Site İçi Arama

dinfelsefe

Anlamak, Anlatmak ve En Önemlisi de Anlaşılmak Felsefesi

Mevlâna der ki, "insanlar seni yanlış anladığında dert etme, duydukları senin sesin, fakat aklından geçirdikleri kendi düşünceleridir."

Sadece anlaşılmak için bile bir ömrünü harcıyor insanoğlu. Çünkü anlaşılmadığını hissettiği yerde huzursuz ve mutsuz oluyor. İnsanın yanında kendisini bir anlayana sahip olması, onun için en büyük nimet görülür dünyada. Anlayana ve sana ortak olana rastlamak öyle pek de kolay bir şey değildir. Hele susarak bile anlaşmanın tarifi yok hiçbir kitapta yazmaz. 

Sabah çok erken kalktım bugün, karşımda deniz konuştu, ben onun kenarında sadece dinledim kendisini. Duymaya çalıştım en ufak sesini, mırıldanışını, okumaya çalıştım kulağıma gelen nağmelerini, uzattığı notaları ve anlamaya çalıştım çaldığı ezgilerini. Dedi ki usulca su; "Bilir misin, kimsin, ne oldun ve nereye gidersin? Benimleysen ve beni duyuyorsan kendindesin. Lakin aslında deli ve divanenin de ta kendisisin. Uçsuz bucaksız alemin içinde en kıymetli zerresin çünkü sen kendini bilensin. Kendinin değerini bilesin.” 

Bunları bizim evin önündeki Deniz dedi kulağıma. 

Siz bilmezsiniz belki, ben konuşmam öyle herkesle. Deniz’i görünce, dedim, “Beni anlayan beri gelsin. Baktım ki sen yanımdasın, dibimdesin sabahın sessizliğinde. Söylesene bunca vakittir neredeydin Ey Deniz?”

Dedim ya, ben değil Deniz konuştu, ben dinledim. Ve sorduklarına suskunluğumla, Deniz’in anlayacağı lisan-ı halimle yanıtlar verdim. Sonuç mu? O beni anladı, ben de onu. Hepsi bu işte. 

Dinledik birbirimizin sesini, sessizlikte vaktin nasıl geçtiğini anlamadan! İşte bu yazıyı da bu duygularla kaleme aldım. Güzel bir sabahın sessizliğinde. 

Geçenlerde bir gün güzel bir insanı ziyaret ettim. 

- Nasılsın dedim ona. 

- O da, dilim sus pus, içim yangın yeri, yüreğim yaralı dedi. 

- Hayırdır, neden dedim? 

- Anlayanım, dinleyenim yok, nasıl olayım. Kendimi ihmal ederek yaptığım fedakarlıklara rağmen hak etmediğim vefasızlıkları yaşamam yüreğimi yakıyor dedi. 

Anladım ki, dertli insan kırılıp incinmelerini biriktirmiş ve onlardan suskunluk yapmış kendine. İnsan, kendini tanımadan hayatının anlamına dair bir fikre sahip olamıyor. Öyle olunca da başkalarını hiç tanıyamıyor ve onları hiç anlayamıyor. İnsanlar sizi, sadece aynı yerden canları yandığı zaman anlıyor, anlayabiliyor. Kalbi kirli olanın, dili de kirli oluyor. O zaman da sağlıklı iletişim olmuyor, olamaz da. İnsanlar arasındaki iletişim sağlıklı olmayınca da, yanlış anlama veya yanlış anlaşılmalar oluyor. Eğer kafada biriken önyargılar varsa, durum daha da zorlaşıyor. Onun için karşımızdakilerle konuşurken, yanlış anlaşılabilme seviyelerini en aza indirecek sözcükleri dikkatlice seçmek ve iletişim köprülerini iyi kurmak gerekir. Bunun olabilmesi için de iyi niyet gerekiyor. 

Son okuduğum kitapta, Sylviane Herpin, insanları yanlış anlamak veya yanlış anlaşılmak için çok sebepleri olduğunu söyler. İşte o sebepler, düşündüğünüz, söylemek istediğiniz, söylediğinizi sandığınız ve söylediklerinizden oluşan bir pakettir aslında. Karşınızdakinin duymak istediği, duyduğu ve anladığını sandığı ve belki de anladığı arasında türlü farklar vardır. Hele günümüzde çok kişinin arzu ve menfaatlerine göre anlama kolaycılığı, anlaşmayı, anlaşılmayı ve anlamayı daha da zorlaştırmaktadır. Gönül aynan temiz ise anlaman da güzel olur, değilse kötü olur! 

Mevlâna der ki, "insanlar seni yanlış anladığında dert etme, duydukları senin sesin, fakat aklından geçirdikleri kendi düşünceleridir." 

Her insanın kendine özgü bir yaratılışı ve yapısı vardır. İnsanların iç yapısı, karakteri, duyguları, fikirleri, hayalleri, bakış açıları, alışkanlıkları, hassasiyetleri, gözlemleri, kendini ifade ediş biçimleri, donanımları, deneyimleri ve o anki ruhsal durumları anlaşmayı, iletişimin başarısını etkilemektedir. Etkili ve doğru iletişim huzur verir ama tersi durum çatışmalara, kırılmalara yol açar. Onun içindir ki anlamak kadar anlatmak da çok önemli bir olgudur! 

İletişimle derdini anlatamayanlar, anlaşılmayanlar, kırılsa da kırmayanlar, ağlasa da ağlatmayanlar çok acı çekerler. Anlayanı olmayınca insan ya içine ağlarmış ya da kimselerin görmediği yerlerde ağlarmış. Dertler ve acılar derinleştikçe ağlamaların yerini sessizlik alırmış derler, doğrudur. Asıl hikâye sessizliğin derinliğinde saklı değil mi zaten! 

Eminim ki her insan, kadir kıymet bilenin yanında değerlidir. İyiyi sadece iyiler anlıyor, iyi olmayanlar anlayamıyor. Erdemli olmayanlar erdemliyi anlayamıyor! Sonuçta; alemi kendin gibi sanma, hiçbir insanla kötü olma, ama herkesle de iyi olma diyorum. 

Günün sözü: Dilden anlayana söz emanet edilir. Halden anlayana gönül!

Saygı dolu sevgiyle kalın.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 01.02.2023
  • Süre : 4 dk
  • 1900 kez okundu

Google Ads