logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
analiz-ve-raporlar

Pirus Zaferinin Demir Leblebiye Evrimi

Serbest Araştırmacı Yazar Aybars MERİÇ
Serbest Araştırmacı Yazar Aybars MERİÇ

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 21.03.2022
  • Süre : 4 dk
  • 303 kez okundu

Pirus Zaferi Nedir?

Dünya harp literatüründe "Pirus Zaferi" denen bir kavram vardır. Wikipedia'dan direkt alıntılıyorum: Yıkıcı büyüklükte kayıplar pahasına kazanılan bir zaferdir. Kazanılan zaferin verilen kayıplardan sonra anlamsız hale gelmesini ifade eder. Tarihi kökenleri olan bu kavram, iki dünya savaşından sonra ayrı bir anlam kazanmıştır. Çünkü Nükleer, Biyolojik ve Kimyasal savaş araçları, artan etkileri ve gelişen yöntemleriyle çok daha öldürücü Konvansiyonel savaş enstrümanları, bir sonraki büyük savaşı karşılıklı yıkım kimliğine bürümüştür.

Vekil Savaşlarının Tercih Edilmesi:

Bu nedenledir ki dünyadaki emperyal ve egemen güçler, vekil savaşları, iç savaşlar ve terör örgütlerini kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya başlamış, farklı bir güç mücadelesi anlayışı benimsemiştir. Bazen önleyici savaşlar yapılmış, bazen süper güçler bizzat bir başka ülkeye müdahale etmek zorunda kalmıştır. Fakat Vietnam ve Afganistan gibi örnekler bunun bile uzun ömürlü olamayacağına delil teşkil etmiştir.

Şimdiyse iki yüzü olan bir başka mücadele biçimine şahit oluyoruz. Bir ülke, son derece güçlü bir başka ülkeye karşı, ümitvar bir savunma savaşını askeri zeminde yürütüyor. Aynı zamanda başka ülkeler de askeri olmayan tüm cephelerde, (bilgi teknolojileri, ekonomi, ticaret, üretim, politika, vs.) belirgin bir tavır koyuyor ve taraf tutuyor. İşin enteresan tarafı askeri direniş ve dış tavır birlikte bambaşka bir tehdit seviyesi arz ediyor. Öyle ki konvansiyonel ya da Ortodoks bir bakış açısıyla anlamak ve anlamlandırmak bile zor gelebiliyor.

Rusya-Ukrayna Savaşının Analizleri:

Mevcut Rusya-Ukrayna çatışmasında, tüm yorum ve analizlerin konunun ülke bazlı politik analizlerle ele alındığını görmekteyiz. ABD şu yaptırımı yaptı, Japonya bunu yaptı, Avrupa Birliği şu kararı aldı, Çin'in tavrı şu oldu… Fakat aynı anda gerçekleşmekte olan bir başka önemli süreci gözden kaçırıyoruz. Aynı Ukrayna tarafını ülkenin askeri direniş güçleri ve dış ülkelerin askeri olmayan tavrı / desteği olarak iki kısma ayırıyor isek; Rusya'nın karşı karşıya kaldığı yaptırımları da: "Ülkelerin yaptırımları ve küresel firmaların (sermayenin) yaptırımları." olarak ikiye ayırmak zorundayız.

Dikkatinizi çekerim. Doğduğu ülkenin kanun ve sermaye yapısından daha büyük olan, küresel firmaların da açık ve net savaşa dahlini görüyoruz. Artık "şirketokrasi elitleri" de küresel mücadelelerde karar alıcı nitelikte bir tavır sergileyebiliyor. Bu tavrın sonuçları ise ülkelerin aldığından çok daha zararlı, etkili ve uzun vadeli olabiliyor. Henüz tam fark etmemiş olabilirsiniz ama zaman içerisinde birlikte göreceğiz.

Çokuluslu Şirketler ve Yaptırımlar:

An itibariyle savaşın sıcaklığı, bu hususta ayrım yapmayı zorlaştırmakta. Çünkü ortalık barut sisi ve pusuyla kaplanmış vaziyette. Fakat hali hazırda üretilmiş, yani döküm süreci tamamlanmış Rus Elbrus mikroişlemcilerinin sevkiyatı ertelendi ise, bu tavrın çevikliğinin bir ülkenin mi bir firmanın mı kararı olduğunu düşünmek gerekiyor. Keza S-400 başta Rus savunma endüstrisinin birçok alanında bu mikroişlemcileri kullandığını biliyoruz. Netfilix, CocaCola, Meta, İkea, McDonalds, Apple gibi firmaları ise bu işin vitrinindeki bazı isimler olarak açıkça gözlemliyoruz.

Ülkelerin ateşte sınanacak zorlulara adım attığı çağımızda, şirketlerin tavrının da ülkeler kadar önem taşıdığı yeni bir döneme girdiğimiz aşikâr. Bunu ülkemiz henüz fark etmemiş olabilir. Fakat söz konusu gerçeğin Çin, Japon, Güney Kore, Malezya, Brezilya vb. birçok ülke tarafından da algılanıp derin derin düşüncelerle değerlendirildiğini söylemek gerçekçi olur. Elbette işin bir başka tarafından, bir başka şekilde tutmakta olan ihtiyar kıtanın Avrupa ülkeleri açısından da...

Bir kısım ülkelerle küresel sermaye ve şirketlerin çıkarlarının uyumlu olduğu bir zaman diliminde yaşıyor olabiliriz. Bununla birlikte konu söz konusu küresel sermayenin, bir ülke ya da paktın çıkarlarından tamamen bağımsız olarak karar alabilme gücüne doğru yürümekte olduğu da muhakkak. Zira cin şişeden çıktı ya da Pandora'nın kutusu açıldı diyebiliriz. Bu alanda geçerekten geri dönüşsüz bir noktaya ilerlemekte olduğumuz kanaatindeyim.

Demir Leblebi Stratejisine Kayış:

Ülkemizde leblebi oldukça sevilen ve geçmişten günümüze zevkle tüketilen bir kuru yemiştir. Öyle görünüyor ki ülke olsun ya da olmasın bir güç tarafından leblebilerin demire çevrilme olasılığı var. Askeri olsun ya da olmasın bedel ödemenin ve ödetmenin sayısız yolları olduğu gibi. Dolayısıyla yakın gelecekte trendin Pirus zaferinden ziyade, demir leblebi stratejisine kayacağını öngörebiliriz. Yapmak istediğin bir şey varsa, gücün yetiyorsa yap. Ama hesap bile etmediğin boyutlardan karşılığını ödemek durumunda kalabilirsin. Bundan sonra hareket zeminini ve inisiyatif aralığını, yeni bir algoritmaya göre hesap etmelisin...

Doğrusunu söylemek gerekirse bu hususta birçok makale yazacak kadar materyal var. Bununla birlikte birçok aydın tarafından göz ardı edilen bu hususu, sadece başlık olarak bile olsa açmak istedim.

Not: Kışkırtıcı Düşünceler, Yeni Ufuklar yazı dizisinin beşinci yazısıdır. (Devam edecek)


Google Ads