logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
analiz-ve-raporlar

Kışkırtıcı Düşünceler, Yeni Ufuklar (4)

Kışkırtıca Düşünceler, Yeni Ufuklar (4)

Yıkılan Önyargılar Yerle Yeksan mı? Yoksa Bir Başka Türlü Ayakta mı?

Son yıllarda oldukça sıklıkla duyduğumuz bir cümle var. "Artık dünya eskisi gibi olmayacak." Kimi zaman Metaverse gibi teknolojik bir gelişme, kimi zaman Ukrayna Harbi gibi askeri bir gelişme. Fakat farklı alanlarda da olsa kullanılan cümle aynı. Belki beklentiler, umutlar, hüsranlar, başarılar ve başarısızlıklar da aynı olduğundandır. Fakat değişim beklentileri ortak. Hatta bu beklentiler bazen bir çağırım, bir dua niteliği bile taşıyabilecek derinlikte.

Silahlanmaya Yönelik Değişen Alman Bakış Açısı:

Aynı durum Rusya - Ukrayna savaşı için de söz konusu. Bu kapsamda karşılaştığımız sayısız dış değişiklikten birisi de bizi oldukça ilgilendiriyor: Almanya. İkinci dünya harbinden bu yana militarizasyon konusuna soğuk bakan, silahlanmadan da silahlı hırslardan da uzak, prensipleri olan ve hukukun üstünlüğüne inanan bir ülke. İlk defa savaşta olan bir ülkeye "öldürücü askeri teçhizat" sevk ediyor. 50 milyar Euro'luk savunma bütçesini de bir hamlede iki katına çıkarıyor. Alman askeri politikalarında ve silahlanma programlarında açık bir değişim süreci başlamış vaziyette.

Fakat biliyorsunuz ki bu ülke uzun yıllardır yıllık 50 milyar Euro harcamasına rağmen, dökülen teçhizatı, yetersiz personeli, düşük harbe hazırlık oranıyla haber konusuydu. Dolayısıyla şu soru aklımıza geliyor: Bu değişim süreci gerçekten anlam ve öneme sahip bir şeyler ortaya koyacak mı? Yoksa aynı şeylerin, yeni kıyafetler giydirilmesiyle devamı niteliğinde bir gösterişten mi ibaret kalacak?

Açıkçası gelecekte karşılaşacağımız cevabın bu iki ihtimalin bir karması olacağı kanaatindeyim. Genişleyen askeri bütçenin önemli bir kısmı anlam ve öneme sahip olmayan hususlarda erirken, bazı akılcı ve mantıklı askeri silahlanma programları da olacak. Bu husustaki öngörülerimi yazmak istersem, apayrı ve uzun bir makale kaleme almam gerekirdi. Fakat ben sadece ülkemizi ilgilendirebilecek ve kazanç sağlayabileceğimiz hususları paylaşmak istiyorum.

Olası Kazanım Alanları:

Bu hususta üç ana açılım alanı olduğunu değerlendiriyorum.

  1. Çeşitli ağırlıklardaki deniz altı ve satıh (donanma) muharebe platformları.
  2. Zırhlı kara araçları ve tank sistemleri.
  3. İnsansız Hava Araçları (makalemin odak noktası).

Dünya savunmasını takip edenler, silahlı insansız hava araçlarının, Almanlar için söz konusu bile edilmediğini fark edecektir. Zira Amerikan Predator'larının dünyanın birçok coğrafyasında gerçekleştirdiği acımasız kıyımlar, bu ülkeyi moral açıdan benzeri bir silah sisteminden uzak tutmaktadır. Hatta Avrupa çapında geliştirilmekte olan birçok insansız hava aracında, Almanya'nın dahli ancak, "silahlandırılmama koşuluyla" sağlanabilmektedir.

Türk silahlı İHA’ları:

Bu nedenledir ki ülkemizin Bayraktar TB-2'lerle Azerbaycan cephesinde yakaladığı başarılar, en aşırı duygusal ve keskin tepkileri bu coğrafyada filizlendirmiştir. Fakat aynı platformun Ukrayna safında ortaya koyduğu aynı performans, artık silahlı kuvvetler kademesindeki ve devlet erkindeki tüm karar alıcıları tekrar düşünmek zorunda bırakacaktır. Silahlı insansız hava araçlarını görmezden gelen bu politik duruş sürdürülebilir mi? Mantıklı olabilir mi?

Almanların İHA’ları Bakış Açıları Nedir?

Ben bu hususta Alman aklının değişeceği kanaatindeyim. Bu değişim sonrasında üç buçuk alternatifleri olacak.

  1. ABD'den en pahalı biçimde söz konusu sistemleri temin etmek.
  2. İsrail'den (ki bu hususlarda bizden bile köklü yeteneklere sahiptir) söz konusu sistemleri temin etmek.
  3. Milli oluşturulacak ya da Avrupa Ortak Askeri Programları çerçevesinde katılım sağlanacak, bazı sistemlere zaman içinde kavuşmayı hedeflemek.
  4. Türkiye ile ortak bir çalışma çerçevesi inşa etmek. Ki bu madde kapsamında mantıklı bir öneri ile gitmenin önemine dikkat çekmek isterim.

Alman aklına ve alışkanlıklarına yatacak mantıklı bir öneri sunmak isteseydim, şu çerçeveyi çizerdim:

 

Adım 1:

Öncelikle zaten Polonya ve Ukrayna envanterinde yer alan Baykar Bayraktar TB-2 sistemlerinden satın almak ve bu sistemlerin modern askeri savaş alanında kullanımına aşina olmak. Her biri 6 platform ve 3 yer kontrol istasyonundan oluşacak filolar halinde, 2 kesin ve 2 opsiyon içeren 4 filoluk alım yeterli olacaktır. Bu kapsamda çok sayıda eğitim mühimmatı da alıma dahil edilecektir. Ayrıca Alman Silahlı Kuvvetlerinin, gelecekte diğer bir ülkeye bu sistemleri transfer edebilmesinin önü de açık bırakılmalıdır. Bu sayede ileride diğer Avrupalı müttefiklerinin ordularını da güçlendirecek bir silah sistemine sahip olabilirler. Bu çerçeve konuya politik açıdan bir kolaylık sağlayacaktır.

Adım 2:

Ülkemizde Baykar ve TUSAŞ tarafından geliştirilen iki farklı insansız hava arcı ailesi bulunmaktadır. Almanlara üçüncü ve tüm IP (Intellectual Property: Fikri Mülkiyet) hakları ortak üçüncü bir insansız hava aracı ailesi geliştirmek için ortaklık teklif edilebilir. Bu noktada önemli husus şudur: Söz konusu yeni araç ailesinin mühimmat kullanımı, tamamen "BlockChain Tabanlı" güvenilir bir otorizasyon (yetkilendirme) zinciriyle sağlanacaktır. Birden fazla şekle ve kademeye sahip olacak bu mühimmat yetkilendirme sistemi, gerekirse sivil karar alıcılara kadar uzatılabilecek esnekliğe sahip olacaktır. Bu sayede tamamen güvenli ve etik bir altyapı ile Alman ordusunun önü açılacaktır.

Adım 3:

Sanal Kanat Adamı (Loyal Wingman) ya da İnsansız Muharip Uçak (MİUS) formatında ortak bir jet motorlu insansız muharebe platformunun ortak gelişimi ön görülebilir. Elbette bu kapsamda da ortak IP hakları söz konusu olmalıdır. Bu aşamada önem verilen husus şu olmalıdır: Yine blok zincir tabanlı ve güvenli bir yetkilendirme ile, açık mimari yapı ve NATO standartlarıyla uyuma sahip, günümüz ve gelecekteki tüm uçaklarla müşterek harekât icra edebilecek bir platform ailesi oluşturmak. Bunu yaparken de "Ortak Avrupa Programlarının" her türlü karmaşıklığı, yavaşlığı, yüksek maliyetinden uzak durmak. Bu sayede Türkiye'nin bilgi ve tecrübe birikimi üzerine, daha gelişmiş ve tam hakimiyetli, milli bir sistemin temelini atmak.

Sonuç:

Son iki adım çerçevesinde, ortak IP mülkiyetine eklenecek, "Her iki ülke mutabık kalmadıkça bu sistemin üçüncü bir ülkeye satışı ve transferi mümkün olmayacaktır." maddesiyle, ülkemizin Alman zihni ve emekleri üzerinden koşulsuz ve kısıtlamasız kar edebileceği endişesini de gidermemiz gerekmektedir. Ülkemiz zaten kendi araç ailesine ve gelişim çizelgesine (gelecek için yol haritasına) sahiptir. Dolayısıyla bu tip bir girişim etki alanımızı Avrupa başta genişletirken, milli programlarımız için de tehdit teşkil etmeyecektir.

Açıkçası adı açıklanmayan yeni satışlar çerçevesinde Almanya, TB-2 ve Akıncı'ya çoktan müşteri olmuş olabilir. Bu ihtimal dahilinde olsa da kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz sadece yeni bir müşteri mi istiyoruz? Yoksa bu süreçten çok daha maksimize bir fayda çıkarabilir miyiz? Doğru oluşturulmuş bir teklif ve hassasiyetlerin gözetildiği bir sunumla bu işin kotarılabileceği kanaatindeyim.


Google Ads