Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

Ormanlarımızı Neden Yakıyoruz?

Ormanlarımız korunup, kollanmaya ve sevgiyle yaklaşılmaya ihtiyaç duyulan millî varlıklarımız ve değerlerimizdir. “Bizi kıskanıyorlar!” dediğimiz yabancıların ülkesine gidin bakın, gidemiyorsanız bile sorun öğrenin. Onlardaki doğaya saygı ve sevginin bizden ne kadar yukarılarda olduğunu görürsünüz.

Hayatında ormanın yanından geçmemiş, sadece resim ve sosyal medyadan görmüş insanlarımıza burada ormanın faydalarını, insan üzerine etkilerini, ülke ekonomisine katkılarını anlatmanın pek bir yararı olmaz kanaatindeyim! Fırsat buldukça doğaya kaçan birisi olarak, yerinde bu güzellikleri yaşayan ve Stoacı bir yaşam felsefesini benimseyen biriyim. Bizzat ormanın içinde yaşadığım zamanlar oluyor. Maalesef insanımızın çoğunda ağaç sevgisi, orman sevgisi gelişmemiş, doğayla yönelik bir idrak mefhumu pek oluşmamıştır. Gerçeğimiz budur. Neden mi? 

İnsanlarımızın sözde serinlemek ve çokça da mangal yakmak için gitmeyi tercih ettiği mekanların başında gelen orman ve piknik alanlarına baktığınızda, ne demek istediğimi anlarsınız. Ormanlarımız korunup, kollanmaya ve sevgiyle yaklaşılmaya ihtiyaç duyulan millî varlıklarımız ve değerlerimizdir. “Bizi kıskanıyorlar!” dediğimiz yabancıların ülkesine gidin bakın, gidemiyorsanız bile sorun öğrenin. Onlardaki doğaya saygı ve sevginin bizden ne kadar yukarılarda olduğunu görürsünüz. 

Her yaz döneminde ülkemizin muhtelif yerlerinde yangınlar çıkarılıyor, ciğerlerimiz adeta yanıyor. Bu yaz da öyle oluyor maalesef. Her yangın haberinden sonra benim içim yanıyor, moralim bozuluyor. Biliyorsunuz, ormanlar; farkında olalım ya da olmayalım, insanların soluk alma, nefeslenme, oksijen-karbondioksit dengesine, toprak oluşumundan depresyon terapisine kadar birçok alanda, en önemli yaşam destek mekanizmasını içeren ekosistemi içinde barındırır. Orman yangınlarına gösterilen kamuoyu ilgisinin, duyarlılığının, söndürme telaşının arkasında yatan temel neden budur. Aslında yananın, sıklıkla dile getirildiği gibi, sadece ciğerlerimizle sınırlı olmadığını, tüm vücudumuz ve onu saran çevrenin bütününü kapsadığını, en azından her birimiz hissedebiliyoruz. 

Türü, yaşı, büyüklüğü ne olursa olsun bitkiler ve tabii ki ağaçlar yanıcı maddelerdir. Şüphesiz orman yangınları; çıkış nedenleri, sonuçları ve algılanışı bakımından, çok karmaşık, yönetilmesi güç bir olgudur. Bugünün teknolojisi, Ay’a insan getirip-götürmeyi, Mars’ta zemin etütleri gerçekleştirebilmeyi neredeyse sıfır hatayla başarabiliyor. Ancak denetlenemeyen, kontrol edilemeyen parametreleri bol orman yangınları konusunda bu başarı seviyesine ulaşabilmek henüz olası değil. Yani orman yangınlarını önleyemiyoruz. Yangın gerçeğiyle yaşamayı öğrenmek zorundayız.

Biliyorsunuz, orman yangınlarının iki baş oyuncusu, aktörü var: insan ve ormanın kendisi. Ormanlar, orman mühendislerinin çocuğu gibidir. Doğal zenginliğimiz ormanları korumak aslında bir mühendislik işidir. Mühendislik ise orman yangını gibi olgulara nesnel yaklaşımı gerekli kılar. Orman Genel Müdürlüğü tarafından tutulan uzun dönemli istatistikler (70-80 yıl) ülkemizde her yıl yaklaşık 2 bin orman yangınının çıktığını ve ortalama olarak bu yangınların 10 bin hektar büyüklüğündeki alanı etkilediğini ortaya koyuyor. Bu yangınların neredeyse tamamı (%95’i), ihmal, kasıt, sigara izmariti gibi nedenlerle çıkıyor. Yani yangınların çoğunluğu insan kaynaklı. Bu nesnel koşullarda, istatistiki verilerin halka anlatılması, durumun iyileştirilmesi için Türk halkının aktif desteğinin istenmesi gibi bir durum açıkça ortaya çıkıyor. Türk Kamuoyu, her yıl orman yangınlarıyla yok olan bu 10 bin hektarın 9 bin, 5 bin, 3 bin hektara düşürülmesinde ağırlıklı sorumluluğun kendisinde olduğunu kavramalı, kendisini gerekli davranış değişikliklerine hazır hissetmeli ya da hissetmek zorunda bırakılmalıdır. Diğer yandan Orman Genel Müdürlüğü, her şeyden önce, halkın aktif ve etkin desteğini sağlamadan bu işin altından kalkamayacağını anlamalıdır! Maalesef, Orman Genel Müdürlüğünün uygulamalarına ve beyanlarına baktığımızda, bu anlayıştan çok uzaklarda olunduğunu net bir biçimde görüyoruz. Bu, orman yangınlarının en önemli aktörlerinden birinin, insanın, bütünüyle ihmal edilmiş olduğu, görmemezlikten gelindiği anlamına gelir. 

Ormanı yakan insanlar, yanan ormanlardır. İşte ormanların kendileri de orman yangınlarına yönelik ikinci önemli aktör olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle Akdeniz iklim kuşağında, bitkiler ve ormanların milyonlarca yıldan beri varlıklarını sürdürüyor olmaları, geliştirdikleri bu adaptasyon mekanizmalarının bir sonucudur. Bir başka ifadeyle; bu ormanlar, yangınlarla nasıl baş edebilecekleri konusunda deneyimlidirler. Kolaylıkla ateş alabilmeleri de, yangından sonra kendilerini kolaylıkla yenileyebilmeleri de bu deneyimlerinin kanıtlarıdır. Yangınlar ile bitkiler ve ormanlar arasındaki bu ekolojik ilişkiler ve bağımlılık mekanizması derinlemesine anlaşılmadan orman yangınlarını başarı ile yönetmek mümkün değildir. 

Ülkemizin orman yangınlarına yaklaşımı, hangi nedenle çıkmış olursa olsun çıkan yangınları, mümkün olan en kısa sürede ve ne pahasına olursa olsun söndürme esasına dayanmaktadır. Orman yangınlarıyla mücadele kavramı bu anlayışı yansıtır ve yangınlar ile ormanlar arasındaki ilişkileri pek dikkate alınmıyor gibidir. Çıkan her yangın, o alanda yangının başlayabilmesi için gerekli koşulların oluştuğunun da işaretçisidir. Yangını en kısa sürede söndürmek bir başarı gibi görünse de söndürme dışında kalan alanlarda işareti verilmiş olan yanma nedenlerini ortadan kaldıracak gerekli işlemler yapılamadığı sürece alanın yanma riski her geçen yıl artmaya devam etmektedir. 

Çıkan orman yangınlarını ne pahasına olursa olsun, en kısa sürede söndürme odaklı orman yangınlarıyla mücadele stratejisinden, orman-yangın ilişkisini anlamaya odaklı Orman Yangın Yönetimi stratejisine geçiş zorunludur. Yıllardan beri agresif bir biçimde uygulanmakta olan orman yangınlarıyla mücadele stratejisi, farkına varılmadan, ormanlarımızı kolay ateş alabilen, şiddetle yanabilen bir yapıya mahkûm etmiştir. Orman yangını yönetim stratejisi, orman içinde biriken kolay ateş alabilen yanıcı miktarını, farklı yöntemlerle sürekli kontrol altında tutma temeline dayanır. Bu strateji, yangınların çıkma nedenlerini ortadan kaldırmayı ön plana çıkaran aktif bir yaklaşımdır. 

Kuramsal olarak, kolay ateş alabilen yanıcı yoksa orman yangını da yoktur. Agresif orman yangınlarıyla mücadele stratejisinin ormanlarımızı kolay ateş alabilir ve şiddetle yanabilen bir yapıya mahkûm etmiş olması, ikinci önemli aktörün, ormanların da, yanmaya daha hazır hale getirilmiş olduğunu ortaya koyuyor. Aslında bu saptama, insan faktörünün de alt yapısını oluşturur. Tutuşturma potansiyeli yüksek insanlar kolay ateş alabilen ormanlarla iç içe yaşıyorlar. Yangın kaynakları olan insanlar, bir şekilde ormanların komşuları durumunda bir hayat sürüyorlar. Sahne bundan ibaret. 

Çıkan herhangi bir orman yangınını en kısa sürede söndürmek bir başarı gibi görünse de, söndürme dışında kalan alanlarda bahse konu yanma nedenlerini ortadan kaldıracak gerekli uygulamalar hayata geçirilemediği müddetçe, ormanlarımızın yanma potansiyeli her geçen yıl artmaya devam edecektir. Öte yandan, ülkemiz genelinde orman yangınlarıyla ilgili bilimsel çalışmaların azlığı ve uygulamanın her bir orman yangınını bir kitap gibi okuma ve bir laboratuvar çalışması gibi değerlendirme alışkanlığının gelişmemiş olması, yukarıda değinildiği gibi, uzmanlaşmayı daha da zorlaştırırken, teknik eleman hareketliliğinde yaşanan yüksek hız bunu neredeyse imkânsız kılıyor. Bilgi ve deneyim birikiminin oldukça sınırlı, ormanların tutuşmaya insanların ateşlemeye yatkın olduğu bu tür bir sahnede figüranlardan yüksek performans beklemek pek mümkün değildir. 

Kamuoyuna pompalananın aksine orman yangınları temel olarak karada konuşlu mekanizmalar ve vasıtalar tarafından kontrol edilir ve söndürülür. Bu karadan müdahale çalışmaları her seviyeden personelin yangına karşı tavrı konusunda gerçekler üzerinden bilgi ve deneyim sahibi olmalarını sağlar. 

Bununla birlikte havadan müdahale için kullanılan helikopterler, yangına erken müdahale ve yangın izleme aracı olarak işlev görürler. Temel görevi yeteri sayıda yangın personelini en kısa sürede yangın yerine yetiştirmek, gerekli lojistik hizmetleri sağlamak ve yangın yöneticisine yangını geniş perspektiften izleme şansı vermektir. Ancak, ev, tesis gibi can ve malın, anıt orman gibi kıymetli alanların tehdit altında kaldığı acil durumlarda yangına doğrudan kontrol ve söndürme amacıyla müdahale aracı olarak kısmen helikopterler de kullanılabilirler. 

Kamuoyu ve medya baskısının da etkisiyle, büyüklüğü ve risk durumu ne olursa olsun, ülkemizde tüm yangınlara helikopterle müdahale etmek bir alışkanlık haline gelmiş, karadan müdahale neredeyse unutulmuş durumdadır. Yüksek maliyetli bu alışkanlık önemli bilgi ve deneyim kaybına da yol açıyor. Ormanlarımızda yanıcı yönetimi uygulanmadığından, büyük yangınlar genellikle yüksek enerjili yangınlara dönüşürler ki bu durum helikopter ya da uçak kullanımının olası etkisini büyük ölçüde düşürmektedir. Yüksek enerjili yangınlar kendi iklim koşullarını yaratan yangınlardır ve bu boyuta ulaşan yangınlara helikopter ya da uçaklarla sadece yanlardan, kanatlardan müdahale edilebilir. Helikopter ve uçak gibi pahalı teknolojiler ancak uygun koşulların hazırlanmış olduğu ortamlarda verimli ve etkin performans sergileyebilirler. Aksi takdirde her yıl helikopter sayılarını artırmak gibi bir kısır döngü içine girmek kaçınılamaz hale gelir. 

Bir yangına 10-20 hava aracıyla müdahale edilmesinin çok yüksek bir planlama, yönetim bilgisi ve deneyimi gerektirdiği gözlerden uzak tutulmamalıdır. Ülkemizde, büyük ölçüde yaşanmakta olan organizasyon eksikliği zafiyeti nedeniyle, birim alan yangın söndürme maliyeti ABD ve AB ülkelerine göre yaklaşık 3 misli fazla gerçekleşmektedir. 

Havadan müdahalelerde, “mümkün olduğunca az sayıda hava aracı, mümkün olduğunca geniş alanlarda yanıcı yöntemi ve karadan müdahale” prensibi geçerlidir. Akdeniz bölgesinin egemen bitki örtüsünü oluşturan kızılçam ormanları ve makilikler belirli sıklıklarla yinelenen yangınlara karşı ekolojik olarak uyum sağlamışlardır ve on binlerce yıldan beri varlıklarını ve alandaki egemenliklerini sürdürmeye devam etmektedirler. Yangınlar bu bölgenin doğal bir parçası olarak görülmelidir.

Bu kapsamda, kızılçam, yangına uyum sağlamış bir türdür ve yangın sonrası koşullarında başarıyla kendini yenileyebilen bir ağaçtır. Etrafımızda varlığını sürdüren tek yaşlı ve tek tabakalı yaşlı kızılçam ormanları, bunun kanıtıdır. Bu nedenle kızılçam ve makilik alanlara, orman yangınlarından hemen sonra, buraları tekrar ağaçlandırmak niyetiyle kazma-kürek, dozer, kepçe ile girmek yangının bizatihi kendisi kadar bu alanlara zararı dokunan yanlış uygulamalardır. Doğaya, yanan alana, en azından bir yıl zaman verilmelidir. Bu süre zarfında doğa kendi yöntemleriyle büyük ölçüde kendini yenileme sürecine girecek, ilave bir müdahaleye gerek kalmadığını gösterecektir. Aslında her deneyimli göz bunu kolaylıkla görebilir. Bir yıl sonunda, doğanın kendini yenileyemediği yerlerde doğaya dostça destek verilebilir. Gelibolu Yarımadası (1994) yangını ve benzerlerinin sonrasında yaşandığı gibi alana ağır iş makinalarıyla girip, nereden geldiği belli olmayan fidanları dikmek kesinlikle ormanı yenilemek anlamına değil, ormanın kökünü kazımak anlamına gelmiştir. Biliyoruz ki, ağaçlandırma alanları, 10-12 yaşından başlayıp 30-35 yaşına ulaşıncaya kadar son derece yanıcı bir yapı sergilerler. Gerekli önlemler alınmadığında kolaylıkla, büyük ekonomik ve ekolojik değişimlere neden olarak yanarlar. Oysa yangına dirençli orman kurmanın yolları 1999 yılında, yani yaklaşık çeyrek yüzyıl önce yayınlanmıştı. Ders çıkarmak isteyenler için elbette. 

Saygı dolu sevgiyle kalın

Kaynakça

Neyişçi, T. 1985: Antalya Doyran Yöresi Kızılçam Ormanlarında Yangınların Tarihsel Etkileri. Ormancılık Araştırma Enstitüsü Yayınları, Teknik Raporlar Serisi.

Neyişçi, T. 1986: Kızılçam Orman Ekosistemlerinde Denetimli Yakmanın Toprak Kimyasal Özellikleri ve Fidan Gelişimi Üzerine Etkileri. Ormancılık Araştırma Enstitüsü Yayınları, Teknik Bülten Serisi No: 205

Neyişçi, T. 1987: Orman Yangınlarının Önlenmesinde kullanılabilecek Yavaş Yanan Bitki Türleri Üzerine Bir Çalışma. Doğa, TUBİTAK, Tar. Ve Or. D.

Neyişçi, T. Et al: 1999: Yangına Dirençli Orman Kurma İlkeleri: TUBİTAK-TOGTAG_1342. Orman Mühendisleri Odası Yayın No: 21, Ankara...

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 24.07.2023
  • Süre : 5 dk
  • 962 kez okundu

Google Ads