logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
analiz-ve-raporlar

Rusya-Ukrayna Savaşı ABD’nin bir Denemesi mi?

Ukrayna’da bugün yaşanan savaş NATO’nun yayılmacı politikalarının bir sonucu mu? Yoksa ABD’nin tek kutuplu veya en fazla çift kutuplu bir dünya politikasından mı kaynaklanmaktadır? Bugün gelinen aşamayı tarihi, stratejik, askeri ve ekonomik boyutları ile incelemeye çalışalım.

Tarihi Perspektif

Rusya Ukrayna ile arasındaki tarihi bağları öne sürerek, Ukrayna’ya karşı askerî harekâtı başlatmıştır. Aslında Putin’in bu argümanının altında dahi, artık Ukrayna’nın Rusya ile bağlarının kalmadığı, batı ile ilişkilerinin daha fazla olması yatmaktadır. 1991’de Sovyetler Birliğinin dağılmasına kadar, Ukrayna için Sovyetler Birliği ile bağları olduğu söylenebilir. Ancak 1991’de Rusya Federasyonu kurulunca zaten Ukrayna Rusya ile bir bağ kurmak istemeyerek bağımsızlık yolunu tercih etmiştir. Yani Putin’in bu argümanının altında, aslında tekrar Sovyetler Birliğinin en azından Sovyetler dönemi statü ve politikalarının uygulanması yattığı söylenebilir. Eğer Ukrayna da işler Rusya’nın istediği gibi giderse büyük ihtimal bundan sonraki adımların bu şekilde atılacağı düşünülmüştür.

Genel anlamda Sovyetler Birliğini dağılmaya iten gelişmelerin 1979 yılında Afganistan’ ın işgali ile başladığı yönünde genel kabul ve anlayışlar mevcuttur. ABD 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra İkinci Körfez Savaşı (2003) ve sonrasına kadar uluslararası politikada tek kutuplu hegomonyasını sürdürmüştü. Özellikle 2005 yılından itibaren Rusya’nın tekrar eski gücüne ve etkisine yani “süpergüç“ olma yönündeki çabaları artarak devam etmiştir. Arap Baharı ile birlikte Rusya Suriye’ye yerleşmiş adeta ABD’nin karşısına geçmiş ve tekrar süpergüç olduğunu hatırlatmaktan çekinmemiştir. Hatta Suriye’de Rusya’nın Ukrayna işgal planında uygulayacağı taktikleri dahi denediği belirtilmektedir. Putin’in liderlik karekteri ve davranışlarına bakılarak Rusya’nın bu şekilde bir adımı 2017 yılında atabileceği öngörülebilirdi. Çünkü 2017 Sovyet Bolşevik Devrimi’nin de 100ncü yılıydı. Rusya uluslararası arenada tekrar eski gücünü göstermeye başlarken, Çin ise ekonomik gücünü arttırmış ABD ile ticaret savaşlarına dahi başlamıştı. Çin özellikle bu dönemde Hong Kong ve Taiwan ile ilgili politikaları 2017 Aralık ayında Kominist Parti Kongresin’de Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından “Çin’in verecek 1cm2 toprağı dahi yoktur” diyerek açık olarak belirtilmişti. Çin’in 2035’lerden sonra ABD ile askeri alanda da rakip olacağına olacağına yönelik ABD kaynaklı değerlendirmeler yadsınamayacak kadar çoktur. Yani her şey bu şekilde devam ederse ABD 2030’dan sonra hem Rusya hem de Çin ile uğraşmak zorunda kalacaktı. Yani ABD’yi Avrupa ve Uzak Doğu’da iki cepheli bir savaş veya çatışma beklemekteydi.

NATO-2030 Stratejik Konsepti

NATO ise Aralık 2020’de “Yeni bir çağda birliktelik – 2030” adlı bir stratejik dokuma hazırladı ve kamuoyu ile paylaştı. Hatta bu belge NATO Karargâhlarında hazırlanmayan, Genel Sekreter’in belirlediği, NATO ve organlarında uzun yıllar çalışmış deneyimli diplomatlardan oluşan “Akıl Adamlar” grubuna hazırlatılmıştı. Bu rapordaki Rusya Federasyonu aynı Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi NATO için bir tehdit olarak nitelendiriyor ve ne olursa olsun durdurulması gerektiği belirtiliyordu. Raporda dikkat çeken diğer bir husus ise Çin ilk olarak bir NATO stratejik dokümanı içerisinde “Ekonomik bir tehdit” olarak algılanmaktaydı. Bir de tüm bunlara özellikle Covid-19 pandemisinin de etkisiyle “çok kutuplu” ve “çok taraflı” dünya, politika gibi kavramlar ilave edilmişti. Bu esnada Ağustos 2021’de ABD ve NATO adeta kaçırırcasına Afganistan’dan çekilmişti. Hatta bu çekilme uluslarrası arenada ABD hükümdarlığının sonu, çok kutuplu bir dünyanın da başlangıcı olarak belirtilmişti.

NATO – 2030 stratejik konseptine göre Rusya birinci öncelikli tehditti. Dolayısıyla 2030’a kadar Rusya’ya ekonomik olarak güçsüzleştirilerek, askeri gücü bir türlü ve dolayısıyla kendisi devre dışı bırakılmalıydı. Ancak Rusya son yıllarda gaz ve petrol gelirleriyle hem ekonomik olarak gelişmiş hem de askeri olarak ABD’ye göre bazı alanlarda ileriye gitmişti. ABD veya NATO’nun Rusya ile ilgili iki tereddütü vardı. Birincisi klasik askeri gücü, ikincisi ise nükleer gücünün ne durumda olduğuydu. ABD 2030 ve sonrasında Çin ile gireceği mücadele öncesi bunu anlamalı ve Rusya’yı ekonomik olarak zayıflatmak ve Çin ile mücadelesinde askeri olarak karşısına çıkmasını önlemesi gerekirdi.

Defender Europe-21 tatbikatı ABD ve NATO’ya bu fırsatı verdi. DefenderEurope Herhangi bir kriz veya çatışma durumunda ABD birliklerinin Avrupalı müttefiklerinin yardıma gelmesi senaryosuna dayanan bir tatbikattı. Haziran 2021 ayında tatbikat Doğu Avrupa ve Karadeniz üzerinde oynanmaya başlandı. Rusya daha önceleri birçok kez Ukrayna’nın NATO üyesi olmasını kırmızı çizgisi olarak belirlemişti ABD ve NATO, Ukrayna-Belarus ve hatta kuzeyde Rusya sınırına tatbikat bahanesi ile asker yığınca, Rusya buna tepki olarak başta Ukrayna’nın doğu sınırı olmak üzere asker yığmaya başladı. Daha sonra Ukrayna’nın doğusunda ayrılıkçı ve Rus yanlısı milisler ve Rusça konuşan insanların yaşadığı Ukrayna’nın doğusundaki Donbas ve Kuhensk bölgelerinin bağımsızlığını tanıdı, ardından da 24 Şubat’ta Ukrayna’ya Rusya tarafından askerî harekât başladı.

Kim Kazançlı çıkacak?

Öncelikle Rusya’nın askerî harekâtı ve seyrini stratejik bir bakış açısıyla değerlendirmeye çalışalım. Savaşın 13ncü günü olan bugüne baktığımızda, Rusya’nın Ukrayna’da ilerleyişi devam etmektedir. Rusya büyük bir ihtimal savaşı askerî açıdan kazanmış gibi durmaktadır. Ancak stratejik açıdan bakıldığında durum değişebilir. Öncelikle Rusya’nın siyasi hedefi sanki tam olarak belli değildi veya saklanmıştı. Çünkü Rusya bütün açıklamalarında Zelinsky ve hükümetini hedef almıştı hatta ABD bile Zelinsky’e ülke dışına çıkmasını teklif etmişti. Ancak Rusya’nın askerî harekâtından siyasi hedef tüm Ukrayna’nın işgal edilmesi olarak anlaşılmaktadır. O zaman bu durumda savaşın tüm Ukrayna’nın işgal edilmesine kadar süreceğini söyleyebiliriz. Ancak durum o şekilde gelişmemektedir. Bu mümkün olabilir mi? En azından fiziki olarak gerçekleşse bile, daha sonra uzun yıllar devam edecek yıpratıcı bir savaştan ve dönemden bahsedilebilir. Siyasi hedefin bir an önce hükümet merkezini ele geçirmek Zelensky hükümetini devirmek ve Doğu Ukrayna’yı işgal etmek olarak düşündüğümüzde ise yapılan askeri harekatın bu siyasi hedefin daha ötesini ihtiva ettiği söylenebilir. Çünkü şu anda Rusya; Doğu-Güney ve Kuzeyden iki mihver olacak şekilde yaklaşık dört mihverden askerî harekât yapmaktadır. Bu ise harp sahasının boyutunu artırmakta, lojistik hatları uzattığından ikmali zorlaşmaktadır. Bir de buna zaman faktörünün uzamasından dolayı Rusya ve silahlı kuvvetlerine uygulanan sosyal medya odaklı uygulanan psikolojik harekât teknikleri de Rusya’yı zor durumda bırakmaktadır. Ayrıca son günlerde sivil yerleşim yerleri ve sivillerde hedef olmaktadır. Özellikle TV görüntülerinde sivil yerleşim yerlerinde “tamamen siyah” olan evlere bakıldığında, buralarda termobarik bomba ve türevlerinin kullanıldığı anlaşılmaktadır. 

Gerasimov Doktrini, Hibrit Savaş

Valery Gerasimov, Rusya Genelkurmay Başkanı olarak halen görev yapmaktadır. Harekatın başlamasıyla birlikte hakkında görevi bıraktı, görevden alındı gibi söylentiler de bir hayli çıkmıştı. Gerasimov 2013 yılında yayınladığı bir makalede; 21’inci yüzyılda savaş ve barış arasındaki sınırların belirsizleşmeye başladığını, artık savaşların harp ilan edilmeksizin yaşanacağını ve şimdiye kadar yaşanmış savaş karakteristiğinin dışına çıkmaya başladığını ayrıca bilgi, politik, ekonomik ve siber alanlarda çatışmalar ile insani yardım ve diğer askeri olmayan metotların daha yoğun kullanılmaya başlandığını vurgulamıştır. Gerasimov’un aslında bu yazdıkları hibrit savaşın da esaslarıydı. Şu ana kadar yapılan harekatta Rusya tarafından Hibrit savaş teknikleri kısıtlı olarak kullanılsa da Ukrayna tarafından bir hayli kullanılmış ve kullanılmaya da devam etmektedir. Özellikle sosyal medya, sivil halkın savaşta yer alması, yerel milis güçleri, dış ülke destekleri, Zelensky’nin kendi demeç ve paylaşımları buna örnek verilebilir.

Harekatın başlamasıyla birlikte, harekât alanından özellikle Rus askerleri ve birlikleriyle ilgili ilginç paylaşımlar yapılmaktadır. Yakıtı biten araçlar, son kullanma tarihi geçmiş kumanyalar, Rus askerlerine çay ve pasta ikram eden Ukraynalılar en ilginç olanları ise harekât başlamadan önce Rusya tarafından Ukrayna’daki şehirlere yerleştirildiği iddia edilen Rus veya Ukrayna asıllı casus/siviller. Zaten Rusça her iki ülkede de kullanılmaktaydı. “Diversan-Bozguncu” olarak adlandırılan bu casuslar hem askeri birlikler için işaretleme, karşılama yapmakta, hem de bazı hedefleri tahrip için kullanılmaktaydılar. Yani bizim harekatın başında TV ve sosyal medyada sivil kıyafet ve askeri kıyafetli olarak gördüklerimiz bunlardı. Son günlerde harekât alanında sivil ve milislerin çokça boy göstermesiyle yaşanan savaş adeta bir “Slav İç Savaşı” görünümüne gelmiştir

Metavers ve Uluslararası ilişkiler

Savaşın başlaması ile birlikte özellikle sivil halkın zarar görmesi, Rus birliklerinin ilerleyişinin istenen süratte olmamasından dolayı her iki taraf da hem suçlanmış, hem de eleştirilmiştir. Hatta ilerleyen günlerde Rusya ve ABD olanlardan ve sivil halkın zarar görmesinden birbirlerini sorumlu tutmuş ve tutacaklarını belirtmektedir. Şu anda pek mümkün olmasa da ülkeler belki gelecekte, gerçek bir savaştan önce sanal ortamda birbirleriyle savaşarak, yapacakları harekatın sonuçlarını önceden doğruya yakın bir seviyede görebilecek ve belki de savaş kararını tekrar gözden geçirecektir. Son yıllarda “öteki evren” olarak adlandırılan Metavers kavramı bu anlamda güvenlik, savunma ve uluslararası ilişkiler konularında yaygın olarak kullanılabilecektir. Çünkü savaşanların bu tür harekatlarda “Desired/Undesired End State-Arzu Edilen/Edilmeyen Son Durum”u muhakkak göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Bu konuda devletlerin yanınında özel savunma ve güvenlik şirketleri de kullanılabilecektir. Çünkü hibrit savaş kavramı şu ana kadar savaş alanında kullanılmış veya gelecekte kullanılacak tüm konuları ihtiva eden geniş bir kavramdır.

Lejyonerler Birliği

Bu savaşta en ilginç olan konulardan birisi ise Ukrayna devlet başkanı Zelensky tarafından yabancı ülkelerden Ukrayna için savaşmak isteyenler için lejyoner birliği oluşturduğunu söylemesidir. Şu ana kadar bu birliğe de 20000 civarında başvurunun olduğu açık kaynaklarda yer almıştır. Ancak bunlar gerçekten gönüllü mü? Yoksa eski ve yeni askerlerden oluşan bir grup mudur? Tam olarak bilinmemektedir. Ancak bu şimdiye kadarki savaşlarda açık olarak belirtilmeyen ve başvurulmayan bir metoddur.  Ancak önümüzdeki günlerde, Rus Wagner ve Kadirov’un Çeçen savaşçıları ile, ABD Blackwater, Suriye İdlib’ten Rusya karşıtı Çeçenler, Afganistan’dan gelen savaşçılar, Avrupa’dan gelebilecek Neo-Nazi grupları ile Ukrayna harekât alanında değişik çatışmalar görülebilir. Ancak kural tanımayan ve savaş hukuku dışında hareket eden bu gruplardan en fazla zararı yine sivil halk görecektir.

Sonuç

Şu anda gelinen aşama itibarıyla Rusya’nın özellikle hava üstünlüğünü elinde bulundurması nedeniyle, harekatın yavaş da olsa devam ettiği, ancak konvansiyonel gücü ile ilgili birçok soru işareti ortaya çıkmıştır. Bunlar; İkmal ve lojistik, harekata hazırlık, hassas güdümlü mühimmat eksikliği, hava kuvvetlerini etkin olarak kullanma, düşük harekât hızı, sivillerin zarar görmesi eğitim ve disiplin konularının eksikliği olarak belirtilebilir. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen askerî harekât anlamında durum üstünlüğü Rusya’dadır. Ayrıca Ukrayna silahlı kuvvetlerinin, özellikle kara kuvvetlerinin nin şu ana kadar herhangi bir bölgede kullanıldığı veya bir karşı taarruz yaptığına dair haber paylaşılmamıştır. Ukrayna daha çok sivilleri ve sivil milisleri ön plana çıkararak Rus kuvvetlerini durdurmaya çalışmaktadır. Ayrıca barış görüşmelerinde küçük de olsa bir ilerleme olması ilerisi için umutlandırmaktadır. 11 Mart’da başlayacak Antalya Diplomasi forumu’nda bir ilerleme kaydedilirse bu Türkiye açısından da iyi olacaktır.

ABD şu ana kadar Rusya’nın konvansiyonel birlikleri hakkında yukarıda belirtilen konular kapsamında haberdar olmuş, Rus birliklerinin, özellikle kara birliklerinin durumunu görmüştür. Ancak Rusya’nın hava gücünü etkili bir şekilde kullanmaması bir muammadır. Acaba bilerek mi saklamıştır, yoksa gücü bu mudur? Bize göre ABD’nin üzerinde durduğu en önemli konu, Rusya nükleer gücünü ne zaman? Nerede? Hangi şartlarda kullanır? Ancak Rusya bununla ilgili kesin bir emare vermemiştir. Hatta ele geçirdiği Zaporoshia nükleer santralinde dahi şu ana kadar dikkatli davranmıştır. 

Doğaldır ki savaşın etkileri başta bölge ülkeleri olmak üzere tüm dünyayı etkileyecektir. Hatta şu anda etkilemeye başlamıştır. Rusya’nın büyük bir doğal gaz ve petrol üreticisi ülke olması petrol piyasalarını etkilemiş, bunun akabinde domino etkisi ile tüm piyasalar etkilenmiştir.  Savaşın bugün itibarıyla sona erdiğini farz etsek bile Rusya’ya uygulanacak ambargolar nedeniyle ekonomik etkisinin yıllara sâri olarak süreceği öngörülmektedir. Bunun yanında savaşın uzaması, Rusya’ya yaptırımların artmasından dolayı özellikle, buğday ayçiçek yağı ve bazı maden gibi emtiaların fiyatlarında da olağanüstü artışlar görülebilecektir.

Savaşın sonunda Rusya ekonomik olarak ne kadar az yıpranmış çıkarsa bu Rusya’nın zaferi, ABD ve NATO da ne kadar Rusya’ya zarar verdirmişse, bu da onların kazancı olacaktır. Ayrıca bu savaştan sonra dünyada bundan sonraki mücadelenin Uzak Doğu’da olacağı belirtilebilir.


Google Ads