Site İçi Arama

savunma

MiG-29 ile Su-27 Kıyaslandığında, Hangi Uçak Neden Daha İyidir?

Sovyetler, Amerikalıların da benzer bir proje üzerinde çalıştığını biliyordu. Özellikle aerodinamikle ilgili bazı büyük sorunları çözmek için Amerikalıların çok zamana ihtiyaçları olacağını hesaplıyorlardı (o zamanlar modern bilgisayarlar yoktu). Bu nedenle F-14, F-15 ve F-16'nın neredeyse bir anda ortaya çıkması Sovyetler için büyük bir sürpriz oldu. Sovyetler o sıralar MiG-27’yi geliştirmişlerdi ancak Sukhoi'nin üzerinde çalıştığı hava üstünlüğü uçağı henüz ortada yoktu.

Vietnam Savaşı'ndan sonra, o zamanki avcı uçaklarının modern bir hava savaşının gerektirdiği koşulları karşılayamadığı anlaşılmıştı. Düşman toprakları üzerinde gerçekleşecek yakın hava muharebelerini kazanabilecek, hava üstünlüğü mücadelesinde galip gelebilecek avcı uçaklarına ihtiyaç olduğu kadar yerdeki tesis ve birlikleri havadan gelebilecek saldırılara karşı süratle etkili bir şekilde savun yapabilecek av önleme uçaklarına da ihtiyaç duyulmaya başlanmıştı.

Bu dönemde Sovyetler MiG-21 ile üstünlük sağlamıştı ancak bu üstünlüğün kesinlikle kalıcı bir çözüm olmadığının farkındaydılar. Her iki taraf da yeni savaş uçaklarını geliştirmek için yoğun bir mesai harcamaya başladı. 1970'lerin başında ABD; savaş uçağı teknolojisinde SSCB'nin gerisinde kaldığını düşündüğü için, MiG-25'in inanılmaz bir hava üstünlük savaş uçağı olduğunu düşünerek, Sovyetlerin bu yüksek irtifa ve süpersonik önleme uçağıyla baş edebilmek için hava üstünlüğünü tesis etmek amacına hizmet bir savaş uçağı olarak F-15 Eagle’ı geliştirdi. Amerikan Hava Kuvvetleri için F-15 ve sonrasında çok rollü görevler için F-16 geliştirilirken, benzer şekilde Amerikan Donanması ve Deniz Piyadeleri için F-14 ve F-18 uçakları üretildi. Bu dört savaş uçağının hikayesini daha önce yazmıştım.

Vietnam Sendromunu Aşmak İçin Geliştirilen Savaş Uçaklarının (F-14, F-15, F-16 ve F-18) Hikayesi Nedir? (https://strasam.org/savunma/havacilik-ve-uzay-sanayii/vietnam-sendromunu-asmak-icin-gelistirilen-savas-ucaklarinin-f-14-f-15-f-16-ve-f-18-hikayesi-nedir-2253)

Sovyetler, Amerikalıların da benzer bir proje üzerinde çalıştığını biliyordu. Özellikle aerodinamikle ilgili bazı büyük sorunları çözmek için Amerikalıların çok zamana ihtiyaçları olacağını hesaplıyorlardı (o zamanlar modern bilgisayarlar yoktu). Bu nedenle F-14, F-15 ve F-16'nın neredeyse bir anda ortaya çıkması Sovyetler için büyük bir sürpriz oldu. Sovyetler o sıralar MiG-27’yi geliştirmişlerdi ancak Sukhoi'nin üzerinde çalıştığı hava üstünlüğü uçağı henüz ortada yoktu. 

Bir anda dört adet yeni savaş uçağını karşısında bulan Sovyetler, bir anlamda havacılık ve uzay alanında, ironik bir şekilde, Amerikalıların gerisinde buldular. Sovyetler bir şeyler yapmak zorundaydı ve bu bir şey çok hızlı yapılmalıydı. Özellikle F-15'lere karşı bir savaş uçağını acilen geliştirmeye ihtiyaçları vardı. Bu kapsamda, 1970'lerin sonlarına doğru, Gelişmiş Cephe Savaşçısı (перспективный фронтовой истребитель) programı ismiyle yeni bir savaş uçağı geliştirmeye odaklandılar. Her yönüyle hava üstünlüğü mücadelesinde Sovyetlerin harekât isterlerine cevap verebilecek, F-15’leri alt edebilecek bir savaş uçağını geliştirmeye amaçladılar. Aynı zamanda F-16 benzeri çok rollü, çok amaçlı bir savaş uçağına da ihtiyaçları olduğunu gördüler. Böylece Amerika uçak sanayisine benzer şekilde Ruslar da kendi ihtiyaçlarına özel iki yeni savaş uçağını geliştirmeye karar verdiler.

Mikoyan & Gurevich, F-16 ve bir bakıma F-18 muadili çok rollü savaş uçağını geliştirmekle görevlendirildi. Benzer şekilde Sovyet F-15’ini ise Sukhoi’nin geliştirmesine karar verildi. Böylece günümüze kadar birçok ülkenin hava sahasında görev yapan MiG-29 (çok rollü, çok maksatlı nispeten fiyatı ucuz) ve Su-27 savaş uçakları (hava üstünlüğü rolüne odaklı, oldukça pahalı) doğmuş oldu. Dünya bu uçakları ilk tanıdığında, özellikle Su-27 meşhur Pugachev Cobra ve Frolov chakra gibi görünüşte imkânsız akrobasi manevralarını gerçekleştirmek suretiyle, hava gösterilerinde birçok havacıyı kendisine hayran bıraktı. ABD uçak sanayisi kendi savaş uçaklarında benzer hava hareketlerini yaptırabilmek için değişken itki (thrust vectoring) yeteneğini kazanmayı beklemek zorunda kalacaktı.

Genel Özellikler

Su-27, Mig-29'dan çok daha uzun yapıldı ve daha geniş kanat açıklığına (her iki boyutta da +5 metre) sahip olması istendi. Bu büyüklük, Su-27’lerin MiG-29’un taşıdığının iki katına kadar hava hava füzesiyle uçuş görevlerine kalkabilmesine olanak tanıdı. F-15 gibi oldukça büyük bir savaş uçağı tasarımı olan Su-27, daha fazla mühimmat taşımasına rağmen, daha fazla yakıt taşıma kapasitesi olduğu için, MiG-29’un sahip olduğu harekât yarıçapının iki katı mesafelerdeki düşman hedeflerine erişebiliyordu.

Uçakların Şekilsel/Görünüm Farklılıkları

Rus savaş uçakları birbirine benzer gövde yapılarına sahiptir. Bununla birlikte bazı farklılıklara bakarak savaş uçaklarını birbirinden ayırabiliyoruz. Örneğin, Su-27/30/35 sarkık burunlarıyla ayırt edilebilir (MiG-29'un küçük burnu yere yaklaşık yatayken Su-27/30/35'in burnu daha büyük, daha uzun ve aşağıya doğru açılıdır). Fark edilmesi kolay diğer bir fark ise Su-27/30'da MiG-29'da bulunmayan kuyruk bumu ya da çıkıntısı diyebileceğimiz bir bölümünün olmasıdır. Su-27/30'un nozul/egzoz kısmı dikey stabilizenin çok ötesine uzanırken, MiG-29'un egzoz nozulu ve dikey kuyruğu birbirine yakın hizadadır. MiG-29'un motorları dar bir aralıkla konumlandırıldığı için motorlar Su-27’ninkine göre birbirine daha yakındır. MiG-29'un hava alığı giriş bölümünün alt kısımda bir kıvrım yoktur. Aşağıya doğru aynı açıyla devam eder, Su-27'nin girişinde ise yere dikey olarak indiği alt kısımda bir kıvrım vardır. MiG-29'un kuyruk bölümündeki dikey stabilizeleri birbirlerinden hafifçe dışa doğru açılıdır, Su-27/30'un dikey stabilizeleri birbirine paraleldir (önden bakıldığında neredeyse tam olarak dikey gözükürler). MiG-29'un kanat uçları kavislidir ve kanat ucunda füze istasyonu yoktur; Su-27'nin kanatları düz/açısaldır ve kanat ucunda füze taşınmasını sağlayacak harici bir istasyonu vardır. 

Gövde/Kanat Tasarım Farklılıkları

Ön gövdenin tasarımında MiG-29 ve Su-27 için farklı gövde tasarımları kullanılmıştır. MiG-29’un ön gövde bölümü yere paralelken, Su-27'ninki Concord’u andıracak şeklide yere doğru sarkar bir gövde yapısıdır. Su-27’deki bu sarkıklık, uçağın yunuslama kararsızlığına olumlu yönde iyileştirici bir katı sağlamıştır. Daha uzun gövde uzunluğu ve radarının daha ağır olması, burun bölgesinde MiG-29'a kıyasla ortaya çıkan yunuslama kararsızlığını iyileştirmede bu burun tasarımı fayda sağlamaktadır.

Öte yandan her iki uçağın gövdesine bakıldığında stabilite sorunu bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Su-27 tasarımcıları, bu uçağın manevra kabiliyeti yüksek bir savaş uçağı olma maksadına hizmet edecek şekilde, ağırlık merkezinin daha geride olmasını, böylece daha dengesiz bir gövde profiline ulaşılmasını istemişlerdir. Bu dengesizlik, daha çevik bir uçağın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ayrıca, Su-27’nin sahip olduğu büyük kanatlar; bu uçağın daha yüksek hücum açılarında bile manevra yeteneğini koruyabilmesine katkı sağlamaktadır.

MiG-29’larda delta kanat benzeri bir kanat profili kullanılmıştır. Su-27'nin aerodinamik yönü daha zayıf ancak akrobasi açısından birkaç yönden daha iyi olan hafifçe konik süpürülmüş kanatları olması istenmiştir. Delta kanadın süpürülmüş kanata göre bazı avantajları olduğunu biliyoruz: daha yüksek seyir ve azami sürate erişmeye katkı, daha düşük süratlerde uçabilme vb. imkanlar sunar. Ancak delta kanatın bu avantajları, daha iyi genel mühendislik, daha güçlü motorlar ve daha büyük kanat alanı sayesinde Su-27 tarafından sönümlenmekte, delta kanatın üzerinde bir performansa hafif konik süpürülmüş kanatlarla da ulaşılabilmektedir.

Aerodinamik olarak, gövde sarkıklığı Su-27'yi daha akıcı hale getiriyor. Sarkık gövde daha az sürtünmeyle uçuş yapılmasını sağlıyor. Bu nedenle Su-27, düşük hücum açılarında ve harici yükler olmadan yaptığı uçuşlarda, MiG-29’lara göre daha düşük bir sürükleme katsayısına sahiptir. Bu da daha düşük enerjiyle daha yüksek süratlere çıkabilmesine katkı sunuyor demektir. Ayrıca Su-27’inin sahip olduğu sarkık gövde, arka kokpit uçucusu için çok daha iyi bir ön görüş olanağı sağlıyor.

Kanat kökü uzantıları her iki uçakta da iyi kullanılmıştır. MiG dışbükey bir şekle sahip giderek kalınlaşan bir kanat köküne sahipken, Su-27'ninki içbükey şekilli ve çok daha incedir. Genel olarak baktığımızda ise Su-27 için seçilen gövde ve kanat profili, bu uçağın önden arkaya doğru ilk 2/3’lük kısmının aerodinamik yönden çok iyi bir yapıya erişmesini sağlamaktadır. Zaten savaş uçaklarının çoğunluğu kuyruk ve kuyruğa yakın bölgeler, yapıları gereği sürtünmesi yüksek yüzeylere sahiptirler. Uçakların ön bölgelerin mümkün olduğunca sürtünmesiz yüzeylere sahip olması halinde, o uçağın aerodinamik yönden istenen gövdeye erişmesine imkân tanımaktadır. Bu yönüyle, Su-27 gövdesi ideale yakınken, MiG-29 bazı aerodinamik problemleri bünyesinde barındırmak zorunda kalmaktadır. 

Kanatçıklara baktığımızda, MiG'nin kanatçıkları hafifçe eğikken, Su-27'nin kanatçıkları düzdür. Dikey stabilizelerin (rudder) eğik olmasının ana nedeni radar kesitini azaltmak maksatlıdır. F/A-18'in eğik rudder tasarımının bir benzerini bu iki Sovyet uçağında da görüyoruz.

Su-27'nin kanatçık yerleşimi, tasarımcılara kanatçıkları nereye yerleştirecekleri konusunda yeterli esneklik sağlamış ve eğim gerekli olmamıştır. Böylece eğik olmayan geniş aralıklı kanatçıklar bu uçakta kullanılabildiğinden, neticede Su-27 pilotuna daha fazla uçuş kontrol esnekliği kazandırılmıştır. Bununla birlikte hem Su-27 hem MiG-29 herhangi bir manevra için fazlasıyla yeterli rudder kontrolüne sahiptir.

Her halükârda Su-27’lerdeki uçuş kumandası fly-by-wire kolaylığına sahipken, bu yönüyle daha klasik bir uçak olarak tanımlayabileceğimiz MiG-29’ların, uçuş kumanda sistemindeki zafiyeti nedeniyle bile, havada Su-27’den daha çevik, manevra kabiliyeti daha yüksek bir uçak olmasını kimse beklememelidir.

Performans: 

Su-27, dönüş performansı, anlık/sürekli dönüş oranları, dönüş kutru (yarıçapı), tırmanma sürati gibi her alanda MiG-29'dan daha üstün bir savaş uçağıdır. Su-27, enerji kaybı oranı da dahil olmak üzere dikey ve yatay performansta üstünlüğü bırakmamaktadır. Bu yönüyle, öncelikli görevi hava üstünlüğü olan Su-27, MiG-29 gibi çok rollü ve çok maksatlı olarak kullanıldığında, MiG-29’dan daha üstün bir görev yelpazesine sahip olabilmektedir. Bir bakıma F-15 ile F-16 kıyaslaması, icra edilen görev çeşitleri yönüyle, Su-27 lehine bir üstünlük getirmektedir.

Her iki savaş uçağının ağırlıkları da doğal olarak gövde yapılarından kaynaklanan farklılıklardan ötürü, birbirinden oldukça farklıdır. Örneğin, MiG-29’un boş ağırlığı 10.800 kg. iken, Su-27, 16.000 kg boş ağırlığıyla dikkat çekmektedir. Burada iki uçağın dahili yakıt kapasiteleri esas farkı oluşturuyor. MiG-29’un dahili yakıt depoları 3.400 kg. yakıt alabilirken (boş ağırlığın %31'i), Su-27’nin dahili yakıt kapasitesi 9.400 kg (boş ağırlığının %58'i) olup, oldukça yüksek bir yakıt taşıma avantajını bu uçaklara kazandırmaktadır. F-15’in bile dahili yakıt kapasitesi 6.000 kg. iken, Su-27’nin neredeyse bunun iki misli dahili yakıta sahip olması dikkat çekicidir. Ayrıca MiG-29’un harici yük taşıma istasyon sayısı 7-9 arasında değişirken, Su-27 daha fazla istasyon sayısına, 12-14 istasyona sahiptir. 

Su-27, toplamda 10-12 adet hava hava füzesi taşıyabiliyorken, MiG-29A ve MeG-29S versiyonları 6 füze ancak taşıyabilmektedir. Daha sonra MiG-29SMT versiyonları 8 adet füze taşıyabilecek kapasiteye yükseltilmiştir. 

Her ikisi de süper manevra kabiliyetine sahip olan Su-27 ve MiG-29 arasında bir kıyas yapılırsa, özellikle it dalaşında MiG-29’un üstün gelme olasılığı daha yüksektir. İtki/ağırlık oranı daha iyi olan MiG-29 karşısında başarılı olabilmek için Su-27 yakıt azaltmaya ihtiyaç duyar.

MiG-29A, Phazotron N019 Rubin radarıyla donatılmıştır. Su-27 ise N001 Mech. Tipi radar kullanmaktadır. Her iki radar da aynı anda 10 hedefi takip edebilir. Bununla birlikte daha sonradan modifiye edilen Su-27’nin N001 Mech radarı, hedefe salladığı iki hava hava füzesine ayrı ayrı güdüm bilgisini iletebilir, hedefleri takip edebilir, iki hedefi aynı anda vurabilir. Optimum bakma ve vurma kabiliyeti için güçlü bir ('Slot Back', Rusça 'Mech' veya 'Sword') doppler radarı ile donatılmış olan Su-27, havadaki hedeflerin pasif tespiti ve angajmanı için son teknoloji Kızılötesi Arama ve Takip (IRST) özelliğine de sahiptir.

Radar yönüyle daha zayıf bir uçak olan MiG-29’ların hepsinde, MiG-29S’lere kazandırılan N019M Topaz radarı takılı değildir. Genel manada MiG-29’lar; yer radarları veya AWACS benzeri erken ihbar kontrol uçakları olmadan radar yönüyle zayıf uçaklardır. Su-27 radarı ise kendi kendine yetebilen kapasitesi oldukça yüksek radarlar arasında gösterilmektedir.

Her biri 16,910 lbf kuru itiş gücü ve art yakıcı ile 27,560 lbf güç üreten 2 × Saturn AL-31F turbofan ile güçlendirilen Flanker B, irtifada 2,500 km/sa (1,550 mph veya Mach 2.35) ve deniz seviyesinde 1,400 km/sa (870 mph veya Mach 1.13) maksimum hıza ve 59,000 ft/dak tırmanma hızına sahiptir. Uçağın servis tavanı 62,500 ft ve irtifada 3,530 km (2,193 mil; 1,906 nmi) ve deniz seviyesinde 1,340 km (800 mil; 720 nmi) gibi olağanüstü bir menzile sahiptir.

Sovyetler, orijinali çift motorlu olan MiG-29 uçaklarının tek motorlu ve daha hafif versiyonlarını da geliştirmişlerdir. Bunun başlıca amacı F-16 ile rekabet edebilmekti. Literatürde MiG-33 olarak adlandırılan bu uçağın tasarımını daha sonra Çin Sovyetlerden satın aldı. Bildiğim kadarıyla, Pakistan-Çin ortak finansmanlı JF-17'nin tasarımında ağırlıklı olarak MiG-33 tasarımından yararlanıldı. Böylece Pakistan JF-17’leri, neredeyse F-16'ları alt edebilecek bir seviyeye erişmiş oldu.

Her ikisi de Rus yapımı olan Su-27’ler ile MiG-29’ların karşı karşıya geldi Eritre-Etiyopya savaşı, bu uçakların performanslarını anlamak yönüyle ilginç bir savaş arenası olmuştur. Görünüşe göre Etiyopyalı Flanker'lar Eritreli Fulcrum'lardan daha iyi performans göstermişlerdir. Ancak bunun teknik nedenlerden mi yoksa sadece daha iyi pilotajdan mı kaynaklandığını bilebilme imkânımız bulunmamaktadır. Bazılarına göre, Su-27 ve MiG-29'un karşı karşıya geldiği bu çatışmalarda, çoğunlukla uçak düşürmeler, bire bir it dalaşlarından ziyade, hava muharebeleri esnasında yakıtı daha erken biten MiG-29’lar üslerine (RTB) dönerken onları arkadan takip eden Su-27’lerin arkadan attığı füzeler neticede çok sayıda MiG-29’un düşürülmesinde ana faktör olarak öne çıkmıştır. 

Gerçekte, MiG-29’lar daha mükemmel bir it dalaşı uçağıdır. Bu iki uçağa baktığımızda, tırmanma oranı ve sürati yönüyle MiG-29’ların daha iyi olduğunu görüyoruz. Bunun anlamı, herhangi bir hava üssünde her iki uçak da yüksek irtifa süpersonik önleme görevine kalkış için aynı anda scramble görevine planlamış olsalar, MiG-29 daha kısa sürede istenilen yüksek irtifaya erişebilecektir. Bu açıdan bakıldığında, av ve önleme görevleri için ilk etapta MiG-29’un daha üstün performanslı bir uçak olduğu anlaşılıyor.

Batı Dünyasının MiG-29’lara Sahip Olması

Soğuk Savaşı bitiren sembolik olay, Berlin’deki iki bloka birbirinden ayıran duvarın yıkılmasıyla birlikte, iki Almanya'nın yeniden birleşmesi gündeme geldi. Böylece Sovyet Bloku’nun bir parçası olan Alman Demokratik Cumhuriyeti, birleşme sonrasında NATO’nun arka bahçesi oldu. Luftstreitkräfte'nin elindeki 24 adet MIG-29 savaş uçağı Luftwaffe’nin envanterine giriverdi. Bu NATO için büyük bir istihbarat kazanımıydı. Artık taktik keşif uçaklarıyla çekilen MiG-29 fotoğraflarına ihtiyaç kalmıyordu. NATO’nun kendi uçağı gibi kullanacağı 24 adet MiG-29’a sahip olunmuştu. Hem de tam bir savaş filosuna, bu filonun elindeki savaş planlarına, uçakları kullanma doktrinlerine, mühimmat ve füzelere erişim imkânı doğmuştu. Batılı güçler tam olarak potansiyelini bilemedikleri Fulcrum'ları şimdi kendi kuvvetlerinin bir parçası yapma fırsatı yakalamışlardı. 

Almanlardan sonra, ABD de Moldova'dan MiG-29 savaş uçağı satın alarak, Fulcrum’ların tüm teknolojik sırlarına ve yeteneklerine sahip oldu. Moldova nükleer kapasiteli Fulcrum'larını İran'a satmaya hazırlanıyordu. Sam Amca, Moldova’nın elindeki nükleer silahları kontrol altına almanın yanında bu Fulcrum'ları satın almayı başardı. Böylece Fulcrum'lar Amerikan pilotlarına Red Flag benzeri tatbikatlarda agresif eğitim yardımcısı olarak kullanılır oldu. Neticede ABD, Fulcrum'ların nasıl kullanıldıklarını, nasıl savaştıklarını ve en önemlisi bu uçakların nasıl vurulabileceğini, zafiyet noktalarını da öğrenmiş oldu. Bu gelişme, Fulcrum’lara olan talebi bitirdi, bu uçakları adeta “işe yaramaz metal yığını” haline getirdi. Zamanla bu uçağa sahip olan tüm ülkelerin ellerinden Fulcrum’larını çıkarmaya başladı.

Su-27 Kendini Yenilerken, MiG-29’lar Arka Planda Kaldı

1990'ların başında, Su-27UB baz alınarak, çok amaçlı ve çok rollü iki pilotlu yeni bir Sukoi uçağı geliştirildi ve böylece iki kişilik Su-30 ortaya çıkmış oldu. Bugünden geriye baktığımızda, bazı eksikliklerine rağmen, Su-27 ve Su-30 Rusların ürettiği en başarılı savaş uçakları arasında yerlerini aldılar. Bu uçakların satışlarından önemli ihracat gelirleri elde eden Sukhoi, Rus Hava Kuvvetleri için Su-30M2 ve Su-30SM versiyonlarını üretti. Ardından Su-27'den neredeyse ayırt edilemeyen, ancak temelde farklı savaş yeteneklerine sahip olan, Rusların övünç kaynağı Su-35S savaş uçağını geliştirmeyi başardılar.

Sonuç

Su-27 ve MiG-29 savaş uçakları aynı aerodinamik anlayışı paylaşan uçaklardır. Bu iki uçağın Batıdaki benzerleri F-15 ve F-16’dır. F-15'in başlangıçta hava üstünlüğü sağlamak için tasarlandığını, F-16'nın ise yakın hava muharebesi ve yer hedeflerine taarruz görevleri için düşünüldüğünü biliyoruz. F-15, BVR görevleri için uzun menzilli radar ve füzelerle donatılırken, F-16 başlangıçta Sidewinders ve havadan yere taarruz silah ve mühimmatıyla donatılmıştı. Elbette zaman içinde her iki uçak da değişti ve çok işlevli, çok rollü savaş uçaklarına dönüştüler, ilk tasarımlarından bir anlamda koparak zamana ayak uydurdular.

Aynı durum Su-27 ve MiG-29 savaş uçakları için de geçerli olmuştur. Her iki uçak da benzer aerodinamik tasarıma sahiptir. Özellikle kanatlar kaldırma kuvvetini arttırmak için gövde ile uyumlu bir yapıda üretilmişlerdir. Su-27'nin, Amerikan versiyonu F-15 gibi, çok daha büyük bir uçak olarak üretilmesi nedeniyle daha fazla yakıt taşıma kapasitesine ve daha uzun menzilli bir radara sahiptir. Taşıdığı mühimmat ve silah sayısı da oldukça fazladı. 

Başlangıçta Fulcrum, önleme ve it dalaşı için tasarlanan bir uçaktı. Flanker ise sahip olduğu geniş harekât çapı ve daha yüksek faydalı yük taşıma kapasitesi nedeniyle, uzun süre havada kalışlı hava üstünlüğü görevleri için daha uygun bir uçak olarak öne çıkarılmıştı.

Rus kullanma konseptine göre, MIG-29'lar yaklaşan hasım uçaklarına karşı en ön cephede it dalaşı için kullanılırken, daha ağır bir uçak olan Flanker'lardan sahip oldukları daha sofistike sistemleriyle genel hava savunmasının bel kemiği olarak hizmet etmeleri beklendi. Ayrıca Fulcrum’a göre neredeyse sert toprak zeminlerden bile harekât görevlerine planlanabilecek Flanker’lar, harekât planlamacılarına daha esnek kullanım kolaylığı sunuyorlar.

Günümüzde MiG-29’lar neredeyse son dönemlerini yaşıyor. Batı dünyasındaki F-16’ların görev ve fonksiyonlarına sahip olan bu uçağın ömrü, F-16’ya göre kısa süreli olmuştur. Kendini yenileyemeyen ve/veya çağa uyduramayan MiG-29’un kullanım süresi doluyor. Uçak gemilerine iniş kalkış yapabilen MiG-29K versiyonunun olması bile bu savaş uçağına yeni bir gelecek vadetmiyor. 

MiG-29 ve Su-27’nin kullanımda olan en son varyantları Su-35 ve MiG-35'e baktığımızda da, Su-35’in MiG-35’den çok daha üstün bir uçak olduğunu söyleyebiliriz. En gelişmiş MiG-35 bile üç boyutlu değişken itki sistemiyle (thrust vectoring) bile donatılmamıştır. AESA radarına sahiptir ancak Su-35 PESA'dan çok daha az menzile sahip olan bu radarla hava hava hedeflerine karşı yenilmez bir savaşçı olmaktan uzaktır. Yine Su-35 de, MiG-35’e kıyasa daha fazla dahili yakıt taşıyabilir ve daha geniş bir harekât yarıçapına ve mühimmat taşıma kapasitesine sahiptir. Su-27’nin MiG-29 karşısındaki üstünlüğüne benzer şekilde, Su-35 de rakibi MiG-35 karşısında üstünlüğünü korumaktadır.

Neticede Su-27 ve türevleri için MiG-29 ve türevlerine göre daha iyi bir gelecek olduğunu iddia etmek yanıltıcı bir sonuç olmayacaktır. Zamanın ruhunu yakalayan bu uçağın versiyonları Su-34, Su-35, Su-57 hatta Su-75 Checkmate bu manada Sukhoi için parlak bir gelecek olduğunu bize gösteriyor. Rus askerî havacılık ve uzay sanayisinin bir geleceği olacaksa, bunun temeli Su-27 ve bu uçak baz alınarak üretilen modern Rus savaş uçakları olacaktır diye değerlendiriyorum.

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 20.09.2023
  • Süre : 6 dk
  • 3165 kez okundu

Google Ads