Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

Kamusal Bir Sorun Olan Sağlıkta Şiddet Çözülebilir mi?

Peki toplum sağlığı neden önemlidir? Bu sorunun cevabını pandemi döneminde bütün dünya tekrar tekrar yaşayarak görmüştür. Sağlığı güvende olmayan toplumlarda ekonominin etkin bir şekilde işlemesi düşünülemez. Gerek bireysel işgücü kayıpları gerekse kapanmalar neticesinde bütün ülkelerin ekonomileri durma noktasına gelmiştir. Ülkeler bununla başa çıkmak için topluma para dağıtmışlardır.

Sevgili dostlar, sık duyduğumuz haberlere alışmak ve o haberleri sıradan bir haber gibi dinlemek aslında geleceğimizi ilgilendiren çok önemli konularda toplumsal bir duyarsızlık yaratıyor. Eğer bu haberlerde gerçek anlamda bir kamusal sorun sıradanlaştırılıyorsa, bunun kamuoyu nezdinde karşılığının olması da o kadar zorlaşmış oluyor. Kamuoyunda karşılığı olmayan bir kamusal sorunun çözümü için kamu politikası sürecinin başlaması da mümkün olmuyor. Dolayısıyla toplum belki çok küçük bir kesimin çaresiz farkındalığıyla bu kronikleşmiş sorunla yaşamaya alışıyor/alıştırılıyor. Bu kamusal sorunun varlığının kabul edilmemesi, kısa vadede belirli kişi ve gruplara avantaj sağlıyor gibi görünse de uzun vadede temel kamu hizmetlerinin sunumunda aksamalara ve hatta durmalara neden olabiliyor. Temel kamu hizmetlerindeki eksiklikler, toplumların sosyal ve ekonomik yaşantısında uzun vadede olumsuz etkiler yaratıyor. Zaman içerisinde ülkenin uluslararası boyutta rekabet gücü azalıyor ve refah geriliyor. İşte bir ülkenin yöneticilerinin öncelikli görevi, bu karmaşık yapıyı algılayabilecek bilimsel ve bilişsel yeterlilikte olmaktır.

Sorunun bir başka boyutu ise, siyasal iktidarın meşruiyetidir. Bir kamu hizmetinin gerektiği gibi sunulamaması, devletin varlık sebebini tartışmaya açabilecek ve meşruiyet sorunu yaratabilecek kadar ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu birdenbire olmaz. Nasıl ki kanser ilk ortaya çıktığında vücudun herhangi bir bölgesinde ilerlemeye başlıyor ve önlem alınmadığında bütün vücuda yayılabiliyorsa, kamusal sorunlarda da durum benzerdir. Çözülmeyen her kamusal sorun, bir kanser hücresi gibi toplumun bütün kesimlerine yayılma riskini taşır. Kamusal sorunların çözümünde siyasal iktidarlara ışık tutan bir ölçüt vardır. Bu ölçüt kamu yararıdır. Eğer kamu yararı varsa, sorunun çözümü için kamu politikası süreci başlatılır ve sonuçta kamu yararını gözeten yasal metinler ortaya çıkar. Sağlıkta şiddet konusu da böyle bir sorun alanıdır. Sağlıkta yaşanan şiddet olaylarını kamusal bir sorun olarak kabul etmemek, bu açılardan bakıldığında gelecekte milli güvenlik sorunu yaratma potansiyeline sahiptir. 

Bir Kamu Hizmeti Olarak Sağlık Neden Önemlidir?

Sağlık hizmeti, bütün ulusların öncelikli olarak ele aldığı idari nitelikte (devletin mutlaka bizzat sunması gereken) bir kamu hizmetidir. Toplumların sosyal ve ekonomik yönden refaha ulaşması, ancak etkin bir sağlık hizmetinin sunumuyla gerçekleşebilir. Yani sağlık hizmet sunumu her ne kadar bireylerin sağlığını korumak, iyileştirmek gibi amaçlara hizmet ediyor görünse de, temelde toplumun sağlığını korumaktadır. Bu nedenle koruyucu sağlık hizmetleri, maliyet etkin ve sunumundan tasarruf edilemeyecek hizmetlerdendir. Tedavi edici hizmetler daha çok bireylerin sağlığına odaklanmışken, koruyucu sağlık hizmetleri bütün toplumun sağlığına odaklanmıştır. 

Peki toplum sağlığı neden önemlidir? Bu sorunun cevabını pandemi döneminde bütün dünya tekrar tekrar yaşayarak görmüştür. Sağlığı güvende olmayan toplumlarda ekonominin etkin bir şekilde işlemesi düşünülemez. Gerek bireysel işgücü kayıpları gerekse kapanmalar neticesinde bütün ülkelerin ekonomileri durma noktasına gelmiştir. Ülkeler bununla başa çıkmak için topluma para dağıtmışlardır. Bunun yanında vergi gelirlerinde büyük kayıplar yaşanmıştır. Lojistik kanalları gerektiği gibi işlememiş, insanlar temel ürünlere ulaşmakta zorluklar yaşamıştır. Tedarik zincirleri kopmuş, küresel düzeyde bazı ürünlerde spekülatif fiyatlamalar ortaya çıkmıştır. Kısacası pandeminin dünya ekonomilerine maliyeti tahminlerin çok üzerinde olmuştur. Ancak bu maliyetin daha da büyümesini önleyen etken, ülkelerin sağlık hizmetleri olmuştur. Bazı ülkelerde örgütlenmeye ve genel sağlık politikalarındaki yanlışlara bağlı olarak sağlık sistemleri neredeyse çökme noktasına gelmiştir. 

Yaşanan bu sorunlar, bir başka büyük soruna dikkatleri çekmiştir. Sağlık çalışanları aşırı iş yükü altında çok büyük ölçüde yıpranmışlardır. Birçok sağlık çalışanının da hastalıktan zarar görmesi neticesinde hem iş yükü daha fazla artmış, hem de bazı hizmetler verilemez hale gelmiştir. Bu yoğunluğu ortadan kaldırmak kısa sürede mümkün olmamıştır. Sağlık çalışanları, ihtiyaç duyulunca işgücü piyasasından tedarik edilebilecek vasıfsız işgücü değildir. Yetiştirilmeleri hem zaman hem de yüksek maliyetler gerektirmektedir. Kamusal aklı kullanabilen bütün ülkeler, bu süreçten çok önemli dersler çıkarmıştır. Ben kısa vadede bütün ülkelerde sağlıkta işgücü planlaması alanında çok önemli değişiklikler yaşanmasını bekliyorum. Ayrıca bu sürecin koruyucu sağlığın önemini daha çok ön plana çıkardığını ve gelecek birkaç yılda ülkelerin birçoğunun sağlık politikalarında koruyucu sağlık alanında önemli değişiklikler yaşayabileceğini öngörüyorum. Kısaca ifade etmek gerekirse, sağlık hizmeti sadece sağlıkla ilişkilendirilecek kadar dar kapsamda ele alınacak bir kamu hizmeti değildir. Bütün toplumun refahını ilgilendiren çok önemli bir hizmet alanıdır. Bununla birlikte birçok alanla doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılı ve ilişkilidir. 

Ülkemizde Neler Yaşanmıştır? 

Ülkemiz açısından baktığımızda, sağlık çalışanları dünyadaki meslektaşlarının yaşadığı birçok sorunu yaşamışlardır. Bunun da ötesinde birçok ülkemize özgü sorunu göğüslemek zorunda kalmışlardır. Pandeminin ilk aşamasında artan iş yüküne rağmen boş kadrolara atama yapılmakta gecikilmiştir. Sağlık çalışanları sadece artan iş yükü ile mücadele etmekle kalmamış, personel yetersizliğinden dolayı kendi yakınlarıyla bile ilgilenmeye zaman bulamamışlardır. Kapanma döneminde bütün kamu personeli izinli sayılırken, sağlık çalışanları görevlerinin başında olmuşlardır. Bu sürecin ardından sağlık kurumlarına müracaat eden vatandaşlar tarafından şikâyet edilme, amirleri tarafından mobbinge uğrama ve bunun da ötesinde şiddete maruz kalma gibi sorunlar yaşamışlardır. Bunların neticesinde birçok sağlık çalışanı kamudan istifa etme seçeneğini tercih etmiştir.  Randevu sistemi artık birçok hastanede birçok branş için randevu vermemektedir. Kısacası gelinen noktada sağlık hizmet sunumunda yaşanan aksaklıklar adeta kronikleşmeye başlamıştır ve bunda şiddetin büyük rolü vardır. 

Bu dönemde şehir hastanelerinin açılması ise, pandemi sürecinden hiç ders alınmadığı izlenimi yaratmaktadır. Kolay ulaşılabilir küçük ölçekli sağlık kuruluşlarının önemi bütün dünyada anlaşılmış olmasına rağmen, şehir hastanelerinde ısrarın anlaşılması gerçekten zor görünmektedir. Diğer taraftan kamusal akıl, koruyucu sağlık hizmetlerine özel önem verilmesini gerektirirken, bütün sağlık sistemi, tedavi yönelimli ve yüksek maliyetli bir yapıya evrilmiştir. Bu durum, bütçede sağlık harcamalarına ayrılan payı artırmakla kalmamış, bireylerin cebinden yapılan sağlık harcamalarını da artırmıştır. Bu durum da sağlık hizmeti alanlardaki memnuniyetsizliği artıran bir etken olarak dikkate alınmalıdır.

Bütün bunların yanında hemen her gün bir sağlık kuruluşundan şiddete uğrayan sağlık emekçilerinin haberleri basına yansımaktadır. Belki de vicdanları en çok kanatan durum budur. Elbette sağlık çalışanları bir kamu görevlisi olması nedeniyle uyması gereken kurallara tabi olarak görev yapmaktadır. Zaman zaman empati duygusunu kaybeden sağlık çalışanları da olabilmektedir. Ama bunların hepsinin bir hukuki karşılığı vardır. Hatta çoğunlukla bu hukuki karşılıkla da yüzleşmektedirler. Ayrıca empati tek taraflı bir duygu durumu değildir. Vatandaşlık kamu hizmetlerinden yararlanmayı hak olarak tanımlarken, vatandaşa da sorumluluk yükler. Vatandaş hizmet sunumunda belirlenmiş kurallara uymakla yükümlüdür. Hiçbir gerekçe, kamu görevini yapan bir kişiye şiddeti mazur gösteremez. Özellikle sağlık alanında kamu personeli, insanların sağlığına yardımcı olmak için eğitim almış olduğundan, saldırılara karşı neredeyse tamamen savunmasızdır. İşte bu aşamada devletin yasal düzenlemelerle ve zor kullanma tekeliyle sağlık hizmeti sunan kamu görevlilerine savunma kalkanı olması beklenir. Diğer bir ifadeyle şiddet eyleminin içinde olan şahsın gelişmiş ülkelerdeki örneklerde olduğu gibi, ağır cezalarla yüzleşmesi gerekmektedir. Çünkü sağlık hizmetinin kesintisiz ve etkin sunumu devletin itibarıdır. Devlet vergi kaçıranı nasıl cezalandırıyorsa, sağlık çalışanına yönelen şiddeti de aynı şekilde cezalandırmalıdır.  Hiç kimse, fiziki güvencesi olmayan bir hizmet sunumunda çalışmak istemez. Bu durum aynı zamanda çalışma performansını da olumsuz etkileyecektir. Elbette ekonomik ve sosyal hayat bundan zarar görecektir.

Sonuç

Aktif vatandaşlık bilinci, medyada sıklıkla görülen sağlık emekçilerine şiddet görüntülerine sessiz kalmamayı gerektirir. Aktif vatandaşlık, örgütlü sivil toplumun varlığının bir sonucudur. Bugün sessiz kaldığınız kamusal sorunlar, yarın sizleri hizmet alamama durumuyla karşı karşıya bırakabilir. Aslında ülkemizde halihazırda yaşanan sağlık hizmet sunumundaki aksaklıkların büyük bir kısmı, sağlıkta şiddet olgusuyla bağlantılıdır. Burada "olgu" kelimesini bilinçli seçtiğimi de ifade etmeliyim. Zira bu durum, birkaç kendini bilmezin yarattığı bir adli olay olarak görülemeyecek ölçüde toplumsal bir olgudur. Aynı zamanda bu toplumsal olgu, kısa sürede çözüm bulunması elzem bir kamusal soruna dönüşmüştür. Bu konuda daha önceki yazılarımda konunun farklı boyutlarına değindiğim için tekrar etmeye gerek duymuyorum. Bu bağlamda başta sorduğumuz sorunun cevabını verebiliriz. Kamusal bir sorun olan sağlıkta şiddet, kesinlikle çözülebilir. Burada bütün sorun siyasal iktidarın sağlık hizmeti üzerinden oy kaybetmeyi göze alamamasından kaynaklanmaktadır. Oysa uzun vadede durum siyasal iktidarın beklediğinden daha olumsuz sonuçlar yaratma potansiyeli taşımaktadır. Kısacası siyasal iktidarın sağlıkta şiddeti kamusal bir sorun olarak kabul etmesi gerekir. Peki bu nasıl olacaktır?

Sivil toplum örgütlerinin en önemli işlevlerinden biri, kamusal sorunlara dikkat çekerek kamuoyu oluşmasına yardımcı olmaktır. Siyasal iktidarlar bazen çeşitli nedenlerle kamusal bir sorunu olduğundan farklı görme eğiliminde olabilirler. İşte burada sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları, üniversiteler devreye girer ve sorunu bütün boyutlarıyla topluma anlatır. Bu durumun, bütün demokrasilerde politika süreçlerinin başlangıcında yaşanması beklenir. Özellikle kamu sendikacılığı bütün dünyada henüz yeni sayılabilecek bir sendikacılık türüdür. Bunun nedeni, işverenin devletin kendisi olmasıdır. Belki kamu sendikalarının en önemli görevi, siyasal iktidarların dikkatini, kendi iş koluyla ilgili alanda yaşanan sorunlara çekebilme kapasitesidir. Eğer bunu yapmıyorsa/yapamıyorsa sendikacılık yeni statüler ve ballı maaşlar yaratan bir alan olmaktan öteye geçemez. Eğer bir sağlık çalışanı şiddete uğradığında, kendisine sendika diyen yapılar bütün organlarıyla harekete geçmiyorsa, çalışana düşen, bu sanal yapılardaki üyeliğine son vererek kendisini gerçekten temsil edeceğine inandığı bir yapının içinde yer almaktır. Benzer şekilde dernekler, üniversiteler ve meslek kuruluşları da harekete geçme sorumluluğu taşıyan yapılardır. Eğer sağlık çalışanlarına yönelen şiddet bir kamusal sorun olarak algılanmıyorsa, bu sadece siyasi iktidarın kusuru olarak görülemez. Demokrasilerde konuşması gerekenler konuşmuyorsa, küçük tanrılar ortaya çıkar (1). Bu durum da toplumu gerilim hatlarında yaşamaktan kurtulamaz hale getirir. Enerji ve refah kaybına yol açar.

(1) Bkz. "Küçük Tanrılar Yaratmak" başlıklı blog yazım. https://www.blogger.com/blog/post/edit/6437777967896832870/307276427416113669

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Tüm Makaleler

  • 20.10.2022
  • Süre : 4 dk
  • 839 kez okundu

Google Ads