logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
analiz-ve-raporlar

Suriyeli Kaçkınlar ve Bozulan Demografik Yapımız

1988 yılında Irak’tan yaklaşık 51.500 kişi, 1989 yılında Bulgaristan’dan yaklaşık 345.000 kişi Türk topraklarına toplu göç şeklinde akın etmiştir. Yine 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı sonrasında Irak’tan yaklaşık 467.500 kişi, 1992-1999 yılları arasında Bosna-Hersek’ten Sırp zulmünden kaçan yaklaşık 20.000 kişi, aynı şekilde Sırp baskısından etkilenen Kosova’dan yaklaşık 17.750 kişi ve 2001 yılında Makedonya’dan 10.500 kişi Türkiye’ye göç etmiştir.

Serbest Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Serbest Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 10.05.2022
  • Süre : 7 dk
  • 316 kez okundu

B

Bozulan Türk Demografik Yapısı:

Günümüzde popüler bir sorun haline gelen Suriyeli göçmenlerin ülkemizde neden, niçin, nasıl ve ne amaçla bulunduğu/bulundurulduğu konusu oldukça derin analiz edilmesi gereken bir konudur.

Teknik ve stratejik boyutları açısından çok yönlü bir inceleme yapılmasında fayda vardır. Ne kadar sığ bakarsak bakalım, durumdan faydalananlar dışında, ülkemiz açısından bir yararının olmayacağı hepimiz için çok açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Neden?

Çünkü bu durum her ülke için ciddi bir demografik baskıya neden olur. Demografi sözcüğü, diğer adıyla nüfus bilimidir. Dünyada veya bir ülkede bulunan nüfusun yapısını, durumunu, dinamik özelliklerini inceleyen bilim dalıdır. Yunanca demos ve graphein kelimelerinden meydana gelmiştir. Doğumlar, ölümler göçler ve yaşlanma ile ilgili çalışmalar bu bilim dalı tarafından yapılır.

Demografik yapılar ülkeler için hayati öneme haizdir. Toplumun sosyal, kültürel, maddi ve manevi bütün kurumları bu yapı üzerinden yürür/kurgulanır. Diğer ülkesel kaynakların kullanılması, siyasal ve toplumsal olayların tamamı demografik yapı ile etkileşim içinde olur. Toplumun refahı, eğitimi, kültürü, ilerlemesi, gelişmesi, devlete ait tüm kurumların işlevselliği bu yapıya bağlıdır. Devletin ekonomik, askeri ve siyasi gücü, caydırıcılığı bu yapının etkisi altındadır. Bu nedenle gelişmiş ülkelerin tamamı demografik yapının ülke için işlevini düzenlemek, buna göre tedbirler almak, hedeflemeler yapmak, planlamaları bu yapının süreç içerisindeki biçimine göre kurgulamak için yoğun çaba sarf ederler. Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler ise bu yapının oturması, kısmen stabilite (denge) kazanması, öngörülebilir ve planlanabilir olması için çaba gösterirler. Demografik (ulus aidiyeti) yapıda meydana gelecek ihtimal dışı sapmalar, tüm toplumu ve devletin tüm planlamalarını olumsuz etkiler. Yeni maliyetler, ek külfetler ve maddi manevi bedelleri beraberinde getirir.

Türkiye'ye Dışardan Gelen Nüfus Hareketleri:

Kurtuluş savaşından büyük kayıplarla çıkan genç Cumhuriyet 1922-45 yılları arasında toplamda yaklaşık 2 milyon kişiyi dış göç olarak almıştır. Sonraki yıllarda ihmal edilebilir dış göçlerle ülke karşı karşıya kalmıştır. Ancak 1980 sonrasında ülkemizin bulunduğu Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkaslarda kaydedilen birtakım olaylar ve istikrarsızlıklar, Türkiye’ye doğru göç hareketlerine yol açmıştır.

Örneğin, 1988 yılında Irak’tan yaklaşık 51.500 kişi, 1989 yılında Bulgaristan’dan yaklaşık 345.000 kişi Türk topraklarına toplu göç şeklinde akın etmiştir. Yine 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı sonrasında Irak’tan yaklaşık 467.500 kişi, 1992-1999 yılları arasında Bosna-Hersek’ten Sırp zulmünden kaçan yaklaşık 20.000 kişi, aynı şekilde Sırp baskısından etkilenen Kosova’dan yaklaşık 17.750 kişi ve 2001 yılında Makedonya’dan 10.500 kişi Türkiye’ye göç etmiştir.

Bütün dış göç hareketleri içerisinde en yoğun göç hareketi ise 2010’lu yıllarda karşı karşıya kalınan Suriye kökenli göçmenler olmuşlardır. Diğer göçler ile kıyaslandığında birçok yönden farklılıklar gösteren Suriye kökenlilerin göç dalgası, ülkemiz açısından önemli bir demografik baskı ve sorun olarak toplumsal dengeleri ve dinamikleri bozucu bir rol oynamıştır. Yapılan araştırmalara göre, Suriyeli göçmen nüfus ülkemiz nüfusuna göre daha genç bir yapıya sahiptir. Suriyeli göçmenlerden ne kadarının gelir getirici düzenli bir işte çalıştığı, ne kadarının yasal mevzuata uygun işlerde çalışmakta olduğu, ne kadarının kayıt dışı çalıştığı konusunda sağlıklı bir bilgi Türkiye’nin ilgili devlet birimleri tarafından nedense oluşturulamamıştır. Belki de kamu ile paylaşılmamıştır.

Türkiye'deki Suriyelilerin Durumu:

Basın ve akademik merkezlerinin bildirimlerine göre ise Türkiye’de kayıtlı çalışan Suriyeli sayısının 10-15 bin civarında olduğu bildirilmektedir. Yine bu kaynakların tahminlerine göre 1,2 milyon ile 1,5 milyon arasında ise kayıtsız Suriyeli çalışan Türkiye’de çeşitli iş yerlerinde ekmek parası kazanmak amacıyla çalışmaya devam etmektedirler.

Bu veriler ışığında bir değerlendirme yaptığımızda, eğitime katılanların dışında kalan 2.566.142 Suriyelinin bakıma, yardıma, işe, asgari geçim koşullarına muhtaç olduğu anlaşılmaktadır. Eğitimdekilerle beraber, yeterli beslenme, sağlık, güvenlik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlar yanında Türkiye’de bulunan Suriyelilerin Türk toplum hayatına ve değerlerine uyumunun sağlanması gerekmektedir.

Suriyeli göçmenlerin daha ne kadar ülkemizde kalacağı belli değildir. Kaldı ki; bu tür göçlerle gelenlerin beş yıldan fazla bir ülkede kalması halinde, artık göç edilen ülke koşullarına bir şekilde entegre olabildikleri için, geldikleri yere geri dönme arzuları yok olmakta ve dönüş opsiyonu bir bakıma rafa kalkabilmektedir.

Bu büyüklükteki bir ‘dış nüfusun’, beş yıllığına kalışının bile Türk ekonomisine eğitim gideri maliyeti yaklaşık 35 milyar TL olarak uzmanlar tarafından hesaplanmıştır. Bu büyüklükteki bir mali külfet, Türkiye için ek gider anlamına gelmektedir. Bütçeye yük binmesi, enflasyon artışında bir kalem olarak bu konunun yer alması söz konusudur.

Suriyelilerin bundan böyle Türkiye’de kalmaya devam etmeleri ve dönüş opsiyonunun kapanması halinde, eğitim gideri için yapılan hesaplama gibi bir genel maliyet hesaplaması yapılmalıdır. Suriyeliler kalıcı nüfus olarak kabul edilmeleri halinde, bu kadar kişinin sağlık, eğitim, barınma ve ulaşım harcamaları dahi büyük bir yekûn tutacaktır. İş kaynaklarının kısıtlı olduğu Türkiye gibi bir ülkede, 2016 yılında yapıldığına benzer şekilde Avrupa Birliğinden mali destek alınsa bile, nihayetinde ülkemizdeki Suriyelilerin insanca yaşama olanaklarına kavuşturulması sorumluluğu Türk Devleti tarafından yerine getirilmelidir. Sosyal devlet olmak bunu gerektirir.

Suriyeliler İçin Uzun Vadeli Bir Planlama Yapılması Gerekir:

Buraya kadar analiz edilenlere bakıldığında, bu insanların Türk toplumunun bir parçası haline gelmeleri için maddi ve manevi birtakım çabalara ihtiyaç bulunduğu görülmektedir. Bir yanılgı içine düşüp, konuya sadece parasal boyutta bakılmamalıdır. Bununla birlikte, bu derece büyük bir Suriyeli nüfusun Türkiye’de yaşama entegre edilmeleri başlı başına büyük bir olaydır. Türk insanının aile yapısı, hane halkı gelir ve giderleri, okullaşma oranı, okuma yazma oranı, derslik sayısı ve planlaması, GSMH’ya (gayr-ı safi milli hasıla) katkı alınan pay, sağlık ve sosyal yardım payı, konut ve mekân ihtiyacı ve bedeli benzeri birçok faktörün bu şok katılımdan etkileneceği açıktır. Bunlardan bir kısmı kısa bir kısmı orta bir kısmı ise uzun vadeli ülkesel planları bozacağı ve bazı alanlarda birkaç yıl geriye ülkenin gitmesine neden olabileceği anlaşılmaktadır.

Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkenin zengin kaynaklara sahip olmadığı gerçeğinden hareketle, var olan ülkesel kaynakların paylaşımının bir yansıması olan toplumsal refah seviyesinin aşağılara düşmesi kaçınılmazdır. Refah seviyesindeki düşüşün bariz olarak sosyal ve toplumsal yansımalarının olacağı ortadadır. Bu nedenle, Türkiye’nin kendi insanına bile yetmeyen kısıtlı kaynaklarının, Suriyeli kaçkınların refahı için harcanmasının doğru olmayacağını, bunun Türk insanının ekmeğiyle ve geleceğiyle oynamakla eş değer bir kötülük olacağını özellikle vurgulamak gerekir.

Buraya kadar yapılan analitik ve gözlemsel değerlendirmeler, konunun nicelik boyutunu içermektedir. Ancak kanaatimce asıl önemli olan niteliksel boyut ve bunun altındaki “kültürel etkiler”dir. Bu açıdan en önemli sorun “uluslaşma” veya ulus inşa sorunudur.

Ulus İnşa Süreçleri:

20. yüzyıl siyasal tarihinin öznesi “uluslar” ve “ulus devletler” olmuştur. Toplumlar bu süreçte büyük toplumsal değişimler ve kaoslardan geçmişler ve uluslaşma ve/veya ulus devlet üzerinden toplumsal düzeni sağlayabilmişlerdir. Uluslaşma, ortak ulusal değerlerin ve paylaşılan ortak kültürün bir ülkü çerçevesinde ortaklaştırılması ve belli büyük hedeflere bütüncül bir bakış ile yönelinmesiyle mümkün olmaktadır.

Basitçe, “kıvanç ve tasada bir olmak”; “belli bir coğrafya üzerinde ortak söz ve hakimiyet sahibi olmak”; “içerde ve dışarıda bağımsız ve egemen olmak”; “demokratik hakların ayırımsız ve sınıfsız olarak kullanılmasını güvence altına almak ve bunu topyekûn toplum olarak kabul etmek” gibi genel kuramlara bağlanan “uluslaşma” kavramı, son derece hassas ve ülkenin devamlılığı açısından son derece özel bir konudur. Kadimden (geçmişten) getirilen, dayatılan, yumuşak geçiş süreçleri ile zamana yayılarak kazanılan “uluslaşma ve ulus olma” bilinci; kadimden getirilmiyor ve dayatılmıyorsa, uzun bir “kültürleme-kültürleşme” ve hatta yeni nesil için, “kültürlenme” süreçlerine ihtiyaç gösterir. Anadili farklı, yaşam tarzı farklı, eğitim düzeyi hemen hemen Türk eğitim sisteminin 100 yıl gerisinde olan bir 3,5 milyonluk kitleden bahsediyoruz. Bu insanlar kendi vatanların da bile ulus bilinci ne kadar içselleştirdikleri tartışmalıdır. Bu tür ilave ilgi ve destek isteyen büyük bir kitleyi Türk ulusunun içine sokmak ve oradan sağlıklı bir uyumu ve “ulus bilinci” oluşumunu beklemek oldukça iyimser bir beklenti olacaktır.

Bu durumun ortaya çıkardığı ekonomik ve demografik sıkıntılar bir yana; kültürel, siyasi ve yönetim yönüyle sayısız sorunlara davetiye çıkarmakta olduğu, her gün haber bültenlerinde ve sosyal medyada yapılan paylaşımlardan açıkça belli olmaktadır. Kaldı ki; durum demografik açıdan ele alınırsa, ülke açısından çok yönlü bir süreç gerilemesine yol açacağı ortadadır. Suriyeli kaçkınlar açısından, doğum, ölüm, evlenme, boşanma, hane halkı sayısı, hane halkı nüfusu ve ortalama hane halkı kişi sayısı, hane halkı işgücü, hane halkı istihdamı, hane halkı gelir ve giderleri, sağlık, eğitim, nüfus yoğunluğu, nüfus hareketleri benzeri birçok demografik ölçüte ulaşmamız mümkün olamamaktadır, dolayısıyla elimizde sağlıklı bir bilgi bulunmamaktadır. Konu üzerinde gerek analitik gerekse de bilimsel araştırmaların olmaması söz konusu ölçütler yönüyle bir değerlendirme yapmamızı da olası kılmamaktadır.

İç ve Dış Güvenlik Boyutu:

Konunun iç güvenlik boyutu da önemlidir. Askerlik görevleri ve toplumsal yansımaları, sivil savunma, seferberlik, kilit personel, ülke sivil ve toplumsal sorumluluk emtiası açısından önemli bir sorun olacağı düşünülmektedir. Kaynakların paylaşılması karşılığında, toplumsal sorumluluk ve ödevlerin paylaşılmaması/gereği kadar paylaşılmaması/kültürel kesintiler ve kültürel gecikmeler, bir toplum için toplumsal devinimler (hareketler) açısından çatışma sebepleri olarak ortaya çıkabilir. İç barış için son derece sorunlu bir hal alabilir. Ülkenin ekonomik ve kültürel olarak zayıflamasına; Türk “ülküsünü” oluşturan geleneksel değerlerinin aşınmasına/aşındırılmasına, milli duyguların ve merkeziyetçi idare anlayışının zarar görmesine yol açabilir. Öte yandan, konunun dış güvenlik açısından değerlendirilmesi ise oldukça çok yönlü bir analiz gerektirmektedir.

Sonuç:

Bu yazıda açık kaynaklardan edinilen bilgiler ışığında oldukça yüzeysel bir değerlendirme yapılarak, Türk toplumunun dikkatinin Suriyeli kaçkınlara çekilmek istenmiştir. Suriyeli kaçkınların ülkesel boyutta demografik, kültürel, güvenlik ve sosyo-ekonomik sorunlara yol açtığı ve önümüzdeki yıllarda da artan bir şekilde açmaya devam edecekleri yalın bir gerçeğimizdir. Yaklaşık 5 yıldır çözümsüz olarak ortada duran ve gün geçtikçe sayıları artan Suriyeli kaçkınlar için çok acil çözüm üretilmesi elzemdir. Aksi takdirde kısa vade içerisinde ülkede yeni bir alt toplum veya bir başka deyişle alt kimlik oluşacaktır. Türk toplumuna ‘yabancı’ bu alt toplum ve alt kimlik, homojen bir ‘Suriyeli’ anlayışıyla, Türk toplumunda ayrışmalara, yeni toplumsal ve ülkesel sorunlara neden olabilecektir. Zaten son günlerde Türk toplumunu rahatsız eden en büyük sorun, Suriyelilerin uyum sorunudur. Halkın rahatsız olmasına neden olan ölçüsüz hareketleri ve uyum sağlamak yerine kendi ‘taşıma’ kültürlerini bu ülkenin asli unsuruna dayatma olarak sunmalarıdır.

Şimdi olduğu gibi, gereken tedbirler alınmaz ve Suriyelilerin gönderilmesi veya Türkiye’de kalacaklar ise Türk toplumuna zorunlu uyum sağlamaları için gereken adımlar atılmazsa; Türkiye’nin sosyo-kültürel alt yapısında sosyolojik anlamda (aile, inanç, grup, cemaat vb.) yeni toplumsal kurumların oluşması ve bunların toplumsal yapının var olan değerleri ile çatışması kaçınılmaz olacaktır. Yaşadığımız milenyum çağında ülkeler artık toprak işgalleri ile çoğunlukla karşı karşıya kalmıyorlar. Güncel örnek Rusya-Ukrayna savaşıdır. Ülkeler öncelikle istikrarsızlaştırılmak suretiyle diz çöktürtülüyor.

Türkiye’nin kaynakları şüphesiz ki sınırsız değildir. Bu nedenle düzensiz kaçkınların önüne derhal geçilmelidir. Artık bu konuyla ilgili konuşma, tartışma fikir beyan etme eşiği aşılmış, icraat yapılması gereken sürece girilmiştir.

Not:

Bu yazıda, devlet göç idaresinin internet sayfasında yer alan 2017 yılındaki istatiksel verilerden yararlanılmıştır.


Reklam

reklam