logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
analiz-ve-raporlar

Mavi Vatanı Navarin'den Görmek

194 yıl önce bugün, 20 Ekim 1827 tarihinde Osmanlı Devleti’nin en büyük savaş mağlubiyetlerinden olan Navarin Deniz Savaşı yaşanmıştı.

Serbest Yazar Eşref ÖZDEMİR
Serbest Yazar Eşref ÖZDEMİR

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 20.10.2021
  • Süre : 4 dk
  • 338 kez okundu

194 yıl önce bugün, 20 Ekim 1827 tarihinde Osmanlı Devleti’nin en büyük savaş mağlubiyetlerinden olan Navarin Deniz Savaşı yaşanmıştı. Mora yarımadasının güneyindeki Navarin limanında sabah saatlerinde başlayan ve yaklaşık 3,5 saat süren deniz savaşının sonunda Fransız, İngiliz ve Rus donanmaları, baskın tarzı ani bir saldırıyla Osmanlı ve Mısır donanmalarının neredeyse tamamını imha etmiş, Osmanlı Devleti ve Mısır’ın Ege ve Akdeniz’deki deniz gücü yokedilmişti. 

Savaşın cereyan tarzından ziyade, sebepleri ve sonuçları üzerinde durmak, günümüzde Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de egemenlik mücadelesi yapan Türkiye için geleceğe yönelik iyi bir perspektif sunacaktır.

Navarin baskınının ilişkili olduğu siyasi ve askeri olay 1821 yılında Mora’da başlayan Rum ayaklanmasıdır. Fransız İhtilalinin etkisiyle ortaya çıkan ulusçuluk akımlarının bir sonucu olarak, önce 1804 yılında Osmanlı tebası olan Sırplar ayaklanmış ancak Sırplar Napolyon savaşları dolayısıyla içişleriyle uğraşan Avrupa devletlerinden yeterli desteği alamadığından ayaklanma bastırılmıştı. Müteakiben Eflak ve Boğdan bölgesindeki Rumlar ayaklanmış ancak halktan yeterli desteği alamaması ve Osmanlı Devletinin etkili müdahalesiyle bu ayaklanma bastırılmıştı. Nihayet 1821 yılında Rumlar bu kez Mora yarımadasında isyan etmişti. Bu isyan diğerlerinden farklı olarak Avrupalı devletler tarafından bir Avrupa sorunu olarak ele alınmış ve Avrupalı devletlerin Osmanlı’nın içişlerine müdahalesi için adeta zemin yaratmıştı. Ayaklanma kısa sürede başarıya ulaşmış, Avrupalı devletlerin Mora’da yürütülen isyana verdiği desteğin yanısıra Londra, Petersburg, Akkerman gibi anlaşma ve protokollerle isyancılara siyasi destek de sağlanmıştır. 

Önce tarafları ortaya koyalım. Bir tarafta Rum isyancılar, Fransa, İngiltere  ve Rusya, diğer tarafta ise isyanı bastırmaya çalışan Osmanlı devleti ile onun siyasi ve askeri müttefiki Mısır vardı. Taraflar gözönüne alındığında; Avrupa devletlerinin soruna ilgisi sadece bağımsız bir Yunanistan kurulması fikrinden farklı bir boyutta, Akdeniz’de güçlü bir Osmanlı-Mısır dayanışmasının önüne geçilmesi isteğini de içermekteydi. 

1827 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti’nin başında Sultan II. Mahmut, Mısır’ın başında ise Akdeniz’de yeni bir güç olmak isteyen Mısır hidivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa vardı. Osmanlı Devleti’nin Mısır’la kurduğu müttefiklik ilişkisinin sağladığı güç ve alınan akıllı, seri, sert askeri tedbirlerle Mora isyanı bastırılmış görüntüsü vardı. Osmanlı ve Mısır askeri kuvvetlerinin yaptığı akıllı askeri hamlelerle Mora’da kontrol sağlanmış, Atina isyancılardan geri alınmıştı. Ancak Ege Denizi’nde ikmal yollarının güvenliğinin sağlanması ve Ege adalarındaki ayaklanmaların da bastırılması maksadıyla Osmanlı ve Mısır’ın deniz gücünün neredeyse tamamı Navarin limanında üslenmişti. Bu donanma gücünün Ege ve Akdeniz’de güç dengelerini değiştirebileceği kaygısına düşen Fransa, İngiltere ve Rusya aralarında yaptıkları gizli bir anlaşma ile Navarin limanındaki donanmayı imha etme kararı almışlardı. Bu suretle hem ikmal ve sevkiyat yolları kesilen ve bölgeye deniz yoluyla müdahale imkanını kaybedecek Osmanlı Devleti bağımsız bir Yunanistan’ın kurulmasına engel olamayacak, hem de Mısır’ın Akdeniz üzerindeki güçlenmekte olan etkisi yok edilecekti. 

Burada bilinmesi gereken husus; Mısır’ın Kavalalı Mehmet Ali Paşa döneminde yapılan idari ve askeri reformlarla güçlü bir devlet yapısı ve orduya sahip olduğu, yürüttüğü stratejiyle bölgede etkili bir aktör olmayı istediğidir. Günümüzdeki devletler coğrafyası bizi yanıltmasın. O dönemde Osmanlı ve Mısır bugünkü Suriye güneyindeki hatta, Filistin ve İsrail üzerinden komşu idi. Mısır günümüzdeki Sudan, Suudi Arabistan ile Libya’nın bir kısmını da kontrol ediyordu. Coğrafyadan nüfuz ve mücadele alanının Ege ve Doğu Akdeniz olduğu açıkça görülmektedir. 

Mora yarımadasında başlayan Rum ayaklanmasının kısa bir sürede Avrupa siyasi sorunu haline gelmesi zaten Osmanlı Devleti’nde yaşayan Hristiyan azınlıkların haklarını bahane ederek sürekli olarak Osmanlı Devleti’nin içişlerine müdahale imkanı arayan Avrupa devletlerinin bir çabasıydı. Fransa ve İngiltere ile Mora sorununda müttefiklik Rusya için de donanmasının Akdeniz’de bayrak göstermesi için büyük bir fırsattı. 

Neticeten; Fransa, İngiltere ve Rusya aralarındaki yaptıkları gizli anlaşma doğrultusunda, Mora ayaklanmasını bahane ederek, 20 Ekim 1827 günü Mora yarımadasının güneyindeki Navarin limanında demirlemiş olan Osmanlı ve Mısır donanmalarını, o dönemin uluslararası hukuk kurallarını da yok sayıp,  herhangi bir savaş ilanı olmadan, baskın tarzındaki bir taarruzla imha ettiler. 

Navarin baskınının sonuçları Osmanlı Devleti için son derece yıkıcı oldu. Sultan II. Mahmut bu baskını “haydutluk/korsanlık” olarak niteledi, saldırgan devletlere savaş açılmadı ama bu ülkelere sert notalar verildi. Sonuçta olan olmuş Osmanlı Devleti kendi deniz sınırlarını koruyabilecek bir donanmadan yoksun kalmıştı. Devamında 1829 yılında Rusya ile Prut savaşı ve peşinden 1831 yılında bağımsız Yunanistan’ın ilan edilmesi, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Suriye’yi ilhak talebini bahane ederek ordusuyla Anadolu içlerine Kütahya’ya kadar yürümesi, Rus donanmasının Hünkar İskelesi anlaşmasıyla Boğazlara yerleşip İstanbul’a demirlemesi, Londra Anlaşması ile İngiltere ve Fransa’nın yeniden Osmanlı Devleti’nin hamisi rolüne soyunması süreçleri Osmanlı Devleti’nin Batılı devletler sistemini kabul ettiği 1839 Tanzimat Fermanı’na kadar götürmüştür. 

Günümüzde de Ege Denizi ve Doğu Akdeniz için egemenlik mücadelesi sürmektedir. Zengin petrol ve doğalgaz yataklarının tespiti bölgenin jeostratejik önemini arttırmıştır. Türkiye Mavi Vatan stratejisiyle egemenlik haklarını ilan etmiştir. Ancak tarihte olduğu gibi Mısır’ı yanımıza almadan bu stratejiyi hayata geçirmek oldukça zordur. Türkiye’nin güçlü ve teknolojik yetenekleri üstün bir donanma ile Doğu Akdeniz ve Ege Denizi’nde filo bulundurması, bayrak göstermesi egemenlik haklarının garantisidir. Türk deniz savaşları tarihi sadece Preveze gibi zaferlerden ibaret değildir, Navarin, İnebahtı ve Çeşme baskınları gibi beklenmedik baskınların ve mağlubiyetletin de tarihidir. Bu hususu gözden kaçırmamalıyız.

Acaba Doğu Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki gelişmelere paralel olarak herbiri egemenlik haklarımıza birer tehdit olan;

- ABD’nin Girit ve Dedeağaç’taki üsleri ile ABD ve Yunanistan arasında yapılan süresiz savunma ve güvenlik işbirliği anlaşmasını,

- Rusya’nın Suriye’de kara gücüyle konuşlanmasını, donanmasıyla Lazkiye ve Tartus’ta üslenmesini

- Akdeniz ve Ege’de Türk donanmasını destekleyecek hava gücünün politik sorunlar bahane edilerek zaafiyete uğratılmasını ve dengenin Yunanistan lehine gelişmesini,

- Fransa’nın Yunanistan’a silah satışını,

- Mısır, Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan arasındaki işbirliği anlaşmalarını Navarin’den görebiliyor muyuz?


Google Ads