Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

Fay Hattından 500 Metre Mesafe Yeterli mi?

Bazı kanallarda toprak üzerinde bakın fay hattı buradan geçiyor diye gösterilen görüntülerin bir çoğu ise, sadece sarsıntıdan dolayı toprakta oluşan çatlaklar, yada yarılmalardır. O yarılmanın altında illaki fay hattı olacak diye bir şey yoktur.

Alın elinize bir cam parçasını, atın yere. Kırılır değil mi? Hem de paramparça olur.

Şimdi elinize kırılan cam parçalarından birini alın ve bakın bakalım. Nasıl kırılmış? Nasıl bir şekil ile kırılmış?

Kırık parçaların şeklini baştan bilmek, ya da tahmin etmek mümkün müdür? Biraz zor sanırım

Şekli epey bozuk bir parça olacaktır o elinize aldığınız kırık parça.

Aynı şeyi önce cam üzerine bir cam kesici ile bir iki çizgi çekip tekrar deneseniz, muhtemelen cam o kesik attığınız yerlerden kırılacaktır. Çünkü artık kırılması gereken yerleri kendimiz belirliyoruz.

Tamam biraz sert atarsanız yere yine anlamsız parçalara ayrılacaktır cam, ancak öncelikle kırıldığı yerler o çizdiğiniz yerler olacaktır.

Dünkü yazımda iktidarın işi gücü bırakıp seçim derdine düştüğünden ve hızla konut binaları yapma niyetinden bahsetmiştim.

Doğru dürüst plan yapmadan seçim propagandası amacıyla bir yerlere konutlar için temel atsanız bile belki birilerini kandırabilirsiniz, ama bu işler böyle olmaz aslında.

Üstelik yapılan açıklamalarda yeni yerleşimlerin fay hatlarından en az 500 metre uzağa yapılacağı söyleniyor.

Peki gerçekten yeterli mi bu 500 metre mesafe sizce?

Evden çıksam şimdi en yakın süpermarket yaklaşık bu mesafede. Eh, ben de maksimum 10 dakikada gidebiliyorum markete. Yani oldukça az bir mesafe gibi geldi bana bu 500 metre.

Gelin bir inceleyelim bu konuyu.

Ama buna cevap bulmadan önce yazının başında yaptığımız cam kırma örneğine bir kez daha göz atalım. Cam üzeri çizilmeden önce bir sürü anlamsız parçaya ayrılmıştı değil mi?

Evet, daha önce fay hatları üzerine daha detaylı bir yazı yazmıştım aslında. Yazının başlığı "Bu depremlerin sebebi nedir?" idi.

O yazıda da bahsettiğim gibi henüz fay hatlarının tam olarak nerelerden geçtiğini yeterince iyi bilmiyoruz. Bilebilmemiz de mümkün değil.

Aynı cam üzerine attığımız kesikler gibi düz bir hat değildir fay hatları, ve bizim kontrolümüz altında oluşmaları mümkün değildir.

Yer kabuğu oldukça kalındır ve depremlerde oluşan çatlaklar tam olarak hangi doğrultuda oluşur, baştan bilebilmek mümkün değildir.

Bazı kanallarda toprak üzerinde bakın fay hattı buradan geçiyor diye gösterilen görüntülerin bir çoğu ise, sadece sarsıntıdan dolayı toprakta oluşan çatlaklar, yada yarılmalardır. O yarılmanın altında illaki fay hattı olacak diye bir şey yoktur.

Zaten birçoğu ya bir dere kenarında dolgu topraktaki yarılmalardır, ya da tepelik bir yer yanındaki toprak kayması neticesinde oluşan çatlaklardır.

Fay hatlarında yeraltındaki iki tektonik blok arasında metrelerce yanal kayma olur, ya da bir blok diğerinden daha yukarıya kalkar, diğeri bir diğerinin altına girer.

Yani fay kırıkları metrelerce yerin dibine kadar uzanır. Yüzeyde toprakta görünseler de, aslında toprak altındaki kayalarda çatlama olur, kayalar birbiri üzerinde yatay ya da düşey yönde kayar. Eğer yüzeye kadar ulaşmışsa bu çatlak, kayaların üzerindeki dolgunun cinsine bağlı olarak tektonik bloklar arası hareketler yüzeyden gözlenebilir. Ama üzerinde özellikle alüvyonlu bir tabaka olduğunda, bazen yüzeyden gözle tespit etmek de mümkün değildir.

Ayrıca aynı cam üzerinde olduğu gibi olası her depremde bugün fay hattı dediğimiz yerlerden tektonik tabakaların tekrar kırılacağının bir garantisi yoktur. Son depremde kayalar birbiri üzerinde kayabildiği kadar kaymış ve birbirine kilitlenmiş olabilir. Bir sonraki depremde ise artık o aralarında bir önceki depremde çatlak oluşan bloklar birlikte hareket ederek belki de paralelinde, kilometrelerce öteden yine tabaka üzerindeki zayıf bir yerden yeni bir fay hattı şeklinde kırılma oluşabilir.

Yani anlayacağınız, yer yüzünün ne zaman nasıl hareket edeceğini bilebilmek mümkün değildir.

Şu anda oldukça detaylı akademik çalışmalar yapılıyor olsa da, henüz maalesef kesin kanaate varmak mümkün değildir.

Neticede tabakalar üzerindeki mevcut faylar dışındaki zayıf yerleri kontrol etme ve bulabilme şansımız da yok.

Aynı cam üzerindeki kırılan yerler gibi, yani aslında kırıkların camın minör kalınlık farkları olan yerlerde oluşması gibi, yeni bir depremde tabakalar üzerindeki henüz bilmediğimiz zayıf yerlerden yeni fay hatlarının oluşması oldukça muhtemeldir.

Aslında jeolojik olarak sadece daha önce yüzeye kadar ulaşmış fay kırıklarını inceleyebiliyoruz, muhtemel riskli diğer yerleri ise sadece yapılan hesaplarla bir anlamda tahmin ediyoruz. Ya da ultrasonik ya da benzeri yöntemlerle mevcut fay hatlarını bulabiliyoruz.

Ancak gerçekte olası riskli yerler tam kesin olarak bilinemiyor.

Çünkü depremler konusunda tarihi bilgilerimiz de oldukça az.

Bir takım tarihi dokümanlardan o bölgede olmuş olduğu tahmin edilen depremlerin tarihini belirlemeye çalışıp, bu tarihleri kullanarak, bir de jeolojik incelemeler ile bloklar üzerindeki kayma mesafeleri ölçülerek birtakım hesaplar yapıyoruz ve olası bir sonraki deprem için tahminlerde bulunuyoruz. Yerinde yapılan ölçümlerden yola çıkarak da zamanında olmuş olan depremlerin tahmini büyüklüklerini hesaplamaya çalışıyoruz.

Kısacası bu el yordamıyla yapılan hesaplarla çıkartılmış olan deprem risk haritalarının gerçekte ne kadar kesin bilgiler içerdiği de aslında biraz muamma diyebilirim.

Biz inşaat mühendisleri bu haritaları kullanıyoruz mecburen ve bina karkasına olası bir depremde gelebilecek yükler üzerinden binanın hesabını yapıyoruz.

Bu kadar muallâk bilgilerle bazen de olan deprem tahminlerin çok üzerinde oluyor ve yepyeni bir bina da yapılmış olsa, yeni standartlara göre de hesaplanmış olsa, yıkılıyor işte!

Her zaman dediğim gibi, bu işler ekonomi işi.

Bina yapım standartları da belli bir ekonomi üzerine dayanıyor.

Ne kadar ince hesap yaparsanız yapın, denetlemesini de yapmış olsanız, eğer amaç depremde yapının birtakım hasarlar almasına müsaade ederek, ama ayakta kalması düşünülerek ve sadece can kaybını önlemek amaç olursa, bazen evdeki hesap çarşıya uymaz ve tahminlerin üstünde büyüklüğü olan bir depremde yaptığınız bina yine de yerle bir olur.

Ben o yüzden son yazılarımda tünel kalıp binalar yapmamız gerekiyor diye fikir beyan ediyorum.

Kat sınırlaması da gerekli diyorum.

Çünkü tünel kalıp binalar iyi yapılırsa, kat yüksekliği de fazla olmazsa, depremde yıkılma riskleri minimumda olan binalardır.

Yapı standartlarının kabul ettiği minimumda hasar dahi görecek binalar değildir.

En yüksek depremlerde hasar görmesi bile oldukça zor olan oldukça emniyetli binalardır.

Bir de eğer temel seviyesinde sismik izolatörler kullanılırsa, inanın en büyük depremlerde bile hiç bir şey olmaz diye düşünüyorum.

Beton kalitesi kötü bile olsa, emniyet katsayıları oldukça fazla olduğu için yıkılmaları oldukça zor binalardır diye düşünüyorum. Ama dediğim gibi kat yüksekliği fazla olmamalıdır.

Evet pahalıdır, ama daha önce de dediğim gibi can bu, hiçbir masraf yiten canların yerini tutmaz, ne yapsan geri getirilemiyor yiten canlar. 

Ekranlarda insanların bağır çağır niye bu yeni binalar çöktü diye yakarışlarını izlerken yapı standartlarımız konusunda da birkaç şey yazayım istedim. 

Çünkü suçlu kim diye herkes bu aralar suçlu arıyor.

Müteahhitler tutuklanıyor!

Kim bu sorunlu yerlerde iskân iznini verenler diye belediye başkanları ve encümenler suçlanıyor, hatta tutuklanan bile var bildiğim kadarıyla aralarında.

Tabii ki kötü niyet ve toplumsal ahlaksızlık bu işin asıl suçlusu, ama suçlu bir yandan da hepimiziz. 

Standartlarımızı depremlerde minimum hasar görecek binalara göre ayarlamamız ve canımızı riske atarak güya ekonomiyi gözeterek bina yapmamız bile bir hata bence.

Bu işi düzelteceksek toplumsal bir mutabakat ile standartlarımızda yeni düzenlemeler yapmamız şart. Müteahhitlik kurumu üzerine de daha önce fikirlerimi yazmıştım. Bu konuyu da ciddiye almamız gerekiyor artık. Denetlemesinden tutun komple sistemi yeniden kurgulamamız gerekiyor sanırım.

Bunları yazarken mühendis arkadaşlarımın emeklerine saygısızlık etmek değil maksadım, ancak bu depremde de insanlarımızın mevcut standartları ne kadar dikkate aldığını gördük işte. İçlerinde mühendis kadrolar da dahil olmak üzere, mevcut sistemde suçlu bulmak o kadar kolay değil!

Keşke sadece mühendislerle hallolabilseydi bu işler. Ama maalesef inşaat işleriyle uğraşan özellikle işçi kadroların eğitim seviyesi de oldukça düşük ve netice ortada işte.

Kanalları gezerek biz iyi denetim yapıyoruz diye açıklama yapmaya çalışanlara bile diyecek bir şey bulamıyorum. Sanki tüm binalar yeterince denetlenebiliyormuş gibi uzmanlar iyi niyetle olması gerekenleri anlatmaya çalışıyorlar. Ama bu para hırsı ile, rant peşinde koşarak inşaat yapanlar bahsi geçen denetim yöntemlerini anlayabilecek, ya da uygulayacak insanlar değiller. Denetlemeden sıyrılmak için türlü türlü kurnazlık peşinde olan insanlardan bahsediyorum.

Yani uzmanlar bence nafile dil döküyorlar.

Dönelim başladığımız konuya.

Peki durum buysa, niye iktidar 500 metre mesafeyi yeterli bulmuş olabilir?

Bunun teknik bir açıklaması var mıdır?

Ben sebebini bilmiyorum, inanın bilmiyorum.

Bana soracak olursanız, seçilecek yeni yerleşimlerin fay hattından belirli bir mesafede değil de, gerçekten zeminin sağlam olduğu yerlerde yapılması gerekir. Çünkü fay hatlarının aslında düz bir çizgi olmadığını yukarıda açıklamaya çalıştım.

Sırf şu kadar uzaklaştık diyerek, yine ovada, zeminin deprem dalgalarını yükseltme riski olan zeminlerde bina yapmaya devam edersek, bence bu da bir hata olur ve bunun da daha önce yapılan vehim hatalardan hiçbir farkı olmaz.

Yeni yerleşim yeri olarak bu tarz riskli zeminlerden tümüyle kaçınmak gerekir. Fay hattı üzerine de bina yapılmaz, ama sağlam zemin fay hatlarından belli bir mesafededir diye de bir kural yoktur.

Bırakalım artık ovaları, ovalarda yine eskiden olduğu gibi tarım yapalım. Yerleşim yerlerini ise sağlam zemin olan yerlere yapalım.

Zaten daha önce de yazdığım gibi bu işler aceleye getirilirse sadece seçim propagandasından öteye bir işe yaramaz.

Şehir planlaması oldukça zor bir daldır.

Bu şehirler tekrar eskisi gibi canlandırılacaksa, geniş çaplı planlar yaparak, üzerinde çok iyi düşünülerek ve ilgili paydaşların tümünün katılımıyla kararlar verilmelidir.

Gerekiyorsa mevcut şehirlerin olduğu yerlerde, ama yeterince iyi mühendislik çalışmaları ile gayet sağlam binalar yapılmalıdır.

Ama dediğim gibi bu işler geniş kapsamlı çalışmalar gerektirir. Aceleye gelmez.

İnşallah bu popülist bakış açısından en kısa zamanda kurtuluruz da, olması gerektiği gibi iyice düşünerek ve üzerinde detayları ile çalışarak bu kadim şehirlerimizi tekrar kurmayı beceririz, ve eskiden olduğu gibi bölge tekrar ülke ekonomisine katkı sağlamaya devam eder.

O güne kadar ise, bölge insanlarına hep beraber yardım edeceğiz ve birlikte bu zor günleri atlatacağız. Başka çaresi yok!

Son söz: Fay hatları üzerine, ya da yakınlarına ne kadar sağlam bina yaparsanız yapın, yine de riskli olur.

Değil 500 metre, yüzlerce kilometre ötede, canım Hatay'da mesela taş taş üstünde kalmadı farkında değil misiniz?

Ama biz halen daha akıllanmadık değil mi?

Ne diyeyim, Allah sonumuzu hayır eylesin.

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılarımla

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 01.03.2023
  • Süre : 6 dk
  • 2360 kez okundu

Google Ads