Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

Erdoğan Vilnius’ta Batı’yla Dansı, Türkiye’ye F-16’ları Getirebilecek mi?

Amerikan tarafı verdiği zımni F-16 sözünü yerine getirmeden TBMM’de İsveç’in üyeliğine onay vermek, Erdoğan’ın Türkiye’nin ayağına kurşun sıkması anlamına gelecektir. Erdoğan’dan beklentimiz, tabancadaki kurşunu kendi topuğumuza değil, F-16’lar geldiğinde düzenlenecek kutlama töreninde havaya sıkmasıdır.

Erdoğan NATO’nun Vilnius zirvesi öncesinde, Türkiye’nin NATO’nun genişlemesine hep sıcak baktığını ve açık kapı politikasından yana olduğunu vurgulamış, Ukrayna’nın NATO’ya katılma çağrısını sürdürmüştür. İsveç’in üyeliğine yönelik olarak da “AB üyeliğimizin önünü açın (biz de) İsveç’in önünü açalım" sözleriyle adeta Batı'ya rest çekerek kendisini Litvanya’ya götürecek uçağa binmiştir. Batı diplomasisinin tepesindekilere, Vilnius’ta taviz vermeyeceğini deklare etmiş ve bir yönüyle Zirve öncesinde inisiyatifi geçici olsa da eline alıp, Türkiye’nin durumunu dikte ettirmiştir. 

Erdoğan’ın Zirve öncesinde, İsveç konusunda aceleci tavırlar sergileyen Batı başkentlerine, “Kuzey Makedonya sadece isim meselesinden dolayı tam 16 yıl boyunca kapıda bekletildi” derken çok haklıydı. İsveç biraz daha bekleyebilir, üstümüze gelmeyin demek istedi.

Türkiye; İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya üyelik başvuruları konusunda 2022 yılının Haziran ayı sonunda Madrid'de imzaladığı üçlü mutabakatla belirlenen yol haritasına bağlı kalarak ilerleme iddiasını hep sürdürdü. 4 Nisan 2023 tarihinde NATO’ya üye olan Finlandiya’nın bu yol haritasındaki taahhütleri gereğince yerine getirdikten sonra Türkiye’nin desteğini alarak üye olabildiğine Erdoğan zirve öncesinde vurgu yaptı. İsveç konusunda ise sürecin devam etmesini gerektiğini savundu. İsveç'in NATO'ya üyelik sürecinin ilerleyebilmesinin, üçlü mutabakatta kayıtlı hususların yerine getirilmesine bağlı olduğunun altını çizdi. 

Erdoğan’ın siyasi karakteri, genel olarak müzakere masasına maksimalist bir pozisyon alarak oturmak üzerine kurgulanıyor. Kendi kilit taleplerini muhatabına önceden iletmek, olabildiğince kendi kamuoyunu arkasına almak ve taleplerine olumlu cevap alması halinde ilerleme konusunda uzlaşmak, tipik bir Erdoğan diplomasisi olarak görülüyor.

Erdoğan yönetimi, NATO'nun genişlemesini hep destekledi. Uzun zamandır hem kamuoyu önünde hem de özel görüşmelerde bu çizgi hep muhafaza edildi. Türkiye, geçmişte, gerçekleşmemiş olsa da, prensipte Ukrayna ve Gürcistan'ın NATO’ya üyelik sürecine destek vermişti. Finlandiya'yı NATO açık kapı politikasına tam destek verdiği için onayladı. Türkiye şimdilerde terörle mücadele yasalarının tam olarak uygulanması halinde İsveç'i de NATO'da görmek istediğini ifade ediyor. Yurtta barış dünyada barış ilkesiyle hareket eden Türkiye açısından ne kadar büyük NATO, o kadar iyi bir örgüt demektir. Ancak genişlemenin niteliği, ciddi bir terör tehdidi altında olan Türkiye ülke için büyük önem taşıyor. Bu hususlar herkesin malumu olan şeyler.

Vilnius'ta Erdoğan Beklediğini Alabildi mi?

Vilnius'taki Zirve, olumlu bir havada ve Erdoğan istediğini aldı söylemiyle bitti. Gerçekten öyle mi oldu? Zirve çıktısı için asıl sorulması gereken soru şuydu: Erdoğan, İsveç'in adaylığını ilerletmek için PKK ile mücadele ve F-16 paketinde ABD’den beklediği ‘Evet’ cevabını alabildi mi? 

Birçok yorumcuya göre Erdoğan, Zirve esnasında İsveç’in üyeliğini onayladı. Her ne kadar Erdoğan böyle söylemese de, Cumhur ittifakının çoğunlukta olduğu TBMM’ye konuyu götürme niyetini ifade etti. Birçok kişiye göre bu ‘üyeliğin onaylanması’ demek olsa da, halen de Erdoğan’ın diplomatik açıdan verdiği kesinleşmiş bir üyelik sözü bulunmuyor. Dolayısıyla İsveç'in terörle mücadelede sergilemesi gerekenleri sahaya yansıtmaması ya da ABD'nin F-16 anlaşmasından vazgeçmesi halinde, Türkiye de üyeliği nihai olarak onaylamama ya da bekletme imkanını elinde tutmaya devam ediyor.

Erdoğan Zirvede, Türkiye'nin Atlantik İttifakı'nın politikalarını desteklediğine dair imajını güçlendirdi ama İsveç’in üyelik sürecinde elinde tuttuğu kozları da tam bırakmamış oldu. Öte yandan, bu Zirvede, beklentilerin aksine, Ankara ile Batı başkentleri arasında bir kırılma yaşanmasına Erdoğan izin vermedi. Böylece İsveç'in üyeliği meselesi NATO gündeminde "başarıyla yönetilen işler" kategorisine yerleşmiş oldu. Bu rahatlama, Erdoğan dahil müttefik liderlerin, bu zirvenin esas konuları olan Ukrayna'nın nasıl destekleneceği ve NATO'nun gözden geçirilmiş güvenlik konseptinin nasıl uygulanacağına odaklanabilmelerini sağladı.

İttifak; Ukrayna'nın savunması için bir güvenlik garantisi anlamına gelen güçlü bir askeri desteği ortaya koyan, ancak yakın vadede bir katılım, bir tırmanma veya NATO'nun bir örgüt olarak Rusya'ya karşı mevcut savunma savaşına katılması anlamına gelmeyecek şekilde dikkatle ayarlanmış bir yol haritası veya ilkeler beyanı üzerinde çalışma fırsatı yakaladı. İkinci konuda (güvenlik konsepti), sorumlulukların ve kaynakların nasıl daha adil bir şekilde paylaştırılacağı konusunda teknik ilerleme kaydedildi. 

Türkiye'nin Meselesi, NATO'nun da Sorunu Olabiliyor mu?

Rus tehdidinden kaynaklı Avrupa'da ortaya çıkan güvenlik sorunu, aynı zamanda bir NATO sorunudur. Bu NATO sorununun, Türkiye'nin de meselesi haline gelmesi, Türkiye'nin sorunlarının da Avrupa'daki müttefikler tarafından bir NATO sorunu olarak algılanmasıyla ilişkili seyretmek durumundadır. Ankara, bir yandan Rusya ile ticari ve diplomatik ilişkilerini ve zaman zaman da stratejik işbirliğini sürdüren bir görüntü veriyor. Diğer yandan da müttefikleriyle birlikte Rusya'yı emperyal rövanş hayallerinden vazgeçirme politikası güdüyor. Türkiye bir denge oyunu oynamak durumundadır. Türk hariciyesinin Putin'e tamamen güvenmesi mümkün değil. Rusya ile işlevsel bir ilişkiye Türkiye'nin mutlak bir şekilde ihtiyacı var. Ancak Türkiye’nin ait olduğu yer Batı dünyasıdır. Bu geçmişten günümüze hep böyledir. Batı ile daha fazla ortak paydada buluşabilen bir Türkiye var. Türkiye, kendi güvenliği için NATO üyesi ülkelerden gerekli desteği aldığı oranda Batı İttifakının bir parçası olarak hareket edebildiğini her fırsatta gösteriyor. Kendisini Batı'nın bir parçası olarak gören, görülmesini isteyen Türkiye'nin İsveç'in üyeliğine bu nedenle ‘Hayır’ demesi söz konusu değil. Zirvede öne çıkan Türkiye resminin, biraz da bu ikilemli (Rusya ve NATO arasında kalmışlık) Türkiye duruşunun uzantısı olarak görülmesi gerektiği kanaatindeyim.

Türkiye’nin NATO bağlamında görmek istediği şey, İsveç'in PKK'ya karşı taahhütlerini yerine getirmesi ve Washington'un F-16'lar için Ankara’yı daha fazla bekletmemesidir. Bunun dışındaki her şey lafı güzaftır, boştur. Eğer bu iki hususta Türkiye istediklerini elde edemezse, “İsveç üyeliğine evet deme” anlaşmasını, tarih Ankara için kötü bir anlaşma olarak kaydedecektir. Erdoğan'ın topu TBMM’ye atması ve hiçbir şeyi doğrudan onaylamaması bir fırsattır. Türkiye’nin bu anlaşmada mutlu sona ulaşabilmesi için Erdoğan’ın elinde tuttuğu TBMM kozunu iyi yönetmesi bekleniyor. 

İsveç, önündeki belirsizlikten kurtuluyor. Bu ülkenin üyelik sürecinin ne kadar zaman alacağı çok da belli değil ancak anlaşma İsveç'in arafta kalma, yani İttifak'a yakın ama tam olarak dahil olmama riskini ortadan kaldırıyor. NATO; İsveç'in üyeliğine yönelik askeri ve siyasi düzenlemeleri tüm hızıyla devam edebilir ki bu sadece İsveç için değil İsveç'in çok önemli bir rol oynayabileceği Kuzey Avrupa'nın savunması için de faydalıdır. Erdoğan’ın yaktığı yeşil ışık aynı zamanda Finlandiya'nın yeni bir üye olarak entegrasyonunu kolaylaştırmaya da hizmet ediyor. Uzmanlara göre, iki Kuzey ülkesinin güvenlik ve savunması büyük ölçüde birbiriyle bağlantılı işliyor. Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö'nün de belirttiği üzere, Finlandiya'nın NATO üyeliği İsveç olmadan tamamlanmış sayılamaz.

İsveç’in 32. üye olarak NATO'ya katılabilmesi için Türkiye yeşil ışık yaktı. Stoltenberg, 10 Temmuz 2023'ü “tarihi bir gün” olarak nitelendirdi. İsveç, Türkiye ve NATO arasında Zirve esnasında imzalanan anlaşma, İsveç'in İttifak'a mümkün olan en kısa sürede otuz ikinci üye olarak katılacağı anlamına geliyor. Aksi bir yorumu kimse yapmak istemiyor. Türkiye’nin elinde TBMM kozunun bulunması artık bir yönüyle çok da anlamlı değil. Bu koz zaten hep vardı. Sadece daha önce TBMM’de oylama aşamasına hiç gelinememişti, bu nedenle gündeme de gelememişti. İlk defa Zirve esnasında İsveç’in üyeliğinin TBMM’de görüşüleceği Erdoğan tarafından beyan edildi. Erdoğan onaylamaya bu kadar yakın olmasa, TBMM sözünü vermezdi diye değerlendiriyorum. Demek ki İsveç onayı çok yakında yapılacak. Ama ne kadar 'yakında?' Muhtemelen yaz tatili arası bahane olarak kullanılırken, bu arada İsveç ve ABD’nin atacağı adımlar beklenecek. Burada oyun bozanlık yapmamaları beklenecek. Madrid yol haritası artık Finlandiya olmadan geçerli olmaya devam edecek olsa da, Madrid’i aşan Vilnius anlaşmasına İsveç ve dolaylı olarak ABD’nin sadık kalmaları halinde, Erdoğan da tatil sonrasında TBMM’de konunun görüşülmesini sağlayacağını söyleyebiliriz.

Bu şartlı oyunlama, Türkiye açısından mutlu sonla biter mi? 

Türkiye, İsveç ve NATO'yu terörle mücadele önlemleri konusunda bir adım atmaya zorlamayı başardı. Üstelik Erdoğan AB'yi de işin içine katmayı becerdi. İsveç'in, Avrupa Komisyonu'nun üyelik sürecini yeniden başlatması için Türkiye'nin isteklerini destekleme kararı, NATO anlaşmasını bir açıdan mühürlemiş gibi göründü. Kongre’nin uzun dönemdir beklettiği F-16 paketi ise İsveç’in üyeliği ile bağlantılı görülüyordu. Her ne kadar üyelik ve F-16 konularını birbirinden ayrı görse de, burada Türkiye’nin tavrından ziyade ABD’nin F-16 satış politikası daha önemlidir.

“Ver üyeliği, al F-16’ları” tarzındaki Amerikan politikası, şimdi ciddi bir sınavdan geçecek. Esen olumlu rüzgârlara rağmen, Türkiye'nin ABD'den uzun zamandır istediği F-16 savaş uçaklarını alıp alamayacağı ise henüz belli değil. Kimse de Türkiye'ye söz vermiş değil. Ortada niyet okumalar, karşılıklı siyasi duruşlar ve bunların yansımaları var.

Şunun altını bir kez daha çizelim derim: Amerikan tarafı verdiği zımni F-16 sözünü yerine getirmeden TBMM’de İsveç’in üyeliğine onay vermek, Erdoğan’ın Türkiye’nin ayağına kurşun sıkması anlamına gelecektir. Erdoğan’dan beklentimiz, tabancadaki kurşunu kendi topuğumuza değil, F-16’lar geldiğinde düzenlenecek kutlama töreninde havaya sıkmasıdır.

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 13.07.2023
  • Süre : 5 dk
  • 954 kez okundu

Google Ads