklense, hiç şüphesiz ortaya görülmemiş bir ümmet çıkar” sözleriyle ifade ettiği İslami topluluğu oluşturma yolunda ilk adımı burada atmıştır. Böylelikle Müslüman Kardeşler Cemiyeti’nin çekirdeğini burada oluşturmuştur.

1928’den sonra İhvan yıllarca çalışmalarına devam etmiştir. Dergi yayınları yapmıştır. Okullar, mescitler, enstitüler açmış ve birçok konferans tertipleyerek çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Hareket kısa sürede büyümüş ve ülkenin birçok kesimine yayılmıştır. İhvan kendisine amaç olarak;

--  Mısır’ın sömürgeden kurtulup bağımsız olmasını,

--  İslam’ın sahih akide platformuna yeniden oturtulmasını,

--  İslam’ın devlet olmasına kadar cihat etmeyi benimsemiştir.

İhvan’ın mesajı esas olarak İslami düzenin kurulması ile ilgili olmakla birlikte, İslam Devleti bu düzende ana unsurdur. Bu durum ileride geliştirilecek ve İhvan’ın bugüne kadar gelen sloganı olacak şu sözde açıkça ortaya konmuştur; “Gayemiz Allah, yasamız Kur’an, önderimiz Peygamber’dir; yolumuz mücadeledir; Allah uğruna ölmek en yüksek arzumuzdur”.

Müslüman Kardeşler, 1949’a gelindiğinde Mısır’ın en büyük sosyal organizasyonu durumuna gelmiştir. İkinci Dünya Harbi’nin sona ermesiyle Mısır yönetimi hareket üzerine gitmeye başlayarak Kahire’nin dış mahallerinde yeni şehre gelmiş sakinlerine karşı operasyon başlatmıştır. Yüzlerce İhvan mensubu tutuklanarak hapse atılmış, Mısır Başbakanı Mahmud Fahmi Nukraşi’ye suikast düzenledikleri gerekçesiyle örgütün üst düzey yöneticilerin hepsi tutuklanarak bir kısmı hakkında idam cezası verilmiş ve cezalar infaz edilmiştir.

Benna’dan sonra; 1951’de Hasan İsmail, 1973’te Ömer Tilmisani, 1986’da M.Hamid Ebu Nasr, 1996’da Mustafa Meshur, 2002’de Memun Hudeybi, 2004’te M.Mehdi Akif, 2010’da Muhammed Bedii teşkilatın liderliğini üstlenmişlerdir.

Rejim tarafından tehlike olarak görüldükleri için İhvan’ın liderliğini üstlenenler yıllarca hapis yatmışlar ve işkencelere maruz kalmışlardır. Üyeleri de tutuklanarak işkence görmüştür. Bu süreç 2011’de başlayan Arap Baharına kadar bu şekilde devam etmiş sonrasında ise farklı bir boyut kazanmıştır.

Arap baharı hareketinin ilk zamanlarında resmi olarak yer almayan İhvan, ilerleyen zamanlarda protestoların başarıya ulaşmasında iki açıdan önemli rol oynamıştır.

--  Tabanlarını kullanarak meydanların dolmasını sağlamış. Bu durum tarafsız kesimleri de meydana yönlendirmiş,

--  Protestocuları rejim şiddetinden korumak için en ön saflarda yer almışlardır.

Mübarek karşıtı olan Hıristiyanları Pazar ayininde koruyan İhvan ayrıca, Mısır bayrağı dışında hiçbir sembole izin vermemiş, isyana öncülük etmek yerine, isyanın yanında yer almış, Meydanlarda tek bir ses olarak, “Mübarek istifa etmeli, rejim değişmeli” sloganının kullanılmasını sağlamıştır.

Şüphesiz yaklaşımı merak konusu olan ve aynı zamanda Mısır en güçlü ekonomik gücü konumundaki askeri kuvvetler tüm bunları engelleyebilecekken sessiz kalmış ve Mübarek’in devrilmesine müdahalede bulunmamıştır.

Hüsnü Mübarek devrildikten sonra 2012 Haziran ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda yüzde 33 katılım olan seçimlerde Muhammed Mursi %51,8 oy alarak Mısır tarihinin seçimle işbaşına gelmiş ilk Cumhurbaşkanı olmuştur.

Demokratik geçişi gerçekleştirebilmek için alınan kararlarda başarısız olunması, Mursi’nin otoriterleşmeye başladığı iddiaları, İhvan karşıtı hareketlerin artmasının yanı sıra Mursi taraftarları ile muhalifler arasında yaşanan çatışmalarda onlarca kişinin ölmesi ve yüzlercesinin de yaralanması Mısır’ı bir askeri darbeye götürmüştür. Cumhurbaşkanı Mursi tutuklanmış, yargılaması esnasında kalp krizi geçirerek ölmüştür.

FİKİRSEL TEMELLER, İHVAN İDEOLOJİSİ

Müslüman Kardeşler’in dini ve siyasî ideolojisi esas olarak Hasan el Benna ve Seyyid Kutup tarafından geliştirilmiştir. Etkisinin geniş bir coğrafyaya yayılmasında rol oynayan başlıca unsur örgütün, İslam dünyasının siyasal ve kültürel olarak ciddi bir kaosun içinde bulunduğu bir dönemde kurulmasından ve İslami bir yönetimi alternatif olarak sunmasından kaynaklanmıştır.

Müslüman Kardeşler’in kurucusu olan Hasan Benna’nın esas üç temel öğretisi “dini eğitim, uyanış ve örgütlülük” olarak ifade edilmektedir. Benna, bir İslami devletin kurulması sürecinde önceliğin, askeri mücadeleden ziyade toplumsal yapının İslamiyet bilinci çerçevesinde yeniden yapılandırılmasını öngörmektedir. Toplumun eğitim ve örgütlenme ile kültürel ve bilinç düzeyinde dönüşümünün sağlanmasının ardından İslam Devletinin kurulabileceğini öngörmektedir.

El-Benna’nın başlattığı toplumsal hareketin üç bağımsız değişkeni vardır. Bunlar; siyasal İslam (şer-i devlet), İngiliz işgalinden dolayı anti-emperyalizm ve ümmetçilikle ters düşmeyen Arap milliyetçiliği olarak sıralanır.

El-Benna düşüncesinde “dinsel inanç ve pratiğin püritenleşmesi” ve bu temelden bağımsız İslami ulus-devletler konfederasyonu’nun kurulabilmesi için” “cihat” kavramının yeniden işlerlik kazanmasını önermektedir. “Cihat” kavramı savaşı çağrıştırdığı için, “örgütün amacına ulaşmak için asla zor kullanmayacağı” sözü verilmiştir. Cihat’a “İslam’ın evrenselleşebilmesi” için gereksinim olduğu ifade edilmiştir. “İslam dünyasını ve İslam’ı “materyalist Batı tehdidi” karşısında güçlü kılmak üzere tüm Müslümanlar birleşmelidir” önermesi ortaya atılmıştır.

Hasan El Benna’dan sonra İhvan adıyla birlikte anılan en önemli ikinci isim Seyyid Kutup’tur, Seyyid Kutup’a eleştiriler daha çok İslam’ı radikalleştirdiği ve militarize ettiği yöndedir; Seyyid Kutup’un fikirlerini ortaya attıktan sonra ortaya çıkmış her İslami silahlı grup az ya da çok Kutup’un fikirlerinden etkilenmiştir.

Ilımlılık Mısır’daki geleneksel İslami akımın en önemli özelliğidir. 1990’lı yıllara gelinceye kadar din adamları, şiddet yoluyla İslami bir yönetimin olabileceğine inanmadıkları için, halkı düzen ile karşı karşıya getirmekten kaçınmışlardır.

İhvan sadece siyasi bir hareket olarak değil, aynı zamanda bir tür dinsel tarikat olarak da değerlendirilmektedir. Zira gerçekleştirdikleri eylemler, bir devlet kurmaktan çok, iktidarı ele geçirerek somut bir toplumu İslamileştirme yönünde olmuştur.

İhvan, 1990’lı yıllarda söylem ve tarzlarında demokrasi ve liberal eğilimlere yönelmiş, şiddet ve çatışma unsurlarını bir kenara bırakarak devletle birlikte var olma anlayışını benimsemiştir. Hareketin bu yıllardaki faaliyetleri dikkatli incelendiğinde kamuoyuna yapılan açıklamaların siyasî eleştiriden uzaklaşmaya başladığı görülür. Bu siyaset değişikliğinin sebebi ise o yıllarda Mısır’da ortaya çıkan şiddet eğilimli cihat hareketlerinden kendilerini koruma düşüncesidir.

İhvan hareketi başlangıçta aynı hedeflere yönelmiş olmakla birlikte, daha sonra siyaseti kullanarak devlet iktidarı yoluyla hedeflerine ulaşmayı, yani tavandan tabana bir hareket tarzını tercih etmiştir. Bu tarzı hareket başta Hasan el Benna olmak üzere İhvan’ın önemli fikir ve hareket kadrolarının öldürülmesini netice vermiştir. İhvan hareketinin demokrasiye bakışı elbette Batılı anlamda değildir ama temel hak ve hürriyetlerin korunması, devlet idaresinde şûranın varlığı, meşru iktidar kaynağının halk olması, yöneticilerin halka karşı sorumlu olması, devlet otoritelerinin sınırlarının kanunla belirlenmesi gibi hususların da İslam’a muhalif olmadığının altı çizilmektedir. Bu açıdan bakıldığında İhvan hareketi İslam’da iktidarın kaynağının cumhur olduğu düşüncesi, Batıda da aynı manaya gelen demokrasi ile aykırılık taşımamaktadır. Ancak hürriyetlerin İslam hukuk sistemi çerçevesinde değerlendirilmesi, İslam’da haram olarak sayılan alkol, zina, faiz vb. eylemlerin engellenmesi gerektiği ifade edilmektedir.

İhvan, İslami bir harekettir ve hemen hemen bütün İslami hareketler gibi cihada özel bir önem atfetmektedir. Ancak İhvan’ın cihada bakışı ve cihat ile ilgili uygulamaları birçok İslami hareketten oldukça farklıdır. Her şeyden önce İhvan cihada söylem düzeyinde yer vermekle kalmamış, cihadı eylemlerinin odağına koymuştur. Dahası, İhvan cihadı sadece çatışma olarak görmemiş, tebliğ ve davet gibi yumuşak, ama daha etkili metotlara da ağırlık vermiştir. Şiddeti bir cihat yöntemi olarak kullandığı durumlarda da genel itibarı ile savaş hukuku kurallarına riayet etmiş ve sivillere yönelik saldırılardan kaçınmıştır.

İslami metotları kullanmak isteyen hareketlerin en önemlisi ve kendisi dışındaki benzer hareketlerin en önemli ilham kaynağı olan İhvan, kuruluşunun üzerinden uzunca bir süre geçmiş olmasına rağmen günümüz Ortadoğu siyasetinde hâlâ etkili bir rol oynayabilmektedir. Kaygan bir toplumsal tabana sahip olmasına rağmen hareket aktivist karakterini hiçbir zaman kaybetmemiş, bu da hareketi canlı tutmuştur. Bu sayede hareket Arap dünyasının neredeyse tek sivil hareketi olarak adından sıkça söz ettirmektedir.

Bununla birlikte hareket zaman zaman gerçek bir sivil toplum örgütlenmesi örneği gösterememiştir. Bu da hareket ile ilgili önemli şüphelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Şiddeti metot olarak benimsememiş olmasına rağmen zaman zaman şiddeti tamamen reddettiğini açık ve kesin bir şekilde ifade edememiştir. Şiddet merkezli bir yöntem izleyen ve kendini İslami hareket olarak gören diğer akımlar arasında belirgin bir mesafe koymada zaman zaman başarısız olan İhvan, kendi tabanı dışında genelde şüphe ile karşılanmıştır. İhvan, bazı üyelerinin radikal eylemler gerçekleştirdiğini inkar etmemektedir.

İslam adına terör ve şiddet uygulayan radikal örgütlerin eylemleri, İhvan hareketinin İslam dininin şiddet yöntemiyle değil, tebliğ ve irşat faaliyetleriyle yayılması politikasını benimsemesinde etkili olmuştur. İktidara gelmenin ancak demokrasinin araçlarından olan seçimlerle mümkün olabileceği noktasına gelen İhvan, demokratik kurallara uyma konusunda diğer partilerle mutabakata vararak taahhütte bulunmuştur.

DEĞERLENDİRME

1. Türkiye’de 3 Mart 1924 tarihinde hilafetin kaldırılması ile ortaya çıkan boşlukta özellikle İngiltere’nin Müslümanlarını tek elden kontrol etme amaçlı olarak, yakın bir tarih olan 1928 yılında kurulan böyle bir yapılanmayı desteklediği iddiaları vardır.

2. İhvan demokrasiyi bir amaçtan ziyade bir araç gibi görmektedir. Batılı anlamdaki demokrasi ile mutabakatı bu kapsamda bir takiyye görüntüsündedir.

3. Arap baharı hareketinin etkilerinden faydalanarak Mısır merkezli İhvan hareketi üzerinden bütün bir Ortadoğu’yu dizayn etmeye çalışan ABD emperyalizmi uzun süre İhvan’ı destekledi. Ilımlı İslamcı iktidarlar kuşağı yaratma hevesiyle İhvan hareketi kollandı, korundu, beslendi. Bu ilişki bir süre sonra seküler muhaliflerin “İhvan eliyle ılım İslam” projesine karşı başkaldırması sonrasında sekteye uğradı. İhvan iktidarına karşı başlayan kitlesel gösteriler sonrasında İhvan’ın tahtının sallantıda olduğunu gören ABD hareketi terk etti. Siyasal İslam projesi iflas edince de, uzun yıllar süren ABD-İhvan ilişkinin sonuna gelindi. Trump yönetimi İhvan’ı yabancı terör örgütleri listesine aldı.

4. FETÖ’nün uyguladığı teknik ve taktikler ile İhvan’ın uyguladığı teknik ve taktikler benzerlik göstermektedir. Üst seviyede entelektüel görünen İslamcı bir yapının önderliğinde söylem geliştirilmiş, altta ise toplumda kitlesel bir taban yaratmak maksadıyla devlet kurumlarına alternatif sağlık, eğitim, sosyal yardım ve ticaret yapılanmasına gitmiştir. Gelirlerinin önemli bir bölümü bağışlardan gelmektedir. Mısır devlet kurumları içerisine sızan çok sayıda üst düzey İhvan mensubu vardır.

5. Başlangıçta İngiliz sömürgeciliğine karşı anti emperyalist bir yaklaşım ortaya koyan İhvan, sömürgecilerin ülkeyi terk etmesinden sonra mevcut hükümetleri sömürgecilerle özdeş düşmanlar olarak gösteren bir propaganda faaliyeti yürütmüştür.

6. Ortadoğu’da otoriter rejimlerin tasfiyesi maksadıyla Batı destekli olarak başlatılan Arap Baharı hareketinin içerisinde aktif olarak yer alması, hatta süreçte Mısır’da seçimlerle Mursi’nin iktidara gelmesi, sürekli reddettiği Batı ile dönem içerisinde zımnen anlaştığı tartışmalarına yol açmıştır. Ancak Mursi’nin seküler kesimlere olan sert ve uzlaşmaz tavrı bu ortaklığın kısa sürmesine ve İhvan iktidarının bir askeri darbe ile sonlandırılmasına yol açmıştır.

7. İhvan sadece Mısır’da faaliyet gösteren bir örgüt değildir. Diğer Arap ülkelerinde özellikle Suriye’de ve körfez ülkelerinde aktif faaliyet göstermektedir. Genellikle rejim karşıtı olan İhvan’a Türkiye zaman zaman konjonktürel politikalar çerçevesinde destek vermiş, sürgündeki üyelerine kucak açmıştır. Türkiye’de hiçbir İslami oluşum açıkça İhvan ideolojisini benimsiyoruz dememiştir ancak İhvan’ın Türkiye siyasal İslamcıları ile ilişkisi olduğunu tahmin etmek zor değildir.


Reklam

reklam