Site İçi Arama

kultur-sanat

Hiçbir şey Sen Bitti Demeden Bitmez

Seçimden sonra, hayat trenimdeki yolculuğuma aynen devam ediyorum. Seçim sürecini de bu tren yolculuğumun bir parçası olarak görüyorum, bu minvalde değerlendiriyorum. Hangi durakta ne zaman ineceğimizi bilmiyorum. Hepimiz için ineceğimiz durağın hangisi olacağı bir muammadır. Zaten hayatı zevkli kılan, gizemli kılan da bu muamma durumu değil midir?

Ne bileyim o kadar çok okudum o kadar çok insana dokundum ki şimdi bu satırları yazarken bile benim anladığım ve anlamaya çalıştığım kendi ülkemin insanlarının bile beni anlayacağından şüpheliyim! Ülkemin 2023 yılının seçimleri, son olarak 28 Mayıs’taki Cumhur seçimiyle son buldu. Şüphesiz herkes kendi açısından bu durumu değerlendirecek ve yorumlarını yapacaktır. Ben de bu seçimi edindiğim bilgi birikimi ve yaşanmışlıklarım perspektifinde değerlendirmek istedim.

Hayat devam ediyor, biz istesek de istemesek de kendi akışında ve ahengine göre akıp gidiyor. Üzüntüler ve sevinçler sonsuz değildir. Hayat dün, bugün ve yarın felsefesinin üzerine oturtulmuştur. Bugün yaşarız ama geçmişten alacağımız dersler bizim yarımlarımız açısından çok önemlidir. Hayatta en kolay şey sorumluluk almamaktır. Sorumluluk almayanlar hiçbir zaman bedel ödemezler. Benim siyasi görüşüm ve çizgim bellidir. Benim yazılarımı okuyanlar bunu gayet iyi bilirler. "İzm" lerle aram hiç iyi değildir. Felsefeyle uğraşan ve insan gelişimine ilgi duyanların da böyle olması gayet normaldir düşüncesindeyim.

Seçimden sonra, hayat trenimdeki yolculuğuma aynen devam ediyorum. Seçim sürecini de bu tren yolculuğumun bir parçası olarak görüyorum, bu minvalde değerlendiriyorum. Hangi durakta ne zaman ineceğimizi bilmiyorum. Hepimiz için ineceğimiz durağın hangisi olacağı bir muammadır. Zaten hayatı zevkli kılan, gizemli kılan da bu muamma durumu değil midir?

Son günlerde gittikçe artan ve oldukça sık yaşadığım bazı durumlar olmaya başladı. Kimle karşılaşsam, benim ne yaptıklarımı bildiklerinden, "beynimizi yeniden formatlayacak bir şeyler öner” diyorlar. Özellikle de ulusumuzun için de bulunduğu olumsuz düşünce girdabında olduklarından, kötü bir şey olacak hissinden ve hiçbir şeyden tat alamadıklarından şikâyet ediyorlar. Zaman, zaman ben de bu tür duygu ve düşüncelerin etkisinde kalıyorum. Zaten kalmadığımı söylesem hem siz buna inanmayacaksınız hem de ben yalan söylemiş olacağım. Onlara "günlerini nasıl geçirdiklerini sorduğumda”, çok çalıştıklarından, nefes alamadıklarından, kendilerine ayıracak vakitleri olmadığından, ev geçindirme sorumluluğu yüzünden telaş içinde olduklarından, çocuktan, bazen eşten, ülkenin durumundan vb. şeylerden anlatmaya başlıyorlar. Ben de, bu saydıkları şeyler için “normal” diyorum. Zira sadece çalışma ve ev geçindirme telaşına odaklı hayatlarımız, sürekli birtakım istek ve arzularımızı bize ertelettiriyor. Bunun sonucunda her birimiz gittikçe monotonlaşan ve kısır döngüye dönüşen bir hayata uyum çabası içinde kendimizi buluyoruz. Bu da doğal olarak insanları mutsuzluğa itmekte; dolayısıyla birtakım duygusal, ruhsal ve hatta fiziksel sorunları beraberinde getirebilmektedir. Bu kadar ağır bir yükü ve sorumluluğu kimse kaldıramaz!

Hiçbirimiz ne Yunus ne de Mevlâna’yız. Sade ve düz insanlarız. Günümüzde her açıdan yük altına giren, kendi başına yaşamaya zorlanan insan, yalnızlık, yabancılık ve değersizlik duygularıyla baş etmek zorunda kalıyor. Hâl böyle olunca da, çoğunlukla bu duygulara yenik düşüyor. Özellikle son yıllarda insanlar sorunlarına çare aramak için antidepresan ilaçlara sarılma ihtiyacını hissediyorlar. Psikiyatri seanslarına başvuruluyor. Modern dünyamızın sanal ortamlarında mevcut olan özem çözümlere çaresizce erişmeye çalışıyorlar. Bu yönelimlerin bazısı işe yararken, bazıları da durumu daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.

Yine de kişiye bağlı bir değişken olmakla birlikte bazı insanlar daha da uçlara savrulmakta, kahve falları, inzivaya çekilme, hacıya, hocaya, üfürükçülere yönelebilmektedir. Böyleleri, bilim ve akıl dışı arayışlardan medet umuyorlar.

Öte yandan, insan mantık dışı bir varlık olduğu için ne yapacağı kestirilemiyor bazen. En akıllımızın en delice işler yaparak mutlu olmaya çalıştığına şahit olabiliyoruz, değil mi? Bazen hayattayız ama hayatı yaşayamıyoruz. Bunun da birçok nedeni var aslında! Sorumluluklar, çaresizlikler, bağımlılıklar, yetersizlikler, sadece kendimize ait olamayışımız, güçsüzlükler, ihtiraslar, hırslar, yetinmemek, açgözlülük gibi unsurlar da eklenince hayatın tadı tuzu kaçıyor. Parası, gücü, mevkisi, zamanı olan da yapamıyor zira onların da bazı açmazları olabiliyor. Yani herkes biraz eksik ve yetersiz bir şekilde.

Daha evvel bir yazım da belirttiğim gibi, ben bu durumu, en yalın haliyle "insan sıcaklığının yerini alan maddenin metal soğukluğu" olarak niteliyorum. Oysa hayatı doya doya yaşamak, var olmaktan önce gelir aslında. Hayattan tat almak, eğlenmek, dinlenmek, oyalanmak, şakalaşmak, doğayla iç içe olmak, dostlarla yarenlik etmek, sevdiklerimize zaman ayırmak, tatile gitmek, etkinliklere katılmak, kahve içmek, kitap okumak, bazen tembellik etmek, yürüyüşler yapmak, uğraşılar edinmek, yeni yerler keşfetmek gibi insana özgü şeyler de yaşamak açısından oldukça önemli ve değerli şeylerdir.

Bunları yapamıyorsak ve sadece şikâyet etmeyi öğrenmişsek, bir şeyler eksik demektir. Değişmek ve gelişmek için bir çaba içinde değilsek işimiz zor demektir. Hayat bizi istediği şekle sokamaz. Öyle bir gücü yok. Uyumlu, ahenkli bir iç dünya oluşturarak kendimizi tanıyarak ve yetkinliklerimizi geliştirerek hayatın akışında bir kurban olmaktan kendimizi kurtulabiliriz bu fani dünyada.

Önce hayır demeyi öğrenmek zorundayız, yeter artık demeliyiz. Sonra da iç ve dış uyumu sağlayarak güçlü, esnek, akıllı ve bilgili olarak istediğimiz değişimleri yapabiliriz. İstemek önemli ama, daha da önemlisi, eyleme geçmek ve istediklerimizi gerçekleştirene kadar denemeye devam edebilecek kararlılığı gösterebilmektir. Bunu yapacak güce her insan yaradılışı itibariyle sahiptir. Doğamızda var bu. Unutmayalım, başkası için mümkün olan bizim için de mümkün olabilir, öğrenebiliriz. Önümüze çıkan tüm zorluklar bizi kamçılayan önemli unsurlardır. Bu hayatta, kaçmak yerine savaşmayı tercih etmek daha değerlidir. Hayatın manası "ben başarabilirim diyenlerin değil, ben başaracağım" diyenlerin hayata mana ve değer katacağını unutmamanızı diliyorum.

Saygı dolu sevgiyle kalın

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 30.05.2023
  • Süre : 4 dk
  • 864 kez okundu

Google Ads