Site İçi Arama

kultur-sanat

Yardımlaşma ve Dayanışma Kültürümüz Bağlamında AFAD ve Afet Yönetimi Önemlidir

AFAD gibi nispeten yeni kurulan kurumların önemi deprem gibi doğal afetlerde ortaya çıkmaktadır. Bu tür kurumlar, kelimenin tam manasıyla ‘çuvalladığında’, bir anlamda devletimiz de çuvallamış görüntüsü verir. Şüphesiz devletin bir kurumu gereğini layıkıyla yapamadı diye Devlet çökmez ama çöken vatandaşımızı ayağa kaldırmakta da devletin geç kalmasına AFAD neden olmamalıdır.

Dünya ülkeleri arasında sınırlar yok sayılmakta, küreselleşme tüm hızıyla, getirdiği artı ve eksilerle insanları birbirine yaklaştırmaktadır. Dünyadaki tüm insanlar sanki büyük bir gemideymişçesine, hayat yolunda yol almaya devam ediyorlar. Bunu kabul etsek de etmesek de, dünyanın herhangi bir köşesindeki olay diğer uçtaki insanları da etkilemektedir!

Son deprem felaketi, bunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bir kez daha gördük ki, geminin ahenk, huzur ve korkusuzca mutlu insanları taşıyarak yol alabilmesi için, yardımlaşma ve dayanışma kültürüne her zamankinden daha fazla önemli ve gereklidir. Bugün bu kavramın kapsamı genişlemiş ve tüm insanlığı içine almıştır.

Nimetleri, doğayı zamanı, enerjiyi, tüm dünyayı paylaşmak, insan olmanın ilk koşuludur. Her zamankinden daha fazla anlam ve önem kazanmıştır. Sosyal yardımlaşmanın en üst düzeyde olduğu toplumlar; ahenkli, düzenli, barış içinde yaşarlar. Bu tür toplumlarda, bireyler ve kurumlar dengeli, mutludurlar. Sosyal yardımlaşmanın gelişmemiş olduğu toplumlarda ise yaşam kalitesi, ahenk, huzur, insan sağlığı ve birçok sosyal gelişim de geri kalır. Sosyoloji, psikoloji, felsefe ilimleri ve tüm dinlerde yardımlaşma ve dayanışma önerilmiş, sayısız yararları anlatılmış ve yardım yapan, dayanışma içinde olan insanlar övülmüştür.

Bu konuya yönelik olarak, veciz sözleri kaydettiğim not defterimde şunları yazmışım:

İsmini kaydetmediğim bir düşünür bakın ne diyor? “Düşenin elinden tut ki, sen de düştüğün zaman tutacak bir el bulasın”

Bir Türk Atasözü ise şu bilgiyi verir; “Allah yardım ederse kuluna her iş girer yoluna.”

Türk tarihinin ilk dönemleri Türkistan’da, Avrasya bozkırlarında yaşanmıştır. Türkler, hayvanlarına devamlı otlaklar bulmak, onların beslemek, bakımlarını yapmak, onların yaşamasını sağlayarak kendi yaşamlarını sürdürmek mücadelesi vermişlerdir. Büyük hayvan sürüleri yönlendirilirken, sevk ve idare edilirken, obalar arası, çadırlar arası yardımlaşma ve dayanışma gereğini yaşayarak öğrenmişler, zamanla bunu kültürlerinin ve geleneklerinin bir parçası haline getirmişlerdir. Böylece ilk Türk toplumlarında sosyal yaşam kültürünün vazgeçilmez özelliği yardımlaşma kavramı olarak belirgin bir şekilde kabul görmüştür. Bir başka deyişle, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, içinde bulundukları coğrafya ve yaşam mücadelesi gereği olarak ortaya çıkmış ve Türk toplumunun milli karakteri olarak gelişmiştir.

Türk ulusu Kurtuluş Savaşı ile dünya tarihine en güzel ‘yardımlaşma ve dayanışma" örneğini sunmuştur. Atatürk insanlarımızı öylesine bir fikir birliği ve duygu bütünlüğü içinde birleştirmiştir ki, vatan ve milletimiz mucizevi bir kurtuluş ile egemenliğine kavuşmuştur.

Ayrıca Türk toplumu için, yardımlaşmaya çok önem veren İslamiyet’i seçmek büyük bir şanstır. İslamiyet’te yardım anlayışı ve bu anlayışın uygulanışı geniş ve detaylı olarak işlenmiştir. Dinimiz bize zekât vermenin, güzel söz söylemenin, gönül almanın, düşenin elinden tutmanın kısaca maldan sevgiye kadar her şeyin yardım amacı ile vermenin yolunu gösterir.

Yardımlaşmanın insanımıza ve toplumumuza kazandırdığı artılara bir göz attığımızda; yoksullar korunmuş olur. Yardımla topluma kazandırılan insanda olumsuz duygu ve düşünceler neredeyse hiç olmaz. Kin, nefret, düşmanlık gibi duygular gün yüzüne çıkmaz. Tam tersi onlar da ellerine imkân geçince yardım yapmaya teşvik edilmiş olurlar. Bir toplumda yardımlaşmak geniş düzeyde yaşanıyorsa, arkadaşlık, iyilik, hayır duyguları toplumun geneli için güçlenir. Bu da o toplumu daha güçlü kılar.

Yardımlaşma; zenginle fakir, tokla aç arasındaki uçurumu kapatır. Aralarında dostluk oluşur. Türk toplumunun, ülkemizin dünya ülkeleri arasında önemli bir yere gelmesi için, toplum olarak birlik, bütünlük ve fikir birliği ile dayanışma içinde olmalıyız.

Yardımlaşma ve dayanışma yaşamın vazgeçilmez iki kutsal kelimesidir. Türk toplumu ve gençlerimiz bu iki kelimeyi her zaman yaşayacaklardır. Son deprem bir kez daha göstermiştir ki, Türk toplumu zor günlerde birlik ve beraberlik içinde yaralarını sarmayı bilmiştir. Burada bu özelliğin bilincinde olan bu millete, devletin gerekli koordineyi sağlayacak, işleri kolaylaştıracak bir organizasyon hizmetini sunması beklenir. Türk milletinin en büyük özelliklerinden biri de teşkilatçı bir yapıya sahip olmasıdır. Bu yüzden tarihten gelen tecrübeleriyle birlikte kurulmuş olan, devleti devlet yapan önemli kurumları yaşatmamız gerekir. Kurumların başarısı zor durumlarda belli olur derler.

AFAD gibi nispeten yeni kurulan kurumların önemi deprem gibi doğal afetlerde ortaya çıkmaktadır. Bu tür kurumlar, kelimenin tam manasıyla ‘çuvalladığında’, bir anlamda devletimiz de çuvallamış görüntüsü verir. Şüphesiz devletin bir kurumu gereğini layıkıyla yapamadı diye Devlet çökmez ama çöken vatandaşımızı ayağa kaldırmakta da devletin geç kalmasına AFAD neden olmamalıdır.

Neredeyse devletten önce deprem bölgesine ulaşan Türk insanına, toplumun karakterinin yansıması olan depremzedelere yardım etme, onların yanında olma, ihtiyaçlarını karşılama yarışı yakışırdı ki, öyle de olmuştur. Ancak, devlet insanımızın gerisinde kalmıştır. Oysa, AFAD’ın insanımızın önünde koşması, yön göstermesi, tüm yardım ve tahliyeleri en önce AFAD’ın organize etmesi beklenirdi. Binlerce TIR malzemeye deprem bölgesine gönderen halkımıza ‘adam gibi’ bir AFAD gerekiyor. Kurumları yaşatalım ki devlet yaşasın diyoruz ama kuramlar da gerekeni yapmalıdır. Dileriz bu afetten gereken ders alınır ve AFAD ve Afet Yönetimi Mekanizmamız olması gereken çizgiye gelir, getirilir.

Bu toprakları vatan olarak bilen bu milletin bireyleri ezelden ebede kadar yardımlaşma ve dayanışma kültürünü yaşatacaklar. Devlet kurumları bu kültürün organizatörü ve öncüsü olmalıdır. Bu da koskoca Türk Devleti için hiç de zor bir şey değildir.

Saygı dolu sevgiyle kalın.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 18.02.2023
  • Süre : 5 dk
  • 1294 kez okundu

Google Ads