Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

İsrail’in Gazze’de Sergilediği Orantısız Şiddet: Dünya Toplumunda ‘7 Ekim İsrail Sempatisini’ Öldürüyor

Kenneth Waltz, çalışmalarında savaşın oluşumuna yönelik farklı zamanlarda yaptığı tüm yorumlarda ortak tek bir görüşü savunuyor. Ona göre “herhangi bir şey” savaşa neden olabilir. Bu yönüyle baktığımızda, İsrail-Hamas Savaşı, 7 Ekim’de Hamas katliamı yaşanmamış olsaydı bile bir başka nedenle de patlak verebilirdi.

İsrail-Hamas Savaşının Neden Çıktığının Bir Anlamı Kaldı mı?

Klasik realistler, insan doğasındaki eksiklik ve güç kazanmaya duyulan tutku seviyesinde bir arzuyla savaşı açıklarken; bu teorinin eksik yönlerinden beslenen neorealistler savaşın nedeniyle ilgili açıklamalarını bir adım ileriye taşıyarak, uluslararası sistemdeki “anarşi” ve devletler sisteminde savaşı durduracak bir “üst otoritenin” yokluğuyla durumu açıklıyorlar. Marksizm ise savaşın nedenini emperyalizmin ve kapitalizmin doğal bir sonucu olarak görüyor.

Kenneth Waltz, çalışmalarında savaşın oluşumuna yönelik farklı zamanlarda yaptığı tüm yorumlarda ortak tek bir görüşü savunuyor. Ona göre “herhangi bir şey” savaşa neden olabilir. Bu yönüyle baktığımızda, İsrail-Hamas Savaşı, 7 Ekim’de Hamas katliamı yaşanmamış olsaydı bile bir başka nedenle de patlak verebilirdi. Bununla birlikte, savaşan taraflar için ‘haklı savaş, meşruiyet’ kavramları, günümüz dünyasındaki kitle iletişim araçlarının geniş kitleler üzerindeki etkisi dikkate alındığında, her ulusun, ulus-devletin eskiye nazaran günümüzde daha fazla önem vermesini gerektiriyor. İsrail, bu manada haklı ve meşru bir savaş başlatma fırsatı yakalamış, esasında Hamas bu psikolojik üstünlüğü İsrail’e altın tepside sunmuştur.

İsrail-Hamas, İsrail-Hizbullah savaşları başlamıştır. Belki de İsrail-İran Savaşı da kapıdadır. Daha geniş çaplı bölgesel bir savaşa dönüşme olasılığını kimse göz ardı etmiyor. Hatta bazıları, çığırından çıkan gelişmelere bakarak, üçüncü dünya savaşının çıkma olasılığından bahsediyorlar. Sadece Doğu Akdeniz’de Amerikan, İngiliz, Fransız, Rus ve yolda olduğu söylenen Çin gemilerine bakmak bile, düz mantıkla, büyük bir savaşın tamtamlarının çalmakta olduğunu gösteriyor.

Napolyon tarafından kurulan “yurttaşlar ordusu” zamanla evrensel bir anlayışa dönüşmüştür. Bu ulus-devlet anlayışıyla bir anlamda ordu-millet kavramını ortaya çıkarmıştır. Montesquieu ve Rousseau’nun “Her yurttaşın ülkesini savunması” ödevini kutsallaştırmaları, günümüzde birçok ülkede erozyona uğramış olsa da, İsrail’de kadın-erkek herkesi ‘asker’ gören bir zihniyetin varlığı, Napolyon’un yurttaşlar ordusunu bile aşan bir gerçekliğe sahiptir. 7 Ekim sonrasında ilan edilen seferberlik sonrasında İsrail Ordusunun asker sayısı 170 binden, 500 bin seviyelerine çıkmıştır.

Neticede, seferberlik ilan edilmese bile, mevcut İsrail Ordusu karşısında Hamas’ın esamesi bile okunmaz. Hamas’ın elinde basit ama etkili silahlara sahip olabilir. Hiçbiri teknolojik olarak gelişmiş silahlar değildir. Bu nedenle bile savaşan taraflar arasında İsrail lehine asimetrik bir dengesizlik söz konusudur. Hamas’ın İsrail’e karşı bir başarı kazanmasını beklemiyorum. Savaşın doğasına aykırı bir durum. Her açıdan Hamas kaybetmeye mahkumdur. Er ya da geç Hamas, 2014 yılında 350 elemanını İsrail güvenlik güçlerine teslim etmek zorunda kalmasına benzer şekilde çok sayıda militanını kaybedecek, belki örgüt kendini Gazze dışına taşımak zorunda kalacaktır. 

Dünya Toplumunu Kazanmaya Yönelik İsrail-Hamas Psikolojik Harp Boyutu da Devam Ediyor

İsrail-Hamas savaşının sonucu ne olursa olsun, ortada fiziki olduğu kadar büyük bir psikolojik harp de dünya kamuoyuna yönelik cereyan etmektedir. Harbin bu boyutunun kazananı henüz belli değildir. 

Psikolojik harbin amaçlarından birisi de hasmın üzerinde baskı kurmak, aldatmak ve harbe devam edemeyecek derecede zihinsel çöküntü yaratmaktır. Psikolojik harekât, düşman veya dost toplulukların düşünceleri, hayat görüşleri, hisleri ve faaliyetlerine tesir etmek için propaganda ve ilgili tedbirlerin planlı bir şekilde kullanılmasıdır. Günümüzde her ülkenin ordusu, küçük ya da büyük bir psikolojik harekât kurumuna sahiptir. Bu kurumlar; seçilen bilgileri ve göstergeleri izleyicilere, onların duygularını, güdülerini, nesnel muhakemelerini ve nihayetinde hükûmetlerin, organizasyonların, grupların ve bireylerin davranışlarını etkilemek için kullanma operasyonlarını gerçekleştirirler.

Psikolojik harbin mühimmatı propaganda, silahı ise iletişimdir. İletişim alanında teknolojiye bağlı değişim ve gelişmeler, sosyal medya ortamları (facebook, X, instagram, linkedn, youtube, tiktok vb.), propaganda faaliyetlerinin anında çok geniş kitleler üzerine yoğunlaştırılmasına olanak tanımaktadır. Sosyal Medya penceresinden, sanal dünyadan bakıldığında, kitlelerin, insanların, dünyanın sempatisini kaybetmek kolaydır. Basit formül: kurban rolünü oynamak. Bu yönüyle, 7 Ekim, İsrail psikolojik harekât ekiplerine kolaylıkla tüm dünyanın kapısını aralamıştır. Geniş kitleler, her zaman kurbanları tercih eder. Hamas’ın kurbanları İsrailli kadın, çocuk, asker vb. bir anda gündem oldu. Dünya tepki koydu. Elbette bu tepkiler, Hamas’ın rehin 199 aldığı kişilere şimdilik bir fayda getirmedi ama İsrail Ordusunun Hamas’ı Gazze’den silmesi için yapacağı her hareketi, her şiddet eylemeni ilk başlarda meşru gösterdi. Ekranları başında ya da telefonlarına gelen savaş görüntülerini, kurbanların acılarını gören sıradan insanlar, ister istemez pro-İsrail taraftarı oluverdiler. Filistin toplumunun yıllardır İsrail işgali altında topraklarda çok zor şartlarda gayri insani yaşam sürüyor olmaları anında unutuluverdi. 

İsrail, Medeni Dünyayı Temsil Ettiğini İddiasıyla Hamas’a Karşı Savaşıyor

Atinalı Georgios propagandanın etkisini şöyle ifade etmiştir: Bir hatip ile bir hekim, bir şehre gitsinler. Bir meydanda hangisinin hekim olduğu hususunda bir münazara açılsın, hatibin kendisinin hekim olduğuna inandıracağına eminim. Zira retorik sanatını iyi bilen kişinin, halkın karşısında ikna edemeyeceği husus yoktur.”

Psikolojik harekâtın en önemli silah ve malzemesi hiç kuşkusuz propagandadır. Latince kökenli bir kelime olan propaganda, propagere “yeni fidanlar elde etmek üzere toprağa ekmek” ve propago “dini yayma” köklerinden türemiş ve dilimize yerleşmiştir. Günümüzdeki tanımına göre ise hedef toplumun fikir, duygu, davranış ve tutumlarını etkilemek maksadıyla hazırlanmış bilgiler, düşünceler doktrinler veya özel çağrılardır. Basit bir tarif olarak propaganda için insanların duygu, düşünce, tutum ve davranışlarını etkileme tekniği ifadesi kullanılabilir. Bir başka tanıma göre de propaganda, genellikle duygusal sözcükler kullanarak ve bu sözcükleri önceden belirlenmiş aralıklarla tekrar ederek, belli bir grup üzerinde istenen davranış biçiminin teşvik edilmesini sağlayan örgütlenmiş bir çabadır.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkesini ziyaret eden ABD Başkanı Joe Biden ile birlikte düzenlediği basın toplantısında medeni dünyanın kendilerine destek vermesi gerektiğini savundu. Hamas’ı, dolayısıyla da Filistinlileri ‘barbar’ olarak niteleyen Netanyahu, Batı toplumunu kendi yanlarına çekmek için propaganda kokan, geniş kitlelere İsrail’in orantısız şiddetini sevimli göstermeye çalışan söylemlere sarılıyor. 

Neticede İsrail, çok güzel bir propaganda ile kendisine dünyanın sempatisini kazandırmıştır. Öyle ki bu propaganda adeta ‘doğal’ gelişmiştir. Sanki Batı toplumları, özellikle de devlet başkanları veya hükümet temsilcileri kendilerini “Almanlaştırmak” zorunda kalmışlardır. İsrail’e sempati gösterme yarışına girmişlerdir. ABD Başkanı Biden'ın tarihi ziyareti, Macron'un beklenen ziyareti, dışişleri bakanlarının ziyaretleri siyasi sempatinin açık bir ifadesidir. 

İsrail, Kitlelerin Sempatini Kaybediyor. İngiltere’de Meydan Neden Boştu?

İsrail'in davasını İngiltere'de tanıtmaya çalışan bir kuruluş, geçtiğimiz Cumartesi günü Londra'da Filistinliler lehine düzenlenen dev gösterinin fotoğrafını, İsrail lehine düzenlenmeyen gösteriyi sembolize etmek üzere boş bir meydanın fotoğrafıyla birlikte tweetledi. Tüm propaganda araçlarına hâkim olmalarına rağmen, İsrail ve Yahudi kuruluşları böyle yol kazaları yaşayabiliyorlar.

Meydan neden boştu? Belki de yavan bir nedenden ötürü: İsrail Savunma Bakanı'nın Gazze'ye dönüp açlık ve susuzluktan ölecekleri sözünü vermesiyle yaşanan dehşetin etkisi bir hafta içinde kayboldu. İlk 48 saatte İsrail'i sevgi ve merhametle kuşatan İngiliz medyası, İsrail'in eylemlerini "orta çağ tarzı kuşatma" olarak tanımlamaya başladı. Bu önemli bir değişimdir. 

Bu değişimde İsrail Ordusu hedef gözetmeksizin attığı binlerce bombanın Gazze’de, Filistin Sağlık Bakanlığının evvelki günkü verilerine göre (Filistinlilerin kayıpları durmaksızın artıyor) İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1873’ü çocuk, 1023'ü kadın olmak üzere 4 bin 651 kişi öldü, 14 bin 245 kişi yaralandı. Dünya, Gazze’de İsrail bombardımanı altında yaşam savaşı veren Filistinlilerin de insan olduğunu görmeye, kavramaya başladı. En az İsrailliler kadar, belki de daha fazla Filistinlilerin merhamete ihtiyacı olduğunu ispatlayan görüntüler, kayıtlar yine kitle iletişim araçları vasıtasıyla geniş kitlelere ulaştı. İnsani empati anlamında merhamet ögesi, Filistinler lehine olumlu bir değişime neden oluyor. Filistin’in yardıma ihtiyacı olduğu genel kabul görüyor. İsrail Ordusundaki generaller, her seviyedeki subayın ekranlara yansıyan şiddet diline sarılmaları, yabancı dillere çevrildiğinde, genellikle İsrail’in işine yaramayan bir dilsel kabalığa meylettiklerini gösteriyor. Sıradan insanlar bunları utanç verici, barbarlık kokan söylemler olarak görüyorlar. 

İsrail Basını: Gazze'deki çocuklar için üzülmeye yer yok

Rabin'in 1988 yılındaki ilk intifadada taş atan çocuklar hakkındaki "kemiklerini kırın" sözünden, Matan Vilnai'nin 2008'de Gazze'ye "holokost" tehdidine kadar söylemlerin hepsi İsrail’in resmi devlet jargonunun dışavurumudur. Netanyahu, İsrail Generalleri, Savunma Bakanı da bugün aynı dili kullanıyorlar. 

İsrail Ulusal Güvenlik Konseyinin eski başkanı Emekli Tümgeneral Yaakov Amidror’ın bir röportajda kullandığı ifadeler, uluslararası insancıl hukuka İsrail askeri bürokrasisinin nasıl baktığını göstermesi yönüyle düşündürücüdür:

"Tüm dünya kusura bakmasın ama İngilizler İkinci Dünya Savaşında Almanya'yı bombalarken kendilerine hiçbir insani soru sormadılar. Bugün Ukraynalılara silah veriyorlar ve Batı'nın onlara verdiği mühimmatla vurulan Rus şehirleri hakkında herhangi bir insani soru sormuyorlar. Diğer tarafta düşman bir devlet olduğunda, ki Gazze bizim için düşman bir devlettir, savaşta olduğu gibi davranırız ve savaşta düşman nüfusun ihtiyaçları konusunda endişelenmeyiz.”

Gazze’yi haritadan silmekten bahsediyorlar. Holokost yaşamış bir millet olan Yahudiler, bir başka millet olan Filistinlilere Gazze’de Holokost uygulamayı dünyaya ‘normalleştirme’ gayretinde olduklarını saklamıyorlar. İsrail Devleti’nin propaganda araçları bunun için savaş veriyor. Ama İsrail askeri ve sivil bürokratlarının abartıya kaçan söylemleri artık sosyal medyada, batı başkentlerinde kendisine alıcı bulamıyor. 

Çılgın İsraillinin sarf ettiği İbranice abartılı sözleri, anında İngilizceye ve diğer dillere çevriliyor ve viral oluyor. Belki şaşırtıcı bir şey bu yaşanan ancak gerçek budur. Öyle ki Müslüman dünyasında ağırlıkla paylaşılan ‘Filistinlilerin mağduriyeti’ bağlamındaki videolar, yazılar vb. bu kadar etkili olamıyor. İsrail halkı kendi ayağına adeta sosyal medyada, ekranlarda kurşun sıkıyor. İsraillilerin, özellikle Siyonistlerin barbarlığa varan çıkışları, onlarca Filistinlileri ‘mazlum’ gösteren medya çalışmalarından daha olumlu çıktıları beraberinde getiriyor. Dünyada sıradan insanların gözünde İsrail kaybediyor, Filistin kazanıyor.

Örneğin ABD'de İsrail karşıtı aşırı sağcı bir fenomenin Twitter hesabında tepelerdeki gençlerin dans edip "Gazze mezarlık olacak" şarkısını söylerken ekrana yansıyan görüntüler paylaşılıyor. Kimilerine göre bu video 2015 yılına ait ama bugün çekilmiş gibi kullanılabiliyor. Zira mevcut retorikle uyumlu bir video. Gerçek olup olmaması ikinci planda kalıyor. Bir başka videoda, Gazze'nin susuzluğunu gösterişli bir şekilde yükselen bir bardak sudan içerek kutlayan bir İsrailli, uluslararası televizyon ağlarında, İsrail karşıtı web sitelerinde, örneğin Çinli birinin Twitter hesabında sonsuz yaşam kazandı.

İnternetteki tüm nefretçiler arasında en popüler İsrailli elbette Yoav Galant. "Gazze'deki her şeyi yok etme" sözü vererek İsrail aleyhine kullanışlı malzemeler üretmeye devam ediyor. Halen de İsrail sempatizanları, İsraillerin gerçekte "kemikleri kırmak", "holokost", "yok etmek" derken toplu katliam ya da soykırımı kastetmediklerini iddia edebiliyorlar. İsrailli gençlerin askeri üniforma altında, kışla diliyle konuştuklarını mazur göstermeye çalışıyorlar. Filistin Holokostu kulağa nasıl hoş gelecekse artık? Sadece medyada çıkan şu yazılardaki başlıklar bile İsraillilerin korkunç, soykırıma varan ‘intikam kokan’ söylemlerini fazlasıyla yansıtmıyor mu?

Sderot'taki yerel 'Din Vo Chakun' gazetesinin editörü Albert Gabbai, Kanal 11'de (doğrudan alıntı değil): Gazze'deki çocuklar için üzülmeye yer yok. Onlar için üzüldüğümüzde büyüdüler ve çocuklarımızı öldürmeye geldiler.

The Harbinger'da bir makale: "Ateş zalim düşmanın üzerine indirildiğinde, zalim insanların iftiracıları ve emziricileri bir an bile düşünülmemelidir. Tevrat'ta yedi ulus hakkında bize emredilene benzer şekilde, 'bir kişi bile yaşamayacaktır'."

'Sheva'da bir makale: "Bunlar bizim düşmanlarımız, bizim neslimizin Amalek'i. Bize yaptıklarını unutmamamız ve hatırasını gök kubbe altında silmemiz emredildi. Daha azı değil."

Globes'tan Meir Ben Shabat: "İsrail'in eylemi Hamas'ın sürpriz saldırısını Gazze'nin Nakba'sına dönüştürmelidir."

Yedek Binbaşı Yossi Peled Gali; Israel'de: "Kararlı ve acımasız olun", "Bu kez insani hiçbir şey yok".

Sonuç

İsrail’de Filistin soykırımı lehine gösteriler yapıyor. İsrail polisinin soykırım lehine yapılan gösterilere izin veriyor olması düşündürücüdür. İsrail hükümeti bu sapkınlığa, aşırılığa, şiddet kokan söylemlere karşı durmuyor. Sanki tüm dünyaya bu görüntülerin servis edilmesi isteniyor. Bu görüntülerin İsrail Ordusunun yürüttüğü psikolojik harekât açılımlarına panzehir etkisi gösterdiğine inanıyorum. Sonunda İsrail’in psikolojik harekât silahları, tüm dünyadaki medya kuruluşları üzerindeki Yahudi sermayesinin ağırlığına rağmen, tüm İsrail’i lekelemeye devam ediyor.

Hamas gibi terör örgütleriyle, terörle inandıkları davayı dünyaya duyurmaya çalışan örgütlerle askeri güç kullanmadan mücadele etmek, Gazze’den Hamas militanlarını çıkarmak şüphesiz mümkün değildir. Ancak masumları öldürmeden İsrail Gazze'yi neden fethedemiyor? Bunun bir yolu olmalı. 

2016 yılında gerçekleştirdiği Hendek operasyonlarında masum halka zarar vermeden PKK ile nasıl mücadele ettiğini, Türk Ordusu, talep ederlerse Tel Aviv’deki İsrail Ordusu Generallerine bir ders olarak anlatabilir. Hamas'ı yakalım derken masum halk, masum Filistin kadın, çocuk, yaşlı insanlar yakılmamalıdır. Bu açık ve net bir insani duruştur. Terörle mücadele halka yönelen şiddetin gerekçesi ve mazereti olamaz. İsrail hükümeti bu gerçeği bilmeli, daha adil bir savaş yapabileceğini tüm dünyaya göstermelidir. İsraillilerin Gazze'de masum Filistinlilerin yaşadıklarına, İsrail Ordusunun neden olduğu acılara bayram sevinciyle değil, en azından baş eğerek ve üzüntü ifadesiyle eşlik etmesi beklenir. İnsanlık ve medeniyet bunu gerektirir kanaatindeyim.

İsrail-Hamas savaşının sonucu ne olursa olsun, ortada fiziki olduğu kadar büyük bir psikolojik harp de dünya toplumunu kazanma yönünde icra ediliyor. Harbin bu boyutunun kazananı henüz belli olmasa da İsrail’in şiddet söylemleri ve eylemleri, nihayetinde mazlum Filistin halkının kazanmasına hizmet etmekte olduğuna inanıyorum.

Kaynakça

Savaş Özdağ, 21. Yüzyılda Türk Dünyası Jeopolitiği “Propaganda Üzerine”, ASAM Yayınları, Ankara 2003, s. 272.

Bora İyiat, “Psikolojik Harbin Evrimi: Atılan Bildirilerden, Atılan Twitlere”, 2021, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1432601

https://www.globes.co.il/news/article.aspx?did=1001460407

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 24.10.2023
  • Süre : 6 dk
  • 792 kez okundu

Google Ads