Site İçi Arama

dinfelsefe

Deprem Sonrasında Belirginleşen Ahlâk ve Üslup Sorunumuz Üzerine Düşünceler

Basın-yayın organlarının yaygınlaşmasıyla siyasette çok seslilik artarken kalite düşmüştür. Bu durum, genel seçimlerin yaklaşmasıyla rahatlıkla gözlemlenebilmektedir. Siyasi parti liderleri propagandalarını milletin faydasına olacak yeni projelerin anlatılması şeklinde değil, karşı tarafı karşılıklı lekelemeler ve hakaretler şeklinde gerçekleştiriyorlar.

Yaşadığımız felaket bir kez daha gösterdi ki bizim ahlak ve üslup sorunumuz var! Felaket sonrası uzunca bir süre elim yazmaya gitmedi. Bir kenara çekilerek sadece seyredip suskun kaldım. Sizler de benim gibi olup biteni izliyorsunuz. Özellikle siyasetçilerin konuşma ve yorumlarında, buna siyasi partilerimizin liderlerini de dahil ediyorum, kullanmış oldukları siyasi üslubun gittikçe irtifa kaybettiğine şahitlik ediyoruz!

Liderler sinirlerini nedense kontrol edemiyorlar. Tansiyonun oldukça yükseldiği bu ortamda kaçınılmaz olarak da şeref, haysiyet, namus ne varsa ortaya dökülüyor. Biri diğerini müfteri ilan ederken diğeri de onu şerefsizlikle, namertlikle itham etmekten geri durmuyor. Mahalle kavgasını mumla aratacak manzaralar her dakika canlı yayınlarla bizlere seyrettiriliyor. Siyasî liderlerimizin yanında, akil adamlar bulunmadığından bu durum aynen devam ediyor.

Oysaki tarihimize baktığımızda Fatih’in yanında Akşemseddin, Osman Gazi’nin yanında öğütleri herkesçe bilinen Şeyh Edebali’nin olduğu gibi hükümdarlarımızın yanlarında hocaları, danışmanları vardı. Yani kısaca siyasi liderlerimizin ve önde gelen siyasetçilerimizin ekibi rasyonel, dürüst, güvenilir insanlardan olmalıdır. Bu durumun böyle olup olmadığının takdirini size bırakıyorum.

Size yine felsefe tarihinden buna iki örnekle yanıt vermek isterim. Bunu savunan en önemli kişiler Batı’da Kant, Doğu’da ise Gazzali ’dir. Kant’a göre "iktidar aklın muhakeme gücünü kaybetmesine neden olur". Gazzâlî’nin ise bu konuda çok daha radikal fikirleri vardır. “Siyasetçinin sofrasına oturma, yediği haramdır; sohbetinde bulunma söylediği yalandır!” sözünden de Gazzâlî’nin siyaset ve siyasetçi hakkındaki görüşleri açıkça ortadadır.

Günümüz Türkiye’sindeki siyaset ve ahlak, siyaset ve siyasi üslup ilişkileri değerlendirildiğinde konunun çok vahim bir boyutta olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Üslup açısından değerlendirme yapmadan önce üslubun insanların kendini ifade etme biçimi olduğunu söylemem gerekir. Türk siyasetinde üslup bozukluğunun temelde iki nedeninin olduğu kanısındayım.

Birinci neden, duygu yönetimi sorunudur. Toplumun mantığı ile değil duygularıyla hareket etmesi kutuplaşmayı daha da artırır! İkinci neden ise; toplumun olayları çabuk unutması ve siyasete yüzeysel bakması, arka planda olup bitenlere ilgisiz olmasıdır. Yöneticiler de bu toplumun içinden çıkan insanlar olduklarından halkın bu durumunu gayet iyi bilmektedirler. Bu durumda, hitabeti güçlü olan bir liderin toplumu sürüklemesi çok kolay olabilmektedir.

Yapılması gereken halkın siyasal bilincini artırmak olmalıdır. Bu şekilde siyasal üslubun günümüzdeki kadar keskin olmasının önüne geçilebilir. Son olaylar ve seçime yaklaştığımız bugünlerde, Türk siyasetinde hiçbir zaman bu kadar etik ihlali ve üslupsuzlukla karşılaşılmadığı söylenebilir. Bu aynı zamanda, siyaset alanında bir seviye düşüklüğüne de işaret etmektedir. 

Bir zamanlar siyasi tartışmalara hâkim olan nüktedanlık, ince zeka ürünü ima ve tenkit, yerini sığ ve basit aşağılama ve hakaretlere bırakmıştır. Basın-yayın organlarının yaygınlaşmasıyla siyasette çok seslilik artarken kalite düşmüştür. Bu durum, genel seçimlerin yaklaşmasıyla rahatlıkla gözlemlenebilmektedir. Siyasi parti liderleri propagandalarını milletin faydasına olacak yeni projelerin anlatılması şeklinde değil, karşı tarafı karşılıklı lekelemeler ve hakaretler şeklinde gerçekleştiriyorlar.

Devlet geleneği en eski iki milletten birinin Türkler olduğu düşünülürse bu siyasi yozlaşmanın önüne geçmek için tarihimizden faydalanılması bir ihtiyaç haline gelmiştir. Kamu hizmetinde görev alacak kişilere Türk Devlet geleneği hakkında bilgi verilmesi, TBMM’ye Orhun Abidelerinden kesitler konarak devlet geleneğimizin dikkate alınmasının sağlanması gerekmektedir. Kamunun her kademesinde denetim yapacak kurumların siyasetten uzak tutulması ve siyasette alternatiflerin çoğaltılmasıyla da bu tür yozlaşmaların önünün alınması artık bir ihtiyaç olarak herkes tarafından görülmektedir.

Ayrıca devlet politikasının süreklilik göstermesi de çok önemli bir mesele halini almıştır. Siyasetçilerin de halkın da iyi bir eğitim alması kalitenin artmasında etkilidir. Günümüzde her alanda olduğu gibi, siyasette yaşanan yozlaşma da çarpık kentleşme, eğitim eksikliği ve tarihteki referanslardan yeteri kadar faydalanılmamasının kaçınılmaz sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Geniş toplum kitleleri, siyasi liderlerin rakiplerine yönelik sert, alaycı, aşağılayıcı ve tahkir edici üslubunu alkışlamaya ve örnek almaya meyillidir. Seçim kazanmaya odaklı siyasetçi tarafından toplumun bu eğilimi sorumsuzca suiistimal edilmektedir. Ancak, siyasetçinin kullandığı dil ve üslup, geniş toplum kitlelerine de aynen sirayet etmekte; siyasetçinin önayak olduğu gerginlik, toplumdaki kutuplaşmayı artırmaktadır.

Tam da bu sebeple, siyasilerin partilerine karşı olduğu gibi, millete karşı da sorumlu hissetmek gibi bir mecburiyetleri vardır. Depremler gelip geçicidir, acıları ise derin izler bırakır. Acılar kader değildir! Olamaz da.

Bilim bu acıları azaltmanın sihirli anahtarıdır. Gelecek nesillerimize bırakacağımız güvenilir bir ülke için en iyi yolun bilim ve irfan yolu olduğuna inanıyorum.

Ülkemin başına gelen bu felaketin son olmasını dilerken, bu satırlarımı okuyan herkese saygı dolu sevgiyle kalın diyorum.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 13.02.2023
  • Süre : 5 dk
  • 1088 kez okundu

Google Ads