Site İçi Arama

savunma

Su Üzerine Güvenlik Politikaları, Suyun Güvenlikleştirilmesi

Suyla ilgili olarak ülkelerarasında sıcak çatışma ihtimali çok yüksek değildir. Ancak fiziksel su sorunu yaşanan Ortadoğu, Orta Asya gibi bölgelerde ülkelerarasındaki gerilimlerin artttığı söylenebilir. Artan bu gerilimler iklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha görünür hale gelmesiyle birleştiğinde, su güvenliğinin son yıllarda kilit bir terim ve merkezi bir paradigma haline gelmesine katkıda bulunmuştur

Bir Güvenlik Sorunu Olarak Su

Su varoluşsal bir doğal kaynaktır. Sosyoekonomik gelişme, sağlıklı ekosistemler ve genel olarak insanın hayatta kalması için gereklidir. Kaynak, insan yaşamının tüm yönleriyle yakından ilişkili olduğundan, insanlığın genel sağlığı, refahı ve üretkenliği yeterli su kaynağına bağlıdır. Ancak, sanayileşme, artan talep, aşırı kullanım ve bozulmanın yanı sıra küresel ısınmanın sonuçları, küresel tatlı su kaynakları üzerinde artan bir baskı oluşturuyor. Örneğin, UN Water'a göre, küresel su kullanımı 1980'lerden beri her yıl yaklaşık %1 oranında artıyor ve görünürde sonu yok. Bu nedenle, su potansiyeli yetersiz  olan bölgelerin listesi sürekli genişlemektedir; halen dünyada iki milyardan fazla insan  şiddetli su sıkıntısı içinde  yaşamakta ve dört milyar kişi de  yılda en az otuz gün şiddetli su kıtlığı çekmektedir. (UN Water, 2019).

Bu rakamlar dikkate alındığında, su kıtlığı yaşanan bölgelerde  yeterli su kaynaklarına erişim , siyasi güç oluşturmak veya sürdürmek için araçsallaştırılabilir. Bu tür dinamikler, dünya karasal yüzeyinin yaklaşık yarısını kaplayan ve dünya nüfusunun %40'ının yaşadığı sınıraşan su havzalarında özel bir önem taşır. Sınıraşan su havzalarında komşu devletlerin genellikle su kullanımı ve tahsisi konusunda farklı çıkarları bulunmaktadır.  Bu ülkeler su’yu ekonomik bağımsızlık ve kendi kendine yeterlilik ulusal güvenlik için anahtar bir araç olarak gördüğünden, dünyanın bazı bölgelerinde gerilimlerin artması ve hatta sıcak çatışmaya dönüşmesi ihtimali vardır. 

Doğal bir kaynağın güvenlikleştirilmesinin en yaygın örneği sınıraşan sular olmuştur. Sınıraşan su müzakereleri ve tahsislerinde suyun bir ulusal güvenlik önceliği olarak ele alındığı çeşitli sınıraşan nehir havzalarında görülmektedir.

Suyla ilgili olarak ülkelerarasında sıcak çatışma ihtimali çok yüksek değildir. Ancak fiziksel su sorunu yaşanan Ortadoğu, Orta Asya gibi bölgelerde ülkelerarasındaki gerilimlerin artttığı söylenebilir. Artan bu gerilimler  iklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha görünür hale gelmesiyle birleştiğinde, su güvenliğinin son yıllarda kilit bir terim ve merkezi bir paradigma haline gelmesine katkıda bulunmuştur (Aggestam, 2015). Sonuç olarak bu alanda yapılan çalışmalarda , güvenlikleştirme  daha az ölçüde güvenliksizleştirme ise çok fazla ilgi görmüştür (Wæver, 1995; Cook & Bakker, 2012; Fischhendler & Nathan, 2015).

Su Güvenliği ve Güvenlikleştirme 

Su güvenliği bu analizde  “Ülkelerin barış ve siyasi istikrar ortamında  ekosistemleri korumak, toplumsal refahı ve sosyo-ekonomik kalkınmayı sürdürmek için yeterli miktarlarda kabul edilebilir kalitede suya sürdürülebilir erişimi güvence altına alma,  su kaynaklı kirlenmeye ve doğal afetlere  karşı koruma sağlama kapasitesi” olarak açıklanmaktadır.(UN Water, 2013).

Güvenlikleştirme burada, bir konuyu bir güvenlik meselesi olarak ele alan ve tanımlayan, böylece bu konuyu “normal” siyasi eylem alanının dışına çıkartan bir ifade olarak anlaşılmaktadır (Buzan, Wæver, & de Wilde 1998). Güvenlikleştirme, belirli bir referans nesnenin başarılı bir güvenlikleştirme hareketiyle, yani belirli bir hedef kitle için varoluşsal bir tehdit olarak tanımlanması ile sağlanır. Bu kitle tarafından yeterince kabul edildiğinde, bir güvenlikleştirme hamlesi, şiddet de dahil olmak üzere ortak sosyal etkileşim kurallarını aşan acil durum önlemlerini meşrulaştırır. 

Güvenlikleştirme olasılığının genellikle çatışma durumlarında daha yüksek olması beklenir. Güvenlik dışılaştırma (Güvenliksizleştirme), bunun tersine bir süreç olarak görülebilir, yani bir meseleyi “istisnai siyasetten uzaklaştırıp normal siyaset alanlarına geri döndürmek” şeklinde görülebilir(Aggestam, 2015, s. 328). Güvenlik dışılaştırma , “siyasi bir topluluğun, bir şeyi değerli bir referans nesnesine yönelik varoluşsal bir tehdit olarak değerlendirmeyi bıraktığı veya değerlendirmeyi bıraktığı tehditle başa çıkmak için olağan dışı önlemleri azalttığı veya aramayı durdurduğu bir süreç” olarak açıklanmaktadır (Buzan ve Wæver, 2003, s. .489).

Güvenlikleştirme ve Güvenlik Dışılaştırma 

Daha açık olarak ifade edilecek olursa ; güvenlikleştirme, bir şeyin, değerli kabul edilen bir öznenin varlığına yönelik bir tehdit olarak kabul edilmesi ve buna mukabil alınan olağan dışı tedbirleri desteklemek için kullanılmasıdır. Güvenlik dışılaştırma ise, daha önce tehdit olduğu kabul edilen bir şeyin artık tehdit olarak kabul  edilmemesi ve buna uygun hareket edilmesidir.

Siegfried Jäger'in (2004, s. 158) belirttiği gibi, “söylem, sosyal bilginin zaman içindeki akışıdır”; bu nedenle, “algıladığımız, deneyimlediğimiz, duyumsadığımız her şey, sosyal olarak inşa edilmiş ve tipleştirilmiş bilgi aracılığıyla ifade edilir” (Keller, 2013, s. 61), başka bir deyişle: söylemler, sosyal aktörlerin gerçeklik algılarını ve yorumlarını ve bunun ardından gelen eylem ve pratikleri tamamen belirlemeden yapılandırarak önemli etkiler oluşturur. Bir söylem, temel ifadeleri belirli bir sosyal grubun büyük çoğunluğu tarafından doğru olarak kabul edildiğinde baskın olarak kabul edilebilir (Keller, 2011).

Waever’a göre güvenlikleştirme, söylemsel bir olgu  ve siyasi bir süreçtir ve korunması gereken ve önemli addedilen bir özneye karşı tehdit olarak kurgulanır. Bu nedenle alınacak acil ve istisnai önlemlere meşruiyet kazandırmak için kullanılmaktadır. Diğer bir ifade ile bir olgunun tehdit altında olduğu belirtilir ve bu konu diğer konular üzerinde mutlak olarak öncelikli hale gelir. Zira güvenlik kavramı  hayatta kalma ile ilgilidir ve güvenlik tehditlerinin özel doğası, olağanüstü önlemlerin kullanılmasını haklı çıkarır.Güvenlik dışılaştırma ise  önceden tehdit olarak algılanan olgunun mevcut durumda tehdit gibi algılanmamasıdır

Kaynak temelli güvenlikleştirmenin diğer biçimleri gibi, suyun güvenlikleştirilmesi de temel olarak kıtlık, güç asimetrisi (Fischhendler, 2015; Fischhendler & Nathan, 2016) ve olumsuz arka plan olayları tarafından tetiklenir; güven eksikliği, işbirliği yapamama ve kaynak milliyetçiliği tarafından daha da teşvik edilir. 

Güvenlikleştirme su yönetimi üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir. Savaşlar gibi kriz durumları ve kuraklık ya da sel gibi doğal afetler, güvenlikleştirme söyleminin kullanımını meşrulaştırmaya hizmet edebilir. Bu tür “kriz durumlarında”, siyasi-güvenlik çevrelerini güçlendirmek ve sivil toplumu politika oluşturma sürecinden dışlamak için zaman zaman  “ulusal güvenlik” açıklamasına   başvurulur (Fischhendler, 2015). 

Bu koşullar altında, ülkelerarasında  paylaşılan kaynaklarla ilgili işbirliği zor olabilir ve işbirliğinin olmaması çevresel riskleri daha da kötüleştirebilir. Artan su sorunlarının sadece çevresel sonuçları yoktur: 2007'de BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, su sıkıntısının gıda güvencesi üzerindeki olumsuz etkilerine de dikkat çekmiştir (Allouche ve diğerleri, 2011).

Kopenhag Okulu, güvenlik dışılaştırmayı ele alan ilk düşünce okullarından biri olmuştur. Kopenhag Okulu'na göre güvenlikleştirme, devletlerin bir güvenlik meselesine dönüştürmek istedikleri konularda güvenlik retoriği (“su savaşları” metaforu gibi) kullanarak olağanüstü eylemlerde bulunma sürecidir (Buzan ve diğerleri, 1998). Güvenliksizleştirme ise , istisnai önlemlerin meşrulaştırıldığı yüksek profilli konuların tırmandırılmadığı ve normal siyaset alanına geri getirildiği tersine bir  süreçtir (Waever, 1995; Buzan & Waever, 2003). Buzan ve ark. (1998) güvenlik dışılaştırmayı  işbirliğinin teşvik edilmesi olarak açıklamaktadır. Güvenlikleştirme, birçok doğal kaynak üzerindeki işbirliğini daha karmaşık hale getirir: Buzan ve arkadaşları tek başına su yönetimi ile ilgilenmezler, argümanlarının mantığı, su kaynakları konusunda işbirliğinin ancak  suyu güvenlikten çıkarma yoluyla sağlanabileceğini öne sürerler. Su güvenliğinin sağlanması ve korunması  konusundaki siyaseten oluşturulmuş söylemler azaldıkça, işbirliği alanı genişler.Su  Barışının  inşasını ve  ülkelerarasında etkin su yönetimini teşvik etmek için suyun bu şekilde güvenlikten arındırılmasının resmi, yapısal ve kültürel olmak üzere çeşitli düzeylerde gerçekleşmesi gerekir.

Suyun güvenlikleştirilmesiyle ilgili bir dizi gösterge belirleyebiliriz: yapısal göstergeler (örn. su altyapısı çevresindeki itilaflı tampon bölgeler); kurumsal göstergeler (örneğin, konunun üst düzey anlaşmalara dahil edilmesi; sivil toplumun karar alma sürecinden çıkarılması); ve söylemsel göstergeler (varoluşsal tehdide işaret eden alarmist dilin kullanımı; askeri müdahaleyi meşrulaştıran anlatılar, örneğin “su savaşları”). Bu nedenle, suyun güvenlikleştirilmesi, işbirliği olasılığını azaltarak yeni anlaşmazlıklar yaratma veya halihazırda var olan çatışmaları şiddetlendirme potansiyeline sahiptir. Ortadoğu bağlamında, suyla ilgili bölgesel işbirliği ve diplomasi olasılıklarını değerlendirmek için, hem güvenlikleştirmeyi hem de  suyu güvenlikleştirmeden çıkarmanın zorluklarını analiz etmek gereklidir. (Diriöz 2020).

Sivil Toplumun Rolü

İster suyun güvenlikleştirilmesinden  isterse suyun  güvenlik dışılaştırılmasından söz ediyor olalım bu her iki alanda da  sivil toplum çok önemli bir rol oynayabilir. Güvenlikleştirmenin kaldırılmasının istendiği durumlarda, sivil toplum, güvenlikleştirmenin oluşturduğu  engelleri ortadan kaldırmak  ve ülkelerarasında karşılıklı güveni artırmak için  etkin bir rol oynayabilir.Bu rol ülkelerin demokratik yönetim biçimlerine göre değişse ve etkisi sınırlı olsa bile bu alanda atılan önemli bir adım olur.  Güvenlikleştirmenin gerekli olduğu durumlarda sivil toplum, güvenlikleştirmeyi ortadan kaldırarak değil, güvenlikleştirmeyi ve tehdit algısını kullanarak hükümetleri çevresel ve su güvenliği sorunlarını çözmek için acil eylemde bulunmaya teşvik ederek de  kilit bir rol oynayabilir. Bu nedenle, yukarıda özetlenen birbiriyle yarışan hipotezlerin her ikisi de sivil toplum için çok önemli bir rol öngörmektedir.

Genel olarak, bölgesel aktörlerin kendi aralarında bir araya gelme ve diyalog başlatma çabalarını teşvik etmede sivil toplumun rolü, geçmişteki işbirliği girişimlerinde önemli bir eksikliktir.  Mevcut siyasi koşullar, bölge ülkeleri arasında suyun işbirliği içinde kazan kazan prensibine göre birlikte  yönetimine elverişli görünmese de, diyaloğun sürdürülmesi hayati önem taşımaktadır. Diyaloğun sürmesi  acil durumlardaki ihtiyaçları koordine etmede önemlidir. Uzun vadede, güven oluşturmaya katkıda bulunabilir ve kalıcı çözümlere olmasa da potansiyel olarak geçici ancak uygulanabilir anlaşmalara imkan tanıyabilir. (Diriöz 2020).Diyaloğun sürmesi, ortamın işbirliğinden gittikçe uzaklaşarak kronik çözümsüzlüğe mahkum olmasının önünde bir eşik olarak da etkili olabilir. 

Genel olarak su güvenliği konusu ülkelerarasında yalnızca ikili diplomasi yoluyla ele alınamaz, aynı zamanda çok taraflı diplomasi gerektirir.

Ülkeler arasındaki diyalogun sürdürülmesi, resmi heyetlerin dışında sivil toplum-üniversite gibi sivil kurumlar arasında  Track-II diplomasisine de ihtiyaç duyar. Bu da  sınıraşan su havzalarındaki  görüşmelere  katkıda bulunabilecek daha güçlü ve etkili bir sivil toplum yapısı gerektirir. Sivil toplum, farkındalığı artırarak kamuoyunu harekete geçirmede önemli bir rol oynayabilir ve böylece sınıraşan su kaynaklarında işbirliğinin önemi ve  aciliyeti konusunda hükümetleri etkileyebilir. (Diriöz 2020).

Ancak sivil toplum kuruluşlarının etki alanı sınırlı olup tüm güvenlikleştirme ve güvenliksizleştirme zorluklarını çözemez.  Sivil toplum, toplumsal bilincini artırmada ve hükümetleri etkilemede yalnızca dolaylı bir rol oynayabilir. Sorunlu bölgelerde ülkelerarasında uzun vadeli bir işbirliğinin tesisi için , çoğu zaman güven oluşturucu bağlantıların ötesinde  bölgenin siyasi ikliminde de büyük değişiklikler gerekir.  Bununla birlikte imkan verildiğinde  sivil toplum işbirliğini sürdürmede ve  ilerletmede çok önemli bir rol oynayabilir.  Sivil toplumların faaliyetleri, gerilimleri yumuşatarak  resmi diplomasiyi tamamlayabilir ve bazı hususları  ihtilaf yerine işbirliği alanı  haline getirebilir (Diriöz 2020).

Su Güvenliği ve İşbirliğinin Önündeki Zorluklar

Suyun yaşamsal  rolü göz önüne alındığında, su üzerindeki kontrol bir tür siyasi gücü temsil eder. Fiziksel su sıkıntısı , birçok bölgede  kaynak milliyetçiliğinin altında yatan bir neden olup, bu konuda ülkelerarasında işbirliğini zorlaştırır.

Su güvenliğinin birçok tanımı vardır. Bu tanımlardan bazıları temiz, güvenli, içilebilir ve sıhhi suyun mevcudiyetine odaklanır (ör. Sikri, 2010); bazıları insan merkezli bir bakış açısıyla toplumsal ihtiyaçlara odaklanırken (örn. Kibaroğlu ve diğerleri, 2007), bazıları ise tüm su havzasının çevresinin sürdürülebilirliğini vurgulayan daha disiplinler arası bir tanım benimsemeye çalışır (Cook & Bakker, 2012'de tartışıldığı gibi). 

Disiplinlerarası  yaklaşım, suyu toplumsal ve çevresel  talebi sürekli ve yaşamsal bir ihtiyaç olarak ele alır  ve stratejik bir kaynak olduğunu kabul eder. Fiziksel su sıkıntısı yaşanan  bölgelerde, suya erişim ülkelerarasında  başlıca anlaşmazlık ve güvensizlik unsuru haline gelebilir; bunun örnekleri antik çağa kadar uzanır (Crawley, 2009). Bu gerilimler göz önüne alındığında, temel bir gereklilik olarak su, ulusal bir kaynak olarak çok kolay bir şekilde “güvenlikleştirilebilir”. Ayrıca ülkeler,  varlıklarını sürdürmenin ön koşulu olarak görülen temiz suya güvenli erişimi güvence altına almaya çalışırlar. Bunun  bir yolu olarak kaynak milliyetçiliğine de yönelebilir.  Güvenlikleştirme, hükümetleri ve toplumları çevreye yönelik tehditleri yeniden değerlendirmeye yönlendirmek için bir araç olarak da kullanılabilir.

 Güvenlikleştirme, doğası gereği, algılanan güvenlik sorunları karşısında siyasi retorik arttığı için işbirliğinin önünde bir engel olarak ortaya çıkar. Anlamlı bir işbirliği ve diyaloğa sahip olmak için bu  gerilimi azaltmak gerekir. Ancak, güvenlikleştirme koşulları altında diyalog zor olsa da, mevcut söylem değişmeden güvenliksizleştirme gerçekleşemez. Burada hem hükümetlerin pozisyonlarının  hem de bölgesel riskin yeniden  değerlendirmesi açısından sivil toplum etkili bir güç olarak işlev görebilir. Bölgesel işbirliğini teşvik etmek için sivil toplumun katılımıyla desteklenen  bazı girişimler bulunmaktadır.  Ancak bunlar genellikle geç bir aşamada gerçekleşmekte ve bu önemli aktörün potansiyel etkisini sınırlamaktadır. 

Kaynakça

Allouche, J., Nicol, A., & Mehta, L. (2011). Water security: Towards the human securitization of water. Whitehead J. Dipl. & Int’l Rel., 12, 153.

UN Water. (2013). What is water security? Infographic. UN-Water (blog). Retrieved from http://www.unwater.org/publications/water-security-infographic/.

UN Water. (2019). World water development report 2019. Retrieved from https://www.unwater.org/publications/world-water-development-report-2019/

Buzan, B.G., & Waever, O. (2003). Regions and Powers: The Structure of International Security (Vol. 91). Cambridge and New York: Cambridge University Press.

Buzan, B., Wæver, O., & de Wilde, J. (1998). Security: A new framework for analysis. Boulder, Colo: Lynne Rienner Pub.

Aggestam, K. (2015). Desecuritisation of water and the technocratic turn in peacebuilding. International Environmental Agreements: Politics, Law and Economics, 15 (3), 327–40. https://doi.org/10.1007/s10784-015-9281-x.

Buzan, B., & Wæver, O. (2003). Regions and powers: The structure of international security. Cambridge: Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/CBO9780511491252.

Cook, Ch.,  & Bakker, K. (2012). Water security: Debating an emerging paradigm. Global Environmental Change, 22 (1), 94–102. https://doi.org/10.1016/j.gloenvcha.2011.10.011.

Keller, R. (2011). The sociology of knowledge approach to discourse (SKAD). Human Studies, 34,  43–65.

Keller, R. (2013). Doing discourse research: An introduction for social scientists. London: Sage.

Jäger, S. (2004). Kritische Diskursanalyse [Critical discourse analysis]. Edition Diss.

Wæver, O. (1995). Securitization and desecuritization. In R.D. Lipschutz (Ed.), On security, New directions in world politics (pp.46–86). New York: Columbia University Press.

Fischhendler, I., & Nathan, D. (2015). The social construction of water security discourses: Preliminary evidence and policy implications from the Middle East. https://doi.org/10.13140/2.1.2995.2965.

Fröhlich,C (2020) “Desecuritisation of Water as a Key for Water Diplomacy” Ensuring Water Security in the Middle East Policy Implications.Editors: Liel Maghen, Shira Kronich EUROMESCO JOINT POLICY STUDY . Published by the European Institute of the Mediterranean April 2020

 Diriöz A. (2020) “Watering Down Tensions: The Role of Securitisation in Water Cooperation” Ensuring Water Security in the Middle East Policy Implications.Editors: Liel Maghen, Shira Kronich EUROMESCO JOINT POLICY STUDY . Published by the European Institute of the Mediterranean April 2020

 Sikri, R. (2010). Resource competition, nationalism and their security implications. South Asian Survey, 17(1), 7-17.

 Kibaroğlu, A., Çakmak, B., & Doğan, A. (2007). Global Water Policies and River Basin Management: Reflections on Water Resources Management in Turkey. In Proceedings of the International Congress River Basin Management, Antalya, Turkey, pp. 48-58. Ankara: Ministry of Energy and Natural Resources General Directorate of State Hydraulic Works.

 Cook, C., & Bakker, K. (2012). Water security: Debating an emerging paradigm. Global Environmental Change, 22(1), 94-102.

 Crawley, R. (translator). (2009). The History of the Peloponnesian War. Vol I. part VII. Original text by Thucydides (431 BC). Translated by Richard Crawley.. Project Gutenberg E-Book.

 Fischhendler, I. (2015). The securitization of water discourse: Theoretical foundations, research gaps and objectives of the special issue. International Environmental Agreements: Politics, Law and Economics, 15(3), 245-255.

 Fischhendler, I., & Nathan, D. (2016). The social construction of water security discourses: Preliminary evidence and policy implications from the Middle East. In C. Pahl-Wostl, A. Bhaduri & J. Gupta (Eds.) Handbook on Water Security, 76-90. Edward Elgar.

 Waever, O. (1995). Securitization and desecuritization. In R. D. Lipschutz (Ed.), On Security, 46-87. New York: Colombia University Press.

  Sula E.İ.(2021) “Güvenlikleştirme Kuramında ‘Söz Edim’ ve ‘Pratikler’: Türkçe Güvenlikleştirme Yazınında ‘Yöntem’ Arayışı” Güvenlik Stratejileri Cilt: 17 Sayı: 37

Araştırmacı Yazar ve Akademisyen  Dursun YILDIZ
Araştırmacı Yazar ve Akademisyen Dursun YILDIZ
Tüm Makaleler

  • 25.12.2022
  • Süre : 6 dk
  • 1119 kez okundu

Google Ads