Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

İklim değişikliği su savaşı çıkartır mı?

Su kaynakları 20’nci yüzyılın sonlarından itibaren stratejik bir kaynak haline geldi. Dünyada halen 286 adet sınır aşan su havzası 300’ü aşkın da sınır aşan yeraltı suyu havzası var. Dünyadaki temiz suyun %60’ı bu havzalarda akıyor. Dünya nüfusunun yarısına yakını bu sorun çıkarma potansiyeli taşıyan havzalarda yaşıyor.

Bazı iklimbilimciler ve meteoroloji uzmanları dünyanın varoluşundan bu yana milyonlarca yıldır ısınma ve soğuma doğal döngüsü içinde olduğunu ve yaşanılanların doğal bir süreç olduğunu ileri sürüyorlar. Ancak bilim insanlarının çok büyük bir bölümü de bu doğal sürecin 18’inci yüzyılda başlayan sanayi devrimi ile insan faaliyetleri sonucu etkilendiği görüşündeler. Bu etkilenmenin daha çok fosil yakıtların kullanılmasıyla başta karbondioksit ve metan olmak üzere atmosfere salınan sera gazlarındaki artış sonucu olduğu ileri sürülüyor.

Atmosferdeki sera gazındaki artış yapılan ölçümlerle tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan çalışmalar ve ölçümler sanayi öncesi dönemden bu yana, kara bölgelerindeki ortalama yüzey sıcaklığının, küresel ortalama yüzey sıcaklığından neredeyse iki kat daha hızlı arttığını ortaya koydu. 

Bu çalışmalar ve iklim değişikliği konusunda ortaya konan tez Dünyadaki neredeyse tüm ülkelerin 1994 tarihli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ni (UNFCC) imzalamaları sonucunu doğurdu. UNFCC'nin amacı, sera gazı salımını kontrol ederek iklim sistemine tehlikeli insan müdahalesini önlemek olarak açıklandı.

Bu durumda iklim değişiminde insan faaliyetleri etkisinin olduğu tezinin gerek bilim insanları arasında gerekse ülkelerin yönetimleri tarafından yaygın bir şekilde kabul gördüğü söylenebilir.

İklim değişikliğinin sonuçları 

Uzmanlar tarafından geliştirilen modellerle çeşitli senaryolar kullanılarak yapılan çalışmalar, iklim değişikliğinin genel olarak dünyanın ortalama sıcaklığında ve kuraklık, sel, fırtına, hortum gibi aşırı meteorolojik olayların sıklığında, süresinde ve şiddetinde artış sonucu doğuracağını ortaya koyuyor. Ayrıca deniz suyu seviyesinde yükselme de bekleniyor

Bazı uzmanlar, son dönemde artan yağış rejimindeki değişikliklerin oluşturduğu ani sel, taşkın, sıcak hava dalgaları gibi aşırı meteorolojik olayların arka planında iklim değişikliğinin yer aldığı “iklimsel değişkenlikler” olarak tanımlıyor.

İklim değişikliğinin ekolojik dengeyi bozarak su, enerji, gıda ve çevre güvenliğini de tehdit edecek sonuçlar yaratabileceği de ileri sürülüyor. Bu nedenle bazı ülkeler iklim değişikliğinin bir ulusal güvenlik tehdidi olarak kabul ediyorlar.

Bu nedenlerle iklim değişikliğinin daha yoğun yaşanacağı bölgelerde ekonomik, ekolojik, sosyal ve toplumsal olarak da olumsuz sonuçlar yaratacağı da öngörülüyor.

Sonuç olarak iklim değişikliğinin tarımsal üretimin azalmasından, insan sağlığının bozulmasına ve çevresel felaketlerin yaşanmasına kadar birçok olumsuz etkisinin olacağı kabul ediliyor.

Su Savaşı riski var mı?

Dünyada yakın gelecekte ülkelerarasında su konusunda gerilimler yaşanacak. Bu konuda hafif yoğunluklu silahlı çatışmalar da olabilir. Ancak bu gerilimlerin şiddetli ve topyekûn bir su savaşı boyutuna taşınacağını düşünmüyorum. Su konusunda yaşanacak bir gerilimin hızla tırmanarak bir su savaşına dönüştüğü olaylara çok dikkatli bakmak gerekir. Bunun su ile ilgili bir çatışma mı yoksa su gerilimi kullanılarak çıkartılan bir savaş mı olduğu iyi incelenmeli. 

Su kaynakları 20’nci yüzyılın sonlarından itibaren stratejik bir kaynak haline geldi. Dünyada halen 286 adet sınır aşan su havzası 300’ü aşkın da sınır aşan yeraltı suyu havzası var. Dünyadaki temiz suyun %60’ı bu havzalarda akıyor. Dünya nüfusunun yarısına yakını bu sorun çıkarma potansiyeli taşıyan havzalarda yaşıyor. 

Artan nüfus, artan gıda ve su talebi, iklim değişikliğinin su kaynakları üzerine olumsuz etkisi özellikle Orta Amerika, Orta ve Güney Afrika, Orta Asya ve Güneydoğu Asya ile Ortadoğu bölgelerindeki ülkeler arasındaki gerilimi arttıracak. Bu bölgelerin birçoğunda halen fiziksel su sıkıntısı ve ülkelerarasında politik gerilimler mevcut. Bu durum ve sınır aşan su kaynakları üzerine artan baskılar ülke dışından gelen sulara bağımlı olan bu bölgelerde barış ve istikrarı tehdit edebilir. Su kaynakları bu bölgelerde uluslararası sistem tarafından yaratılmak istenen karışıklıklar ve istikrarsızlık için bir araç olarak kullanılabilir. 

2050 yılında dünya nüfusunun %70’i kentlerde yaşayacaktır. Bu nedenle Gelecekte su konusundaki gerilimin ülkelerarasındakinden daha çok ülke içinde kentler veya eyaletler arasında yaşanması tehdidi vardır. Bu tehdit havzalar arasında artan su transferleriyle de artmaktadır. 

Su Savaşı neyi çözecek? 

Tarihte su hem bir savaş nedeni hem de bir savaş silahı olarak kullanılmıştır. 20’nci yüzyıldaki soğuk savaş döneminin güvenlik konsepti değişti. 21 yüzyılda sınır aşan su havzaları sayısı arttığı gibi Su güvenliğinin enerji, gıda ve çevre güvenliği ile ilişkisi de artmıştır. Bu güvenlik konuları birçok ülke için ulusal güvenlik meselesi olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle özellikle gelişmekte olan ülkelerin sınır aşan su havzalarında iklim değişikliğinin de etkisiyle gerilimler artmaktadır. Hatta bu durum Orta Asya da olduğu gibi kısa süreli sıcak çatışmalara da dönüşebilmektedir.  Suyla ilgili çatışmaların tek başına tek bir nedeni yoktur. 

Su kaynaklarının kısıtlı olduğu bölgelerde su kaynaklı çatışma riski, her zaman vardır. Gelecekte su ile ilgili gerginlikler yaşanacaktır. Hatta bir savaş da çıkabilir. Ancak bunun doğrudan su nedeniyle çıkan bir savaş mı yoksa su gerilimi üzerinden çıkartılan bir savaş mı olacağına çok dikkatli bakmak gerekir.

Ayrıca bir su savaşının su sorununu çözmeye yönelik ciddi ve kalıcı bir amacının olduğunu söylemek zordur.

Uluslararası sözleşmeler yeterli mi?

Sınır aşan su havzaları 152 ülkeyi kapsıyor. Tüm nehirlerin yaklaşık yarısı bu havzalarda akıyor. Bu durum 1950’lerden itibaren BM hukuk komisyonunu harekete geçirdi. 1997 yılında sınır aşan sularla ilgili bir sözleşme kabul edildi. BM hukuk komisyonunun tüm çabalarına rağmen 20. yüzyılda Sınır aşan sular konusunda kıyıdaş devletlerin haklarını ve yükümlülüklerini belirleyen kapsamlı ve tüm uyuşmazlıklara uygulanabilen nitelikte uluslararası kurallar oluşturulamadı. Ancak bu konuya uygulanabilecek bazı hukuk ilkeleri ve çerçeve sözleşmeler hazırlanabildi

BM’nin 1997 sınır aşan sular sözleşmesi 20 yüzyılın uluslararası ilişkiler düşünce sistematiği ile yapıldı ancak 21. Yüzyılın yeni jeopolitiği ve dünya düzeni içinde yürürlüğe girebildi Bir çerçeve sözleşme olarak 2014 yılında uluslararası geçerlilik kazandı ancak yaygın bir şekilde uluslararası kabul görmedi. Bunun nedeni bu sözleşmenin tamamlanması gereken bazı eksiklikleri oluşudur. 

Türkiye’nin sınır aşan suları 

Türkiye’nin yüzey sularının yaklaşık %33’ü sınır aşan su havzalarından kaynaklanarak komşu ülkelere akıyor. Kara sınırlarımızın dörtte biri de nehirlerden oluşuyor. Ayrıca Türkiye Ortadoğu ve Arap yarımadasına akan iki büyük nehir olan Dicle ve Fırat nehirlerinin de kaynak ülkesi durumunda. Bu durum Türkiye’yi sınır aşan suların yönetimi konusunda önemli bir ülke pozisyonuna getirdi. Türkiye bu bölgede GAP’ı geliştirmek konusunda aşağı kıyıdaş ülkelerden kaynaklan birçok zorlukla karşılaştı Ancak Türkiye sınır aşan sularını hiçbir zaman bir hegemonya aracı olarak kullanmadı. Son dönemde Irak’tan gelen  ilave su bırakma taleplerinin tümü karşılandı. Türkiye sınır aşan sularla ilgili barış ve iş birliği eksenli bir hidropolitika izliyor.  

Araştırmacı Yazar ve Akademisyen  Dursun YILDIZ
Araştırmacı Yazar ve Akademisyen Dursun YILDIZ
Tüm Makaleler

  • 02.08.2023
  • Süre : 5 dk
  • 784 kez okundu

Google Ads