logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
analiz-ve-raporlar

Türkiye ve NATO'nun Baltık Jeopolitiği

Rusya, Baltık Denizi Bölgesi'nin en gelişmiş ulusötesi bölgelerden biri olması nedeniyle askerî açıdan İsveç'e odaklanmıştır. Rusya, Almanya ve Polonya'nın kıyı bölgelerini ve İsveç, Danimarka, Finlandiya, Litvanya, Letonya ve Estonya'nın tüm bölgelerindeki gelişmelere karşı uyanık bir duruş sergilemektedir.

Araştırmacı Yazar Mehmet BİLDİK
Araştırmacı Yazar Mehmet BİLDİK

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 25.05.2022
  • Süre : 12 dk
  • 338 kez okundu

İsveç Jeopolitiği:

İskandinavya'da bulunan İsveç Krallığı, Avrupa'nın en büyük beşinci ülkesi olarak kabul edilir. İsveç Coğrafyasının yüzde 70'i, özellikle ormanlar ve dağlarla kaplı böylesine ilginç bir alan ortaya çıkan Norrland Bölgesi'nde çok az kişi yaşar. Norrland Bölgesine, dağlardan Bothnia Körfezi'ne kadar uzanan nehirler tarafından geçilir ve bu bölge kuzeydeki bölgeyle birlikte İsveç Coğrafyasının erişilmez arazi yapısını oluşturur. Kıyıda yer alan ve başkent Stockholm'e ev sahipliği yapan “Svealand Bölgesi” olarak bilinen Güney Bölgesi'nde halkın temel geliri deniz ticareti faaliyetleridir. Denizcilik kültürünün gelişmesinde belirleyici bir rol oynayan ve İsveç Deniz Ticaret Merkezi'nin evi olarak bilinen “Svealand Nehirleri” bu yönüyle İsveç için önemlidir. Ülkenin güney ucunu kaplayan Gotaland Bölgesi ise ılıman bir iklime sahiptir ve ülkenin tarım endüstrisinin merkezi olarak bilinir.

Guttenberg'den Başkent Stockholm'e, Malmö'ye kadar uzanan kuşak, yaklaşık 10 milyonluk nüfusun çoğunun yaşadığı ve iş yaşamının yoğunlaştığı bölgedir. “İsveç'in Kalbi” olarak görülür. Ekonomik açıdan, bir ülkenin temel ekonomik performansı olarak kullanılan Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) baz alındığnda, İsveç Ekonomisinin Avrupa'da kişi başına düşen GSYİH olarak en yüksek seviyede olması dikkat çekicidir. 2020 yılında Dünya Çapında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla verileri, ortalama kişi başına yaklaşık 10.915 ABD doları idi. Buna karşılık, İsveç'te GSYİH kişi başına yaklaşık 52.274 ABD dolarına ulaşmıştı. İsveç'te 2020 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla 533,88 milyar ABD dolarından 541,22 milyar ABD dolarına yükseldi.

Economik Performans 2020 

İsveç toplam

İsveç Kişi Başı Gelir

AB Toplam

AB Kişi Başı Gelir

GSYİH

541.22 bn USD  

52,274.41 USD

15,291.93tn       USD

29,692.11 USD

 

İsveç, dünyadaki en yüksek gelir vergisi oranı uygulanan ülkelerden biridir. Sosyal bir devlet politikası güden İsveç Hükümeti, serveti topluma eşit olarak dağıtan cömert bir refah programı uygulamasıyla ünlüdür. Coğrafi konumu ve Avrupa Birliği'ne yakınlığı nedeniyle İsveç, komşularıyla çok güçlü bir ticari ilişkiye sahiptir. İsveç mal hizmetleri ihracatı, GSYİH'nın yaklaşık yüzde 45'ini oluşturmaktadır. Ülkenin yüksek yaşam standardı, eğitimi ve sosyalleştirilmiş sağlık sistemi nedeniyle genellikle kapitalizm ve sosyalizmin ideal birleşimi olarak tanımlanır. Ancak İsveç Devlet Sisteminin Siyasi Boyutu net bir şekilde krallıktır. İsveç krallığı, Kuzey Avrupa'da bulunan hem İskandinav hem de Nordic bir ülkedir. Birçok kişi bu iki terimi birbirinin yerine kullansa da aslında aynı değildir. İskandinav ülkeleri genellikle İsveç’le birlikte yakın komşuları Danimarka ve Norveç'i kapsar. Ancak “Nordic Ülkeleri” ifadesi genellikle Finlandiya, İzlanda, Grönland, Faroe Adaları ve Aland Adaları'nı da içerir. Avrupa Birliği ile karşılaştırıldığında, “İsveç Ülkesi” yaklaşık 175.000 mil kare ile AB'nin üçüncü büyük üyesidir. Diğer “İskandinav Ülkeleri” gibi İsveç de, kraliyet ailesinin gerçek bir güce sahip olmamasına ve monarşinin, anayasanın ülkenin belirli veraset kurallarına sahip bir kral ve kraliçeye sahip olacağını söylediği parlamento tarafından kısıtlanmasına rağmen teknik olarak hala bir monarşidir. İsveç halkı “Protestan İnancına” sahiptir.

İsveç-Norveç bölgesi, 1630 km uzunluğundaki İsveç-Norveç sınırının en kuzey bölümünü kapsar. İsveç'in Gällivare ve Kiruna kasabalarını ve belediyelerini içerir ve Norveç ve İsveç bölgelerini birbirinden ayıran engebeli bir dağlık araziyi barındırır. Tek sınır ötesi bağlantı, karayolu ve demiryoludur ve madencilik faaliyeti, İsveç tarafından çıkarılan ve sınırın ötesinde, bulunduğu yer olan Narvik'in derin deniz limanına taşınan Demir ticareti ile birlikte başlıca ekonomik faaliyet olarak ortaya çıkmıştır. Norveç Başkenti Oslo, İsveç’in Başkenti Stockholm'ün çıkarları için hiçbir zaman bir risk oluşturmadı. İki ülke arasındaki ilişkiler sorunsuz gitmektedir. Ancak öte yandan Danimarka, “Skagerrak Boğazı”nda yer almakta ve İsveç'in Kuzey Denizi'ne genişlemesini engellemektedir.

Finlandiya ile İsveç’in Tarihsel İlişkisi:

Almanya, Polonya ve Baltık ülkeleri ile karmaşık ilişkiler kuran İsveç, doğuda genişleme fırsatı bulmuştur. Ancak İsveç'in Kuzey Denizi'ne genişlemesini engelleyen “Skagerrak Boğazı'nda bulunan Danimarka”, eskiden Estonya, Letonya Litvanya ve Finlandiya ile birlikte İsveç İmparatorluğunun bir parçasıydı. Finlandiya yaklaşık 700 yıldır İsveç Krallığı'nın bir parçası olmuştur ve 1809'daki Finlandiya Savaşı'ndan sonra Rus İmparatorluğu'nun bir parçası haline gelmiştir. İsveç'in bir parçası olarak görülen Finlandiya, Batı Avrupa'nın toplumsal ve ekonomik düzeniyle birlikte hıristiyan kültürünü ve dolayısıyla pazarı temsil ediyordu. 1809'da Finlandiya Savaşı patlak verdiğinden beri, “İsveç Jeopolitiği” esas olarak “Rus Güvenlik Tehdidi Algısı” etrafında gelişmiştir. Bu noktada İsveçli karar alıcılar Finlandiya ülkesini Moskova ile Stockholm arasında kritik mesafe sağlayan önemli bir tampon bölge veya eşik bölge olarak algılamak istemiştir. Bununla birlikte Rusya ve İsveç'in silahlı çatışmalara başlaması durumunda çatışmaların çoğunun Finlandiya'da yaşanacağını unutmamak gerekir. Finlandiya'nın başkenti Helsinki'nin ve Stockholm'ün karşılıklı savunma politikasını formüle etmesinin yolunu açan güvenlik paradoksu bu noktada Finlandiya ile herhangi bir güvenlik ittifakının İsveçli Karar Alıcılar tarafından önemli bir dış ilişki olarak algılandığını belirtmek gerekir. İsveç'in tarafsızlık politikası, büyük ölçüde İsveç'in Napolyon Savaşlarına katılımının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Bu savaşlar neticesinde İsveç ülkesinin Finlandiya toprakları da dahil olmak üzere topraklarının büyük bir bölümü Rus İmparatorluğu'nun eline geçti. Bu açıdan Finlandiya, 1917'de bağımsızlığını kazanana kadar Rusya'nın bir parçası olarak kaldı. Napolyon Savaşları'ndan bu yana, İsveç ne doğrudan bir silahlı çatışma başlattı ne de İsveç Topraklarını işgal etmeyi düşünen herhangi bir dış güç ortaya çıktı. Ancak İsveçli Karar Vericilere göre günümüzde bile Finlandiya'nın hala “İsveç Baltık İmparatorluğu”nu temsil ettiği iddiası korunmaktadır. Jeopolitik açıdan Finlandiya topraklarının İsveç için öneminin Avusturya topraklarının Alman İmparatorluğu, Ukrayna topraklarının Rus İmparatorluğu ve Tayvan'ın Çin İmparatorluğu, Ortadoğu’nun Türkiye için önemine benzer olduğu savunulur.

Prusya, Baltık bölgesinde kırk yıl boyunca barışçıl bir şekilde hâkimiyetini devam ettirmiştir. İsveç'te Alman İmparatorluğu ile kültürel ve bilimsel akrabalık duyguları güçlü olsa da, İngiltere ve Fransa ile ticari ve kişisel bağlar da güçlü olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında İsveç'in tarafsızlığı çok tartışılmıştır. Nazi Almanyası'nın İngiltere’yi deniz ablukasına almasına ve İsveç Hükümeti'nin tarafsız bir devlet konumuna sahip olmasına rağmen, İsveç, Norveç'in Narvik limanı üzerinden Nazi Almanyası'nın savaş endüstrisi için gerekli demir cevherini ihraç etmeye devam etti. İsveç, Soğuk Savaş sırasında, iki blok için hiçbir tehdit oluşturmaması nedeniyle tarafsızlık durumuna geri döndü. Bugünlerde Rusya, İsveç'in hava sahasını ihlal ederek İsveç Hükümeti üzerinde baskı politikası oluşturmakta ve karasularına girmektedir. Hatta Rusya'nın İsveç'in askeri yeteneklerini test etmek için bu ülkeye bir nükleer saldırı simülasyonu yaptığı bile iddia edilmektedir.

Rusya, Baltık Denizi Bölgesi'nin en gelişmiş ulusötesi bölgelerden biri olması nedeniyle askerî açıdan İsveç'e odaklanmıştır. Rusya, Almanya ve Polonya'nın kıyı bölgelerini ve İsveç, Danimarka, Finlandiya, Litvanya, Letonya ve Estonya'nın tüm bölgelerindeki gelişmelere karşı uyanık bir duruş sergilemektedir. “Finlandiya Körfezi”nin kış aylarında donmuş bölge olarak bilindiği gerçeği göz önüne alındığında, Baltık Denizi; birçok liman ve bu ünlü stratejik denizin hiçbir aktöre eşit derecede iyi davranmamasına rağmen, onu çevreleyen ulusların ticari faaliyetlerinde önemli bir rol oynamaktadır. Baltık Bölgelerine hâkim olarak imparatorluk kurmuş olan İsveç, tarihi rekabeti tetikleyen Baltık Denizi'ne her zaman erişimini korumak isteğiyle hareket etmektedir. 17. yüzyılda İsveç, Finlandiya topraklarının travmatik olarak Rusya İmparatorluğu'na kaptırılması da dahil olmak üzere Napolyon Savaşları'ndan sonra üstün statüsünü kaybetmiş ve bu nedenle İsveç uluslararası arenada “tarafsız ülke” sayılmıştır. Finlandiya toprakları olmadan İsveç “Baltık İmparatorluğu”nu kuramazdı. Ayrıca jeopolitik açıdan Finlandiya topraklarının İsveç için önemi, Avusturya topraklarının Alman İmparatorluğu için, Ukrayna topraklarının Rus İmparatorluğu için, Tayvan'ın Çin İmparatorluğu için ve son olarak Orta Doğu'nun Türk Osmanlı İmparatorluğu için önemini hatırlatmaktadır.

Finlandiya’nın Bağımsızlığını Kazanması:

Rusya İmparatorluğu'nda bir asırdan fazla yaşadıktan sonra, Finlandiya 1917'de resmen bağımsızlığını ilan etti. Ancak 20 yıl sonra, “Kış Savaşı” ile tanışmak zorunda kaldı. Finlandiya, 1940'ta bir antlaşma imzalanana kadar Rusya'nın saldırısına direnmeyi ve tam ölçekli bir işgalden kaçınmayı başardı. Soğuk Savaş sırasında Finlandiya politikalarını Sovyet komşusunu yatıştırmak için tarafsız doğrultusunda adapte etti. "Finlandiyalaşma" terimini uluslararası literatüre kazandıran bu yaklaşım bugüne kadar başarılı bir politika olarak kabul gördü. Bu, 1948'de Finlandiya ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan ve 1948'den 1992'ye kadar Finlandiya-Sovyet ilişkisinde Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşması (FCMA) ana araç haline geldi. "Finlandiyalaşma" terimi, Sovyetleri kışkırtmama politikası olarak ünlendi. Finlandiya, Sovyetlerden çekindiği için Amerikan Marshall Planı'ndan fon almayı bile reddetti. FCMA antlaşmasının Sovyetler Birliği'nin baskısı altında imzalandığına dair yaygın bir kanaat söz konusu ancak bu antlaşma Soğuk Savaş döneminde Finlandiya'ya bağımsızlığını sürdürmesi için yeterli özgürlük alanı açmıştır.

Bugünlerde Finlandiya NATO'ya katılmaya hazırlanıyor ve bu Rusya için sorun yaratacak gibi gözüküyor. “Rus Kola Yarımadası”nın batı kısmında, nükleer silah üsleri ve Rusya'nın stratejik bombardıman uçaklarının önemli bir bölümü konuşlanmış durumdadır. Burada önemli askeri tesisler bulunmaktadır. Bununla birlikte, üstün Rus gücüne dayalı caydırıcılık ve güç projeksiyonu, Finlandiya sınırına paralel giden yaklaşık 700 kilometrelik karayolu ve demiryolu koridorunun varlığına bağımlıdır. Finlandiya NATO'ya katılırsa, “Baltık Jeopolitiği ile birlikte Kuzey Avrupa”daki güvenlik iklimi de bir anda değişebilir.

Çünkü Kola Yarımadası'ndan geçen Koridor, stratejik bir dar boğaz noktasına dönüşecek. NATO, Rusya'ya karşı sürpriz ve ani bir saldırıyı düşünmesi halinde, Ukrayna örneğinde görüldüğü gibi Moskova ile Murmansk arasındaki ulaşımı sekteye uğratması an meselesi olabilir. Kola Yarımadası, özel kuvvetler için mükemmel bir vur-kaç bölgesidir. Arazi yapısı yoğun ormanlarla kaplı olan bu bölgede, Finlandiya tarafı emniyette olduğu takdirde Ruslar açısından korkulacak bir durum yok. Ancak, NATO tarafına geçebilecek bir Finlandiya’nın üs olarak kullanılması ve buradan Kola Yarımadasındaki Rus tesislerine saldırı düzenlenmesi halinde Rus varlığı tehlikeye düşebilir. Finlandiya'nın NATO'ya katılması, Baltık Denizi'ni NATO'nun egemen olduğu bir göle dönüştürecek. Rus nükleer harekât yetenekleri tehdit altına girecek. Bu nedenle Moskova'nın Batı’ya karşı gerektiğinde güvendiği güç projeksiyonu bozulacaktır. İlginçtir ki, Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan önce birçok karar verici “Ukrayna'nın Finlandiyalaşması”ndan bahsederken, şimdi “Finlandiya'nın Ukraynalaşması” çağrısında bulunuyorlar. Bu noktada Finlandiya'nın NATO üyelik hedefi aslında Rusya'nın “Finlandiyalaşma Süreci” argümanını çürütme girişimi olarak görülebilir ve bu girişimin Atlantikçi NATO Okulu, özellikle Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından zarif bir şekilde yönetilmesine karşı Ruslar bir şey yapamadı. Amerika Birleşik Devletleri Rusya'nın boynuna ipi asmaya çalışırken diğer yandan İngiltere, Moskova'yı korkutarak Atlantikçi ve Avrupamerkezci Okullar arasında yakınsayan bir yaklaşımla Baltık Jeopolitiği üzerinde güç dengesi oyununu devreye sokuyor. Tarihte Atlantikçi ve Avrupa merkezli yaklaşımlar birleştiğinde, Rusya'nın fiili bir hedef haline geleceği Rusya tarafından iyi bilinmektedir ve Rusya, Nazi Almanyası'nın Avrupa Merkezli Yaklaşımının İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyet Ordusuna uyguladığı güç projeksiyonunun vereceği zararın farkındadır. Soğuk Savaş Dönemi açısından Sovyetler Birliği'ne karşı zafer kazanan NATO'nun Atlantikçi Yapısı, şimdi gittikçe elini güçlendiriyor. Şimdi, İsveç ve Finlandiya Avrupa Birliği üyesi olarak NATO'ya da üye olmak istiyorlar ve bu durum diğer Doğu Avrupa Ülkelerinin üyelik sürecinden farklılık arz ediyor. Romanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan gibi doğu Avrupa ülkeleri önce NATO'ya sonra Avrupa Birliği'ne katıldılar. Ancak İsveç ve Finlandiya örneğinde, her iki ülke de halihazırda Avrupa Birliği üyeliğine sahiptir, bu da, Atlantikçi yapıyla işbirliğinden ziyade Avrupa Merkezli Okul içinde zaten güçlü bir bağ kurdukları anlamına geliyor. İkinci konu, Finlandiya'nın başkenti Helsinki'nin, Avrupa Güvenlik Mimarisi'nin kurulması için Sovyetler Birliği ile Avrupa ülkeleri arasında barışı tesis etme yolunda sembolik bir anlamının olması. Helsinki Nihai Senedi (Helsinki Anlaşmaları olarak da bilinir) Avrupa Güvenlik Konseyi'nde imzalanan bir belgedir. Ağustos 1975'te Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konseyinin Finlandiya'nın başkenti Helsinki'deki kapanış toplantısı yapılmıştır. “Helsinki Nihai Senedinden kaynaklanan Detante Politikası”, Soğuk Savaş'ın sona erdirilmesine yönelik tarihi bir dönüm noktasıydı. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında, Finlandiya'nın NATO üyeliği hedefiyle Birleşik Krallık, elbette Rusya'ya karşı “Avrupa Güvenlik Mimarisinin Detant Politikasını” yıkmak için mesaj vermeye çalışıyor.

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik sürecine itirazı:

Türkiye, NATO üyesi olarak Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliğine ilişkin müzakereleri, ülkelerin ittifaka katılma tekliflerini resmen başlatmasından saatler sonra engelledi. Türk Karar Alıcılarının görüşüne göre, Atlantik ve Avrupa Merkezli Yapı arasındaki yakınsama politikaları Türk İç Politikası açısından zararlı olacaktır. Unutulmamalıdır ki, 1979 yılında Sovyetler Birliği Afganistan'ı işgal ettiğinde hem Atlantikçi hem de Avrupa-merkezci yakınsama politikaları Türkiye'de 1980 darbesinin önünü açarak Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına geri dönüşünün önünü açtığını belirtmek gerekir. Bu konuda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “İsveç ve Finlandiya ile ilgili gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz ancak olumlu düşünmüyoruz, Türkiye’nin önceki yönetimleri Yunanistan’ın NATO’ya dönüşü konusunda bir hata yaptı ve Yunanistan'ın bundan sonraki Türkiye’ye yönelik tavrını biliyorsunuz. İkinci bir hata yapmak istemiyoruz” dedi. Bu noktada, jeopolitik gelişmeleri çok iyi okuyan Türk Karar Vericilerinin ve İngiltere ile birlikte Türkiye'nin, Baltık Bölgesi Jeopolitik Oyun Teorileri rehberliğinde Rusya'ya karşı dayanışma içinde satranç tahtası oynadığı sonucuna varılabilir.

Fin-Rus İlişkisi:

Fin-Rus ilişkisi, Finlandiya'nın Rus İmparatorluğu tarafından fethedilen İsveç topraklarından koparıldığı 1809 yılına dayanır. Rus yönetici seçkinleri, Finlandiya topraklarında yaşayan insanları bir asır boyunca asimilasyonla ve baskıyla yönetmeye çalışmıştır. 1917 Rus Devrimi'nden sonra Finlandiya bağımsızlığını kazanmış ve Helsinki ile Sovyet Rusya bundan sonra istikrarlı bir ilişki tesis edebilmiştir. Joseph Stalin 1930'ların sonlarında gücünü pekiştirdikten sonra, Stalin, Finlandiya'yı geri almak için işgal sürecini gündemine aldı. İlk denemesi, Nazi-Sovyet saldırmazlık paktı kisvesi altında 1939 sonunda Rusların başlattığı kış savaşıydı. Stalin Finlandiya'yı işgal etti, ancak Helsinki ile barış karşılığında sınırlı toprak kazanımlarını kabul etmeye zorlandı. Daha sonra Nazi Almanyası 1941'de Sovyet Rusya'yı işgal ettiğinde Finlandiya topraklarını geri almak ve Leningrad Kuşatmasını kolaylaştırmak için saldırıya katıldı.

Berlin’in devreye girmesi Rus oyununu bozdu. Bunun üzerine Moskova, Finlandiya'nın “kendi topraklarında Nazilerden arındırma sürecini” başlatması şartıyla barışı kabul etti. Bunun sonucunda Finlandiya, “1944 Laponya Savaşı” olarak bilinen savaşta Almanya'yı topraklarından kovdu. Sonrasında Soğuk Savaş Dönemi şaşırtıcı derecede Finlandiya için istikrarlı bir barış getirdi. Çünkü “1948 Finlandiya-Sovyet Antlaşması”, Rusya'ya tampon bölge koşulu için Askeri Tarafsız bir Finlandiya fırsatı verirken, Helsinki’ye sosyal devlet mimarisine dayalı bir refah sistemi kurma imkânı tanıdı. Bu süreç “Finlandiyalaşma” olarak bilinir hale geldi. Bu politika, Sovyetler Birliği 1991'de çöktükten sonra bile devam etti. Baltık Devletleri'nin aksine Helsinki NATO üyeliğini reddetti. Bunun yerine ittifakın barış için ortaklık programına katılarak kısıtlı entegrasyonu takip etti. 2008'deki Rusya-Gürcistan Savaşı'nın ardından, Finlandiya Başbakanı “Helsinki için ders, Moskova ile daha yakın ilişkiler aramalı” bile dedi. Öte yandan Finlandiya ve NATO arasındaki iş birliği o zamandan beri gittikçe derinleşti, tüm Finlandiya askeri alımları, kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini sağlayan NATO standartlarını karşılama doğrultusunda dizayn edildi. Kritik fark, Finlandiya'nın 5. madde tarafından korunmamasıdır, yani NATO üyelerinin Finlandiya'nın yardımına gelme zorunluluğu yoktur.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü Zirvesi'nde NATO'nun genişlemesine değinerek, “yeni NATO ülkelerine kuvvet konuşlandırılması, üsler açılması Rusya'nın tepki vermesine neden olacaktır. Rusya'nın bu devletlerle sorunu yok. Finlandiya ve İseç’in eklenmesiyle ortaya çıkacak NATO genişlemesi bizim için doğrudan bir tehdit oluşturmaz, ancak NATO askeri altyapısının bu bölgeye genişletilmesi kesinlikle tepkimizi tetikleyecektir” dedi. Bu noktada Putin'in bu yeni durum için bir planı var. Finlandiya ve İsveç NATO'ya katılırsa, Rusya bunu bir tehdit olarak kabul edecek ve Rusya'nın nükleer silahlarını ve hipersonik füzelerini Estonya, Letonya ve Litvanya'yı hedef alacak şekilde konuşlandırıcak ve Baltık Denizi'ndeki askeri yeteneklerini geliştirerek NATO’ya karşılık verecek. NATO’ya göre Finlandiya'da herhangi bir askeri üs kurulmayacak. Bununla birlikte Rus politikacılar geçmişte ABD Dışişleri Bakanı James A. Baker'ın eski Sovyet lideri Mihail Gorbaçov'a 9 Şubat 1990'da bir toplantıda verdiği sözün tutulmamasını hep örnek gösteriyorlar. NATO, Doğu Almanya topraklarını geçmeyecekti ancak şimdi NATO eski Sovyet topraklarını kapsayacak şekilde genişledi. Bu nedenle Batı'nın ihaneti anlatısı, Moskova'nın retoriğinde onlarca yıldır belirgin bir şekilde yer almaya devam etti.

Finlandiya'nın üyeliği onaylanırsa, NATO'nun Rusya ile olan sınırının uzunluğu iki katına çıkacak. Finlandiya ve İsveç'in NATO üyelik süreci henüz tamamlanmış değil. Herhangi bir genişleme kararı ittifakın 30 üyesinin tamamının ve parlamentolarının onayını gerektiriyor. Öte yandan Finlandiya ve İsveç uluslararası hukuka göre uluslararası “tarafsız devlet konumlarına” sahipler. Bu iki devlet, “tarafsız devlet duruşundan” ayrılmadan önce Rus tarafının rızasını onay almaları gerekiyor. Bu noktada, Rusya'ya topyekün savaş ilan etme hakkı veren uluslararası hukukun üzerinde mutabık kalınan “casus belli-savaş sebebi” maddesi nedeniyle Rus karar vericiler, özellikle de Başkan Putin, savaş ilan etmeyi düşünebilir. Bu doğrultuda, Türkiye'nin Finlandiya ve İsveç'in üyelik teklifini bloke etme kararı, NATO karar alma sisteminin “oydaşma koşulu” uluslararası hukuka da uygundur. NATO'nun oydaşma şartı, Türkiye'nin engelleme kararını güçlü kılıyor. İlginçtir ki Birleşik Krallık ve ABD, Rusya'ya fikir sormayıp, oyun teorileri kavramında Türkiye'nin yardımıyla uluslararası hukuk kurallarını uygulamaya koydular. Bu açıdan bakıldığında, Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliğine yönelik teklifleri ile ilgili olarak, Birleşik Krallık otomatik olarak Rusya'ya karşı “Helsinki Nihai Senedinin Detant Politikasını” yıkmak için mesaj vermeye çalışıyor. Amerika Birleşik Devletleri de Avrupa'nın Altlantikçi ve Avrupa merkezli yapısını birleştirme tehdidi ile Rusya'yı yıldırma oyunu oynuyor. Bu noktada Türkiye de Rusya ve Avrupa'yı dengelemekte, kendi pozisyonunu kuvvetlendirmektedir. Böylece Türkiye kendi ulusal güvenliğini korumak için “Sıfır Toplam Oyunu” devreye sokmuştur. Unutulmamalıdır ki, 1979 yılında Sovyetler Birliği Afganistan'ı işgal ettiğinde hem Atlantikçi hem de Avrupa-merkezci yakınsama politikaları Türkiye'de 1980 darbesinin önünü açarak Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına geri dönüşünü kolaylaştırmıştır. Diğer bir vaka da, Rusya 2015 yılında Suriye iç savaşına müdahale ederken Atlantikçi ve Avrupa merkezli kutuplar birleşince, Türk Hükümeti İsrail Devleti ile işbirliği içinde hareket etti ve ardından 15 Temmuz askeri darbe girişiminin başarısız olmasında destek aldı. Türkiye, İsveç Hükümeti'nin Filistin Devletini resmen tanıyan ilk Batı Avrupa Ülkesi olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak, İsrail'in güvenliği için İsveç'in NATO üyeliğini de engellediği söylenebilir. İsveç'in Filistin'i bir devlet olarak tanımasının ardından, İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'ın “sefil bir karardan, İsveç'in Orta Doğu'daki ilişkilerin Ikea mobilyalarından daha karmaşık olduğunu anlaması gerekecek” dediğinden söz ediliyor. Şunu belirtmekte fayda var ki, Mayıs 2022'de Filistin kimliğine sahip ve Hristiyan inancına mensup Al jezeera gazetecisi Shireen Abu Akleh'in feci şekilde hayatını kaybetmesi sonrasında, İsrail tarafı Avrupa Birliği'nden gelen açıklamaları dikkatle takip etme gereğini duymuştur. Özellikle turnusol kağıdı işlevi gören İsveç'in açıklamaları dikkatle izlenmiştir. İsrail'in NATO'nun Brüksel karargahına kalıcı bir misyon açtığı dikkate alınmalıdır. Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya üyeliğine itirazı, NATO üyesi Türkiye'nin Yahudi devleti ile daha yakın ilişkilere yönelik itirazını sona erdirmeyi kabul etmesiyle gerçekleşti. Bu koşullar altında ABD Başkanı Joe Biden, İsrailli Karar Alıcılar ile Balitc Jeopolitiği hakkında görüşmek üzere Haziran 2022'nin sonunda Kudüs'ü ziyaret etmeyi planladı. İsrail Hükümeti iç politikada koalisyon krizi altında olduğu için Başkan Biden'in ziyaret zamanı belirsiz olduğu gerçeği göz önüne alındığında, Netenyahu'nun partisi Likud İsrail'de iktidar olsaydı, İsveç ve Finlandiya'nın NATO'nun 5. maddesi koruması altına alınmaması için İsrail tarafının da itirazcılar arasında yerini alacağı iddia edilebilir.

Oyun Teorisi, Türkiye ve Rusya:

Oyun teorisi, diğer karar vericilerin tepkilerini ve seçimlerini hesaba katmak için karar vericilerin karar vermede nasıl etkileşime girdiğinin analizidir. Uluslararası ilişkilerde uluslararası çatışma ve diğer fenomenler, insanlar tarafından verilen kararların bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bu kişiler devlet liderleri, yasama organı veya ordu mensupları, sivil toplum kuruluşlarının üyeleri olabilir. Oyun teorisi, rakip oyuncular arasındaki sosyal durumları kavramak için teorik bir çerçevedir. Bazı açılardan oyun teorisi, strateji bilimidir veya en azından stratejik bir ortamda bağımsız ve rekabet eden aktörlerin optimal karar vermesidir. Her bir katılımcının kazancı veya kaybının diğer katılımcıların kaybı veya kazanımları ile tam olarak dengelendiği bir durumun matematiksel bir ifadesidir. Katılan herkes için net değişiklik sıfırdır ve işlem sırasında hiçbir servet yaratılmaz veya yok edilmez. Bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki İskandinav ülkesinin beklenen NATO üyelik tekliflerine “terör gruplarının misafirhaneleri gibi” olduklarını söyleyerek itiraz etti. Parlamentoda teröre destek verenlere karşı olumlu olamayız” dedi. Bu çıkış, Türkiye’nin uluslararası jeopolitik stratejide sıfır toplamlı oyunu başarıyla oynadığını gösteriyor.

Şahin-kumru oyunu veya rüzgârla oluşan kar yığını oyunu olarak da bilinen tavuk oyunu, oyun teorisinde iki oyuncu için bir çatışma modelidir. Oyunun ilkesi, bir oyuncunun boyun eğmesi (her ikisi de en kötü sonuçtan kaçınmayı seçerse) için ideal sonuç iken, bireylerin bir 'tavuk' gibi görünmek istemedikleri için gururlarından dolayı bundan kaçınmaya çalışmasıdır. Her oyuncu, verimdeki utanç riskini artırmak için diğeriyle alay eder. Bununla birlikte, bir oyuncu boyun eğdiğinde, çatışmadan kaçınır ve oyun büyük ölçüde sona erer. Tavuk modeli oyunu, her ikisi de zıt yönlerden tek şeritli bir köprüye giden iki sürücünün davranışına benzer. İlk yoldan sapan, köprüyü diğerine bırakmış olur. Her iki oyuncu da yoldan çıkmazsa, sonuç köprünün ortasında maliyetli bir çıkmaz veya potansiyel olarak ölümcül bir kafa kafaya çarpışmadır. Her sürücü için en iyi şeyin, diğeri yoldan çıkarken düz olarak gitmek ve yolda kalmak olduğu varsayılır. Ek olarak, bir çarpışmanın her iki oyuncu için de en kötü sonuç olduğu varsayılır. Bu, her oyuncunun en iyi sonucu elde etmeye çalışırken en kötüsünü riske attığı bir duruma işaret eder. Bu noktada Atlantikçi yapıyı temsil eden Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik teklifleri konusunda Avrupa Birliği'nin Avrupa merkezli yapısı ile birleşerek Rusya'yı korkutmuştur. Bunun ardından Başkan Putin oyun teorisinin doğasını anlayan bir hareket tarzına yönelmiştir. Rus karar vericiler Türkiye'nin bu süreçte ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyorlardı. Finlandiya ve İsveç'e karşı Sıfır Toplamlı Oyun oynamak, bu nedenle Başkan Putin'in “Bu ülkelerin eklenmesiyle NATO genişlemesi bizim için doğrudan bir tehdit oluşturmaz, ancak askeri altyapının bu bölgeye genişletilmesi kesinlikle tepkimizi tetikleyecektir” dedi. Oyunda tavuğun pozisyonunu seçerken ezilmekten kaçındı.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden bu yana Finlandiya'nın tarafsızlık pozisyonu çözülüyor ve Finli Karar vericiler Helsinki'nin NATO üyeliğine başvurması halinde hızlı bir yükselişin muhtemel olacağını düşünüyorlar. Ancak Finlandiya bu süre zarfında 5. madde tarafından korunmadığından onay süreci tehlikeli olacaktır. Bu nedenle Washington, geçiş döneminde Helsinki'ye desteğini sundu. Almanya ayrıca, Finlandiya'nın üyeliğinin ittifakın merkezinde bir gecede onaylanabileceğini düşündüğünden Alman Politika Yapıcıları da bu ülkenin üyelik sürecini destekledi. Ancak en büyük engel, Finlandiya ve İsveç'in terör örgütü YPG ve PYD'nin 376 milyon dolarlık finansmanla ana sponsorları olması nedeniyle Türkiye'den geliyor. Yüz milyonlarca dolarlık Finlandiya ve İsveç vergi mükelleflerinin parası, doğrudan ve dolaylı olarak Türk halkına zarar vermeye çalışan terörist gruplara aktarılıyor. Finlandiyalı Politika Yapıcılara göre, PKK ile ilişkilerinin jeopolitik bir değeri yok ve çok fazla güçlük çekmeden terör örgütü PKK ile ilişkilerini iptal edebilirler ve Türkiye'ye güvence verebilirler. Finlandiya'nın Haziran 2022'de yapılacak Madrid Konferansı'ndan önce NATO üyeliği teklif edilmesini beklediği göz önüne alındığında, bu noktada NATO içinde bir fikir birliğine varılması önemlidir. Özellikle İsveç, ittifaka katılmak için Finlandiya'yı takip ederse, İsveç Gripen Fighters ile birlikte Norveç ve Danimarka'dan F-35'ler, Rusları stratejik duruşlarını ayarlamaya ve askeri caydırıcılıklarını ince bir şekilde genişletmeye zorlayan yaklaşık 250'den fazla gelişmiş savaş uçağından oluşan önemli bir güç olacaktır. Üstelik İsveç hava sahası ve Gotland'da bir askeri üs olasılığı, NATO için muazzam bir güç projeksiyon yeteneği sunacaktır. NATO'nun Baltık Devletleri ve bu bölge üzerindeki hakimiyeti artacaktır.

Baltık Denizi'ni bir NATO gölüne dönüştürmek, Suwalki Boşluğu ile bağlantılı kırılganlıkları da azaltacak ve AB-NATO entegrasyonu (Atlantik ve Avrupa merkezli bağın yakınlaşması) daha üst noktaya taşınabilecektir. Baltık Denizi bir NATO gölüne dönüşürse, devreye sokulacak Denizaltı Gözetleme Sistemi, dünyanın en büyük denizaltı filosuna sahip olan Rusya'nın Atlantik'e serbest geçiş için çoğunlukla kullandığı Baltık Denizi'ndeki mevcut serbestiyetini ve gizliliğini ortadan kaldıracaktır. Bu durum Rus Donanması'nı etkisiz hale getirecektir.

Rus denizaltıları hala Danimarka Boğazları yolunda Estonya, Letonya ve Litvanya karasularının dışında seyrediyor ve eğer Finlandiya ve İsveç NATO'ya katılırsa, o zaman navigasyon geçişi Rus denizaltılarının tespit edilmeden hareket etmesi için tehlikeli hale gelecektir. NATO üyesi Finlandiya ve İsveç, tüm deniz istihbaratını Washington ile paylaşacakları için NATO, Rus denizaltılarının hareketini kolaylıkla takip edebilecektir. Finlandiya ve İsveç'in NATO'ya katılması, oyunun kurallarını değiştireceğinden, Rusya bu durumdan rahatsızlık duyacaktır. Rusya'yı düşmanlaştırmanın sonuçları çok güçlü bir etkiye sahip olacaktır. Moskova'nın Kola Yarımadası'ndaki nükleer tesisleri yanında bu yarımada Rus gücünün ve füze savunmasının merkezi olma özelliğine sahiptir. Aynı bölge, Tupolev Tu-160 Blackjack, Tupolev Tu-22M Blackfire ve The Tupolev Tu-95 bear gibi stratejik bombardıman uçakları dahil olmak üzere Rus hava kuvvetlerine ait en büyük hava üslerine de ev sahipliği yapmaktadır. Bu uzun menzilli stratejik bombardıman uçaklarının büyük kısmı, Kola Yarımadası'nın tamamının Rusya'nın geri kalanına bir karayolu ve bir demiryolu ile bağlı olduğu Kola Yarımadası'nın batı kesiminde yer almaktadır. Tüm bu ateş gücü caydırıcılık ve güç projeksiyonunun birbirine paralel bir karayolu ve demiryolu koridoruna bağımlı olması, Rusların zayıf karnıdır

Rusya'nın Finlandiya ve İsveç'e başka ne gibi tepkileri olabilir?

Finlandiya ve İsveç’in üyelik sürecini sekteye uğratmak için Rusya bu ülkelerdeki bazı grupları içerden finanse edebilir; Rus bağlantılı ajanların 2016 ABD seçimlerinden önce protesto gruplarını finanse etmesine benzer hareketleri olabilir. Rusya'nın İsveç'te toplumu istikrarsızlaştırmak için aşırı sağ grupları da finanse edebileceği düşünülüyor.

Rusya, NATO üyeliğine kabul sürecine müdahale edebilir; NATO'ya yeni üye alımı da dahil olmak üzere kararlar ittifaktaki tüm üyelerinin katılımıyla oydaşma ile alınıyor. Öte yandan Türkiye, Rusya ile iyi ilişkilere sahip NATO üyesi bir ülkedir. Rusya bunu bir manivela olarak kullanmaya çalışabilir.

Rusya ekonomik engeller yaratabilir; Çoğu İsveçli ve Finli şirket zaten Rusya ile bağlarını kesti, ancak uzun vadede Rusya bu ülkelerin Rus pazarına girişini engelleyerek veya hammadde ve enerji tedariklerini durdurarak zarar vermeye çalışabilir. Nitekim Rus doğalgazının Finlandiya'ya akışı kesildi. Ancak İsveç ve Finlandiya, enerji çeşitliliği nedeniyle doğal gaz ve petrole en az bağımlı Avrupa ülkelerinden ikisidir. Dolayısıyla Rusya'nın uyguladığı ambargonun etkili olması beklenmiyor.

Siber saldırılar mümkündür; Siber saldırılar, İsveç ve Finlandiya'nın hükümet web sitelerinde veya çevrimiçi hizmetlerinde ortaya çıkacaktır.

Rusya sınırı askeri yığınağa çevirebilir; Rusya, Finlandiya ve İsveç'in NATO'ya katılması halinde Rusya'nın yanıt vermesi gerektiğini söyledi, bunun için adım atabilir.

İki ülkenin hava ve deniz sahaları Rusya tarafından ihlal edilebilir; İsveç'in NATO'ya girme isteğiyle Rus uçakları İsveç hava sahasını iki kez ihlal etti. İlkinde, Mart ayının başında, İsveç'in Gotland adası üzerinde üç Rus jeti uçmaya başladı.

Askeri saldırılar başlayabilir; İsveç'in Gotland adası, Baltık Denizi'nin kontrolü için önemli bir stratejik nokta olarak görülüyor. Rusya'nın İsveç'in NATO'ya başvurması ile üyelik arasındaki geçiş dönemini adayı ele geçirmek için son şansı olarak görebileceği düşünülüyor.

* Bu analiz INSS'de 21 Mayıs 2022 tarihinde İngilizce olarak yayınlanmıştır. Türkçesi, orijinal yazıdan uyarlanmıştır.


Google Ads