kultur-sanat

Adalet Mefhumunun Hayatımızdaki Anlamı

Adalet Mülkün Temelidir:

Adil olmayanlar samimide olamazlar demiştik. Öyleyse adalet nedir diye sorarsak; “Adalet mülkün temelidir”, bu deyiş’de yasalara ve dimağlara yazılmıştır. Adaletin temeli nedir sorusunu aklımıza getirmeden, klişe “adalet” kavramı yersiz ve anlamsızdır.

Adalet bir bakıma kelime anlamıyla “denk olmak” denebilir. Adaleti ilk kuramsallaştıran Aristo’dur denir. Adalet anlayışı kendinden daha yüksek bir değere bağlanmadığı sürece yetersizdir ve adaletin sağlanması mümkün olmayabilir. Ne de olsa günün sonunda bu değerlerin uygulayıcıları insandır.

Erdem ve Adalet İlişkisi:

Erdem adaletin üst değeridir. İnsanı insan yapan dört fazilet erdemi vardır; bunların ilk üçü hikmet, iffet ve şecaat. Bu üç erdem’in bir araya gelmeside adalet erdemidir. Adalet, hikmet, iffet ve şecaat hayatı yaşanılır kılan temel değerlerimizdendir. “Adalet: doğruluk, dürüstlük; hikmet: bilgelik, isabet etmek; iffet, kötü söz ve işlerden kaçınmak, şecaat ise cesaret ve kahramanlık anlamlarına gelmektedir.

Bu erdemlerin ana ulvi gayesi ise teslimiyet olarak Hakikate ulaşmaktır. Adaleti hukuksal olarak tasavvur etmekle beraber özünde ahlak temelli olmalıdır. Ahlaki değerlerden yoksun olan adaletin hukuksal yönünü sağlamak mümkün değildir. Adalet tek boyutlu değildir, çok katmanlı bir kavramdır. Örneğin bu katmanların bazıları;

  • İnsan fıtratının adil olması,
  • Hukuksal olması,
  • Adil toplumsal bir ahlaki teorinin geliştirilmesi,
  • Sosyal Adalet için toplumun adil olması,
  • Ekonomik adalet,
  • Fırsat eşitliğinin sağlanması,

Zıtlar:

Bahsi geçen fazilet erdemliliğin zıtları da mevcuttur. Hikmetin zıddı erdemsizlik olan bilgisizliktir. Yiğitliğin zıddı korkaklık, iffetin zıddı fücur ve adaletin zıddı zulümdür. Aslında her erdemin sonsuz zıtları olduğu vakidir. İtidal noktasından sapmış olan çok sayıda erdemsizlik bulunduğu düşünülebilir. Mutedil Hakikat bir tanedir ve itidal dışında olanlar sayısızdır.

Bunu bir noktadan başka bir noktaya ulaşan doğru çizginin birden fazla olması mümkün değildir. Bu çizgi, iki nokta arasında varsayılabilen çizgilerin en kısasıdır. Ama o iki noktayı birbirine bağlayan sayısız eğri çizgi vardır.

Ahlak Teorisi:

Eflatun ile başlayan ve Aristo ile gelişen ahlak teorisi Farabi üzerinden Ibni Sina ile Osmanlı’nın son zamanlarına kadar teorik olarak yaşamıştır.

Şecaat ile iffet arasındaki orta noktayı bulmak hikmet olup ve bunu adalet sağlar. Makyavelizm faydacılıktan giderek kendine faydası olanı ahlak olarak tanımlayıp siyasi değerler üzerinde girişilmek istenen ve her yolun mübah olduğunu belirtir; bilinen marksist anlayış ise ahlakı tamamen aldatmaca olarak görür.

Mevcut Batı anlayışını anlamak için Sokrates’i idama mahkûm eden adalet anlayışını ve ona baldıran zehirini vererek idamının gerçekleşmesini sağlayan celladın bakış açısını anlamak gerekir. İki nokta arasındaki en kısa çizgi olan Hakikat için Sokrat, Konfiçyüs, Buda ve Pisagor aynı dönemin aynı arayışında olmuşlardır.

Güçlü Olan Haklı mıdır?

Fransız ihtilali ile fırsat eşitliği ön plana çıkarılmış olup adalet arka planda kalarak kendinden münhasır seküler anlayış ile güçlü olan haklıdır anlayışı kendini konumlandırmıştır.

Adalet öyle bir şeydir ki hak yerini bulmayınca vicdan sızlar. Ebu Yusuf’un en çok üzüldüğü olay Harun Reşit ve bir gayri müslim ile olan davada Harun Reşit’e olan sevgi ve saygısından dolayı mahkemede onu biraz daha yakınına oturtması olduğunu ifade etmesidir.

Evrensel Hukuk Anlayışı:

İspanya’da Endülüs Müslümanlarını katleden ve ülkelerinden sürülmelerine nispet olsun diye aynı şeyin misilleme olarak hristiyan tebaya yapılmasına karar alan Yavuz’un karşısına dikilen Zenbilli Ali’nin bunun hukuki zemini olmayacağını belirterek o sert mizaçlı Yavuz’u bu kararından vazgeçirmiştir.

Rivayet odur ki Zenbilli Ali Efendi arkasında namaza durduğunu bildiği Yavuz’un bulunduğu bir namazda; fatiha suresini kasıtlı olarak “Elamduillahi Rabbil Alemin” ayetini “Elamduillahi Rabbil Müslimin” (Alemlerin Rabbi yerine Müslümanların Rabbi) diye okur. Buna çok hiddetlenen Yavuz namazı bozup ayeti doğru oku diye sert mizacıyla ikaz eder. İşte o zaman Zenbilli Ali Efendi Yavuz’a dönüp; sizin hükmünüze uyarız Sultanım, duydukki gayri müslüm teba hkkında hüküm vermişsiniz. Yavuz hatasını anlar ve aldığı karardan vazgeçtiğini ifade ederek ayeti doğru okumasını söyler.

An itibariyle yaşanan Ukrayna tiytrosunda yaşanan adaletsizlik ve riyakarlıklar, Batı felsefesindeki güçten kaynaklı zulmü meşrulaştırmanın neticesidir. Devletin meşruiyetini adalet sağlar, devlet de adaleti güç ile ayakta tutar. Para gücü elde tutmak için araç olarak kullanılır.

Her Gittiğin Yerde Ev Yap:

Her gittiğin yerde bir ev yap” konusunu hala anlayamayan bir sürü insanla çalışmak zorundayız. Bilinen anekdotta şöyle anlatılır;

Eski zaman içinde adamın birisi bencilliğini ve vefasızlığını anladığı oğluna ara-sıra her gittiğin yerde bir evin olsun dermiş. Gel zaman git zaman bu adamın oğlu yüksek makamlara gelmiş. Babasının kendisine söylediği iyi niyetli öğütleri anlamadan babasına kazandığı imkanları böbürlenmek adına göstermek istemiş.

Babasını alıp farklı şehirlere götürmüş. Her gittiği yerde de evler gösterip bak bu benim evim deyip duruyormuş. Mahzun durumda olan baba “iyi güle güle kullan” demiş. Hırsına mahkum olan oğul babasına “sen bana hep derdin, her gittiğin yerde bir evin olsun”. Gördün işte her yerde evlerim oldu. Sen bana inanmadın, ama bak ben adam oldum ve başardım!

Dostluk Parayla Alınacak Kadar Ucuz Değildir:

Baba boynunu büküp “ben sana her gittiğin yerde bir ev yap derken dost edin dedim”.  Anlaşılan o dur ki senin onlarca evin var ama ne yazık ki beni gezdirdiğin yerlerde tek bir dostunu göremedim. “Dostluk parayla alınacak kadar ucuz değildir.”

Bugüne kadar çalıştığım şirketlerde hiçbir zaman kişisel beklentilerim ya da yetersizlik adına çelişkiye düşmedim. İşimi yapabilmekle alakalı herhangi bir sorun da pek yaşamadım. Haksızlıklara isyan eden birçok insanın başına her ne geldiyse haksızlıklara isyan etmelerinden geldiğini müşahade ettim. Başkalarına yapılan haksızlıklara nemelazım deyip göz yummayan ya da hırs ve kibir sahibi kişilere yalakalık yapmayanlar hep sorun olmuştur. Dürüst, iyi niyetli, adil, çalışkan ve deli cesaretine sahip olmanın günümüz toplumunda ceremeleri vardır. Doğru olan erdemli olmaktan hiç bir zaman pişman olmamaktır, çünkü bir şekilde hak yerini buluyor.

Çalışan Hakkını Gözetmek:

Çalışanlarımızın hakkını istenmeden gözetmek bir görevdir; istenen hak hak olmaktan çıkar.  İnce eleyip sık dokuma gibi bir şeydir bu. Samimiyet ve iyi niyet esastır. Bunlar olmadan yalan dolanla veya gücün etkisiyle ancak bir yere kadar gidilir. Açık kapı politikası uygularken mesafeyide iyi ayarlamak gerekir. Kişisel ilişkiler zarar verici olur. Sosyal ve adil bir dengede olmak zaruridir. Resmi tümüyle değerlendirmek elzemdir.

Bulunduğum büyük şirketlerden birisinde şirketin tarihindeki en kapsamlı bir projeye başlamıştık. Proje konusu IT alt yapısının kurgulanıp hayata geçirilmesiydi. Çok yoğun bir çalışma temposuyla işler planlandığı gibi devam ediyordu. Zaman zaman motive edici etkinlikler ve motivasyon amaçlı ödüllendirmeler yapılıyordu. Eğitimlerden sorumlu yönetici bendim. Bir gün bir mail aldım. E-postada eğitim ödülü olarak bir kişi bir haftalığına Avrupa’ya gönderilmişti. Doğal olarak eğitim sorumlusu olmam adına bunun hangi kriterlere göre yapıldığını anlamak isteyen birisinin sorusuydu.

Çalışanlar Arasında Denge ve Adalet:

Açıkça söylemek gerekirse bu ödüllendirmeden de bu e-posta ile haberdar oldum. Bir seyahat olduğunu biliyordum ama gerekçesinin eğitim alanındaki başarıya istinaden olmasından haberim yoktu. Anlamak adına uygun bir zamanlamada bu konuyu amirim olan GM’e sordum.

  • Eğitim amaçlı bir ödüllendirme yapmışız diye konuyu açtım,
  • Evet proje eğitimlerinde sağlanan başarı adına motivasyon amaçlı oldu dedi GM,
  • Konu eğitim ise benim hiç haberim olmadı,
  • Diğer çalışanların bu konuda bana soruları oluyor,
  • Ben zor durumda kaldım,
  • İşin aslını da sorarsak ödüllendirilen kişiden daha fazla hak edenler vardı,
  • Kaş yaparken göz çıkarma gibi bir durum hasıl olduğunu ifade ettim,
  • GM’in konuyu savsaklar ve ben yaptım oldu gibi bir tavır alması hoş olmamıştı

Açıkçası burada gerçekten yalakalığa prim verilmişti. Bunu kabul etmekte kolay değildi.

Amirlere Sorgusuz İtaat Her Zaman Doğru mudur?

Yine bir toplantı ortamında ekip çalışması sonucu sağlanan başarının takdiri yalnızca bir kişiye sunulmak istenmişti. Eski yaşanan başka örnekleri de anlatarak bunun doğru olmadığını ifade etmeye çalıştım. GM benim tavrımın kişisel olduğu algısında olduğunu ifade eder bir tavır aldı. Toplantıda gergin bir ortam oluşmuştu. GM her alınan kararın kayıtsız şartsız uygulanması havası içerisindeydi. Açıkçası bu tür uygulamalar ile yalakalığa prim verecek kapılar aralanıyordu. GM’in pek art niyetli olduğunu bugün bile düşünmüyorum ama iş yoğunluğundan kaynaklı tutarsız kararlar alınmasını önemsemiyordu. Bu da ekip içerisinde huzursuzluğa neden olabiliyordu.

Başka bir toplantıda buna benzer başka olaylarda gündem olmuştu. Anlaşılan GM’in bana ayar vermek ister bir hali vardı. Başka bir müdürün sorumluluğunda gelişen bir olayı bana mal etmeye çalışmasına itiraz etmiştim. 

  • Konu benimle alakalı değil dedim,
  • Bize gelen bilgi bu yönde dercesine ısrar edince,
  • Konuyla ilgili kişi burada aramızda kendisi anlatırsa daha iyi olur demiştim,
  • Kurgu olan bu senaryoyu daha sonra öğrenmiştim,
  • Haksız tahrik ve suçlamalarla öfkendirip kendilerince haklı gerekçe oluşturmakmış,
  • Bahsi geçen konunun müsebibi yönetici inkar edici tavırlar alıp,
  • Neredeyse hakarate varacak sözler sarf etmeye başladı,
  • Toplantının tadı tuzu kaçmıştı,
  • Anlaşılan GM’de yanlış kurgulamalarla yönlendirilmişti.

Güven ve Saygı Ortamının Korunması:

Toplantı sonu GM ile yaptığım konuşmada bu yöneticinin tavrının yalana dayalı olmasının bir karşılığı olmazsa güven ve saygı ortamının zedeleneceğini belirttim. Bana hak vermişti ama bir şekilde ilgili kişinin hamiline türden birisi olması nedeniyle konuyu örtbas etmeyi yeğledi. Buna benzer birkaç olaydan sonra huzurlu olmadığım bir ortamda daha fazla kalmamayı tercih edip ayrıldım.

Zamanı Gelince Bırakabilmek:

Kararım kesindi ve ayrılmam en doğru yaklaşımdı. Konunun çokta sansasyonel olmaması adına Pazar günü ofisime gittim ve eşyalarımı toplayıp arabama yerleştirdim. Olacak şey değil, hani planlasan olmaz denilen bir şey oldu. Eşyalarımı tam toplamış ve ayrılmama ramak kala birden koridorda şirketin CEO’su ile karşılaştım. Bunu hiç beklemiyordum. Ayrıldığımı anlatmakta istemiyordum. Özünde iyi niyetli bir insan olduğuna inandığım GM’e zarar verecek herhangi bir konu gündem olsun istemiyordum. İş konusunda farklı yönlerimizin ötesinde GM ile kişisel hiç bir sorunum yoktu. Koridorda ben ve CEO vardı. Ben selam verip geçmek istedim. CEO birden durdu ve konuşmaya başladı;

  • Sen nerelerdesin, hiç görmüyorum seni,
  • Buralardayım diye konuyu geçiştirmek istiyordum,
  • Pazar günü burada ne yapıyorsun?
  • Eşyalarımı almaya gelmiştim dedim,
  • Ne eşyası sen ayrılıyor musun ki diye sorunca,
  • Evet ayrıldım ama,
  • Ama falan olmaz, benim onayımı almadan ayrılmana izin vermeyeceğim,
  • Pazartesi bana uğra konuşalım dedi,
  • Efendim tam ayrılıyormuş gibi olmuyor,
  • Ben kendi şirketimi kurdum ve dışarıdan yine beraber çalışacağız dedim,
  • Tamam o zaman; içerisi dışarısı fark etmez,
  • Yeterki bir şekilde beraber çalışalım,
  • Herhangi bir şeye ihtiyacın olursa da haberim olsun dedi ayrıldı.

An itibariyle kafamda şimşekler çaktı. Gerçekten kendime yeni bir yol çizmeye karar vermiştim. Kimseye de zarar vermek gibi bir niyetim yoktu. İlk aklıma gelen şey bizim GM oldu. Ya CEO GM’i ararsa. Zor durumda kalmasına üzülürdüm. Kişisel hiç bir sorunum olmayan birisinin zor durumda kalmasını kabul edemezdim.

Hemen bizim GM’i aradım ve olayı kısaca anlattım. Kendisine sorulursa CEO’ya dışarıdan bazı projelerde beraber çalıştığımız bilgisini verdiğimi bilmesini istedim. GM pek anlam veremedi ama teşekkür ederek kapattık.

Tuhaf şeyler günü olmalıydı bugün. GM’i aramamdan 10 dakika sonra kendisi beni aradı.

  • Önce teşekkür etti,
  • Hemen konuya girerek CEO’nun kendisini aradığını söyledi,
  • Bana CEO’nun arayacağını nereden biliyordun diye sordu,
  • Bilmediğimi ama olası bir durumda aramızda tutarlı bir cevap olmasını belirttim,
  • Bu arada hiç bir zaman iş ile kişisel konuların karıştırılmaması gerektiğini paylaştım
  • CEO gerçekten de arayıp dışarıdan bir proje yapıp yapmadığımızı sormuş,
  • Gerekli desteğin sağlanmasını belirtmiş,
  • GM de benim kadar şaşırmıştı bu duruma,
  • Biribirimize iyi temennilerde bulunup kapattık.

Sonuç olarak;

Batı’nın işine geldiği gibi kullanılan yapay adalet meşruiyeti insanlığa çare olmazken, yaptıkları tüm planların üstünde yaradanın planı herzaman daha büyüktür. 1917’de bolşevik ihtilali olmasaydı belkide şimdi Batı’nın bir mandasının mandalı olmamız için çok uğraş verenler oldu; her şerde bir hayır vardır.

Hz. Ömer’in “benim yanlışımı düzeltmeyen bizden değil, söylenen yanlışı düzeltmiyorsam da ben sizden değilim” sözü ile büyütüldük, ama uygulamada tam da o sözün tersini yapan sözde yöneticilerin ahkam kesmesi ibretliktir. 

Hz. Ömer’in Şam valisine yazdığı “adaletimiz Nirşivan’ın adaletinden daha mı azdır” pusulasını okuyan Şam Valisi’nin titremesi gibi adil olmadıkça her şeye müstehakız. Çünkü kendini düzeltmeyi istemeyenlerin Allah’tan düzeltme beklemesi boşunadır. İçimizdeki hainler en yakınımızdaki şeytanlardır.

Serbest Yazar Halil ŞEFİK
Serbest Yazar Halil ŞEFİK
Tüm Makaleler

  • 26.03.2022
  • Süre : 5 dk
  • 615 kez okundu

Google Ads