Site İçi Arama

dinfelsefe

Din ve Dil İlişkisi Nedir?

"İnsan dil ile düşünür, din ile yaşar. Dilin gelişmesi düşünceyi, dinin dosdoğru yaşanması da hayatı iyi ve güzel yaşanır hâle getirir. Düşüncenin gelişmesi dile bağlıdır. Dinin kurallarına göre hareket etmek de güzel ahlâkın güzelleşmesini sağlar.

Felsefi Bir Bakış Açısı:

Dil, insana verilen eşsiz bir hediyedir. Dil, insanların duygu ve düşüncelerini bildirmek için sözcükler aracılığıyla öteki kişilerle iletişimi sağlayan bir çeşit olgudur. Peki, dünyada konuşulan yaklaşık yedi bin (7000) dilin nasıl doğduklarını ve kökenlerinin nerelere dayandıklarını biliyor muyuz? Aslında bakarsınız bilim insanlarının ve filozofların elinde bu konular hakkında pek fazla elde tutulacak güçlü bilgiler yok, fakat bu bilgisizlik onları daha da kamçılamaktan başka bir işe yaramıyor.

Günümüzde dil için birçok sınıflandırma yapılıyor. Bu sınıflandırmalar arasında bana göre en tutarlı ve gerçekçi olanı, dilin doğayı ve doğanın seslerini taklit edip evrimleştiğini savunan görüştür. Örneğin, bir ağacın dalının kırılması ve bu sesin insanlar tarafından zamanla çatırdamak fiiline dönüşmesi daha sonrasında ise bu sesi cümle içerisine kullanmak güzel bir örnek olur kanaatindeyim. Tabii ki bu sadece dil için değil, düşünme için de geçerlidir.

Bir örnek vermek gerekirse insanlar, doğadaki uçan kuşun kanadını ve yapısını taklit ederek uçak teknolojisini yapması gibi. Buradan da düşüncenin kainattaki olan olayları insanların taklit etmesi diyebiliriz. O zaman şahsen benim aklıma şöyle bir soru sormak geliyor; İnsandan bağımsız evrende gerçekleşen bu olaylar süreci, insanın düşüncelerine yansıdığında, hep aynı şeyleri mi doğuruyor? Ben de kendi aklımdan şöyle bir yanıt vermeye çalışıyorum. Birçok düşünüre göre, evrendeki olup biten her şeyi her insan farklı yorumlayıp farklı düşüncelere sahip olabilir.

Bireysel Farklılıklarımız:

Bu farklı yorumlamaya birçok etken sebep olabilir; kişinin düşünce yapısı, geçmişi, sosyal hayatı, inandığı dini ve en önemli etken dili olabilir...Yani dil, bir insanın düşünce yapısını ve dini yorumlayışını değiştirir mi? Bu soru birçok insan tarafından tarih boyunca soruldu ve her verilen farklı bir cevap toplumu, dini ve kültürü etkiledi. Öncelikle, en temel sorumuzdan başlayıp bu sorumuzun açıklanmasına önem vererek yazımıza devam edelim. Dilin, insanların düşünce yapıları üstünde herhangi bir etkisi var mı?

Bakın ben bu soruya yanıt ararken, yazının sonunda belirteceğim kaynaklardan şu bilgileri edindim. Şimdi size onu paylaşmak isterim; bu soruyu yakın zamanda soran ve araştıran Stanford üniversitesinde dil bilimi araştırma grubunun verdiği yanıt şaşırtıcı olmayan bir şekilde; ‘‘Farklı dilde konuşan insanlar, gerçekten farklı düşünüyor ve gramerdeki rastlantısal farklılıklar bile dünyayı, dinleri nasıl algıladığımızı derinden etkiliyor’’ dediler. Gramerdeki farklılıkları örneklendirerek verelim.

İngilizce ve Türkçe Dillerinden Örnekler:

Dünyanın evrensel dil olarak kabul ettiği İngilizce ile Türkiye ’de konuşulan Türkçe dilini ele alalım. İngilizce ve Türkçe arasındaki en temel fark: Türkçede cümleler ne kadar birleştirerek kurulursa cümle o kadar kaliteli bir cümle olur. Bunun tersi olarak, İngilizcede ise cümleleri ne kadar ayırarak kurarsan o kadar etkin cümledir. Daha somut bir örnek vermek gerekir ise ‘‘Küçük bir çocukken arkadaşlarımla okulda sürekli kavga ettiğim için ailem beni okuduğum okuldan alıp mahallemizden daha uzakta olan başka bir okula yazdırdı’’ bu cümleyi Türkçe konuşan bir insan sarf eder, fakat İngilizce konuşan insan bu cümleyi parçalarına ayırır. Şu şekilde söyler; ‘‘Ben küçük bir çocuktum. Okuldaki arkadaşlarımla sürekli kavga ederdim. Kavgalarımdan dolayı ailem beni mahallemizden daha uzakta olan başka bir okula yazdırdı.’’

Burada da görmüş olduğumuz gibi, sürekli basit cümleler kurup olayları birbirinden ayıran bir dili kullanan insan ile cümleleri birleştirip daha komplike cümleler kuran ve olayları birbirine bağlayan bir insanın düşünme sisteminin aynı olduğunu söyleyemeyiz. Bu benim okuyup anladığından çıkardığım sonuç. Bu vermiş olduğumuz örnek, gramerdeki farklılıklardan dolayı oluşan düşünce sistemi farklılığı idi.

Gramer Yapısının Düşünme Üzerine Etkisi:

Şimdi ise dillerinin gramer yapısına göre düşünen insanların fikirlerini nasıl dile getirdiklerine değinelim. Buna da somut bir örnek verelim. Kuzey Avustralya’nın Cape York bölgesinin en batısında bulunan ‘Aborjin’ kabilesine gidelim. Türkiye’de ve Dünyada yaygın olarak kullanılan yön ve mekân belirten sözcükler, ‘‘sağ, sol, ön, arka’’ bu kabilede ise yön ve mekân sözcükleri, ‘‘kuzey, güney, doğu, batı, kuzeydoğu’’ olarak kullanılıyor. Yani Dünyada ‘‘Bardağı masanın sağına koy.’’ derken, Aborjin dilinde ise ‘‘Bardağı masanın doğusuna koy.’’ demek oluyor. Eğer sürekli olarak yönlerin farkında değilseniz ‘‘Nereye gidiyorsun?’’ sorusuna ‘‘Yukarı’’ diye cevap verirsiniz ve bunun kuzey ya da güney olduğunu anlamazsınız fakat Aborjinler ‘‘kuzey ya da güney’’ olarak cevap verdikleri için onlarla ‘‘merhabanın’’ ilerisine dahi geçemezsiniz çünkü neden bahsettiklerini anlamazsınız.

Sonuç olarak, yön kavramını kuzey ve güney olarak ifade eden bu kabile, dünyadaki diğer insanlara göre yönlerini bulma konusunda daha başarılıdırlar. Örneğin, bu kabileyi ve Türkçe konuşan insanları alışık olmadıkları bir bölgeye koyduğumuzda, kabile halkı yön kavramını kullanarak yollarını bulabilirken, sağ sol kavramını kullanan Türkçe konuşan insanlar yönlerini bulmada daha da zorluk yaşarlar.

Bu ikinci örnekte de görmüş olduğumuz gibi, dilin, düşüncelerimizi nasıl etkilediğini ve düşüncelerimiz tarafından dilin nasıl etkilendiğini dilimiz yettiğince, kalemimiz yazdığınca anlatmaya çalıştık.

Dilin Dini İnançlar Üzerine Etkisi:

Buraya kadar dilin düşüncedeki yerini ve kullanımındaki insan hayatını nasıl etkilediğini anlatmaya çalıştım. İkinci olarak bahsetmekte önem arz eden konu ise dilin, insanların dini ve dini inançları yorumlaması üzerine nasıl bir etkisi vardır? Ama bu soruya gelmeden önce, dinin ne olduğunu açıklamamız ve dil ile din arasında ne gibi etkileşimler olduğuna bakmamız gerekiyor. Burada şunu da belirtmek isterim ki bundan sonra yazacaklarım sadece beni bağlar ve felsefi düşüncemle ilgili olan olgulardır.

Dil, dinin teorik, pratik ve sosyolojik hatta psikolojik boyutlarında önemli rol oynar. Dil ile din arasında karşılıklı bir ilişki olduğu aşikardır. Dinin anlaşılmasının en önemli taşı olan dil, insanlar tarafından şekillenir ve dini anlatım ile birleştirilir. Bu birleşmede ise dil, içinde doğduğu kültürü, hem inanç, ibadet ve din esasları ile hem de bu esaslara bağlı olarak ortaya çıkan hayat tarzı ile zenginleştirir, şekillendirir ve birleştirir.

İbadetlerde mutlaka birtakım ortak dilsel pratikler eşlik eder ve aynı inancı paylaşan insan gruplarında dini etkileşim dil ile geçerlidir. Bu ortak dinsel pratikler din hakkında farklı düşünen insanları dil ile ortak bir düşünme mekanizmasının içine doğru hareket ettirmek için kullanılır. Yani, yukarıda da belirttiğimiz gibi, dinin tanımının tam olarak yapılamaması ama her insan için kutsal bir tanımı olan dinin dil ile yapılan ortak ritüeller sayesinde birleştirici gücünün arttığını söyleyebiliriz.

Toplu İbadetler:

Örneğin toplu olarak yapılan ibadetler. Ama biz yine de dil ve din arasındaki birleştirici rolü biraz daha açalım derim. Din ve dil bazı ülkelerde birlik ve beraberliğin toplumsal bağlacı rolünü üstlenmekte bazı ülkelerde ise ayrılıkçı ve bölücü hareketleri tetiklemektedir! Dini yaşayan ve dili kullanan insanın çeşitlilik gösterdiği bazı ülkelerde ön yargı ve düşünce farklılığından doğacak çatışmaları önlemek amacıyla farklı din mensubu insanlara yönelik farklı yasalar çıkartılmakta ve uygulanmaktadır. Bu konuya verilecek en güzel örneklerden biri Hindistan olsa gerek.

Hindistan Örneği:

Nüfusunun %80’inin Hindu, %14’ünün Müslüman, %3’ünün Hristiyan olduğu Hindistan’da bu dinleri yaşayan insanlar arasında çatışma çıkmaması için insanların bazı konularda kendilerine göre farklı yasaların, örflerin ve adetlerin uygulandığı görülmektedir. Öyle ki insan ve din çeşitliliği bu kadar fazla olan ülkede, resmi dil olarak sadece İngilizce ve Hintçe varken yerel bölgelerde konuşulan 200’den fazla dil olduğu bilinmektedir. Ama bu kadar çeşitlilikte konuşulan dil ve bu kadar fazla yaşanılan dinin olmasında tarihin ve coğrafyanın etkisi dışında dilin de etkisi olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Lakin yine de bir yandan ayrıştırıcı rolü görünen dilin bir yandan da daha güçlü bir şekilde örf, adet ve kurallar sayesinde içinde doğduğu kültürü ve insanların bakış açısını etkileyerek ortak bir alanda insanları buluşturduğu ve birleştirdiği gerçeğini değiştirmez. Yani insanların yaşadıkları coğrafyaları ve birçok görüşü farklı olsa bile dillerin yorumlamasına etkisinde bulunduğu kültür, gelenek ve dinleri anlayışları yine dil sayesinde ortak bir payda da buluşturduğunu gördük. Hindistan örneğinde dilin din üzerinde ayrıştırıcı rolünden daha çok dilin dini anlayışımızı kültürümüzü, örf ve adetlerimizi nasıl etkilediğini ve bu etkilenişten bir ayrışmadan ziyade bir birleştirici bir güç olduğunu anlatmak istedim.

Sonuç;

Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, kaynak yayınları inceledim ve sadece bugüne kadar edindiğim bilgilerin ışığında kendi yorumumla bir şeyler karalamaya çalıştım. Türk dilinin bir anlatım ve olguları izah ederken ne kadar zengin bir gramere sahip olduğuna bir kez daha şahit oldum. Her zaman söylediğim bir sözü yine söylemek isterim "Türk dili Türkün yaşayan efsanesidir." Onunla yazabiliyor onunla okuyabiliyor ve konuşabiliyoruz.

Bu yazıda, dilin insanların düşünceleri üzerinde farklılıklar oluştururken, düşüncelerde dili kullanış biçimimize bağlı olarak farklılıklar nasıl meydana getirdiğini aklımız yettiğince anlatmaya çalıştık, lakin din üzerinde insanlar tarafından dinin tam olarak tanımlanamamasından dolayı, dil burada birçok etkeni kullanarak hem bir tanımlayıcı hem de birleştirici rolünde olduğunu açıklamaya gayret ettik.

Son sözlerimizde söyleyerek yazımızı bitirelim: "İnsan dil ile düşünür, din ile yaşar. Dilin gelişmesi düşünceyi, dinin dosdoğru yaşanması da hayatı iyi ve güzel yaşanır hâle getirir. Düşüncenin gelişmesi dile bağlıdır. Dinin kurallarına göre hareket etmek de güzel ahlâkın güzelleşmesini sağlar.

Saygı dolu sevgiyle kalın diyorum.

Kaynakça

Daniel, Cacasanto. ‘‘How deep are effect of language on thought?’’. Proceeding of the 26th Annuel Conference of the Cognitive Science Society, (2004), 575-80

Boroditsky, Lera. ‘‘How does our language shape the way we think?’’. Edge Journal, (2009). S 32-44

Yolcu, Mehmet: “Dil: İşlevi, Çeşitleri ve Alanları Bağlamında Kavramsal Bir İnceleme”, Din bilimleri Akademik Araştırma Dergisi II. 4, 2002. ss.67-96.

Mengüşoğlu, T: “Dilin insan için önemi”, Ders Belgeliği Sayı 1, Nisan 1998,

Aliy, Mustafa, “Wittgenstein Felsefesinde Din Dili ve Dinî İman [Bir Rekonstruksiyon Denemesi], Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cv, sayı 1, Adana 2008

Kanter, Ö. (2019). Hasan Hanefî. İslâm Kültüründe İnsan ve Tarih. İstanbul: Ay ışığı kitapları Yayınları, 2000. Tasavvur / Tekirdağ İlahiyat Dergisi, 5 (1), 515-526

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 24.03.2022
  • Süre : 6 dk
  • 4292 kez okundu

Google Ads