Site İçi Arama

dinfelsefe

Prof.Dr.Hüseyin ATAY Hocanın Gölgesinde Nasıl Sekilendim?

Atay Hoca’m, bana göre, Gazzali’yi hiç sevmezdi, kendisini İslam düşünce tarihindeki önemli kırılma noktası olarak görürdü, derste belki biraz da bu yüzden sinirlenmiş olabilirdi. Ama aynı dönemde Mehmet Bayrakdar Hoca’mdan ders alıp, Gazzali’nin kelam ve felsefeye katkılarını, özellikle Batı düşüncesine olan etkilerini okuyunca, aynı anda bir düşünür üzerinden iki farklı görüş okumanın verdiği zenginliğini bir tahayyül edin lütfen.

Atay Hoca’m da rahmeti Rahman’a gitti, 60 yaşını aştığım şu günlerde kendisini tanımaktan ve kendisinden doğrudan ilim tahsil etmiş olmaktan dolayı kendimi çok şanslı ve bahtiyar hissediyorum. Gölgesinde adeta şekillendiğimi her daim söylediğim bir güzel insan daha göçtü buralardan. 

Akademik bilginin popülerleştirilmesi bağlamında kaleme aldığım köşe yazılarında hocalarımdan bahsederim, onlara dair anekdotlar söylerim, bunları aslında sivil akademi metinleri olarak görürüm.

İmam Hüseyin de Der ki:

Ankara İlahiyat fakültesi 3. Sınıfındaydım sanırım, kelam dersimize girdi, o dönem kelam ve felsefe bölümü vardı, şimdiki gibi garip bir tasnif yoktu. Kelam, mezhepler tarihi, tasavvuf tarihi ve İslam felsefesi anabilim dalları bir aradaydı. Bana göre kelamcı-filozof nitelikli bir örneği olan Atay Hoca’m, bizlere o dönem birkaç gömlek fazla gelen İbn Sina’da Varlık Nazariyesi adlı kitabını merkeze alarak ders verdi. Arada güncel meselelere değinir, imamların görüşlerini söyler, sonunda İmam Hüseyin’de şöyle düşünür der ve hafifçe gülümserdi, şimdiki gözümün önüne geldi vesselam.

1985 yılında mezun oldum, aynı yıl ODTÜ Felsefede birkaç arkadaş ile yüksek lisans kazandık ve İngilizce hazırlık okumaya başladık. 1986 yılı şubat ayı itibarıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşiv dairesinde çalışmaya başladım, mülakatında Süleyman Hayri Bolay ve Bahattin Yediyıldız (o zaman şahsen tanımıyordum) hocalar vardı. Bir metin okuttular, çat pat, tamam çıkabilirsin dediler, olur mu öyle bir metin okutmakla, başka bir şey daha sunun lütfen dedim, bunu ukalalık olarak gördükleri için daha ağır bir metin sordular onu rahatlıkla okuyunca, nasıl oluyor diye sordu, İbrahim Ateş, daire başkanımız. Bende fakültede öğrenciyken Tapu Kadastro genel müdürlüğünün siyakat kurslarına katılmıştım dedim. Orada iki hafta İlber Ortaylı Hoca’m (Doçentken siyasaldan ilişkisini kesmişlerdi dönemin Askeri Cuntası) beraber oldum, dediğim zaman şekillendiğim çınarların gölgesini biraz daha açmış olurum. Arşiv sınavında daha zor olan 2. metni okuyunca hocalardan birisi “En son ne okudun?” diye sordu. Aziz Lahbabi’nin Milli Kültürler ve Medeniyet diye cevap verince ona dair biraz karşılıklı müzakere yaptık, sonunda “Onu kim çevirmiş?” diye sordu. Ben de Bahattin Yediyıldız dedim. Tanıyor musun dedi, yok diye cevap verdim, “O benim” demesi günün sürpriziydi.

Asistanlığım ve Gölgesinde Şekillendiğim Çınarlar

Vakıflarda çalıştığım için ikinci dönem derslere düzenli devam edemedim; ama Haziran ayında İngilizce hazırlık sınavını geçtim. Son baharda (1987) yeni dönemde derslere başladım, bu arada Alparslan Açıkgenç Hoca’mın teşvikiyle asistanlık sınavına girdim. 

AÜSBE Kelam ve İslam felsefesi bölümüne asistan olarak başladım. Akademiye 50 D kadrosuyla ilk o dönem alındı sanırım. Tefsir ve Hadis Bölümüne de Şamil Dağcı abim kazandı, aynı odalarda oturdum yıllarca. Doktoraları bitirince Şamil abiye kadro verildi ama benim için Tokat, Kırıkkale ve Çorum Gazi İlahiyat alternatifleri vardı, memleketimi tercih ettim. Rahmetli Salih Akdemir Hoca’m, “İyi, hoş, çalışkan gençsin ama aksisin, sanırım sana kadro vermeyecekler” demişti zaten. Alparslan Hoca’mın Tokat’a felsefe bölümü kurma ihtimali vardı, gerçekleşmedi. Hasan Katipoğlu Hoca’mla da tanışıyorlardı, o da madem Çorumlu, benim de felsefe öğretim üyesine ihtiyacım var, deyince Alparslan Hoca’m oraya gitmemin daha iyi olacağını düşündü, hakikaten de öyle oldu.

O zamanlar Bölüm başkanımız İbrahim Ağah Çubukçu idi, ben aynı zamanda burada hem de ODTÜ felsefede ulu çınarların gölgesinde olmaktan mutlu mesut okuyordum. Beş yıllık fakülte mezunu olduğumuz için benim sınıf arkadaşlarım doktoraya başladılar, ama biz Enstitü asistanı olduğumuz için bu kabul görmemiş, master yapmamız istenildi. 

Kelam dersinde bir gün Atay Hoca’m, klasik mantıkla ilgili değerlendirmeler yaptı ve “Bu böyledir” dedi. Bende niye öyle olsun Hoca’m, klasik dönemde İbn Teymiye ve Gazzali, modern dönemde ciddi eleştiriler var deyince, Karadenizli ve itiraza pek gelemeyen Hoca’m sinirlendi, “Ne kadar mantık okudun ki böyle konuşuyorsun” dedi. O dönem sanırım dekanımız diğer bir çınarımız olan Necati Öner beydi, çok ciddi mantık okutmuştu bize, mekânı cennet olsun.

Atay Hoca’mla ikisi arasında gerilim mi vardı, yoksa her zamanki acullüğü ile sinirlenmiş miydi şimdi bilemiyorum ama o anda epey canım sıkılmıştı. Tartışmaya devam edince “Çık dışarı!” dedi, ben de olur dedim, kapıya doğru giderken, “Yahu sen kimsin?” diye sordu. 

Bu fakülteden mezun olduğumu, Sosyal İlimler Enstitüsü asistanı olduğumu söyledim. Tabii ilk defa böyle alımlar olduğu için “Öyle mi oluyor artık” dedi.  E o zaman gel otur, diye çağırdı. Ama yine klasik mantık eğitiminin fakültede yetersizliğinden dem vurmaya başlayınca benim de iyice canım sıkıldı. Ama ben ODTÜ'de Alparslan Hoca’mdan klasik mantık, Ahmet İnam Hoca’mdan modern (sembolik mantık), Teo Grunberg Hoca’mdan Yöntem bilim dersleri alıyorum, bu sıralar Descartes’in Metot Üzerine Konuşmalar adlı eserini okuyoruz, hatta geçenlerde iki kıymetli Hoca’m bir mantık sorununu aynı anda orada bir seminerde müzakere ettiler, deyince, biraz daha şaşırmıştı. “Gel yahu otur, o zaman ne diyorlar anlat bakalım” deyince ortam yumuşamıştı. 

“Düşünüyorum O Halde…” 

Bugünlerde Geçerken Dergisinde kısa metinlerle İslam felsefesi okumalarımı paylaştığım köşemin adı da “Düşünüyorum O halde…” olması belki de o dönemin etkisidir. 

Çorum’a gelince Farabi’nin İlimlerin Sayımı adlı eseri ile felsefeye giriş yaptıktan sonra Gazzali’nin el-Munkız adlı çalışmasını okutmamın temel nedeni bu okumalar olduğu kesin. Gazzali’nin eleştirilerine karşı eleştirilere giriş olarak da İbn Rüşd’ün Faslu’l-Makal adlı eserini okutmamda, orada klasik metinler üzerinden felsefe yapma yöntemini İlahiyatlara taşıma çabasıdır aslında.

Atay Hoca’m, bana göre, Gazzali’yi hiç sevmezdi, kendisini İslam düşünce tarihindeki önemli kırılma noktası olarak görürdü, derste belki biraz da bu yüzden sinirlenmiş olabilirdi. Ama aynı dönemde Mehmet Bayrakdar Hoca’mdan ders alıp, Gazzali’nin kelam ve felsefeye katkılarını, özellikle Batı düşüncesine olan etkilerini okuyunca, aynı anda bir düşünür üzerinden iki farklı görüş okumanın verdiği zenginliğini bir tahayyül edin lütfen. 

Çorum İlahiyat’a Atay Hoca’mı Taşımak

Rahmetli Hasan Katipoğlu Hoca’m, kurucu dekan olarak yoğun işleri olduğu için felsefe derslerinin çoğunu bana devretti, bende Ankara İlahiyat ve ODTÜ Felsefe birikimini harmanlayıp her derse hazırlandım, ortaya Felsefeye Giriş (Ankara: Elis Yayınevi 2003,2012,2021) ve İslam İnanç İlkeleri (Ankara.1997) adlı çalışmalar çıktı.

İslam inanç ilkelerinde dersinde Atay Hoca’mın İslam’ın İnanç Esasları, Fazlur Rahman’ın Ana Konularıyla Kur’an, Mahmud Şeltut’un İslam ve Şeriat adlı eserlerini okuyup, İbn Teymiye’nin yöntemini merkeze alarak yani ayet meallerini düz metin şeklinde kullanmaya çalışarak Kur’an merkezli bir ders sunumu yapmaya çalıştım. Şimdi aklıma geldi acaba masterde İbn Teymiye çalışmamın nedenlerinden birisi de Atay Hoca’mın dersindeki müzakere miydi? Diğer ana sebebi İbn Arabi’ye “Şeyhi ekfer” demesi ve tasavvufu şirk olarak görmesiydi. 

Bu vesileyle bir diğer çınar Salih Akdemir Hoca’mı rahmetle anayım, o da lisans derslerinde benzer fikre sahipti, sonraları ise Şeyh-i Ekber demeye başlamıştı, o çok erken gitti Rabbine, rahmetler olsun. Belki bir gün İslami Araştırmalar Dergisi yayın kurulunun Alparslan Hoca’mın evinde, Salih Hoca’m veya Hayri Kırbaşoğlu Hoca’mın fakülte odasında yaptığımız güzel tartışmalardan, az biraz çekişmeli müzakerelerden bahsederim. 

İslam Gerçeği

Hüseyin Atay Hoca’mın da yazarları içinde olan (Beyza Bilgin, Rami Ayas hocalarıma hayırlı ömürler diliyorum) İslam Gerçeği diye bir kitap yazılmıştı. Kendi hocalarıma ilaveten Yaşar Nuri Öztürk ve Hasan Elik’in de katkıda bulunduğu bu kitapçığın eleştirel bir tanıtımını (1995,8/2) yapmıştım. Ahmet Y. Ocak Türk Müslümanlığının yatay ve dikey farklılaşması kavramlarını kullanarak bu kitapçıkta ele alınan görüşlerdeki anlam kaymalarına yönelik bir yazıydı.  (https://www.academia.edu/72550008/Islam_Ger%C3%A7e%C4%9Fi_Komisyon_tan%C4%B1t%C4%B1m_%C4%B0slami_Ara%C5%9Ft%C4%B1rmalar_Dergisi_8_2_1995_

Ankara İlahiyat ve İslami Araştırmalar dergisindeki akademik-etik tutumun bizlere kazandırdıkları önemli, burada ismi geçen ulu çınarlara şükranlarımı ne kadar sunsam yeterli olmaz. Çünkü bu çalışmanın tarihine lütfen dikkat ediniz, 1995 seçimlerinde umulmadık bir başarı sağlayan rahmetli Necmettin Erbakan, Doğru Yol Partisi ile koalisyon hükümeti kurmuştu, hatırlarsanız. Ardından toplumsal olayların gittikçe artması ve 28 Şubat 1997 yaşanan post modern darbe. Dolayısıyla bu kitapçığı ve ona yönelik eleştirel tanıtım kitabını bu süreç öncesini değerlendirmek açısından ele almakta fayda var. 

Tabii bir de 28 Şubat sürecinde 8 yıllık kesintisiz eğitim ve meslek liselerine uygulanan katsayı uygulamalar, ilahiyat fakültelerinin öğrenci kontenjanlarının iyice azaltılması, öğretmenlik formasyonunun kaldırılması, 1998 öğretim yılında eğitim fakültelerine bağlı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi bölümleri açılma sürecini incelemek ve bunlara olası katkıları olan öğretim üyeleri üzerinde ayrıca durmak gerek. Çünkü 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün teolojik nedenlerini anlamak ve bir daha yeniden yaşanmasını istemiyorsak, 1995 yılından itibaren yaşanılan olaylarının rasyonel analizlerini yapmak şart. 

Özgür ve Özgün Düşünme Yetisi Kazanmak İçin İslami Araştırmalar Dergisi ve Ankara İlahiyat Fakültesi 

İslami Araştırmalar dergisi bir dönem İlahiyat alanında farklı fikirlerin aynı sayıda verildiği entelektüel zenginliği koruyan "müsâdeme-i efkârdan bârika-ı hakikat doğar" ilkesine göre yayımlanıyordu.  Alparslan Hoca’m, hocası Fazlur Rahman’ın modernite görüşüne eleştirel bir bakış açısının da bulunduğu “İslam Düşüncesinde Islahat Kavramı” adlı yazımı hiç çekincesiz ve itirazi kayıt koymadan yayımlamıştı. (İslami Araştırmalar, Haziran 1990, cilt4, no 1). (https://www.academia.edu/8396433/G%C3%BCn%C3%BCm%C3%BCz_%C4%B0slam_D%C3%BC%C5%9F%C3%BCncesinde_Islahat_Kavram%C4%B1)

Bu bağlamda Fazlur Rahman merhumun en çok eleştiriler alan ve Mevdudi’nin öncülüğünü yaptığı bir seri olay sonunda tekfirine kadar giden makalenin çevirisini de benim yapmamı istemişti. O zaman, “Hoca’m, fikir olarak daha yakın insanlar var kurulda, onlar çevirsin ya” diye itiraz ettiğimde,” Ama o zaman kendi görüşlerini destekleyen makaleler çeviriyorlar denilir, oysa eleştirel makaleni yayımladık, dolayısıyla senin çevirin dergideki akademik etik durumu daha iyi gösterir”, diye cevap vermişti, hatırladığım kadarıyla. (İslami Araştırmalar, 1990 4. cilt - 4. Sayı) (https://www.islamiarastirmalar.com/magazine/tr-eyub-han-doneminde-bazI-islm-meseleler-559.html?page=archive&sid=1c62ed4380e56805694e2495c8d4892a) Bu makaleyi Kur’an’ın Tarihsel ve Evrensel Okunuşu (Fecr Yayınevi,1997,2011,2017) adlı telif ve çeviri makalelerden oluşan kitabımızdan okumak mümkün. 

Bu vesileyle Hüseyin Atay Hoca’mın anlaşılması kolay, güzel bir Türkçe ile yazılmış metinlerinden birisinin de İslami Araştırmalar (1989,3/3) yayımlanan Alparslan Hoca’mla birlikte redakte ettiğimiz “Yeni Bir İslam Medeniyeti” adlı çalışması olduğunu belirteyim.

İslam Medeniyetinin tarihsel ve güncel sorunlarına önemli çözüm önerileri sunan Hoca’m, rahmetle, özlemle, yaşayan Ulu Çınar Hocalarıma da hayırlı, bereketli, feyizli ömürler dilerim.

Prof. Dr. Mevlüt UYANIK
Prof. Dr. Mevlüt UYANIK
Tüm Makaleler

  • 01.09.2023
  • Süre : 5 dk
  • 1204 kez okundu

Google Ads