Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

İran’ın 15 Ocak Erbil’deki Nokta Operasyonu, ABD ve İsrail'i Neden Rahatsız Etti?

Yakın zamana kadar sadece HIMARS ve ATACMS füzesi gibi Batı sistemleri tarafından sergilenen, Ukrayna’da bolca da test edilerek önemli bir kuvvet çarpanı olarak lanse edilen bu sistemlere benzer bir isabet seviyesine Fatih 110 füzesinin de ulaşabileceğini tüm dünyaya bu saldırılarla İran gösterme fırsatı yakalamıştır.

İran'ın 15 Ocak'ta Erbil'de MOSSAD'a Füze Saldırısı

İran 15 Ocak gecesi saat 23.30’da Irak'ın kuzeyindeki Erbil kentinin çevresindeki seçilmiş hedeflere 11 adet Fetih 110 füzesi fırlattı. İran füze atışlarının öncelikle, ABD'nin İran'ın Yemen'deki Husi müttefiklerine yönelik bir dizi hava ve füze saldırısı da dâhil olmak üzere, Ortadoğu’da son dönemde yaşanan bir dizi gerilime yanıt olarak yapıldığı yönünde çok sayıda yoruma rastlanıldı. Füze saldırılarının Batı ve İsrail istihbaratıyla bağlantılı Kürt etnik kökenli bir iş insanı olan Peşrev Dizayee'nin evini ve yine İsrail istihbaratı tarafından kullanılan bir üssü hedef aldığı anlaşılıyor. Dizayee, 2003'te ABD'nin Irak'ı işgalini takip eden yıllarda Falcon Group ve Empire World adlı iki şirketin sahibi ve kurucusuydu. Reuters haber ajansına göre Barzani ailesine yakındı. İran saldırısında hayatını kaybeden Dizayee’nin evine dört füze isabet etmişti.

Füze saldırısı sonrasında İran tarafından yapılan açıklamada, “bölgedeki terör ve casusluk karargahlarının balistik füzelerle vurulduğu” bilgisine yer verilmişti. İran Devrim Muhafızları'na yakın Fars haber ajansı, saldırıda İsrail Dış İstihbarat Servisine (MOSSAD) bağlı üç üssün imha edildiğini iddia etmişti. Irak yerel medyasında yer alan haberlerde, başta ABD’nin Erbil Başkonsolosluğu ve Erbil Uluslararası Havalimanı yakınlarında bulunan ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyon üssü olmak üzere birçok bölgede patlama sesleri duyulduğu ifade edilmişti. ABD'nin Irak'ta, Erbil de dahil olmak üzere, IŞİD örgütüne karşı ABD öncülüğündeki koalisyonun bir parçası olarak 2 bin 500 askeri bulunuyor.

İran'ın Pakistan'a 16 Ocak'ta Füze Saldırısı Neden Yapıldı?

İran ayrıca aynı günlerde Pakistan'da teröristlere ait olduğu iddia edilen bir kampı hedef alan başka füze saldırısını yapmayı gerekli gördü. Devrim Muhafızları, 16 Ocak akşamı da Pakistan'daki iki hedefe nokta taarruzu yaptı. Bu taarruzun, geçtiğimiz haftalarda İranlı sınır muhafızlarını öldüren Ceyş el-Adl adlı militan örgütün saldırılarına misilleme olarak yapıldığı söyleniyor. Ceyş el-Adl, İran'ın güneydoğusundaki Beluçların hakları için savaştıklarını söyleyen İranlı Sünni Beluç bir örgüt olarak biliniyor.

Bu saldırılar bir yönüyle İran'ın askeri kapasitesinin dünyaca görülmesi adına kayda değer bir gösterge olarak da kabul ediliyor. Bu saldırılara ve uluslararası medya kuruluşları tarafından servis edilen vurulan hedeflere ait görüntülere bakıldığında, İran ordusunun etkinlikle, kendi sınırları dışındaki hedeflere de hassas saldırılar düzenleyebileceği bir sır olmaktan çıkıyor. Saldırılarda benim en çok dikkatimi çeken şey, yüksek isabet oranı, hassas mühimmat kadar etkili bir nokta hassasiyetinde vuruş kapasitesinin sergilenmiş olmasıdır. Yakın zamana kadar sadece HIMARS ve ATACMS füzesi gibi Batı sistemleri tarafından sergilenen, Ukrayna’da bolca da test edilerek önemli bir kuvvet çarpanı olarak lanse edilen bu sistemlere benzer bir isabet seviyesine Fetih 110 füzesinin de ulaşabileceğini tüm dünyaya bu saldırılarla İran gösterme fırsatı yakalamıştır. Görünüşe göre İran'ın elinde bu tür binlerce füze var ve bu da bölgedeki Amerikan ve İsrail çıkarları için önemli bir tehdit oluşturmak için fazlasıyla yetecektir kanaatindeyim. 

Bu saldırının yapılış şekli aynı zamanda, 7 Ocak 2020 tarihinde Erbil’deki ABD hava üssüne İran’ın düzenlediği balistik füze saldırısını da hatırlatıyor. 2020 yılında gerçekleşen bu saldırıda 100'den fazla Amerikan askerinin travmatik beyin hasarına uğradığı iddia edilmişti. İran o dönemde bu saldırıyı İranlı General Kasım Süleymani'nin öldürülmesine misilleme olarak gerçekleştirmişti. Önceki günkü saldırı ise yine Süleymani ile ilgili gelişen bir hadisenin sonucu olarak gösteriliyor. General Süleymani'nin ölümünün dördüncü yıldönümünde, bu yıl 3 Ocak’ta düzenlenen anma töreni esnasında İran'ın güneyindeki Kerman'da düzenlenen intihar saldırısından rahatsız olan İran, bu saldırıdan günler sonra misilleme yapmak için harekete geçti ve Erbil’de 15 Ocak füze saldırısını yaptı. Hatırlanacağı üzere Süleymani’yi anma törenleri esnasında gerçekleşen terör saldırısı sonrasında 84 İranlı hayatını kaybetmişti.

İsrail ve ABD, İran'ın Son Füze Saldırılarını Nasıl Görüyorlar

Tekrar Erbil saldırısına dönersek, İran’ın bu saldırısı, büyük olasılıkla son saldırı olmayacak. En azından İsrail ya da Amerikan birliklerinin İran balistik füzeleriyle hedef alındığı son saldırı olmayacağını tahmin edebiliyoruz. Aksine artık İran için kapı aralanmıştır. Sahaya birliklerini sürmeden ya da paramiliter güçlere, milislere dayanmadan, doğrudan füze saldırılarıyla ihtiyaç duyduğu zamanlarda istediği hedefi vurabilecektir. Bu kapasiteye sahip olduğunu ispatlayan İran, vuruş hassasiyetini yükselttiği füzeleriyle kendisine açık tehdit olabilecek her türlü oluşumu bertaraf etmeye dönük operasyonlarına odaklanabilecektir. İran tarafından sıklığı ve şiddeti giderek artırılabilecek bir saldırı modelinin devreye sokulduğunu, 15 Ocak saldırısının bu yönüyle iyi bir deneme olduğunu görmek gerekiyor. Bu kapasite, aynı zamanda İran’ın düşmanları tarafından kolay lokma olmayacağına dair de bir manifesto niteliğini taşıyor. Öte yandan İran’ın bu kapasiteye daha önceden ulaştığı farz ve kabul edilirse, şimdi İsrail-Hamas Çatışması devam ederken, İsrail tarafından Lübnan’ın güneyinde Hizbullah mevzileri vurulurken, Yemen’de Huti’ler tarafından deniz trafiğinin seyri zora sokulurken ve Amerikan/İngiliz ortak gücü tarafından Huti mevziileri vurulurken, İran'ın bölgesel düşmanlarını hedef almak üzere biriktirdiği binlerce füzesini kullanma kararı aldığını görmek, beraberinde birtakım endişelere de yol açıyor. 7 Ekim saldırısı sonrasında Filistin topraklarında Amerikan desteğinde katliama başlayan İsrail’in ‘durmaması’ halinde açık hedef haline geleceği, buna da ABD’nin izin vermeyeceği ve devamında tüm Ortadoğu’yu yangın yerine çevirebilecek bazı gelişmelere davetiye çıkarılabileceği yönündeki yorum ve değerlendirmelerin sayısı artmaya başlamıştır.

Bölgedeki gerginliklere diplomatik bir çözüm bulunamazsa, İran er ya da geç bu füzelerden daha fazlasını ateşleyerek bölgede, İsrail-Amerikan ortak iradesine karşı sınırlı da olsa kendi iradesini dayatmaya çalışacaktır. Zira, hassas angajman yetenekleri gelişim Fatih 110 benzeri füzeleri sadece bir depoya kilitlemek için İran’ın yapmadığı aşikardır. Molla rejiminin İslam dünyasındaki etkisi ve saygınlığı, atılan her füze ile yükselişe geçecektir inancındayım. Dolayısıyla, İsrail’in zulmü karşısında zor günler geçirmekte olan Filistinliler ve bu manada Filistinlilere sessiz destek veren Müslüman alemi için İran, kimsenin yapamadığını İsrail’e ve destekçisi ABD’ye yapabilme, ‘küffara’ gereken dersi verebilme kapasitesine sahip olduğunu 15 Ocak Erbil füze saldırısıyla ispatlamıştır. Bu füzeleri tırmanmaya bağlı olarak hiç düşünmeden bölgedeki Amerikan varlıklarını vurmak için kullanmaktan çekinmeyeceklerini değerlendiriyorum. Görünüşe göre Ortadoğu bölgesi büyük bir savaş hızla yaklaşıyor. Bunun emarelerini görüyoruz. 

ABD, İran'a Karşı Bir Tedbir Alıyor mu?

Bu saldırılardaki vuruş hassasiyetini gören ABD, 350 askerinin bulunduğu Suriye’deki bir askeri üssünü boşaltma ihtiyacını hissetti. Bu üs Kamışlı Havaalanına birkaç kilometre uzaklıkta bulunan Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir noktada bulunuyordu. ABD bu üssü, sözde Suriye Demokratik Güçleri denen, PYD/YPG terör örgütünün militanlarını Esat’a karşı ya da İŞİD’e karşı düzenlediği operasyonlar için eğitiyordu. Bu tür üsler esasında İran’ın elindeki Fetih 110 benzeri füzeler için kolay hedef olmaya adaydırlar. Zira bunlar korunaklı bir yapıda inşa edilmiyorlar. Neticede geçici üsler olarak yapılıyorlar. 15 Ocak füze saldırısı benzeri hassas füze saldırılarına karşı savunmasız üsler oldukları biliniyor.

ABD’nin kontrolündeki bu askeri üsler, Türkiye ve İran için ortak kaygılarla ‘tehdit’ olarak görülüyor. Amerikan askerlerine karşı olmasa da, Türkiye, gerektiğinde bu bölgedeki PYD/YPG elindeki terör yuvalarına havadan yere taarruzlar düzenlemeye devam ediyor. Türk ve İranlı liderler geçtiğimiz pazar ve pazartesi günlerinde yaptıkları görüşmelerin sonrasında ortak güvenlik kaygılarını taşıdıklarını ilan etmişlerdi. Geçen Cuma akşamı Irak’ın kuzeyindeki Türk ordusunun askeri üs bölgesine PKK tarafından düzenlenen saldırı da bu manada Suriye’nin kuzeyindeki yapılanma ile eşgüdümlü bir çizgide seyretmektedir.

ABD, Neden Ortadoğu'da Düzenleyici, Kural Koyucu Adil Bir Hegemon Rolünü Oynayamıyor

İran gibi bölgesel bir güç tarafından gerçekleştirilen son saldırılar bir şeyi açıkça ortaya koymaktadır: Şu günlerde Ortadoğu'da kanunsuzluk hüküm sürüyor. Gücü olan bir diğerini vurabiliyor. Bunu başlatan kim? Uluslararası kınamalara ve uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen ABD tarafından desteklenen İsrail tarafından başlatılmıştır. 7 Ekim Hamas saldırısı şüphesiz kimse tarafından tasvip edilebilecek bir şey değildir. Bununla birlikte bu saldırı bahane edilerek, Hamas militanlarını bertaraf edecek operasyonlar yapılması yerine, İsrail halkının başında bulunan Netanyahu Hükümeti ve Ordusu, Gazze’de onlarca yıldır zor şartlar altında yaşam savaşı vermekte olan Filistin halkına karşı bir yok ediş, adeta bir soykırıma dönüşen askeri operasyonları başlatmayı kendilerince gerekli görmüşlerdir. Şimdi dünyada hiç kimse, hiçbir ülke, ABD destekli İsrail Ordusu operasyonlarını, 25 bin civarındaki Filistinlinin öldürülmesine rağmen, canlı yayında yapılmakta olan soykırımları bir türlü engelleyemiyor.

Yemen tarafından ABD ve İsrail'e ait gemilere yapılan saldırılar ya da İran'ın Suriye, Irak ve Pakistan'a yönelik füze saldırıları bu nedenle kimseyi şaşırtmıyor. Hatta bu saldırılarının gerekli olduğuna inanan geniş bir dünya nüfusunun varlığı da bir gerçek olarak ifade ediliyor. ABD'nin İsrail tarafından hunharca işlenmekte olan soykırım suçuna verdiği haksız ve açık destek nedeniyle, İran’ın füze saldırıları da normal görülüyor. Birçoklarına göre ABD ve İsrail, ektiğini biçiyorlar.

ABD’nin Ortadoğu'daki sorunları ve ortaya çıkan çatışmaları ele alışındaki hukuksuzluk dikkat çekicidir. Bir hegemon olarak ABD, bölgeye düzen getirmekten ziyade kargaşa getiren veya kargaşaya destek verenlere destek olan bir görüntü veriyor. Bu nedenle de bölgede bir itibar sorunu yaşıyor. Düzen getirme gücünü kaybediyor. İnanırlığını yitiriyor. 

İnancım odur ki, ABD'nin bir an önce silkinip kendine gelmesi ve İsrail’in Filistinlilere karşı uygulamakta olduğu soykırımı derhal durdurması gerekiyor. Aynı şekilde Suriye’den eline çekmesi ve burada demokratik hayata geçilmesine öncülük etmesi bekleniyor. Değilse bu ülkenin sınırları içinde sözde İŞİD’le mücadele söylemiyle, Kürt etnik kökene sahip Suriye vatandaşlarını bir terörist haline getiren PYD/YPG oluşumlarına tırlar dolusu destek, sayısız askeri eğitim fırsatı sunmakla bir yere varamayacağını Biden yönetimi görmek durumundadır. 

ABD, İran'ın Yanında Türkiye'yi de Kaybetmek "İsteğiyle" Hareket Ediyor

Sadece bu nedenle bile İran’la birlikte Türkiye’yi de kaybetme noktasına gelen Washington’un bölge ülkelerine ve halklarına zarar veren politikasından, güç uygulamalarından vazgeçmesinin zamanı çoktan gelmiştir.

Şimdi bazıları şunu iddia edebilir. Eğer İran veya Türkiye bölgedeki Amerikan varlıklarını, üslerini vurursa o zaman eldivenler çıkar diyebilirler. Bu görünüşte haklı bir uyarı olarak görülebilir. Pakistan istihbaratının bir yönüyle ABD ile yakın ilişkilerini koruduğunu savunanların penceresinden baktığımızda, İran’ın doğudan sıkıştırılması ve bunun da Pakistan eliyle yapılması gerekiyordu. Bunun farkına varan İran, Belucistan ayrılıkçı hareketini kaşıdığı iddiasıyla Pakistan’daki terör yuvalarını vurduğunu açıktan ilan etti. Pakistan ise buna İran’daki bazı noktalara bir anlamda uyarı atışlarıyla karşılık verme yoluna gitti.

Görünüşe göre Pakistan İran tarafından bir saldırıda vuruldu ve Pakistan da İran'a karşılık vermiş oldu. Peki bu saldırılar burada duracak mı? İran ve Pakistan bir şekilde aralarında bir savaş başlatabilir mi? Bu arada İran’ın Afganistan'daki Taliban güçlerini de vurmaya başladığı yönünde haberler geçiyor. 15 Ağustos 2021 çekilmesi sonrasında, Taliban’ın ABD ile mesafeli ancak yakın bir ilişki içinde olduğunu kimse inkâr etmiyor. Bu açıdan bakıldığında, Taliban'ın da harekete geçmesi, bölgeyi İran aleyhine karıştırırken, ABD açısından bir rahatlamayı beraberinde getireceği görülebilir. Bu arada Pakistan’ın İran’a karşı ancak sınırlı bir harple yetinmesi söz konusu olabilir. Pakistan, İran'ın olayları tırmandırmak istemesi halinde nükleer silah kartını kullanabileceğini kimse göz ardı etmese de kanaatimce Pakistan bu kartını çekmek gibi bir delilik yapmayacaktır. Ağırlıklı olarak İran'ın petrol kuyularına, önemli tesislerine ve bazı altyapılarına Pakistan tarafından hava bombardımanları yapılması gündeme gelebilir. Zira bu tür hedefler İran hava gücüyle korunamayacak kadar Pakistan uçaklarının taarruzları için kolay denebilecek hedefler olarak görülüyorlar. Çok hızlı bir şekilde bu tür hedefleri Pakistan devre dışı bırakabilme potansiyeline fazlasıyla sahiptir. Bunu bilen İran yönetiminin Pakistan ile tırmanmaya yol açabilecek adımları atmaktan kendini alıkoyacağını değerlendiriyorum. Büyük olasılıkla da iki ülke gerilimi bu haliyle dondurma yönünde adım atacaklardır. Zira İran, Pakistan’dan ziyade terör yuvası olarak gördüğü Ceyş el-Adl, İran'ın güneydoğusundaki Beluçların hakları için savaştıklarını söyleyen İranlı Sünni Beluç örgütünü kendine hedef alıyor kanaatindeyim.

Sonuç

İran’ın Erbil’deki bir Kürt kökenli iş insanın evine düzenlediği saldırı, ABD ve İsrail’e cevap niteliğinde, İran karşıtı casusluk faaliyetlerini durdurma amacını taşıdığı genel manada kabul görüyor. Bununla birlikte Erbil civarında bulunan Amerikan askeri üslerinin çok yakınındaki bir noktaya gerçekleşen bu nokta noktaya yapılan başarılı saldırı, İran’ın gerektiğinde Amerikan varlığına zarar verebilecek, nokta operasyonları yapabilecek bir kapasiteye eriştiğini de ispatlamış oldu.

Aynı şekilde, Pakistan sınırları içindeki Beluçların haklarını savunan bir terör örgütü evine de nokta atışı yapan İran, Suriye’de gerçekleştirdiği benzer füze saldırısıyla birlikte, kendi topraklarından aynı zamanda üç ülkedeki seçili hedeflere angaje olabileceğini de tüm dünyaya ilan etmiş oldu. Bunun şüphesiz ABD ve İsrail cephesinde yansımaları olacaktır. Öte yandan özellikle Pakistan topraklarındaki Beluç liderliğine yapılan füze saldırısı Pakistan’ı rahatsız etmiş, iki ülkenin arasındaki ilişkinin bir anda gerilmesine neden olmuştur. Nitekim Pakistan da bir misilleme olarak 18 Ocak’ta İran topraklarındaki seçtiği hedeflere havadan yere taarruzlar yapmayı gerekli görmüştür.

Bunun üzerine devreye giren Türk Dışişleri Bakanlığı, Bakan Hakan Fidan öncülüğünde yapıcı diyalog çağrısında bulunmuştur. Bu görüşmelerden çıkan sevindirici sonuç, İran ve Pakistan’ın bölgede gerginliği tırmandırmak istemediklerini söylemeleri olmuştur. Tahran ve İslamabad’ın kendilerinden beklenen sağduyulu bir yaklaşımla, aralarındaki sorunları fazla büyütmeden çözme iradesiyle hareket etmeye devam ettireceklerine inanıyorum.

Kaynakça

Bekir Aydoğan, “İran, Erbil'e füze saldırıları düzenledi”, AA Haber, 16 Ocak 2024, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/iran-erbile-fuze-saldirilari-duzenledi/3109703

Jiyar Gol, “İran'ın Irak, Suriye ve Pakistan'daki füze saldırıları ne anlama geliyor?”, BBC, 18 Ocak 2024, https://www.bbc.com/turkce/articles/c4ny1yj373wo

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 19.01.2024
  • Süre : 6 dk
  • 1281 kez okundu

Google Ads