Site İçi Arama

dinfelsefe

Fas Gezi Notu 3: Fas Marakeş’de Bir Şehir; Fes:

Burası da Unesco Dünya Kültür Mirası içinde. Kütüphanesi bir nevi dünyanın hafızası niteliğinde. Alanım açısından söyleyecek olursam, İbni Tufeyl'in yedi bin yedi yüz beyitten oluşan "Urcuze fi't-tıb" adlı eserin tek nüshası burada. Fes'te yaşadığı ve eğitim aldığı süre içerisinde Karaviyyin Kütüphanesinin müdavimlerinden İbn Haldun'un "Mukaddime" adlı eserinin "en doğru" el yazmalarından biri, yine bu kütüphanede muhafaza ediliyormuş.

Araplar, mağrip, Batılılar Marakeş’ten bozma Morocco, biz de işte bu şehirden dolayı Fas demişiz, bunları ilk yazıda belirtmiştim hatırlarasınız. Batı dillerinde Marrakesh veya Marrakech, Berberi dilinde mur(n)kush Tanrı’ın ülkesi anlamında. Arapça مراكش Murrākush. Buranın rengi de kızıl, hatırlarsanız her şehrin bir rengi var buralarda.

Artık Türklerin alanına geldik dedim arkadaşlara. Çünkü Cezayir beylerbeyi 300 yüzyıla yakın Osmanlıya bağlı kaldı ve burasıyla da ilgilenmişiz. Vattasi ve Saadi hanedanların çatışma süreçleri Cezayir beylerbeyi Salih Paşa'nın devreye girmesiyle Cezayir, Tunus ve Libya'nın yanı sıra burada olduk. Geleneksel bir büyük evi otele çevirmişler, Mardin, Kudüs ve Sanaa sokakları gibi, dar dehlizlerden kalacağımıza yere geldik. Buraların sokakları dar; çünkü sıcaktan korunmak için sanırım, ama evler geniş ve avlulu.

Sabah ilk olarak el-Attarine Medresesine gittik yürüyerek, harika bir çarşı içinde. Diğer şehirlerde sivil görevlilerin çokluğu, güvenliği sağlıyormuş ama burası tam bir labirent, onun için Malik bey, yerel rehberin yanı sıra bir genci de getirdi, o kafileyi koruyup kolladı bütün gün, az biraz da Türkçe biliyor, biraz İstanbul’da durmuş. 

Attarin Medresesi/Üniversitesi

Attarin medresesi, adı üstünde güzel kokular çarşısında. 20 dirhem yani 40 tl giriş. Mükemmel bir yapı, Berberi hanedanı olan Merini Meliki II. Ebu Said Osman tarafından 1323- 1325 yıllarında yaptırılmış, iki katlı oldukça süslü bir yapı. Medreseye oyulmuş bronz parçalarla kaplı büyük bir ahşap kapıdan girdik. 

Giriş kapısı dikdörtgen formlarla oluşturulmuş süslemeli ve kare şeklinde tezyin edilmiş Merini hanedanının işlemeciliğinin örnekleriyle dolu harika bir avluya açılıyor. Avlunun çevresinde öğrencilerin konaklayacağı odalar yer alıyor.İç tasarımda doğu ve batı cepheler birbiriyle aynı gibi. Sarı ve beyaz mermerler el yazısı ve kufi yazılarla süslenmiştir. İçeri girdiğimizde güney tarafında bir cumba ile birbirinden ayrılan iki bölümlü küçük mescit görülmekte, sanırım derslerde burada yapılmaktaymış.  İkinci katında öğrenci odaları var. Oraya çıkıp, avluya pencerelerinden bakmak, ayrı bir keyf. 

Dünyanın İlk Üniversitelerinden ve Kültür Hafızalarından Karaviyyin Medresesi

Attarin’den sonra hemen yakındaki Karaviyyin camisine gittik. Malumunuz burası dünyanın en eski üniversitelerinden birisi idi, şimdi sadece camii. Ülke bağımsızlığını kazandıktan sonra Marakeş, Tatuvan ve Agadir şehirlerinde şubeler açarak üniversite ülkeye yayılmış durumda imiş. 

 

Fatimi Hükümdarlığı zamanında, İdrisilerin yönetimde bulunan Tunus’un Kayrevan kentinden Fes’e göç eden Fakih Ebu Abdullah Muhammed Bin Abdullah el-Fihri'nin kızı Fatıma tarafından 859/245 yılında yaptırılmış. Sünni bir eğitim kurumu olması, Fatimilerin Şii öğretisinden uzaklaşmak istemesi çerçevesinde değerlendirmek mümkün. Nitekim kısa bir süre sonra el-Ezher ve ez-Zeytuniyye üniversitelerine benzer bir gelişme göstermiş. Bölge Fatimilerin egemenliğine girince hutbeler onlar adına verilmiş. 

Aslında bu caminin Cuma hutbeleri açısından bölge siyasal tarihi okunabilir. Emeviler ele geçirince minber konularak hutbe onlar adına okutulmuş. Murabıt Emiri Yûsuf b. Tâşfîn ele geçirdiğinde ise buranın avlusunda tam bir katliam gerçekleştirmiş. (462/1070) Aynı lider camide önemli düzenlemeler yaptırmış Merînî Hanedanı ele geçirince (648/1250) Karaviyyîn Camii’nin minberi hükümet tebliğlerinin de okunduğu bir mekân olmaya devam etmiş. Bize göre sömürge, Faslılara göre himaye idaresi döneminde Selefî düşünce ile milliyetçiliğin bağdaştırılması çabası da burası eksenli yapılmış.  

Burası da Unesco Dünya Kültür Mirası içinde. Kütüphanesi bir nevi dünyanın hafızası niteliğinde. Alanım açısından söyleyecek olursam, İbni Tufeyl'in yedi bin yedi yüz beyitten oluşan "Urcuze fi't-tıb" adlı eserin tek nüshası burada. Fes'te yaşadığı ve eğitim aldığı süre içerisinde Karaviyyin Kütüphanesinin müdavimlerinden İbn Haldun'un "Mukaddime" adlı eserinin "en doğru" el yazmalarından biri, yine bu kütüphanede muhafaza ediliyormuş. 

Öğle namaz vaktine kadar çarşıyı gezdik. Avlunun doğu ve batı yönünde kemerlerin üstüne oturtulduğu çok sayıda sütun ile taşınan, yeşil renkli kiremit ile örtülü çatıları bulunan iki şadırvandan sağdakinde abdest alıp, cemaate yetiştik. Sadece farzlar camide kılınıyor, imam selam verdikten sonra burada bizde olduğu gibi sesli dualar okunuyor. Tabiki tesbih çekmek yok. 

Bin Yıldır Geleneksel Yöntemle Çalışan Tabakhane

Ardından deri işleme yerine dabbağ yani tabakhaneye geçtik, bin yıldır aynı usul kullanıyormuş, geniş bir mağazanın daracık bir girişinde koku bastırsın diye nane veriliyor. https://www.youtube.com/watch?v=e3lemE8538c&ab_channel=MevlutUyanik

Orada balkon gibi bir yerde aşağı tabaklanan deri aşamalarını anlatıyor rehber, ben biraz durup aşağı indim ve başlangıçta bahsettiğim esnaf ile sohbet ettim. Burada epey duruldu, çünkü deri işleri bir dirhem iki Türk lirası etmesine rağmen hala çok ucuz. El sanatlar harika, ipek dokuma dükkânı biraz pahalıya patladı, orayı hızlı geçeyim    İskilip dolması yapılan kazanların kardeşlerini burada görünce az biraz sevindim mi ne, herkes ekmek derdinde, sanki Çorum’daki bakırcılar çarşısındayım gibi hissettim. 

Burada sıkılmazsanız Türk tarihi açısından Fes niçin önemli onun üzerinde biraz durayım, müsaade ederseniz. Hatırlarsanız ilk bölümde Fes’de tabakhane girişinde ufak bir dükkanda kemer satan bir esnaf ile konuştuğumu söylemiştim. Fas tarihi hakkında bir discur çekmişti, hiç de esnafa benzemiyor, çünkü kemer satmakla hiç uğraşmadı, garibime gitti doğrusu: 

Bunları biraz önce de söylediniz tarihsel temel ne, diye ısrar ettim. Buralar Emeviler döneminde ele geçirilmiş, İdrisiler (789-974) ilk Arap Hanedanı. İdrîs b. Abdullah (I. İdrîs), 786’da Mekke yakınlarında Hz. Hüseyin taraftarları ile Abbâsîler arasında meydana gelen Fah Savaşı’ndan sonra Arap yarımadasını terketmiş ve 788’de Fas bölgesindeki Velîlâ kasabasına yerleşmiş. Berberîlerle iyi geçinen kısa süre içinde Hz. Ali sülalesinden gelmesi ve bilgisi nedeniyle genel kabul görmüş. 

 Vattasiler (bunların talebi üzerine Osmanlı Türkleri Cezayir Beylerbeyliği üzerinden Fes şehrini ele geçiriyor )  Burada ayrıca Murabıtlar, Muvahhidiler, Merini Sultanlığı da hüküm sürdü. Mevcut melik anne tarafından el-Alevi hanedanına (sülaletü’l-aleviyyin el-filaliyyin) mensup olduğu 1666 yılından beri de yönetimde olduklarını söyledi. Tarihsel olarak filali/aleviyyun ailesi 13 yüzyılda tam olarak 1265 yılında Hasan b. Kasım. Muhammed (Hasan ed-Dahil diye bilinirmiş) Hz. Ali soyundan geldiğini söylemiş ve  Fas’a gelip Atlat dağlarına yakın Tafilalt vahasına yerleşmişler. 

Burası önemli çünkü dönemin en önemli sömürge gücü olan Portekizlilerle Osmanlı yaklaşık iki yüzyıl dünyanın her yerinde çatışmayı tetikleyen Fes şehri çatışmaları ile başlıyor. Şanlı tarih sendromuna tutuldu demezseniz, “Her yerinde” ifadesi abartılı değil, Kuzey Afrika, Atlas Okyanusu üzerinde Kızıldeniz Basra Körfezinden taa Endenozyaya kadar ki alanı düşünün lütfen. 

Fes’de bin yıldır klasik yöntemlerle deri işlemeciliğinin ilk aşaması olan dabbağhane yani tabakhane ve alışveriş merkezini gezerken arkadaşlar, ben hemen yakınındaki kemer dükkânında Yusuf Beyle bunları konuşuyordum. Onun sizi durdurduk dediği bölge, 20 yıl Osmanlı Himayesinde kalmış, Cezayir Beylerbeyliğine bağlı olarak. İlk önce 1553 yılında himaye altına alınmış, Vattasi meliki Ebu Hasan’ın yardım isteği üzerine, ama bu kısa süreli olmuş; Saadi Hanedanı tekrar Fes şehrini ele geçirmiş. 

İşte tam burada Portekizliler için de tarihsel olarak dönüm noktası olan ve egemenliklerini İspanyollara kaptırdıkları olaylar zinciri gerçekleşiyor. Saadi Hanedanından Abdülmelik, Fes Meliki Mütevekkili devirmek için Osmanlıdan yardım istiyor, bizim Tunus seferimize fiilen katılıyor (1574) Biz de ona yardım ediyoruz  ve Fes (Marakeş) Meliki yapıyoruz. Dediğim gibi bu bölgelere Batılıların Morocco bunun bozulmuş şekli, bizim de bölgeye Fas dememizin tarihsel temeli bu, bizden başka da böyle dillendiren yok işin doğrusu. 

Bölge Tarihinin Dönüm Noktası: Üç Melik Savaşı

Portekiz ve İspanyollar ne alaka mı dediğiniz yazayım kısaca. Yenilen Mütevvekil, Portekiz kralından yardım istiyor, iktidarı yeniden ele geçirmek için. Vadi’s-seyl ve/ya Vadiü’l-mehazın denilen savaşta bir yanda Osmanlının desteklediği, diğer yanda Portekiz’in desteklediği melik çarpışıyor, sonuç, tabi ki Osmanlının tarafı kazanıyor. Ama bölge tarihinde dönem noktası, üç melik de bu savaşta ölüyor, daha doğrusu Portekiz kralı ve desteklediği Melik savaşta, Osmanlı destekliği Melik de hastalanarak ölüyor. Yerine Osmanlı ile iyi ilişkiler kuran ve ileriki bölümlerde tekrar bahsedeceğim Ahmed el Mansur ez-Zehebi geçiyor.  

İspanya bu olaydan sonra artık Portekiz’in hükümranlık alanlarını ele geçirmeye başlıyor. Kabrini ziyaret için gittiğimizde rehbere sordum niye zehebi deniliyor diye, zengin dedi, ama üç melik savaşında ele geçirilen Portekiz askerlerin takasından aldığı altınlardan dolayı denildiğini tabiki söylemedi, ben de aynı şekilde bir şey demedim

Sonra meşhur babı bucelud yani mavi karolarıyla meşhur kapısını gördük, bu da Unesco dünya kültür listesinde. Cild (deri) teriminin çoğulu sanırım. Hemen bir meydan var önünde, burada da hikaye anlatıcılarının, Meknes de gördüğümüz yılan oynatıcı ve diğer gösteri sanatların yapıldığı meydanmış. 

Ve Fes şehrinin kurucusu İdrisi hanedanın 2. melikinin mezarının bulunduğu camii gezdik. Ahşap kemerli ve harika işlemeler var, tabi ki bir de avlu. Molay İdris diyorlar ben de yahu bu Molla değil mi, hayır Molay diyeceksiniz dediler, bir de Moulay diye yazmazlar mı, ne deyim bilemedim. Tabi bu kısa sohbetin bedeli hediye oldu, işin doğrusu vermemeye çalıştım ama içerdeki görevli kapıya kadar eşlik etti ve bahşiş istedi, kapının yanında kutu vardı oraya atayım dedim 20 dirhemi, elimden aldı ve cebine attı. 

https://www.youtube.com/watch?v=0pNVLsypKq8&ab_channel=MevlutUyanik

2.HASAN CAMİİ KASABLANCA

Prof. Dr. Mevlüt UYANIK
Prof. Dr. Mevlüt UYANIK
Tüm Makaleler

  • 19.03.2023
  • Süre : 8 dk
  • 1203 kez okundu

Google Ads