siyaset

Çoban Sülü ve Bozulan Fırsat Eşitliğimiz

Bizler de, insanlar olarak, yılan ve kartal misali davranırız. Bir insanın bulunduğu pozisyona, konumuna ve statüsüne bakarak, kim olduğunu, yılan veya kartal mı olduğunu anlamakta zorlanmayız.

Doğal olarak her insanın beklentisi, hedefi yaptığı işte ileri gitmek, yükselmektir. Günümüzde ve aslında her dönemde, makam ve memuriyet itibariyle, yüksek mevkilerde insanlar kendilerine zamanla ve bir anda yer bulabiliyorlar. Meşhur bir söz vardır, “Yükseklerde hem yılana hem de kartala rastlanılır" diye. Güzel bir sözdür. Yükseklere bir şekilde çıkılabiliyor. Ama bazen yüksektekilere baktığımızda birilerinin sürünerek, diğerlerinin de uçarak oralara geldiğini görürüz. Tüm hal ve hareketleri bunu söyler zaten. Yılan ve kartalın durumu da budur aslında. 

Yılan, yüksekteki, sarp kayalıkların arasındaki bir noktaya çıkarken, kanatları olmadığından, sürünerek çıkmak durumundadır. Bulunduğu alçak yerden, ulaşacağı yüksekliğe çıkıncaya kadar arada rastlayacağı, dere, tepe, buralarda yer alan bitki örtüsü, çeşitli topografik engellerle, sıcak ve soğukla mücadele etmek durumundadır. Önüne çıkan olası tüm engelleri hem de sürünerek ve aradaki yükseklik farkını aşabilmek için büyük miktarda enerji harcayarak, yorula yorula, uzun bir süre zarfında o yüksek zirveye çıkabilecektir. Uzunca bir süre ister bu yolculuk. Azim ve sabır ister. 

Yüksekte bulunan Kartal, doğası gereği kendisinde bulunan uçabilme yeteneğini kullanarak, zevk içinde kanat çırpıp, aşağıdaki manzarayı göz ucuyla seyrederek, belki de rastlayacağı bir avı olup olmadığını bakar. Kendisine engel çıkarabilecek olası kuvvetli rüzgâr ya da şiddetli yağmur dışında önemli bir engelle karşılaşmaksızın kolayca ve kısa zamanda istediği o yüksek noktaya, zirveye ulaşır.

Bizler de, insanlar olarak, yılan ve kartal misali davranırız. Bir insanın bulunduğu pozisyona, konumuna ve statüsüne bakarak, kim olduğunu, yılan veya kartal mı olduğunu anlamakta zorlanmayız. Hayatta karşılaştığımız, iş adamı, doktor, öğretmen, subay, sanatkâr vs. tüm insanların bulundukları noktaya gelirlerken yaşayageldikleri, izledikleri, izlenmesi beklenen bir yol haritası vardır. 

Varlıklı bir ailenin çocuğu, ailesinin imkanlarından yararlanarak büyür. Her zaman iyi beslenerek, yediği önünde yemediği ardında bir hayat sürecek şartlar içinde dünyaya gelir. Özel hocalardan ders alabilir, iyi bir eğitim alabilir, iyi yaşam koşullarında yaşayabilir. Dünyanın her türlü nimetinden zahmetsizce yararlanarak geçen bir çocukluk ve gençlik dönemi sonunda varlıklı ve nüfuzlu ailesinin desteğiyle, aldığı kaliteli eğitimin bir karşılığı olarak yüksek bir mevkiyi işgal etmeye ve hatta ailesine ait bir şirketi yönetmeye başlayabilir. 

Bir başkası hayata adım attığında, bu varlıklı ailenin çocuğu kadar şanslı olmayabilir. Ağzında bal kaşığıyla doğmayabilir. Anadolu’nun kuş uçmaz kervan geçmez bir köyünde, fakir bir ailenin bir çocuğu olarak dünyaya gelebilir. Ailesinin imkanları kadar eğitim alabilir, devlet okullarında, kısmetine ne çıkarsa o eğitim fırsatından yararlanabilir. Hocaları iyiyse, şansı o olur. Ortaöğretimin sonuna gelinceye kadar, bulunduğu ilçe veya vilayetin okulları kadar iyi bir eğitim alabilir. Hakkari’de alınabilecek eğitim, Hakkari’nin şartları kadardır. Eğitimle birlikte evin durumu da önemlidir. Eğer doğduğu evde gazete okunmaz, radyo ve TV benzeri dünyadan haberdar olabileceği bir iletişim vasıtası yoksa, durumu daha da kötü olur. Üstelik, yaşamın zor şartları ve sıkıntıları ile boğuşmak durumunda kalabilir. Örneğin, evde kullanılan suyu köy ortasındaki çeşmeden taşır, banyosunu soba üzerindeki güğümün ısındığı kadar yapabilir. Diyeti, iyi beslenmesi ise ne bulursa onu yiyecek kadar olabilir. Okuluna kar kış demeden yürüyerek gidip gelmek durumunda kalabilir. Bu şartlar altında liseyi bitirmesi bile bazen başarı olarak görülebilir. Bu şartlarda büyümüş bir delikanlının, fırsat eşitliğinden yararlanması, yüksek mevkilere ulaşabilmesi ancak iyi bir üniversite eğitimiyle birlikte mümkün olabilir. Onun için ülkemizde üniversite sınavları, adam akıllı bir yer kazanma telaşı hep bu yüzdendir. İyi üniversite, iyi bir gelecek şansıdır. “Yılan” sürünerek geldiği üniversiteden alacağı eğitimler yükseklere doğru sürünerek ilerlemesini devam ettirebilir. Üniversite yoksa, yatay sürünmeden öteye bir hayat sürme şansı neredeyse artık o genç için olmaz diye düşünülür.

Ağzında altın kaşıkla doğanlar ile tahta kaşıkla doğan gençlerimizin ekseriyeti, hayat yolculuğunda üniversitelerimizde bir araya gelme, yan yana geleceğe bakma şansını bulabiliyorlar. Taşradan gelenler üniversiteden ilk yıllarında bir kültür şoku yaşarlar. Sosyal hayata, şehrin zenginliklerine, hayatın imkanlarına üniversite hayatıyla birlikte neredeyse merhaba deme fırsatını yakalarlar. İmkansızlıklar içinde büyümüş gençlerimiz için üniversite ve etrafındaki hayat, eğer doğru kullanabilirlerse bir fırsattır. Bir yandan derslerinde başarılı olmak, diğer yandan şehrin kompleks hayatına, koşuşturmacasına alışmak durumundadır. Zira gerçek hayat koşturmacası, çıkıp geldiği memleketinde değil, okuduğu bu şehirde, bu ortamlardadır. Başarılı olacaksa, bu hayatta yükselip bir yerlere gelecekse, şartlar budur. Buna uyum sağlaması kendisinden beklenmektedir. Azimli bir çalışma ile önüne çıkan hayat engellerini aşa aşa yükselebilmesinde bu üniversite eğitimi belirleyici olacaktır. Bu eğitimin kıymetini bilmeli, vaktini boşa harcamadan hocalarından her şeyi öğrenmeye bakmalıdır. O noktaya kadar pes etmemiş, derslerine iyi çalışarak bu okulu kazanmıştır. Bundan sonrası aslında daha kolaydır. Yılgınlığa düşmeden ilerleyecektir.

Sürünerek yükselenlerin en büyük özellikleri, kendilerinden başka tutunacak dallarının olmadığını bilmeleridir. Başaracaklarsa kendi başlarına başaracaklar, en yüksek noktaya kendi gayret, emek, sabır ve azimleriyle çıkacaklardır. Ağzında bal kaşığıyla doğanlar ise hep yanlarında, arkalarında varlıklı ailelerini ararlar, onların desteği olmadan pek bir işi beceremeyeceklerini düşünürler. Özgüven eksikliği yaşarlar. Tabii istisnalar olabilir ama geneli böyle bir görüntü çizer. 

İşte bu özgüven herkese hak ettiği duruşu verir, etrafına karşı sergilediği tavırda kendini gösterir. Bu iki farklı yoldan aynı çalışma ortamına gelen gençlerin insani ilişkilerinde zamanla bu farklılık diğerleri tarafından da görülür. Ulaştığı başarıyı, hazmederek, kapris yapmaksızın, kıskançlık krizine girmeden, özümseyerek elde eden kişinin, işiyle ve ilişki içinde olduğu insanlarla olan yaklaşımıyla iletişimi daha güvenilir ve insani duygulara dayandığı gözlemlenir. Bu gençlerden aile ve çevresinden destek alanlar, yine makam ve mevki olarak diğerinden öne geçebilir. Hele ki azimli, çalışkan ve sabırlı bir genç ise diğerine göre daha başarılı olması işten bile değildir. Bir bakıma hayata bir-sıfır önde başlamasının farkıyla meslek hayatında da öne geçme olasılığı yüksek olabilir. Her durumda, yükseklere emeksiz ve sıkıntısız gelmiş olanlara haksızlık etmek istemem. Biraz zahmetsizce ve iyi koşullarda ulaştıkları yüksek mevkilerde görev yaparken, beraber çalıştıkları mesai arkadaşlarına iyi davranış sergileyebilirler. Hele ki yetiştikleri aile iyi kültürlü ve iyi ahlaklı bir aileyse, çocuklarını da şımartmadan bu düsturda büyütmeyi başarabilmişlerse, elbette bu tür insanların topluma değer katması bir başka güzel olmaktadır. 

Burada vurgulamaya çalıştığım, karşımızdaki kişilerin bugünkü mevki, makam ve pozisyonuna bakarak, tümünün bulundukları yere eşit koşullarda geldikleri düşüncesine kapılmamamız gerektiğidir. Her bireyin kendince bir hayat öyküsü vardır, hepsi de birbirinden oldukça farklı ve değerlidir. Zahmetli ve zor olanı da, kolay ve emeksiz olanı da bizim ve hatta birçok gelişmekte olan ülkenin gerçeğidir. Toplum ve fertler olarak ulaşmamız gereken yüksek nokta, tüm ayrıcalıkların kaldırıldığı, fırsat eşitliğinin gerçekten herkese aynı oranda tanındığı bir ülkeyi inşa etmek olmalıdır. Tekrar yeni “Çoban Sülü’lerin” cumhurbaşkanı olabildiği, bu umutla büyüyebildiği ve yaşayabildiği bir ülke olmamız gerekir. Ancak böyle bir ülkede, huzur ve rahat içinde yaşayıp büyümesini arzu ettiğimiz torunlarımıza gereken ortamı sağlayabiliriz inancandayım.

Sevgi ve saygıyla kalın

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 31.07.2023
  • Süre : 5 dk
  • 316 kez okundu

Google Ads