Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

İsrail İstihbarat Sistemi Hamas Saldırısını Neden Öngöremedi? Hangi Kurum (MOSSAD, Şin Bet ve Aman) Bundan Sorumlu Tutulmalı?

Hamas’ın son aylardaki göreceli sakinliğinin esasında bu saldırıya yönelik stratejik planlamasının bir parçası olduğu önceden anlaşılabilmeliydi. Hamas'ın saldırısı hakkında önceden bilgi sahibi olunamamasını, muazzam bir istihbarat hatası olarak değerlendiriyorum.

7 Ekim Hamas Saldırısının Yankıları Devam Ediyor

Hamas'ın geçtiğimiz Cumartesi günü erken saatlerde İsrail'e çok noktadan baskın tarzında gerçekleştirdiği saldırı, eşi benzeri görülmemiş bir olay tanımlanıyor. İsraillilerde ulusal bir travma yaratacak kadar derin izler bırakacağı konuşuluyor. Hamas’ın bu saldırıyla öncelikle İsrail’i bir rehine anlaşmasına razı etmek ana hedefine göre hareket ettiği, bu çerçevede çok sayıda İsrailliyi rehine olarak ele geçirmeyi hedeflediği anlaşılıyor. 

Bununla birlikte İsrail esir takasını gündeme getirmekten ziyade topyekûn bir harekâta başlayacağını ima eden açıklamalar yapmaya başladı. Bu durumda rehine ve tutuklu değişimi konusu yakın dönem için küçük bir ayrıntı olarak kenarda bekleyebilir düşüncesindeyim.

Bu saldırının ardından İsrail hükümeti geniş çaplı bir misilleme harekâtına hazırlanıyor. Gazze'de Hamas'ı devirmenin zamanı gelmiş olabilir. Bu harekât, Suudi Arabistan'la yapılan normalleşmeye dönük anlaşmayı da etkileyebilecek stratejik öneme sahip olağandışı bir askeri hareketlilik olarak gelişebilir. 170.000 aktif ve 465.000 sefer yedeği insan gücüne sahip İsrail Ordusu, tüm dünyanın gözü önünde tank ve ağır toplarını Gazze sınırına yığmaya başladı. Emarelere bakıldığında, önümüzdeki günlerde bir kara harekâtı yapılma olasılığı artıyor. 

İsrail Ordusunun geçmişte Gazze Şeridine düzenlediği operasyonların süresini ve şiddetini biraz da uluslararası toplumun operasyonlara verdiği tepkiler belirliyordu. Kanaatimce, yakında Gazze’ye girmesi beklenen İsrail Ordusu; askerî açıdan hedeflerini ele geçirinceye kadar askerî harekâtını sona erdirmeyecektir. İsrail’in maksimalist hedefler peşinde olacağını, kayıpların onları yıldırmayacağını ve bu çatışmanın doğasının şiddetli ve uzun süreli olacağını söyleyebiliriz. Bunun aynı zamanda her yönüyle çok maliyetli bir askerî harekât olacağını varsayabiliriz. Her iki taraftan da çok sayıda kayıp verilecektir. Ordunun ne kadar ileri gidebileceği İsrail hükümetinin, dolayısıyla Netanyahu’nun insafına ve hükümeti oluşturan koalisyon ortaklarının siyasi iradesine bağlı gelişecektir. Hamas’ın elinde bulunan 130 İsraillinin durumu bir pazarlık konusu olabilecekse de, elde rehine tutmanın caydırıcılık faktörü de bir yere kadar çalışacaktır. Maksimalist Netanyahu’nun, cezalandırma ve/veya misilleme operasyonunda Hamas’ın elindeki esirleri feda edebilecek kadar ileriye gidebileceğini farz ve kabul etmek gerekiyor kanaatindeyim.

Bu arada eğer bu harekât çok kanlı ve can kaybının yüksek olduğu bir operasyona dönüşürse, bu durum bölgedeki diğer radikal grupları da harekete geçmeye zorlayabilir ve tırmanma sarmalı İsrail’in beklediği gibi, çok cepheli (Lübnan, Batı Şeria ve Gazze Şeridi) bir savaşa yol açabilir. Lübnan'ın kırılgan ekonomisi nedeniyle zayıflayan Hizbullah ve Körfez ülkeleriyle yakınlaşma arayışında olan İran, İsrail-Hamas savaşına, zayıf da olsa, dahil olma ihtimali olan aktörlerdir.

Öte yandan, İsrail Ordusunu meskûn mahallerde muharebe ve şehir savaşları bekliyor. Sokaktaki İsraillinin öfkesi esas alınırsa, Gazze'yi taş devrine geri gönderinceye kadar bu savaş sürebilir. Her durumda Ordu Gazze içlerine kadar girecekse, çok zorlu bir direnişle karşılaşacaktır. Kaçınılmaz olarak önemli oranda sivil kayıplar yaşanacaktır. İlk etapta, Hizbullah'ın İsrail tarafına birkaç bomba ve füze atması normal bir gelişme olarak okunacaktır ancak kimse şimdilik Hizbullah’ın Hamas’ın yanında topyekûn bir savaş başlatmasını beklemiyor. Öte yandan, sıranın kendisine de bir gün geleceği öngörüsüyle, Hizbullah, Hamas’la yakın temasa geçebilir, birlikte İsrail Ordusuna karşı yıpratma harekâtı düzenleyebilirler. Harekât konusunu önümüzdeki günlerde çokça konuşacağımız anlaşılıyor.

Bu Saldırı Nasıl Olabildi?

Bu arada Hamas niye böyle bir saldırı düzenledi sorusunun cevabı da henüz netleşmedi. Zamanlama yönüyle hem Netanyahu Hükümetinin sertlik yanlısı olması hem de mevcut hukuki düzenlemelerin ülkeyi krize sokması, kurumların zayıflaması, Hamas’ı cesaretlendirmiş olabilir.

Benjamin Netanyahu hükümetinin Filistinlilere yönelik sert politikalarının saldırılara ve istihbarat zaaflarına katkıda bulunduğu iddia ediliyor. Her şeye rağmen İsrail İstihbaratının topyekûn çuvalladığı konusunda çoğu uzman hemfikir. Olanlara bakıldığında, Hamas'ın bu kadar acımasız bir şekilde saldırabileceğini tahmin bile edemeyen İsrail istihbarat birimlerinin, Gazze Şeridindeki gelişmelere kayıtsız kaldıkları, Batı Şeria’ya, İran ve Hizbullah’a daha fazla odaklandıkları anlaşılıyor. İsrail'de anayasa ve yargı reformu konusunda yaşanan siyasi krizin de istihbarat teşkilatı birimlerine olumsuz yansımalarının olduğu, bu durumu takip eden Hamas’ın en uygun yer ve zamanda 7 Ekim saldırılarını yapabildiği değerlendirmeleri yapılıyor.

İsrail İstihbarat Bu Saldırıyı Önceden Tahmin Edebilir miydi?

İsrailli kaynaklar, saldırının zamanlamasının derin bir anlamı olduğunu ifade ediyorlar. Ancak bunun zamanlama ve uygulama yönüyle sürpriz bir saldırı olmakla birlikte stratejik ölçekte önemi bulunmadığını iddia ediyorlar. İsraillilere göre Hamas; İsrail'in bir devlet olarak yok edilmesi hedefini kendi bayrağına kazıyan ve bu uğurda her şeyi yapmaktan geri kalmayacağı bilinen bir terör örgütüdür. Bununla birlikte İsrail’i referans alan çoğu kaynağa göre, İsrail istihbarat örgütleri kendilerinden beklenen uyarıyı Hükümete zamanında yapamadılar. İstihbarat zafiyetine vurgu yapan uzmanlar, büyük bir gizlilikle bu saldırıya hazırlanan, saldırı öncesinde tatbikatlarla denemeler yapan Hamas’ın faaliyetlerinin takip edilmesi, niyet ve zamanlamasının saldırıdan önce anlaşılması ve önleyici tedbirlerin devreye sokulması gerektiğini öne sürüyorlar. Yaşanan durumu, hasmı anlamada ciddi bir stratejik hata olarak görüyorlar. Hamas’ın son aylardaki göreceli sakinliğinin esasında bu saldırıya yönelik stratejik planlamasının bir parçası olduğu önceden anlaşılabilmeliydi.

Hamas'ın saldırısı hakkında önceden bilgi sahibi olunamamasını, muazzam bir istihbarat hatası olarak değerlendiriyorum. Ancak bunu iddia edebilmek için, İsrail istihbarat sistemine bütüncül bir yapıda göz atmakta fayda görüyorum.

İsrail’in İstihbarat Kurumları

Her devlette olduğu gibi, İsrail’in istihbarat kurumlarının amacı da, İsrail devletinin güvenliğini ve çıkarlarını korumak için istihbarat toplamak ve analiz etmektir. İsrail'in üç büyük istihbarat kurumu bulunuyor: Aman, MOSSAD ve Şin Bet (Şabak). Özetle, Aman askeri istihbarat, MOSSAD dış istihbarat ve Şin Bet ise iç istihbarat odaklı faaliyet gösteriyor. Bu kurumların her birinin İsrail'in güvenlik ve istikrarının sağlanmasında kritik bir rol üstlendikleri, devlete yönelik iç ve dış tehditleri öngörmek için faaliyet gösterdikleri, ihtiyaç duyulan her türlü istihbaratı toplamak ve analiz etmek için yakın işbirliği içinde çalışmakta oldukları biliniyor.

1. Aman (İsrail Askerî İstihbarat Direktörlüğü): 

İsrail Ordusunun istihbarat ajansıdır. Askeri istihbarattan sorumludur. Aman; İsrail'e yönelik potansiyel askeri tehditler hakkında istihbarat toplanmasına, potansiyel hedeflere yönelik hedef dosyalarının hazırlanmasına ve askeri operasyonların genel istihbarat ihtiyacının karşılanmasına öncülük eden bir kurumdur. Aman, Askeri İstihbarat Direktörlüğü olarak bilinmektedir. Başbakan ve kabine için kapsamlı ulusal istihbarat tahminleri, günlük istihbarat raporları, istihbarat durum değerlendirmeleri, savaş riski tahminleri, yakın Arap ülkeleriyle ilgili hedef çalışmalarını yapar, muhabere sistemleri dinlemelerini gerçekleştirir. Aman ayrıca sınır ötesi sınırlı askeri operasyonları da yürütür. Aman, Kara, Deniz ve Hava’nın yanında ayrı bir kuvvet komutanlığı gibi vazife yapıyor ve doğrudan Genelkurmay Başkanlığına bağlı olarak çalışıyor.

2. MOSSAD (İsrail Dış İstihbarat Teşkilatı):

İsrail'in birincil dış istihbarat teşkilatı olan MOSSAD, yurtdışı operasyonlar, teknoloji istihbaratı, casusluk, karşı casusluk vb. yurtdışı istihbarat toplama ve örtük operasyonlarından sorumlu kurumdur. Yapısı, ABD’nin CIA ve İngiltere'nin MI6'sına benziyor. 

MOSSAD sözcüğü İbranice ‘İstihbarat ve Özel Operasyonlar Merkez Enstitüsü’ kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Başbakan David Ben-Gurion döneminde, 13 Aralık 1949 tarihinde kuruldu. MOSSAD Direktörü doğrudan ve sadece Başbakan'a karşı sorumlu görev yapıyor. Doğrudan Başbakan'a rapor veriyor. Halihazırda MOSSAD, istihbarat şefi Aharon Haliva’nın yönetiminde faaliyetlerini yürütüyor. 

MOSSAD; devlet bürokrasisinde yer alan diğer kurum ve kuruluşlardan farklı bir yapıya sahip olmasıyla biliniyor. Özel bir yasa çerçevesinde faaliyet gösterdiği iddia ediliyor. Bu nedenle MOSSAD faaliyetleri çoğu yasal yaptırım ve sınırlamadan muaf tutuluyor. Şu ana kadar bilinen hiçbir yasada MOSSAD’ın amacı, hedefleri, üstlendiği rolleri, sorumlu olduğu görevleri, yetkileri ve bütçesi tanımlanmamıştır. Yıllık bütçesinin 2,73 milyar USD civarında olduğu tahmin ediliyor. Muhtemelen yaklaşık 7.000 kişiyi doğrudan istihdam ettiği ifade ediliyor. Bu büyüklük, MOSSAD’ı Batı dünyasındaki en büyük ikinci casusluk teşkilatı yapıyor. 

3.  Şin Bet (Şabak) İç İstihbarat Teşkilatı: 

İsrail Güvenlik Ajansı olarak da bilinen Şin Bet veya diğer adıyla Şabak, bir kısaltmayı ifade ediyor. Şin Bet; İsrail ve Filistin topraklarında iç güvenlik ve terörle mücadele operasyonlarından sorumlu kurum olarak görev yapıyor. Şin Bet; ifa ettiği görevler yönüyle, İngiltere'deki MI5 ya da ABD’deki FBI ile eşdeğerde gösteriliyor. 

İç güvenlik istihbaratından sorumlu olan Şin Bet’in İsrail Polisi ile kapsamlı bir işbirliği içinde görev yapması gerekiyor. İsrail'e yönelik tehdidin yakınlığı nedeniyle Şin Bet birçok konuda İsrail Ordusuyla da işbirliği içinde faaliyetlerini yürütüyor. Gerektiğinde Aman’la ortak çalışıyor ve istihbarat paylaşımında bulunuyor. Şabak olarak da bilinen Şin Bet dünyanın en güçlü iç güvenlik birimlerinden biri olarak gösteriliyor. 

Şin Bet'in bazı unsurlarının; İsrail kurulmadan önce faaliyet gösteren, şiddet yanlısı milis güçlerden Haganah örgütünün istihbarat kolunun devamı oldukları biliniyor. İsrail'in ilk başbakanı David Ben Gurion, Şin Bet'i oluşturmak için paramiliter grup Haganah birliklerini bir araya getirdi. Haganah, İsrail kurulmadan önce Filistinlilere ve İngilizlere karşı işlediği şiddet eylemleriyle tanınan bir terör örgütüydü.

Bu arada Şin Bet özellikle politik kimlikleriyle tanınan Filistinlilerin faaliyetleriyle de yakından ilgileniyor. Ayrıca Şin Bet, Filistinli mahkumlara yaptığı işkenceler ve cinayetlerle ilgili kötü ünüyle de tanınıyor. Filistinli kaynaklarına göre, Şin Bet için hukuki olan pek çok uygulama İsrail polisi tarafından hukuk dışı bir alan olarak görülüyor. Örneğin, Şin Bet tarafından tutuklanması halinde, tutukluya ‘avukatını görme hakkı’ ancak 20 gün sonra tanınıyor. Yine kuruluşundan bu yana Şin Bet mahkumlara karşı şiddet içeren sorgu yöntemleri kullanması yönüyle de ün yapmıştır. BM İşkenceyle Mücadele Komisyonu, şiddet içeren sorgulama yöntemleri dolayısıyla daha önce Şin Bet'i kınamıştı.

Bununla birlikte, 1998'de mensuplarını yine İsraillilerin oluşturduğu İşkenceye Karşı Genel Komite adlı oluşumun İsrail Yüksek Mahkemesi'nde Şin-Bet'in işkenceleri hakkında dava açması üzerine, teşkilatın o dönemdeki direktörü General Ami Ayalon mahkemeye bir rapor sunmuş ve İsrail İç Güvenlik Teşkilatı'nın Filistinlilere işkence yapmadan edemeyeceğini (sonuç alamayacağını), Şin-Bet soruşturmaları açısından bir anlamda işkence yapmanın zorunlu olduğunu ileri sürmüştü. Ayalon aynı ifadesinde işkenceye herhangi bir sınırlama getirilmemesini de talep etmişti. Sonuçta Yüksek Mahkeme, Ayalon’un ifadesini esas alarak İşkenceye Karşı Genel Komite’nin davasını reddetmişti.

Wikipedia’da yer alan bir iddiaya göre, Şin Bet'in eski direktörlerinden Avi Dicter, terör zanlılarına yönelik düzenlenen suikast operasyonlarının her birinin başbakanın özel onayıyla yapıldığını söylemişti. ABD'de Brookings Enstitüsü'ne konuk olan Dicter, İsrail'in terörle mücadele operasyonlarının perde arkasına ilişkin yaptığı alışılmadık açıklamasında, suikast operasyonlarının her birinin tek tek başbakan tarafından onaylandığını anlatmıştı.

Şin Bet’in üç operasyonel kanadı bulunuyor:

Birincisi, Arap ülkeleriyle ilişkileri yürüten departmandır. İsrail, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde Araplarla ilgili terörle mücadele faaliyetlerinden sorumlu olarak görevlendirilen departmandır. 

İkincisi, Arap olmayan ülkelerle ilişkileri yürüten Departmandır. Güvenlik konularından ve ideolojik kırılma noktalarını takip etmekten, bu alanda yabancı güvenlik kurumları ile işbirliğinden sorumlu olan bölümdür. En geniş kadroya sahip ve en önemli departmanlardan biridir. Karşı-casusluk, yabancı diplomatların takibi görevlerinin yanı sıra, komünistlerle ve diğer siyasi aşırı uçlarla mücadele eder.

Üçüncüsü, Koruyucu Güvenlik Departmanıdır. Hükümet yetkilileri, elçilikler, havaalanları, araştırma geliştirme tesisleri ve savunma sanayisi yerleşkeleri gibi ülkedeki yüksek değerli kişi ve yerlerin korunmasından sorumludur.

YAMAM, Özel Merkezi Birim (Polis)

Bu arada 1974 yılında kurulan YAMAM, ABD'deki elit SWAT birimlerine benzeyen bir polis birimidir. İsrail Sınır Polisi SWAT ekibi de denebilir. Önemli bir hazır kuvvet ekibi olarak, İsrail’de terörle mücadelede, olası isyanlarda ilk görevlendirilen birimlerin başında gelmektedir. Yamam hem rehine kurtarma operasyonları hem de sivil bölgelerdeki hedeflere karşı önleyici baskınlar düzenleme yetkisine sahiptir. Ana görevi, rehine ve barikat kurma durumları da dahil olmak üzere, suçluların veya teröristlerin normal polis birimleri tarafından ele alınamadığı durumları ele almaktır. Ayrıca İsrail ve Filistin topraklarında terörle mücadele için gerekli istihbaratın toplanmasına katkı sunar.

Sayeret Matkal Özel Kuvveti (Asker) 

Sayeret Matkal, İsrail Ordusunun seçkin bir özel kuvvetler birimidir. Birincil rolü rehine kurtarma görevleri, derin keşif ve düşman topraklarında istihbarat toplama gibi özel operasyonları yürütmektir. Sayeret Matkal, Ordunun en seçkin ve gizli birimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu birimde görev yapan askerlerin; özel harekât, istihbarat toplama faaliyetleri, paraşütle atlama ve tüplü dalış gibi özel alanlarda zorlu bir eğitim sürecini tamamlamayarak özel becerilere sahip olmaları sağlanıyor.

Bu kapsamda bakıldığında, MOSSAD; İsrail sınırları dışında operasyonlar yürütmekten sorumlu bir istihbarat teşkilatı iken, Sayeret Matkal öncelikle düşman topraklarında olmak üzere özel askeri operasyonlar yürütmekten sorumlu bir özel kuvvetler birimi olarak faaliyetlerini yürütüyor.

Sonuç

İsrail’in istihbarat örgütleri tarafından saldırı planı ortaya çıkarılamadan, 7 Ekim Şabat gününde, baskın tarzında bir saldırıyı Hamas’ın başarıyla gerçekleştirdiği anlaşılıyor. Bu saldırının başarısı ise, İsrail istihbaratının her düzeydeki şaşırtıcı başarısızlığıyla eşleşiyor olması dikkat çekici bulunuyor.

İsrail'de yaklaşık 1.000 kişinin ölümüne ve en az bu sayının üç katı kadar da kişinin yaralanmasına yol açan 7 Ekim'deki kara, deniz ve hava saldırısının, netice itibariyle aylar süren ön çalışmaların bir eseri olduğuna inanılıyor. İsrail istihbarat birimlerinin gözlerinin önünde, Gazze Şeridi'ni kontrol eden Hamas’ın böylesine önemli bir saldırı için gerekli askeri yığınağı nasıl yaptığı ve hazırlık faaliyetlerini gözlerinden nasıl kaçırdığı herkes tarafından merak ediliyor. İsrail istihbaratı ise topluca bunun şokunu yaşıyor. Sanki koordineli bir aymazlık içinde Hamas’ın tüm hazırlıklarının istihbarat organlarınca ıskalanmış olduğunu görüyorum. Gazze'deki çatışmalar sona erdiğinde, durum sakinleştiğinde, İsrail devletinin bu konuyu mutlaka masaya yatıracağını, bu saldırıyla ilgili birçok istihbarat yetkilisine ve personeline soruşturma açılacağını değerlendiriyorum. 

Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail istihbaratının başarısızlığının arkasında iki nedenin yattığını bir dış okuma olarak söyleyebiliriz. Birincisi, istihbarat toplamada eksiklik iken ikincisi de, toplanan istihbarat girdilerini değerlendirme ve yorumlamada zafiyet yaşanmasıdır. Halihazırda İsrail’in, aslında birçok ülke gibi, sahada çok sayıda elektronik sensör, gözetleme sistemi ve istihbarat elemanları vasıtasıyla, biraz da eski moda denebilecek bir yöntemle insan istihbaratı yapıyor olduğu iddia ediliyor. Bu tür bir istihbarat toplama yönteminin artık yeterli olmadığı, özellikle gelişmiş biyometrik veri havuzundan beslenen yapay zekâ ve otonom sistemlerin de bu istihbarat toplama faaliyetlerinin bir parçası haline getirilmesi gerektiği ortaya çıktı. 

Neticede ortaya çıkan istihbarat zafiyetinde, öncelikle Gazze ile Batı Şeria'yı izlemekle görevli Şin Bet ile kısmen Ordu İstihbarat Teşkilatı Aman, Hamas saldırısından sorumlu istihbarat kurumları olarak öne çıkıyor kanaatindeyim. 

Bu arada bir dipnot olarak, şunu da ifade etmem gerekir: İsrail istihbaratının bilerek ve isteyerek Hamas’ı bu saldırıyı yapmaya adeta ‘motive ettiği’, hazırlık faaliyetlerini görmezden geldiği benzeri komplo söylemlerine pek itibar etmiyorum. Bu tür iddialarda bazı şeyler için gerçeklik payı olsa da, 11 Eylül için iddia edilen söylemlerden öteye gitmeyen, anlamsız iddialar olarak kalacaklarına inanıyorum. Neticede 1.000 insan öldü. Hiçbir devlet kendi insanının ölümüne seyirci kalacak kadar cani olamaz kanaatindeyim.

Kaynakça

Thomas Harding, “Israel braces for 'escalation spiral' as it prepares Gaza assault”, MENA, 10 October 2023, https://www.thenationalnews.com/mena/palestine-israel/2023/10/10/israel-escalation-gaza/

http://www.answers.com/Q/What_is_the_difference_between_the_organizations_of_Mossad_and_Aman_and_Shin_Bet

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 11.10.2023
  • Süre : 4 dk
  • 1169 kez okundu

Google Ads