kultur-sanat

Fas gezi notları 2: Rabat; Modern ve Temiz Bir Başkent

İlk defa yolları, sokakları bu kadar temiz bir Arap ülkesi gördüm, Kuveyt, Katar, Umman gibi Körfez ülkelerini görmediğim için bunları istisna tutuyorum. Vallahi tebrikler, Casablanca da temizdi ama burası tam bir Avrupa şehri, yollardaki benjamin ağaçlarının kesimi, dikimi ile kaldırımlar gölgelik olmuş tramvaylar ve belediye otobüsleri pırıl pırıl.

30 Ocak pazartesi günü Mağrib krallığın Bağımsızlığın kazanılmasında önemli rol oynadığı için başkent yapılan Rabat ‘a doğru yola çıktık. Ben ribat diye okudum, böyle olunca ister şehri savunan kale; ister Horasan civarında ticaret şehir demek olan yer isminin benzerliği aklıma geldi. Kadim zamanlardan beri ticaretin merkezi olmuş burası, eski ve yeni şehir diye ikiye ayrılıyor, tramvaylar, toplu taşıma araçları son derece yeni.

İlk defa yolları, sokakları bu kadar temiz bir Arap ülkesi gördüm, Kuveyt, Katar, Umman gibi Körfez ülkelerini görmediğim için bunları istisna tutuyorum. Vallahi tebrikler,  Casablanca da temizdi ama burası tam bir Avrupa şehri, yollardaki benjamin ağaçlarının kesimi, dikimi ile kaldırımlar gölgelik olmuş tramvaylar ve belediye otobüsleri pırıl pırıl.

 ·        Kraliyet Sarayı (Royal Palace)

İlk önce şehrin girişindeki kralın sarayına geldik, daha doğrusu avlusuna, buraya daru’l-mahzen de deniliyormuş.

Vakıflar bakanlığına bağlı din ve kültür işleri binası da burada. Din önemli, ilk yazıda belirtmiştim ya buranın başkanını doğrudan Melik atıyor, her yerde din bir güvenlik meselesi olarak görülüyor. Kırgızistan’a ilk gittiğimde (2004), din böyle giderse burada uzlaşmanın değil çatışmanın konusu olacak, çünkü Körfez-selefi zihniyetli gençler artmaya başladı demiştim. 2011 de gittiğimde Kazakistan’ında selefilik adıyla ortaya çıkan Arap milliyetçiliğinin iz düşümlerinin arttığını gözlemlemiştim. Tabiki Melik’in sarayına belli mesafeye kadar yaklaşabilirsiniz, içeride kraliyet mensuplarının yetiştirildiği okullar varmış, binanın etrafında da bakanlıklar. Merkezi geniş avluda ise festivaller yapılıyormuş, Fas milli takımını burada kabul etmiş Kral. 

Hassan Camii Kalıntısı ve Kraliyet Anıt Mezarlığı

Oradan ayrıldık Hassan camisi daha doğrusu minaresi yarım tarihi alana geldik.

Avlunun  iki kapısı var ikisinde de iki asker at üzerinde nöbet tutuyor. Muvahhid Sultanı Ebû Yûsuf el-Mansûr’u tarafından  Samarra camiinden sonraki en büyüğü olsun diye başlatmış ama ölümüyle yarım kalmış minare, 365 sütünden 204 tanesi kalmış. Ölüm böyle bir şey, varisleri de devam ettirmemişler, ama yine de yarım minareyle yarım kalan ömrünü yüzyıllardır hatırlatıyor.  Hemen karşısında aynı isimli camii var, minaresi yok hürmeten tarihi yapıya. Bunlar Roma sütunu dedi Meryem, essahtan öyleymiş Volubilis antik Roma şehrinden getirilmiş. Kaybolan sütunların akıbeti ne diye sorunca, köylüler zeytinyağı sıkımı için kullanmış olabilirler diye cevap geldi. Olabilir, biz de tarihi eserlerin kalıntılarının nasıl halde olduğunu hatırlayınca dedim kendime.

Fas bağımsız kılan kral Muhammed V ve kral Hasan ve kardeşi Prens Abdullah’ın kabirleri de buradaymış. Yanında bir de mescit ve müze var.

Rabat Atlas okyanusu kıyısında, onunla bitişmiş gibi hemen karşısında Sela şehri gözüküyor. İkisini Atlas orta sıradağlarından okyanusa kadar ulaşan bir nehir, şehre ayrı bir görsellik veriyor.  İkisini bir nehir (Bouregreg) ayırıyor oraya gittik harika bir görüntü. Büyük bir opera ve tiyatro binası var, kopra yılanı gibi ben tosbik dedim ama kabul görmedi. Sale şehrinde Rus Ortadoks Kilisesi, St. Peter Katedral varmış ama oraya gitme imkanı olmadı maalesef. 

Udayes Kasabası 

Ve eski şehir, okyanus kıyısında kasbah yazıyor, bu ne ki deyince Arap alfabesiyle baktım Udayes Kasabası, bildiğiniz kasaba, küçük yerleşim yeri. 

Büyük bir kale kapısından giriliyor, Muvahhidiler döneminde yapılmış tahminen 1150 yılında. İspanya’dan gelen Müslüman ve Yahudilerin yaptıkları ve restorasyonları hala devam eden sokağından Atlas Okyanusunu gören kaleye doğru gidiyoruz.  

Uçurumun kenarında kurulmuş karakol gibi yerde Atlas okyanusunu, karşıdaki Sela şehrini ve kişini ayıran nehri bir arada görmek mümkün. Burası deprem sonrasında yeniden revize edilmiş, hala da ediliyor, okyanus kıyısında hemen karşısında diğer şehir. Unesco Dünya mirası listesinde burası.

Kasaba’da bir minareyi gösterip ezan okuma şeklini söyleyince çok hoşuma gitti hemen paylaşayım sizinle. Minarelerin dört köşesi dünyanın dört köşesinin simgesiymiş, müezzin çıkıp sabah ve yatsı ezanlarını okuyunca kandil yakar, bayrak asarmış. Güneş sekizi geçerek doğuyor, kışları sabah, akşam ve yatsı, yazları sabah ve yatsı namazlarında. Ezanı duyamayanlar ve işitme engelliler için harika bir yöntem bence.

Prof. Dr. Mevlüt UYANIK
Prof. Dr. Mevlüt UYANIK
Tüm Makaleler

  • 12.03.2023
  • Süre : 5 dk
  • 348 kez okundu

Google Ads