Site İçi Arama

dinfelsefe

Filler Ve Kediler

Cibilliyet kelimesi Arapça kökenli bir kelime olarak bilinmektedir. Cibilliyet kelimesi, yaratılıştan gelen huy ve karakter manalarında TDK kayıtlarında kullanılmaktadır. Genel olarak halk arasında "cibilliyetsiz" şeklindeki kullanımı ile bilinmekte olan bu kelime, yaratılışı kötü manasına gelmektedir.

Cibilliyeti olmayanın eğitimine aldanmayın.

Hep sihirli kelimelerden bahsettik, şimdi de hiç-bir özelliği olmayan söyleyenin ağzına yakışmayan, kastedilen kişiyi irrite (küçük düşürücü) edici özelliğinden başka hiç-bir özelliği olmayan bu iğrenç kelimeyi size anlatacağım! Önce ona anlam yükleyen dil bilimcilerin ve TDK kayıtlarındaki anlamına bir bakalım.

Cibilliyet kelimesi Arapça kökenli bir kelime olarak bilinmektedir. Cibilliyet kelimesi, yaratılıştan gelen huy ve karakter manalarında TDK kayıtlarında kullanılmaktadır. Genel olarak halk arasında "cibilliyetsiz" şeklindeki kullanımı ile bilinmekte olan bu kelime, yaratılışı kötü manasına gelmektedir. Her zaman söylediğim ve yazıp sizlerle paylaştığım yazılarımda bazen bir konuyu daha iyi anlatmak için bir sinema filmi, bazen şiir, bazen bir şarkının sözlerinden, bazen de hayvanlar aleminden örnekler vererek anlatmak istediğimi anlatmaya çalıştım. Bugün de bu çok kullanılan ve benim nezdim de hiç-bir kıymeti harbiyesi olmayan bu kifayetsiz çirkin kelimeyi sizlere anlatacağım. O zaman Cibilliyeti takdimimdir:

Her biri 5-6 ton gelen fillerin insanların elinde nasıl terbiye edildiğini ve sirklerde nasıl her istenileni yerine getirildiğini hiç düşündünüz mü? Hakikaten çok ilginç değil mi? Nasıl oluyor da küçük bir çocuk gibi istediğinizi yaptırabiliyorsunuz. Sirklere gidenler bilir, kocaman bir fil, ateş yanan bir çemberin içinden geçer ya da tahterevalli de sallanır. Tabii çocuklara ilginç geliyor ve çok beğenip alkışlıyorlar, buraya kadar güzel de bundan öncesi nasıl oluyor diye düşünmeden geçemedim ve filler dünyasında yolculuk yapmaya başladım. Çok kitap okumanın ve araştırma yapmamın bunda çok faydasını gördüğümü de belirtmeden geçemeyeceğim. O zaman biz konumuza geri dönelim ve kaldığımız yerden devam edelim anlatmaya.

Bir zamanlar öncelikle insanlar filleri, bu devasa hayvanları nasıl eğitiyor diye bir araştırma yaptığımda gördüm ki durum öyle bizim gösterilerde seyrettiğimiz gibi mutlu gelişmiyor imiş. Hikâye şu; öncelikle hayvan avcıları ormanın ortasına genişçe derin bir alan kazıyor ve ardından üstünü ot ve benzeri yeşillikle örtüyorlar.

Filler bilindiği üzere aile halinde yaşarlar ve içlerinden yaramazlık yapıp biraz önden ya da arkadan yürüyen yavru ve yeni doğmuş fillerden herhangi biri, otların üstü örtülü olduğu yeşilliği yiyecek zannederek oraya doğru yöneliyor ve ne olduğunu anlamadan birden çukura yuvarlanıyor. İnsanların kendilerine kurduğu tuzakların farkına varmadan öyle bir tuzak hazırlanıyordu ve diğer filler asla yardım edemiyor ve çaresizce diğer yavrular da o tuzağa düşmesin diye hemen uzaklaşarak yavruyu kendi kaderine terk etmek zorunda kalıyorlarmış.

Bu esnada bütün bu olayların bitmesini bekleyen insan evladı hayvan bakıcıları ise saklanmış oldukları ağacın ardından yüzleri siyah örtü ile vücutları simsiyah giysilerle örtülmüş ve tanınmayacak bir şekilde ellerinde özelikle bu iş için yapılmış uzun ve acıtan iğneli sopalarla kazdıkları çukurdan çıkmak için debelenen zavallı hayvana sürekli vurarak her tarafını acıtıyor ve kan revan içerisinde halsiz bir halde bırakana kadar dövüyorlar, bitkin ve savunmasız bir duruma geldiği zaman hayvanı bırakıp hemen tekrar ağacın arkasına geçerek bu sefer de yüzündeki peçeleri ve siyah örtülerini çıkarıp ellerinde hayvanı çukurdan kurtaracak merdiven ve benzeri aletlerle önce fil yavrusunu bulundukları çukurdan kurtararak, oracıkta yaralarını pansuman yaparak, ellerindeki tepside sundukları meyve ve çeşitli yiyeceklerle hayvanın sevgisini kazanıyorlarmış.

Acı ama gerçek bu işte. Böylelikle yavru filin güvenini kazanınca bunların iyi insanlar olduğunu zanneden fili şefkat ve merhametle kucaklayıp ardından yanlarındaki bu amaç için tasarlanmış araca koyarak istedikleri yere götürüyorlar.

İnsanoğlunun iki yüzü hiç yabancı gelmedi değil mi? Bizim de çevremizde böyle insanlar var mıdır acaba? Önce bir yüzüyle acımasız, merhametsiz ve çaresiz bırakılıp sonra elimizden tutuyormuş gibi yapıp düştüğümüz kuyudan çıkarılmak ilginç ve tanıdık öyle değil mi? İnsanoğlunun görünen yüzü ve göremediğimiz gerçek yüzü. İşin üzüntü ve acı verici tarafı ise bu durum hala sürmekte ve bizler hala bu durumun nasıl olduğunu bilmeden gülebiliyor ve seyredince alkışlayabiliyoruz. Garip değil mi? Evet, garip ama durum bu, günümüzde insan olmakla iyi bir insan evladı olmanın farklılığını ayırt edemediğimiz müddetçe her zaman bizi avlayan ve sonra istediğini yaptıran avcılar olacaktır.

İşte gelelim benim bu yazıyı yazmama sebep olan o iğrenç kelimeyi tekrar anlatmaya. Burada eğitim mi cibilliyet mi sorusu ortaya çıkıyor. Efendim kimisi tabii ki eğitim derken, kimisi de cibilliyet diye savunuyor. Ne yapayım bunu da yine bir örnekle size anlatayım, bu sefer baş rolde filler değil, kediler var.

Bir türlü bunlardan hangisinin doğru olduğunu bilmeyen ve içinden bir türlü çıkamayan padişah vezirlerini toplar ve sorar. "vezirlerim insan için eğitim mi önemlidir, cibilliyet mi" diye. Herkes eğitim diye cevap verir. Öyleyse bunu bana ispatlayın der. Efendim nasıl olmasını istersiniz diye sorar vezirler. Padişahta çok sevdiği kedisini göstererek bunu eğitin, 6 ay sonra bana sofra da eşlik edebilecek hale getirin size inanayım der ve büyük bir servet teklif eder.

Vezir hemen şehrin önemli hayvan terbiyecisini getirir ve başlar kediyi eğitmeye. Sürenin bitmesine az bir zaman kala kedi istenilen kıvama gelmiş, padişaha eşlik edebilecek şekilde eğitilmişken padişah haksızlık olmasın diye bir kez daha tellal çıkartarak sorar ve derki, "cibilliyet mi önemlidir, eğitim mi?" Herkes eğitim derken, çarşıdaki insanlardan biri cibilliyet diye cevap verir. Bu zatı alıp padişahın huzuruna getirirler, padişah sorar sen neden böyle söyledin, eğitime inanmıyor musun diye sorar? Padişahım eğitim çok önemlidir lakin cibilliyetsiz mahlukatın eğitimi biçaredir. Asıl olan cibilliyetli olmaktır, eğitim ise sonra gelir deyince vezirler adama kızar. Padişahım bizim eğittiğimiz kediyi bir görsün sonra kararını değiştirir diye telkinde bulunurlar. Padişaha bu teklif çok olumlu gelir ve beklenen o gün gelir.

Kedi padişahın huzurunda bütün hünerlerini sergiliyor ve yemek sofrasında hizmet veriyor, her türlü hazırlığa yardım ediyormuş. Bir kuş sütü eksik, tam da o sırada cibilliyet eğitimden önemlidir diyen zat cebinden çıkardığı iri bir fareyi sofranın yan tarafına fırlatınca, fareyi gören kedi yerinden hızla fırlayarak fareyi yakalayıp parçalamaya başlayınca padişah olayın önemini anlıyor ve şu sözü söylüyor:

“Cibilliyeti olmayanın eğitimine aldanmayın!”

Sevgili okurlar, tıpkı fili tuzağa düşürenle kediyi tuzağa düşüren insanlar gibi olan insanları değil, bizleri tuzağa düşürmeyen cibilliyetli insanlarla birlikte olmak ve onların bizlere ne vaat ettiğini iyi anlamalıyız. Bu her alanda böyle ve bizleri idare eden insanların ve toplum içerisinde var olan bizlere dost gibi davranıp aslında çukura düşürmek isteyerek bizi hırpalayan ve sürekli yalan söyleyip sonra hiçbir şey olmamış gibi davranan cibilliyetsiz insanlardan uzak durmamız dileklerimle.

Ne demişler; bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.

Saygı dolu sevgiyle kalın diyorum...

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 02.09.2022
  • Süre : 4 dk
  • 1319 kez okundu

Google Ads