Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

Kahramanmaraş Depreminin Yaralarını Nasıl Saracağız?

Evet, çok zor ve kötü bir doğal felaket yaşıyoruz. Kime sorsam ucundan bir yerlerden bu depremden ciddi şekilde etkilenmiş. Kimle konuşsam ya bir tanıdığı deprem olan şehirlerde yaşıyormuş, ya zaten kendisi o yörelerden, dolayısıyla annesi, babası, kardeşi, kuzeni oralarda yaşıyor, ya yakın ailesi değilse bile hısım akrabası oralarda, ya da zaten bizzat kendi oralarda yaşıyor. Oralı olmasa da oralarda çalışanlar da var aralarında.

Devlet kavramı nereden çıkmış biliyor musunuz?

Devletin başlangıcı paylaşım ihtiyacıymış.

Bilinen ilk devlet formu Mezopotamya'da Sümerlerin kurduğu devlet forumudur. Göçebe bir hayat tarzı olan Sümerlerin yerleşik hayat tarzı olan topluluklar üzerine egemenlik kurması ile ilk devlet ortaya çıkmış.

Yani antik çağlarda tarımın keşfedilmesi ile tarım ürünlerinin ve suyun paylaşımı sorun olunca, güçlü olanların bu kaynakları paylaşma isteği devlet kavramını ortaya çıkartmış. Böylece paylaşıma çözüm bulmuşlar.

Bu aynı zamanda sınıf farklılıklarının ortaya çıkışının da başlangıcı olmuş.

Yerleşik düzende tarım yapanlarla göçebe bir hayat yaşamayı tercih edenler arasındaki çatışma, adeta bugünün sınıf çatışması gibi yani.

Her iki sınıfı da hegemonyasına alan güçlü devlet, yani gücün sembolü de bir anlamda devleti temsilen de kral ya da Firavun'un hegemonyası.

Önce şehir devletler, sonra da aralarında çıkan savaşlar ve daha büyük toprakların hakimiyeti ile daha büyük devletler.

Ama olay paylaşım, daha da doğrusu güçlünün kurduğu düzen.

Yani devlet düzeni sağlayandır aslında.

Devletsen hem düzeni kuracaksın hem de düzenin yürümesini sağlayacaksın.!

Peki bizim devletimiz bu konuda başarılı mı? Biraz şüphelerim var doğrusu.

Özellikle de şu son günlerde yaşananlar, devletimizin yeterince iyi düzen sağlayamadığı konusunda beni dehşete düşürüyor.

Evet, çok zor ve kötü bir doğal felaket yaşıyoruz.

Kime sorsam ucundan bir yerlerden bu depremden ciddi şekilde etkilenmiş.

Kimle konuşsam ya bir tanıdığı deprem olan şehirlerde yaşıyormuş, ya zaten kendisi o yörelerden, dolayısıyla annesi, babası, kardeşi, kuzeni oralarda yaşıyor, ya yakın ailesi değilse bile hısım akrabası oralarda, ya da zaten bizzat kendi oralarda yaşıyor. Oralı olmasa da oralarda çalışanlar da var aralarında.

Hepsinin yüreğinde bir acı.

Tanıdıklarla konuştukça benim de yüreğim sıkışıyor. Hiç tanıdığım olmasa bile yüreğim yanardı zaten böyle bir felakette.

Bunca yıllık hayatımızda böyle bir felakette nasıl organize olmamız gerektiğini halen daha devlet olarak beceremiyor olmamız zaten yeterince hüzün verici. Bir de organizasyondaki aksamalar olunca iyice kötü oluyor.

Bölgede ne doğru dürüst su var içecek, ne doğru dürüst yiyecek bir şey, ekmek bulmak bile oldukça sıkıntılı, zaten ne de doğru dürüst ısınacak bir yer organize edilebilmiş durumda bu kış kıyamette. İnsanlar tuvalet ihtiyacını bile kim bilir nasıl gideriyorlar.

Şehirlerde ne sular akıyor ne elektrik var ne de telefonlar doğru dürüst çalışıyor.

Zaten bölgeye ulaşımda bile bin türlü sıkıntı yaşandı ve halen daha da yaşanıyor.

Artık kaçıncı gün oldu, halen daha tam bir organizasyon yapılabilmiş değil. Bu ilk günlerde kaybedilen zamanın her dakikası aynı zamanda yiten bir can demek.

Tamam, yapılanları azımsamıyorum. Neredeyse tüm dünyadan yapılan çağrıya cevaben bir sürü yardım kuruluşu canla başla bir şeyler yapıyorlar. Ama felaket çok büyük boyutta. Doğal olarak yetişemiyorlar.

Bu saatten sonra yitip gidenler enkazın altından çıkartılabilirse, işte belki bir nebze, hiç olmazsa cenazeleri yapılabilecek.

Bu saatten sonra canlı çıkan olursa da hep birlikte büyük bir sevinç sebebi, bir can bir candır diye hep birlikte mutlu olacağız. Arada böyle haberler de geliyor.  Hep birlikte mutlu oluyoruz.

Ama bu koordinasyon eksikliği halen daha dikkat çekiyor.

İskenderun'da limanda yanan konteynırları bile halen daha söndürememiş olmak nasıl bir zafiyet içinde olduğumuzun bir başka göstergesi. Siz bu yazıyı okuduğunuzda umarım söndürülmüş olur.

Hem yaralıların iyileşmesi hem de hayatta kalanların yaşamlarına devam etmeleri o kadar da kolay olmayacak gibi görünüyor.

Düşünsenize, size hiçbir şey olmamış olsa da artık oturacak bir eviniz yok! Olan da ya çatlak ya patlak. Niye böyle evler yapmışız zamanında, o başka konu, ama durum bu! İçine girilip de oturulabilir mi bu evler, hiç belli değil. Zaten halen daha devam eden artçı sarsıntılar yüzünden şimdilik hiçbir eve girmek mümkün değil.

Zaten o da eğer bina yerle bir olmamışsa. Birçok bina yerle bir olmuş durumda. Sonradan içine girilip oturacak bir bina kalmamış artık.

Bir işiniz de artık yok belki, çünkü yanında çalıştığınız kişi de deprem sırasında yitmiş olabilir, ya da belki de işyeriniz yerle bir olmuş durumda artık.

Hiçbiri olmamışsa bile işlerin eskisi gibi tekrar düzene girmesi için epey bir zamana ihtiyaç var. Büyük bir afet olmuş sonuçta.

Tamam, eviniz kendinizindi diyelim, deprem sigortası da yaptırmıştınız, hem de üst sınırdan poliçelerinizi düzenli olarak ödüyordunuz.

Biliyor musunuz, devlet en son üst sınır yükseltmesini ne zaman yapmış?

Zorunlu deprem sigortası, yani DASK, açık adıyla Doğal Afet Sigortalar Kurumu sigortasının tavan değeri en son 17 Ocak 2018 tarihinde devlet tarafından güncellenmiş!

Tavandan poliçe yatırsanız bile yerle bir olmuş eviniz için alabileceğiniz en yüksek sigorta bedeli 640.000 TL.!

Tamam, ayrıca konut sigortası da yaptırabilirdiniz belki.

Ama konut sigortası zorunlu değil. Herkes yaptırmıyor olabilir.

Deprem sigortası ise zorunlu sigorta diye tanımlanıyor, ama bu sigortayı da kaç kişinin yaptırdığı belli değil. Bu konuda şüphelerim var.

Şüphe yok ki eviniz depremde yıkılmış, ama sigorta bu parayı bile vermek için sanırım bir sürü formalite ile sizi uğraştıracaktır. Hemen ödenmeye başlandı diye bilgiler var aslında, ama şu günlerde bu işlerin emen başlamış olması bence mümkün değil.

Zaten bir de sigorta bedeli binanızın yapısına, yaşına, yapı tipine ve dairenizin alanına bağlı olduğu için 240.000 TL maksimum bedel, sizin alacağınız bu bedelin altında olabilir muhtemelen.

Kısacası bilmiyorum kaç senedir poliçe yatırıyorsunuz, ama düzenli yatırmışsanız bile poliçelerinizi alabileceğinizin hepsi bu kadar.

Arada aksatmışsanız poliçelerinizi, sigorta firmasının bu parayı bile vermemek için bir bahanesi var demektir.

Şimdi sen de bu konuya nereden girdin diyeceksiniz.

Haklısınız, bugün yapılması gereken afet bölgesinde yaralarımızı sarmak, birlik olmak, orada zor durumda olanlara bir an önce el uzatmak.

Ben ne yapmaya çalışıyorum sanıyorsunuz?

Kısacası sigorta falan, zaten böyle zamanlarda hangi sigorta firması ayakta kalabilir ki?

Ya dediğim gibi her şeyi inceleyecek ve sonra paranızı ödeyecek, öderken de taksit taksit ödeme yoluna bakacak belki, çünkü toplu para ödemesi için kasasında parası olmalı.

Ben tahmin etmiyorum ki, herhangi bir sigorta firmasının kasasında bunca para hazırda olsun.

İkincil sigortalama dediğimiz reasüranstan paranın gelmesi de belli bir süre alacaktır mutlaka. Kısacası zamanında ödemelerin yapılması biraz zor, o iş biraz sakat.

Demek ki devletin bu konuya acilen el atması lazım!

Bu bölgedeki insanlara bu ilk günlerden sonra bir yaşam desteği vermesi lazım.

Zaten elinden geleni yapıyor, biliyorum. Ama benim bahsettiğim geçici ya da acil önlemler değil.

Şimdilik afet yeni olmuşken yapılması gerekenlerden ya da yapılanlardan bahsetmiyorum.

Felaket sonrasında yapılması gerekenler de çok önemli.

Belki belli bir süre bölge insanlarına maddi destek verilebilir, belki tekrar iş düzeninin kurulabilmesi için işveren konumundakilere bir destek sağlanabilir.

Neyse artık, nasıl ve neler yapılması gerekiyorsa şimdiden planlanmalı ve bir an önce harekete geçilmeli.

Keşke bu konuda bir bakanlık olsaymış. Belki de tüm koordinasyon profesyonel kadrolar tarafından önceden planlanmış olurdu ve şu andaki koordinasyon sorunlarını da görmezdik.

Belki bu şekilde biraz olsun yöre insanının geleceğe dair bir ümidi olurdu.

Yeni konutlar için ise, dünkü yazımda bahsettiğim gibi acilen deprem konutları yapılması için hiç vakit kaybetmeden, en azından planlama yapılmaya başlanması lazım.

Bugüne kadar bu yörede depreme dayanıklı konut yapılmadığı zaten bir kabahat, zaten bugüne kadar bu konunun çözülmüş olması gerekirdi, ama olan oldu.

Bir an önce bu işlere başlanırsa hiç olmazsa insanların acılarına bir merhem olunur.

Deprem mağdurlarına bu konutlar bedelsiz verilmeli ki, bir anlamı olsun.

Konutlar tamamlanana kadar da artık belli bir bedelde kira parası mı verilir, yoksa başka bir çare mi bulunur kalacak yer açısından, orasını tam bilmiyorum, ama bu konulara da bir çare bulunması gerektiği bir gerçek.

Tekrar tüm Türkiye'ye başımız sağolsun diyorum. Umarım kısa sürede tüm bu acıları geride bırakabiliriz.

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılarımla

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 09.02.2023
  • Süre : 6 dk
  • 856 kez okundu

Google Ads