Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

İsrail, F-35I Adir’lerle İran Nükleer Tesislerini “Görünmeden” Nasıl Vurabilir?

Savaş uçaklarında özel varyantlar olabiliyor. İsrail’in kullandığı F-35I Adir de bu anlayış çerçevesinde, Amerikan Hükümetinin oluru alınarak Lockheed Martin tarafından, F-35A baz alınarak yeni bir varyant olarak üretildi. Resmi olarak halen de İsrail uçakları F-35A olarak görünüyor olsa da, gerçekte bu uçakların neredeyse yeni bir varyant olduğu ve isminin de F-35I Adir olduğu biliniyor.

İsrail, 2017 Yılından İtibaren Fiilen F-35 Lightning II Kullanıcısı

22 Mayıs 2018 tarihinde İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Amikam Norkin, F-35I hayalet (stealth) savaş uçaklarının "farklı cephelerde", aynı anda iki muharebe görevinde uçtuğunu, F-35 savaş uçaklarını muharebede kullanan ilk ülkenin kendileri olduğunu açıkladı. Komutan kanıt olarak Beyrut üzerinde uçan bir F-35 fotoğrafını basın mensuplarıyla paylaştı. Ancak görevlerin içeriğine ilişkin ayrıntıları paylaşmadı. Bununla birlikte, Hava Kuvvetleri Komutanının bahsettiği olayın 9 Mayıs 2018 tarihinde Suriye'de bulunan İran güçlerine yönelik gerçekleştirilen hava taarruzlarında F-35I’ların görev yaptığı biliniyor. Bu, F-35’lerin ilk defa bir muharebe görevinde, hem de İsrail Ordusu tarafından kullanılması anlamına geliyordu.

Aslında F-35I Adir (Mighty One, Türkçesi Muktedir), İsrail Hava Kuvvetlerinin ilave isteklerine, spesifikasyonlarına göre neredeyse yepyeni bir F-35 varyantı olarak üretilmiştir. F-35I’larda farklı bir yakıt ikmal girişi ve kısa meydan inişleri için paraşüt ilave yapılmıştır. Ayrıca daha fazla yük taşıması ve klasik F-35’lere göre harekât yarıçapının daha büyük olması için İsrail’in satın aldığı F-35’ler modifiye edilmiştir. İsrail bu modifikasyonlarla birlikte satın aldığı uçaklar için, F-35 başına 110 ila 125 milyon USD arasında yüksek bir fiyat ödemek zorunda kalmıştır. F-35A’ların yaklaşık 68 milyon USD’ye düştüğü günümüz şartlarında, İsrail’in F-35I’lar için uçak başına ödeyeceği miktarın 85 milyon USD olabileceği öngörülüyor.

F-35I’lara uyarlanan bu türden ilave spesifikasyonlar esasında hava ve uzay sanayisi firmaları için yeni bir uygulama değildir. Geçmişte, müşteri isterleri dikkate alınarak Su-30, F-15 ve F-16 gibi dördüncü nesil savaş uçaklarında da modifikasyonlara gidilmiştir. Bir ülkenin uygulamakta olduğu hava kuvvetleri doktrinine ve stratejik önceliklerine göre aviyonikler ve silahlar yanında ilave iyileştirmeler de yapılabilmektedir. Savaş uçaklarında özel varyantlar bu şekilde çıkmaya başladı. F-35I Adir de bu anlayış çerçevesinde, Amerikan Hükümetinin oluru alınarak Lockheed Martin tarafından F-35A baz alınarak yeni bir varyant olarak üretildi. Resmi olarak halen de İsrail uçakları F-35A olarak görünüyor olsa da, gerçekte bu uçakların neredeyse yeni bir varyant olduğu ve isminin de F-35I Adir olduğu biliniyor.

İsrail Geleneksel Olarak Yabancı Ülkelerden Aldığı Savaş Uçaklarını ‘Yerlileştiriyor’

İsrail Ordusu, geleneksel olarak satın alacağı savaş uçaklarında kendi ihtiyaçlarına göre modifikasyonlar yapılmasını istemektedir. Bu modifikasyonlar bazen üretici tarafı kabul ederse, İsrail Havacılık Sanayisi tarafından (IAI-Israel Aerospace Industry) da yerine getirilebilmektedir. Örneğin günümüzde İsrail, normal F-15’lere göre modifiye edilmiş F-15I Ra'amlar ("Thunder") ile yine özel bir varyant olan iki kişilik F-16I Sufa savaş uçaklarını kullanmaktadır. Gerektiğinde, ilave yetenek kazandırmaları kendisi yapan İsrail, örneğin, 1981 yılında o zamanlar yeni olan ve bomba atma özelliği bulunmayan F-15A Eagle hava üstünlüğü uçaklarına yaptığı modifikasyonla, bu uçakların bombardıman uçağına dönüştürülmesini sağlamıştır. Bazı iddialara göre, bomba atma kabiliyeti kazandırılan F-15I Ra’amlar ile aynı yıl içerisinde Irak'ın Osirak nükleer reaktörünü, F-16’larla birlikte bombalamıştır. Halihazırda İsrail Hava Kuvvetleri'nin envanterinde F-15I uçaklarından 25 adet, diğer F-15 A/B/C/D varyantlarından ise 50 adet F-15 uçağı bulunuyor.

Lockheed-Martin, ABD haricindeki F-35 kullanıcısı ülkelerin program ortağı olmasına ve bu kapsamda uçağın geliştirilmesi için yüz milyonlarca dolar katkıda bulunmalarına rağmen, F-35'te bu ülkelerden herhangi birinin talep ettiği spesifikasyonlara sıcak bakmamakta, bu bağlamdaki özel modifikasyonlara prensip olarak izin vermemektedir. Bunun için de, kullanıcı ülkelere özgü ayrı varyantlar yaratmanın getireceği ek maliyetleri ve bundan kaynaklanabilecek gecikmeleri gerekçe olarak öne sürmektedir. Gerçekten de bu çok uluslu beşinci nesil müşterek bombardıman uçağının üretim takvimini yönetmek, uçakların bakım ve idamesi kapsamında ihtiyaç duyulan parçaları üretmek, genel lojistik akışını aksatmadan yürütebilmek halihazırda Lockheed Martin’i fazlasıyla zorlamaktadır. Özel üretim F-35’ler de devreye girerse, halen ağır aksak giden F-35 programının yönetilmesi neredeyse imkânsız hale gelebilir kanaatini ben de taşıyorum.

Her şeye rağmen, İsrail bir istisna yaratmayı başardı. F-35'in geliştirilmesinde bir yatırımcı olmamasına rağmen Tel Aviv yine de 50 adetlik ilk siparişle programa katılmakta gecikmedi. Ayrıca, milyarlarca dolar değerindeki F-35 kanatları ve sofistike kask setlerinin İsrail'de üretilmesini ve bunun için gerekli kaynağın ABD askeri yardımlarından aktarılmasını içeren, İsrail için çok uygun şartları olan bir anlaşmaya imza attı. Bu antlaşmayla, F-35’lerin fabrika seviyesi bakım tesislerinden birisinin de İsrail’de kurulması karara bağlanmıştır. 

İsrail, Envanterindeki F-35 Sayısını 75’e Çıkarıyor

İsrail ile ABD arasında imzalanan antlaşma kapsamındaki F-35 tedarik programının kilometre taşları şu şekilde taraflar arasında belirlenmişti:

2010: İsrail, ABD hükümetinin Yabancı Askeri Satış süreci aracılığıyla F-35'i seçen ilk ülke oldu

2016: İsrail Hava Kuvvetleri ilk F-35I ADIR'ı ABD’de teslim aldı

2016: F-35I ADIR AS-1 olarak bilinen ilk İsrail F-35'i Fort Worth, TX'de uçtu

2016: İlk iki F-35 "Adir" Nevatim Hava Üssü’ne ulaştı

2017: İsrail Hava Kuvvetleri İlk Operasyonel Kabiliyet (IOC) ilan etti

Bu kapsamda, İsrail’e ait ilk dokuz adet F-35 uçağı, 6 Aralık 2017 tarihinde Be'er Sheva yakınlarındaki Nevatim Hava Üssü'nde harbe hazır olarak konuşlandırıldı. Geri kalan 6 adet uçağın da 2018 yılında teslimi yapıldı. Böylece bu hava üssünde ilk İsrail F-35I filosu aktive edilmiş oldu. İsrail şu ana kadar 39 adet F-35 savaş uçağını envantere dahil etti. Anlaşma gereği, 11 adet daha F-35 uçağı İsrail’e sözleşme takvimine uygun olarak 2024 yılı sonuna kadar teslim edilecektir. Böylece iki F-35I filosunu aktive eden İsrail Hava Kuvvetleri, bir üçüncü F-35I filosuna daha ihtiyacı olduğunu İsrail Hükümetine deklare etmiştir. Bu kapsamda, İsrail Hükümeti; ABD Hükümetiyle, 2023 yılının Temmuz ayı başında 25 adet F-35 Lightning II savaş uçağı ve ilave sistemleri/silahları satın almak için 3 milyar USD değerinde sözleşme imzalandığını duyurdu. Bu arada, bu uçakların da İsrail'in ABD'den aldığı savunma yardım paketiyle finanse edileceği bilgisi aktarıldı. Yeni sipariş ile İsrail Hava Kuvvetlerinin envanterindeki F-35 sayısının 75'e çıkması ve filo sayısının da üçe yükseltilmesi amaçlanıyor.

Orijinal sözleşmeye göre, İsrail tarafından teslim alınan ilk 19 adet F-35’in, Amerikan Hava Kuvvetlerinin kullandığı standart F-35A’larla aynı olması, sonraki 31 adedinin modifiye edilmiş F-35I'lar olması gerekiyordu. Bununla birlikte, çoğu medya kaynağı tüm uçakların F-35I olacağını, İsrail standartlarına uygun olarak F-35’lerin İsrail’de görev yapacağını iddia ettiler. Ben de farklı bir konfigürasyon olmasını beklemiyorum. Nitekim ilk parti F-35’ler İsrail’e gelir gelmez, açık mimarili bir İsrail Komuta, Kontrol, İletişim ve Bilgi İşlem (C4) sistemi ile takviye edilmesi yoluna gidildi.

Bilindiği üzere, kullanıcı ülkeleri ABD’ye bağımlılığa zorlayan F-35’lerin üzerindeki sofistike uçuş bilgisayarı ile küresel lojistik sistemi ALIS, pek çok F-35 kullanıcısı ülke tarafından sıkıntılı bir alan olarak görülüyor. Kullanıcılar, F-35'in görev bilgisayarının kaynak kodlarına daha fazla erişim hakkı istiyor. Böylece kendi milli ihtiyaçları doğrultusunda gerektiğinde harekât görevlerini ABD’nin bilgisi ve dahili olmadan, ABD’den bir anlamda izin almadan planlamak ve icra etmek istiyorlar. Öte yandan Lockheed Martin, hem ticari, hem gizlilik ve hem de uçuş emniyeti temelli nedenlerle kaynak kodlarına tam erişim hakkını hiçbir ülkeye vermek istemiyor.

Lockheed Martin F-35’in Kaynak Kodlarını İsrail’e Veriyor

Lockheed Martin bu erişim hakkını kimseye vermezken, İsrail’e kapıları sonuna kadar açmış veya açmak durumunda kalmıştır. İsrail F-35I'leri, Lockheed'in işletim sisteminin "üstünde" çalışan İsrail yapımı bir C4 programına sahip olacaktır. F-35'in temel yeteneklerinden biri, sensörleriyle veri toplama ve bunları dost kuvvetlerle paylaşma konusundaki üstün kabiliyetinden gelmektedir. İsrail bu paylaşım grubunda yer almayı istemektedir. Dost hava ve kara kuvvetleri tarafından kullanılan veri bağlantılarıyla kendi sisteminin uyumluluğuna önem veren İsrail, düşman karadan karaya roketatarların ve karadan havaya füze sistemlerinin konum bilgilerini F-35 ortak bilgi havuzundan almayı gerekli görmekte, bu hakkını da kaybetmek istememektedir. Dolayısıyla İsrail, hem kendi milli görev bilgisayarını kullanabilme hem de müttefik ülkelerin F-35 veri bankasından yararlanma hakkına kavuşmuş yegâne ülkedir.

Yeni sistem ayrıca IDF'nin İsrail yapımı veri bağlantıları ve radar karıştırma podları gibi savunma amaçlı aviyonik sistemler kurmasına da olanak tanımaktadır. İsrail Ordusu, sinyal bozucu kapsüller gibi savunma amaçlı karşı tedbirlerin uygun ve kullanılabilir hale geldikçe "tak ve çalıştır" yöntemiyle kurulabilmesi esnekliğine özellikle önem vermektedir. İsrailli firmalar Elbit ve İsrail Havacılık ve Uzay Sanayisi IAI, bu tür sistemlerin başlıca geliştiricileri arasında yer almaktadırlar. Bununla birlikte, F-35'in son derece "birleşik" aviyonikleri nedeniyle, bu tür tak ve çalıştır desteğinin hem F-35 yazılımına hem de görünüşe göre uçak gövdesine yerleştirilmesi gerekmektedir. Eklentiler gövdenin alt kısmındaki ve kanatların ön kenarındaki özel açıklıklara monte edilmiştir. 

İsrail ayrıca F-35'in harekât yarıçapını uzatmak için iki farklı harici yakıt tankı geliştirmiştir. Bunlardan ilki Elbit'in yan kuruluşu tarafından geliştirilen 425 galonluk kanat altında taşınan harici yakıt tanklarıdır. Bu yakıt tankları, düşman hava sahasına yaklaşırken jettison edilebilecektir. Böylece, uçağın düşük görünürlüğü düşman hava sahasına girildiğinde yeniden kazanılmış olacak, harici yakıt tanklarıyla görünür olduğu zamanlarda menzilin artırılması mümkün olabilecektir. IAI, Lockheed ile birlikte, düşük görünürlük ve gövde aerodinamiğinden ödün vermemek için F-35 gövdesine "sarılan" (F-16 konformal yakıt tankları benzeri) civatalı konformal yakıt tanklarını geliştirdi.

F-35I ayrıca, başta Python-5 kısa menzilli ısıya güdümlü IR havadan havaya füzesi olmak üzere, 60 mil menzilli SPICE tipi mühimmat ailesini, yine İsrail tarafından geliştirilen önemli silahları dahili silah bölmesinde taşıyabilmektedir.

F-35’lere kendi silahlarını entegrasyon hakkı sadece İsrail’e verilmemiştir. Aynı şekilde İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri ve Donanması da, ülke envanterindeki F-35'lerinin Meteor ve ASM-132 havadan havaya füzelerini kullanabilmektedir. Bu arada Norveç ve Avustralya'nın F-35’lerinin, Norveç yapımı Deniz Taarruz Füzesini taşıyabildiği, bu sayede deniz kontrol görevlerinin başarıyla yapılabildiği bilinmektedir. Bu manadaki özel entegrasyonları kendi açısından da bazen olumlu bulan ABD; NATO'daki bazı ortaklarının B-61 nükleer bombalarını atabilmeleri için özel olarak modifiye edilmiş F-35'lerden satın almasını (daha fazla mali külfete katlanmalarını) isteyebilmektedir.

Adir Bağlamındaki İsrail’in İzlediği Strateji Nedir?

Norkin'in F-35 operasyonlarını duyurması, savaş uçaklarının fiilen konuşlandırılması kadar İsrail stratejisinin de ayrılmaz bir parçasıydı. Tel Aviv; İsrail Hava Kuvvetlerinin envanterine giren yeni F-35 savaş uçaklarının artık kendisine tehdit gördüğü potansiyel düşmanlarının (başta İran, Suriye ve Hizbullah olmak üzere) hava sahalarına kolaylıkla, kimsenin ruhu dahi duymadan sızma kabiliyetine sahip olduğunu göstermek istemiştir. Düşük görünürlüklü bu hayalet uçakların ‘bir gece ansızın gelebileceğini’, F-35’lerden atılan ilk bomba hedefini vurana kadar düşman radarlarının bu uçakları fark edemeyeceğini bilmelerini istiyor.

F-35 Lightning II, daha önceki dördüncü nesil jetlere kıyasla, sürat ve manevra yetenekleri yönüyle ‘vasat’ bir uçak olarak görülüyor, uçuş performansının bazı dördüncü nesil uçaklara göre düşük olması nedeniyle eleştiriliyor. F-35’ten görüş içi mesafelerde yüksek performanslı dördüncü nesil savaş uçaklarıyla it dalaşına girmesi, IR hava hava füzeleriyle ve gerektiğinde makinalı topunu kullanarak düşman uçaklarını bertaraf etmesi bekleniyor. Görüş içinde it dalaşı için üretilmeyen, dolayısıyla bu konuda doğal olarak pek de iyi olmayan F-35 eleştiriliyor. Bu uçağın destekçileri ise, F-35'in düşük görünürlük, sensör füzyonu ve uzun menzilli füzelerinden faydalanarak kendisinden manevra yeteneği daha yüksek ve aynı zamanda süratli, çevik rakiplerini uzaktan kolaylıkla alt edeceğini, zarar görmeden yüksek yoğunluklu tehdit ortamındaki hedefleri vurabileceğini, düşman füzelerinden kolaylıkla kaçınabileceğini, bu platformun esas fonksiyonunun görünmeden kendisine tahsisli satıhtaki hedeflerini vurmak olduğunu, neticede genel yelpazedeki hava harekât görevlerini yerine getirmek için F-35’lerin yeteneklerinin optimize edildiğini savunuyorlar.

İsrail açısından F-35’lere bakıldığında ise, havadan yere bombardıman görevlerinde daha etkin bir savaş makinası görmek istiyorlar. Zira, havadan yere taarruz etme vurgusu İsrail Hava Kuvvetleri için öncelikli bir görev alanıdır. İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiği 1948 yılından bu yana tarihsel olarak havadan havaya muharebelerde, havadaki rakiplerini çoğunlukla alt etmiş bir İsrail Hava Kuvvetleri görünümü var. Ancak bombardıman görevlerinde durum biraz İsrail’in aleyhine gelişebiliyor. Örneğin 1973 Yom Kippur Savaşı'nda satıhta konuşlu Sovyet yapımı hava savunma silah ve sistemlerine karşı İsrail Hava Kuvvetleri oldukça ağır kayıplar vermişti. O zamandan bu yana İsrail jetleri Lübnan ve Suriye'ye düzenledikleri çok sayıdaki bombardıman görevleri öncesinde, düşman SAM'larına karşı hep tetikte olmayı gerekli gördüler. Bunun için de SAM ve uçaksavar mevzilerinin yerlerini öğrenmek için ELİNT yeteneklerine dayalı istihbarat faaliyetlerine ağırlık verdiler. Ancak bu özen sayesinde, harekât planları başarıyla uygulanagelmiştir.

Buna rağmen %100 başarı her zaman mümkün olamıyor. 2018 yılının Şubat'ında Suriye'nin S-200 füzelerinin bir İsrail F-16'sını düşürmesiyle on yıllardır ilk kez İsrail bir savaş uçağını kaybetmiş oldu. İsrail’in envanterine girdikten sonra, F-35'lerin bu tür taarruzlara katıldığına dair söylentiler vardı, ancak henüz hazır olmayan F-35’lerle bu erken aşamada düşman toprakları üzerinde görünmek riskliydi. Hem İsrail hem ABD, Suriye veya Lübnan üzerinde bir hava aracı kaybetme riskini alamazdı. Buradan hareket edildiğinde, bu söylentilerin çoğu muhtemelen doğru değildi diyebiliriz.

İran’a F-35I Adir’lerle Görünmeden Saldırı Olasılığı Nedir?

Aradaki kısa dönemi saymazsak, 2009'dan bu yana iktidarda olan Başbakan Benjamin Nethanyahu, müzakere edilmiş çözümlere karşı çıkarak ve açık bir şekilde gerektiğinde baltalayarak İran'ın nükleer araştırma programını bastırmak için askeri güç kullanmaktan yana bir tavır sergilemeye devam etti. Tel Aviv temelde ABD'nin böyle bir stratejik taarruzun parçası olmasını arzu ettiğini yıllardır hiç saklamadı. Şimdi elinde F-35I’lar varken, normal F-35’lere göre daha uzun mesafelere erişebilirken, muhtemelen bundan böyle ABD olmadan da İsrail Hava Kuvvetleri unsurları İran nükleer tesislerini vurma potansiyeline erişmiş durumdalar. 

Şüphesiz bu tür bir harekât görevi yine de kolay değil. Zira İsrail uçaklarının altı yüz mil ötedeki İran hava sahasına ulaşmak için Türkiye ya da Ürdün ile Suriye toprakları üzerinden geçerek Irak'a ulaşması, oradan İran’ı vurması gerekiyor. Ayrıca İran derinliklerindeki hedeflere erişmek için de ilave uçuş yaparak bombardımanlar gerçekleştirilebilir. Bu tür bir görev halihazırda muharebe yüklü dördüncü nesil savaş uçaklarının harekât yarıçaplarını aşan bir planlamayı gerektiriyor. Dolayısıyla, bu tür bir görevi icra edebilmek için havadan yakıt ikmal tanker uçaklarına ihtiyaç duyuluyor. Ayrıca İsrail'in, savaş uçaklarının geçeceği koridorları temizlemesi, bu kapsamda İran hava savunmasını etkisiz hale getirmesi ya da yok etmesi gerekiyor. Tüm bunlar birbiriyle iç içe geçen bir görev yelpazesini ve görevlerin gereksinimlerine uygun uçak planlaması yapılmasını gerektiriyor.

İsrail jetleri 2007 yılının Eylül ayında sözde Suriye'nin kuzeyindeki bir nükleer reaktörü imha etmek için Türk hava sahasını ihlal etmişti. O yıllarda Türk yetkilileri ile bu hava sahasının kullanımı konusunda bir ön koordinasyon ve/veya bilgilendirme olduğunu farz ve kabul ediyorum. Ancak şimdiki şartlarda, İran’ın nükleer tesislerini vurmak, 1981 yılındaki Osirak veya 2007 yılındaki Suriye hedeflerini vurmaktan daha karışık bir harekât planlamasını gerektiriyor. Daha fazla ülkenin hava sahası kullanılmak durumundadır ki günümüz şartlarında bu izinleri almak, her şeyden önce garanti değildir. İzinlere yönelik siyasi görüşmeler ise İran’a baskın tarzı bir hava harekâtı yapılmasını neredeyse imkânsız hale getirir. Sağır sultan bile ne zaman ne yapılacağını duyar. İran gerekli hazırlıkları yaparak İsrail uçaklarını karşılar. Harekatın başarılı olma ihtimali oldukça düşer.

Burada İsrail’in imdadına görünürde F-35I uçakları yetişiyor. Ancak, F-35I’ların düşük görünürlükten ödün vermeden harici yük ve/veya harici yakın tankı taşıması söz konusu değildir. Eğer F-35I’lar harici yakıt tankları yüklü olarak (Beastmode) hedef bölgesine gönderilecekse, şüphesiz klasik dördüncü nesil bombardıman uçaklarına göre F-35I’ların harekât çapı daha büyük olacaktır. Ayrıca, İran'ın hava savunmasını dördüncü nesil jetlere göre F-35I’lar daha kolay delebilirler ve tarafsız ülkeler tarafından tespit edilmeden onların hava sahalarını da kullanabilirler. Nükleer tesislerin F-35I7lar tarafından bombalanması demek, bu kapsamda teşkil edilecek paket taarruz kolunda yer alacak uçak sayısının mümkün olduğunca daha az olması, böylece daha küçük bir paketle düşman radarlarına görünme ihtimali daha düşük olan bir görev planlaması yapılabilir.

Sonuç

Her halükârda, İsrail’in İran içlerindeki nükleer tesisleri vurması, F-35I’ların sahip olduğu büyük harekât yarıçapı avantajına ve silah taşıma kapasitesinin daha yüksek olmasına rağmen, yakın gelecekte, İsrail uçaklarının görünmeden İran içlerindeki nükleer tesisleri vurma ihtimalinin düşük olduğunu değerlendiriyorum. Öte yandan, Irak hükümeti ile yapılacak gizli bir antlaşma ile, Irak’ın kuzeyine geçici konuşlandırılacak F-35I’larla görünmeden İran nükleer tesislerinin görünmeden, kolaylıkla vurulabileceğini öngörüyorum. Bakalım zaman ne gösterecek.

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 21.08.2023
  • Süre : 7 dk
  • 2007 kez okundu

Google Ads