Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

İkiz Depremler

Ahbap Derneği lideri Haluk Levent, "Haydi, uyu' demek kolay. Yanı başımda yardım edemediğim göz göre göre ölümü bekleyen çocuklar var, anneler-babalar var. Olmuyor işte, uyuyamıyorsun. İnsan ne olmak ister? Hiç kepçe olmak ister mi? Şu an olsam keşke... Tek tek enkazların üzerini açsam..."

Kahramanmaraş Depremi, Aslında Bir İkiz Deprem Oldu: 

Kahraman Maraş’ın iki ilçesi, Pazarcık ve Elbistan, 6 Şubat 2023 tarihinde aynı günün erken ve geç sabahında artçı olmayan iki büyük depremin merkezi oldu.  

Resmi rakamlara göre 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki bu iki deprem, İngiliz Basınında, 9/11 İkiz Kuleler felaketinden esinle olsa gerek, İkiz Depremler olarak adlandırıldı ve bu Anadolu Ajansına da yansıdı. (1)

Bu yazıya başlık koyduğumda, aynı ismin eş zamanlı kullanıldığından haberim yoktu, araştırma sırasında gördüm.  

Depremin ilk günlerinde yaşadığım ve bende iz bırakan hususları, yakın ve uzak çevremden izlenimlerle yazmayı görev bildim. Bu, birkaç aydır ara verdiğim yazılara geri dönmem demekti. 

2023 yılının ilk yazısı içimizi yeniden sızlatan geniş ölçekli “büyük felaket” oldu. 

Gündem: Deprem Öncesi, Deprem Sonrası:

Deprem öncesi gündemde ne vardı?

İlk gündem maddesi ülkedeki ekonomik kriz, enflasyon ve hayat pahalılığıydı. 

İkinci gündem maddesi kuşkusuz EYT mağdurlarının haklarının iadesi olarak karşımızdaydı.

Üçüncü sırada asgari ücret artışı, memur ve emekli zamları ve ek zam talepleriydi.

Dördüncü gündem maddesi hızla ilk sıraya ilerleyen cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleriydi. 

Beşinci gündem maddesi dış politika ve güvenlik sorunlarıydı ve bu madde içinde Yunanistan ve Amerika yakınlaşması, Savaş eksenli Ukrayna ve Rusya sorunu ile mülteciler merkezli Suriye meselesi öncelik alıyordu. 

Son olarak Galatasaray’ın şampiyonluk yürüyüşü ve Fenerbahçe’nin rekabeti gündemde canlıydı. 

Deprem sonrası gündem İkiz Depremler ve buradaki kurtarılacak ve barındırılacak depremzedeler konusu olarak tek kaleme indirgendi.  

Depremin yıkıcı etkisi, iki büyük deprem olması ve havaların Diyarbakır’da bile sıfırın altında 6 derecelere düşmesi gibi olumsuzlukların anlaşılmaz olması aklılara takılıyor. 

An itibariyle Cumhur Başkanı yardımcısı “yüz yılın depremi” diye nitelemede bulunuyor. Artçı deprem sayısı yediyüz elliyi aşmış.

66 ülke arama kurtarma ekibi göndermiş. 21 bini arama uzmanı olmak üzere toplamda 103 bin görevli yer alıyor. 

Peder ne der, kader ne der. İnsanların planlarının kaderin yazısı karşısında parmak izleri siliniyor. 

Ama insan tercihlerinin kaderin hükmü içinde gölgeleri açık-seçik fark edilebiliyor.

İlk 72 Saat: 

Gölcük depremi ile birlikte öğrendiğimiz  “depremde ilk 72 saatin önemi”, (2)   “altın saatler”  tanımlaması ile yapılıyor. Zira bir insan enkaz altında en yüksek direnci ilk 72 saatte gösterebiliyor. 

Özellikle ilk 24 saat arama-kurtarmanın en verimli zamanı olan “pırlanta saatler”. Çünkü ikiz depremlere, soğuk kış ayı, kar, yağmur, don ve yangın eşlik ediyor, her şey ağırlaşıyor. 

Depremzedelerin dayanma gücü hipotermi ile azalıyor. 

Hızlı ve İsabetli Karar Vermenin önemi: 

Kuşkusuz 10 il ve yüzlerce ilçe ile binlerce köyde yaşayan 13,5 milyon insanı etkileyen İkiz Depremler konusunda hükümet elinden geleni azami yapmak zorundadır.  Çünkü vatandaşlar üzerinde ölümcül etkiler artarak sürüyor. Ayrıca üç aylık zaman diliminde Cumhuriyet seçimler yapılacak. 

Tamamen izlenimlerim ve bölge ile temasları olanlar üzerinden bildiklerimi paylaşacağım. 

Her hayat çok önemli. Zamanın marjinal önemi çok yüksek.  

360 TV’ye göre üç saat önce 98.000 görevli varken şimdi 103.800 görevli alanda hizmet veriyor. 

Yakında yığılma bile olur.  

Yapısal sorunlara değinmeyeceğim. Ama hızlı karar verme konusunda iki husus var ki, başarısız olunmuştur. 

Birincisi arama kurtarma ekipleri başta olmak üzere güvenlik kuvvetleri, yardım ve sağlık ekipleri bölgeye geç intikal etmişlerdir. Hatta deprem bölgesindeki kırsal kesim neredeyse tamamen boş kalmıştır. 

Askeri birlikler ve madenciler de gecikerek arama kurtarma faaliyetlerine katılabilmişlerdir. Hükümet 4. seviye afet alarmı verdiğinde, felaketin büyüklüğünün farkındaydı şüphesiz. Büyük bir felakete hızla müdahale, bölgeye süratle intikal çok önemliydi. Özellikle ilk 6 saat… 

Bir hasta için dış ülkeye uçak gönderen irade, AFAD ve yardım teşkilatlarını uçak ve helikopterlerle bölgedeki 10 ile ve bağlılarına gecikme olmadan süratle gönderebilirdi. Çıkarma yapar gibi deprem bölgesine çıkarma yapılması yönündeki beklentimiz maalesef karşılanamadı.

Sabah altı civarı karşılaştığım “bir saat ancak uyumuş kamu görevlisi”, 17 saatlik yolculuktan sonra görev yerine vardı. 

Balıkçıların ikinci gün gönderdiği üç yardım ekibi gittikleri ilçede henüz AFAD ekipleri bir yana Ambulans bile olmadığını söyledi. 

Hatay’dan gelen depremzedeler felaketin büyüklüğünden bahsediyor.  Adıyaman Gölbaşı mezarlığı içine alan mahalle dışında yıkılmış ama hala TV’ler buradan bahsetmedi. 

Özellikle kırsal çok yalnız kaldı.  Vatandaş ilk üç gün sahipsizlik duygusu içinde olduğunu belirtiyor. 

Yıkılan binaların enkazlarından ancak çok azına müdahale edilebiliyor. Teknik arama kurtarma aracı eksikliği insan eksikliğinden çok daha fazla. 

Nitekim beşinci gün bu gerçek zirveden ifade edildi: (3)  "Müdahaleleri arzu ettiğimiz hıza ulaştıramadığımız bir gerçektir”

Depremin Büyüklüğü Önemli mi?

Harvard’da karar verme dersimizde 5P kuralının (Prior Properation Prevent Poor Performance- Ön Hazırlık Kötü Performansı Önler) önemini ve afetlerin büyüklüğünün değil belirsizliğin yıkıcı etki oluşturduğunu gördük. 

Oysa çok değil çeyrek asır bile olmadı Marmara Depreminin üzerinden. 

Türkiye olarak depremlere yönelik ön hazırlığımızın tam olması ve standart önlemlerin önceden hazır olması beklenirdi.

17 Ağustos 1999 Salı günü saat 03.02 sıralarında meydana gelen ve 45 saniye süren Marmara Depremi 7,4 büyüklüğündeydi. Kocaaeli, Yalova, Sakarya, İstanbul ve Düzce'de yıkıma neden olurken, TBMM (Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi̇ Amacıyla Kurulan) Meclis Araştırması Komisyonunun Temmuz 2010 tarihli raporuna göre, depremde 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 43 bin 953 kişi yaralandı. Yaklaşık 200 bin kişi evsiz kaldı, 66 bin 441 konut ve 10 bin 901 iş yeri yıkıldı ve depremden 16 milyona yakın kişi değişik düzeylerde etkilendi. Bununla birlikte 285 bin 211 konut ve 42 bin 902 iş yerinde hasar tespit edildi.

Şu ana kadar resmi rakamlara göre depremde hayatını kaybedenler sayısı 11 Şubat itibariyle, 20 bini, yaralı sayısı da buna paralel 80 bini aşmıştır. Yıkılan bina sayısı ise 10 binleri buluyor. Nihai rakamlar açıklandığında daha büyük sayılarla karşı karşıya kalmak durumda kalacağımızı tüm Türkiye olarak, maalesef biliyoruz.

Neo-Liberal Politikalar Nasıl etkiledi? 

Mülki idare Amiri olarak göreve başladığım yıllarda -kalitesi bir yana- Karayollarının, İl Özel idarelerinin, DSİ’nin, Orman Teşkilatının ve Belediyelerin araç parkları yerel olarak kullanıma hazırdı. 

İkiz Depremlerde zamanında müdahale kadar önemli bir hususta makine ve ekipmanların enkaza müdahale etmekte yetersiz kalmasıydı. 

Yollar, köprüler dış alımla yapılabilir, ihale edilebilir, ama kamu kurumlarının öz ekiplerindeki eksiklik bu depremde çok hissedildi. 

Ahbap Derneği lideri Haluk Levent, "Haydi, uyu' demek kolay. Yanı başımda yardım edemediğim göz göre göre ölümü bekleyen çocuklar var, anneler-babalar var. Olmuyor işte, uyuyamıyorsun. İnsan ne olmak ister? Hiç kepçe olmak ister mi? Şu an olsam keşke... Tek tek enkazların üzerini açsam..."   derken bunu ifade ediyor. (4)

Müteahhitlerin araçları yol, köprü yapsa da afete müdahale edemedi. İşi bitince gitmişlerdi. Kamu kurumlarında “yerel öz araç parkının” önemi bir kez daha ortaya çıktı. 

Dış İlişkilerde Değişim: 

Türkiye son zamanlarda içerde ve dışarda gerilim içindeydi. Özellikle dışarda saldırgan bir imaj oluşmaya başlamıştı. Batı ülkeleriyle, özellikle ABD ve AB ülkeleri ve Yunanistan’la aramızdaki gerginlik tırmanmıştı. En azından basınımızda bu yöndeki haberlerin sayısı bir hayli artmıştı.

Şimdi mağdur bir durumda… İnsani ilişkiler öne çıktı. Yumuşama söz konusu.  Bir yandan Azerbaycan en büyük katkıyı sağlarken, Türk Cumhuriyetleri samimiyetle yanımızda oldu.  Savaşan Rusya ve Ukrayna yardıma geldi, bir arada depremzede kurtarıyor.  Amerika ve Yunanistan’la ilişkiler normalleşmeye başladı. Yunan Başbakanı “biz komşuyuz, komşular zor zamanlarda birbirine yardım eder”  derken, Yunanca bir karikatürde “Hepimiz Türk’üz” denmekteydi. (5)

Doğu-Batı Denklemi ve Ulusal Bütünlük: 

Marmara depreminde, diğer bölgeler gibi Güneydoğu halkı Kuzey Batılı depremzedelerinin yanında olmuştu. 

Güneydoğudaki İkiz Depremde de, diğer bölgeler gibi Kuzey Batı halkı bu bölge halkının sonuna kadar yanında. 

Oluşan ulusal bütünlük birbirimize olan ihtiyacı ortaya koydu. 

Bir kez daha anladık ki biz bir bütünüz ve birbirimize ihtiyacımız var. 

Doğrudan Demokrasi Ya da Halkın Kriz Yönetimi: 

Türk halkı bu felaket karşısında az ya da çok demeden yardıma koştu, koşuyor. Fikir ayrılıkları bir yana kondu. Pastaneci, Balıkçı, Kuruyemişçi, öğrenci, patron, çalışan aynı amaca hizmet ediyor. Koliler araçlara yüklenip gönderiliyor. 

Hatta bölgeden (Adıyaman-Gölbaşı) hem avukat hem de bir siyasi partimizin ilçe başkanı da olan bir arkadaşım; “yardım göndermeyin. Stok yeri yok. Bozulacak. Ara ara gönderin” dedi. 

Türk halkının ilk defa yüzleştiği münferit yağma haberleri şiddetle karşılanıyor. 

Kamu-Özel ayrımı yapmadan, gönüllüler bölgeye akıyor. 

En yakınımda, 16 yaşındaki oğlum şimdi özel bir koleje yardım kolilerini ulaştırmış. Yeni geldi. Genç Ahbablar. Hepsi öğrenci. Harçlıklarından ciddi koliler yapmışlar. Taziyeye de gitmişler. Duyarlı bir nesil. Diğer çocuğum Ahbablara bağış yapmış. Bir diğeri bölgeye gönüllü doktor olarak gitmek istemiş. Seçilemeyince gidenlerin nöbetlerini tutuyor. Meslektaşlarıyla koliler hazırlamış. 

GSM şirketleri vasıtasıyla ya da AFAD hesaplarına bağışlar yapılmış.  Herkes birbirinden habersiz. 

Mahalleye bakıyorum hepsi benzer bir duyarlılıkta.  Yandaki fırın, ortada Kuruyemişçi, Cafe, karşıdaki balıkçı ayrı ayrı ve birbirinden habersiz yardım gönderiyor. Köpeklere mama bile aldılar.  

Yurt dışındaki vatandaşlar da bilişim teknolojileri ile benzer yönetişim sağlamış. 

Vatandaş yönetimi eline almış. Vekaleti askıda tutuyor. 

Örgütlü, örgütsüz…

Doğrudan demokrasi işliyor, halk iktidara gelmiş, yönetimi bizzat deruhte ediyor. Depremzedeleri ayakta tutarken ağırlaşan enkazı elbirliğiyle kaldırıyor. 

Deprem ve Doğal Afet Sorunu: 

Kuşkusuz bu İkiz Deprem, gerek üst üste aynı gün deprem olması, yüksek artçı depremlerin vukuu bulması, Batum’dan Kıbrıs’a kadar geniş bir coğrafyayı etkilemesi, hatta sınır aşan kimliği nedeniyle dış basında “Türkiye-Suriye Depremi” diye adlandırılması ve gerekse Marmara Depreminden üç kat yıkıcı olması nedeniyle baş edilmesi zor bir felaket. 

Bu nedenle olsa gerek BAKFED Onursal Başkanı Avukat Sn. Yaşar Topçu, eski Cumhurbaşkanlarından Sn. Süleyman Demirel’in doğal afetler için yaptığı tanımlamayı burada zikretmek isterim: 

“Doğal afetler olacaktır.  İnsanların alacağı tedbirlerle yıkıcı etkileri çok azaltılabilir. Ama asla tamamen ortadan kaldırılamaz. Zira o Allah’ın kullarını terbiye aracıdır.”

Cumhurbaşkanı Sn. R. Tayyip Erdoğan 20 yıl önce Bingöl Depreminin ardından yaptığı açıklamada yönetimlerin sorumluluğunu vurgulayan şu ifadeleri kullanmıştı (6):

"Yeraltında fay kırıklarından önce bağışlayın söylemek zorundayım, kırılan ar damarlarıdır. Malzemeden çalmanın arkasında ahlak hırsızlığı, demokrasiden çalmak, hukuk kapkaççılığı, siyaset yankesiciliği ve kamu yönetimi kalpazanlığı yatmaktadır.

Bu olay, kamu otoritesinin devlet imkanlarını nasıl kullandığını bütün çıplaklığı ile ortaya koymuştur. Olay kader diye geçiştirilemez.

17 Ağustos depreminden sonra TBMM’de deprem araştırma komisyonu kuruldu. Komisyon 38 öneride bulundu. Hükümetin neler yapıp neleri yapmadığı işte ortada.

Sorun, sadece inşaat malzemesi çalmaya indirgenemez. Depremlerden sonra ortaya çıkan felaketler aslında geçmişten bugüne miras kalmış bir yönetim sorununun sonucudur. İnşaatlarda zemin etüdü, malzeme ve kontrol eksikliği varsa netice bu olur.”

Bu eleştirilerin bugün yaşadığımız ikiz depremler için de doğruluğu yok mu? Hatta eksik kalır mı? Sanki aynı şeyler devam ediyor. Yine de bunun cevabını zaman verecek diyerek yazıma devam edeyim.

7,4 Yetmedi mi? 

Marmara Depremini bilimsel ve teknik olarak eleştirmek yerine, Allah’ın bireysel hak ve özgürlükleri ihlal eden yönetime ikazı olarak gören bir kitle vardı.  Ve kuşkusuz haklı oldukları bir sütun vardı. İlahi adalet gerçekleşti diyor ve meydanlarda pankartla soruyorlardı: “7;4 yetmedi mi?” “Ama bir de zamanda yolculuk yaparak bugün o tarzda bir pankartın aynı şekilde farklı bir yaşam biçimini tenkit edecek şekilde açıldığını tahayyül edin. Sizce o ‘6,8 yetmedi mi?’ pankartını kim ve nerede açardı? (7)

Bu sorunun cevabın verebilecek kişi, ilk pankartı açan hanımefendi ve çevresindekilerdir. Biz Allah’ın kullarını terbiye etme yönüne girmeyeceğiz. Depremin fiziksel büyüklüğü bize bağlı bir etken değil.  Biz başka sorular soracağız. Deprem zararlarının artmasındaki temel sorunları teyit edeceğiz :

- Yerleşme alanları, deprem fay hatlarına yeterince uzak seçildi mi? 

- Zeminin yapısı etüt edildi mi?

- Yapı malzemeleri kalite standartlarında mı ve niteliği uluslararası standartlara uygun mu?

- Ulusal gelir düzeyi artırılarak (fakirlik ve az gelişmişlik) yok edildi mi?

- Hızlı nüfus artışına uygun şehirleşme sağlanabildi mi?

- Özellikle riskli bölgelerin hızlı, denetimsiz kent ve sanayii standardı yükseltilebildi mi?

- Bilgisizlik ve eğitim eksikliği giderilebildi mi?

- Toplumun deprem öncesinde alabildiği çağdaş önlemler ve ön hazırlıklar var mı?

- Büyük ve hantal bir yapıdan uzaklaşılarak hızlı ve etkili müdahale edecek yapılar kuruldu mu?

- Kamu-STK-vatandaş eşgüdümü sağlanabildi mi?

- İbret için 7,4 yetmedi mi?

- Peki “7,7’ de yetmedi mi?”

 

Dipnotlar

(1) https://www.aa.com.tr/en/turkiye/countries-pour-assistance-aid-to-turkiye-following-twin-earthquakes-that-shakes-region/2813904  (Erişim tarihi: 09.02.2023)

(2) Levent Akbay (7 Şubat 2023). https://www.dunya.com/kose-yazisi/ilk-72-saat/685139 (Erişim tarihi: 9.2.2023)

(3) https://www.sozcu.com.tr/2023/gundem/son-dakika-erdogan-bazi-kendini-bilmezler-soygun-yapiyorlar-7587301/ (Erişim tarihi: 10.02.2023) 

(4) https://www.haberturk.com/haluk-levent-insan-hic-kepce-olmak-ister-mi-magazin-haberleri-3563132-magazin (Erişim tarihi: 10.02.2023)

(5) https://www.yenisafak.com/dunya/micotakisten-turkiye-mesaji-cok-cok-acil-bir-durumu-ele-almanin-zamanidir-4505768 (Erişim tarihi: 07.02.2023)

(6) https://www.yenicaggazetesi.com.tr/iktidara-gelmesinden-7-ay-sonra-yasanan-bingol-depreminde-aciklama-yapan-erdoganin-goruntuleri-ortaya-cikti-627713h.htm (Erişim tarihi: 10.02.2023)

(7) https://indigodergisi.com/2020/02/zelzele-7-4-yetmedi-mi/ (Erişim tarihi: 11.02.2023)

(8) Nilüfer Taş (2003). Yerleşim Alanlarında Olası Deprem Zararlarının Azaltılması, Uludağ Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, 2003, ss. 225-231. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/202888

Doç. Dr. Selahattin ATEŞ
Doç. Dr. Selahattin ATEŞ
Tüm Makaleler

  • 11.02.2023
  • Süre : 7 dk
  • 2530 kez okundu

Google Ads