Site İçi Arama

dinfelsefe

Hayaller ve Gerçekler Felsefesi

Bir başkası gibi davranıp bir başkası gibi yasamaya başladığımızda, kendimizle birlikte hayallerimizi de terk ediyoruz aslında. Kendimiz gibi olmaktan vazgeçtiğimiz anda hayallerimizden de vazgeçiyoruz ve bunun bedelini mutsuzlukla ödüyoruz.

Hayallerle gerçeklerin karmaşık bir hal alması durumunda, insan işin işinden çıkamaz bir duruma gelir. Bu duruma psikoloji biliminde şizofrenik vaka deniyor. Demem odur ki, hayallerinizin peşinde koşun ama hiçbir zaman tutku haline getirmeyin! Bu satırları siz değerli okuyucularım için kendi meşrebimde felsefe kokan bir yazı formatında en yalın bir şekil de anlatmak istedim. Çünkü, her şey hayallerle başlar bu hayatta! Biz ne kadar kendimiz olabiliyorsak hayallerimiz de ancak o kadar gerçek olabiliyor. İnsan kendisi olabilir mi? Bu soru, insanlığı en çok meşgul etmiş̧ sorulardan biri. İnsanın kendisi olup olamayacağının kesin bir yanıtı, tek bir formülü ya da reçetesi yok ki! Hatta belki de hiçbir formülü ve reçetesi yok. Zaten bu soru tam da bu yüzden bu kadar değerli. Büyük ihtimalle, insan hiçbir zaman tam anlamıyla kendisi olamaz.

Tamamen kendisi gibi olduğunu sandığında bile, illaki kendinden önce konmuş̧ birtakım kuralların, kendinden önce oluşturulmuş̧ sosyal formların, kendi isteği dışında maruz kaldığı psikolojik travmaların, kendisini önce oluşturup sonra da sıkı sıkıya kuşatan çevrenin, inançlarla geleneklerin, içine doğmuş̧ olduğu öğretilerin, ülkesinde sürüp giden siyasetin, ideolojilerin ya da görmüş̧ olduğu eğitimin etkisi altındadır. Bunların etkisinden yüzde yüz sıyrılmak mümkün olmadığı gibi, insan biraz da bu etkiler sayesinde var ediyor kendini. Kendisini kuşatan bu etkilerin ya da değerlerin yokluğu durumunda yaşanabilecek kitlesel ve kişisel yıkımlardan biraz da bunlar sayesinde korunuyor. Biz burada, “İnsan kendisi olabilir mi?” sorusunun felsefe, sosyoloji ya da psikolojiyle açıklanabilecek yanlarını, kendimize istersek daha sonra sormak üzere, bir yana bırakalım. Fakat insanın kendisi olabilmesi meselesinin hayallerle olan ilişkisini de atlamayalım. Çünkü biz ne kadar kendimiz olabiliyorsak, hayallerimiz de ancak o kadar gerçek olabiliyorlar. Bir başkası gibi davranıp bir başkası gibi yasamaya başladığımızda, kendimizle birlikte hayallerimizi de terk ediyoruz aslında. Kendimiz gibi olmaktan vazgeçtiğimiz anda hayallerimizden de vazgeçiyoruz ve bunun bedelini mutsuzlukla ödüyoruz. Kendimiz olamayıp hayallerimize sırtımızı döndüğümüz için acı çekiyoruz. Fakat tabii, insan bunca sosyal ve psikolojik belirleyicinin arasında, gerçekte kim olduğunu artık unutmuş̧ da olabiliyor. Kendini dönüp nerede aramaya başlaması gerektiğini bulamayabiliyor. İlk hatayı nerede yaptım da kendim olmaktan vazgeçtim, diye sorabiliyor. Ya da en büyük yanlışını aramaya meylediyor. Yani kısaca, kendini suçluyor. Bu da kendini sevmemeye doğru giden yıkıcı yolun başlangıcı oluyor. Bütün bunlara hiç gerek yok oysa. Tek bir şeye ihtiyacınız var: Hayallerinizi hatırlamaya. Çünkü hayallerinizi hatırlamanız, gerçekte kim olduğunuzu hatırlamanızı da sağlıyor.

Örneğin, balerin, sarkıcı, çiftçi, doktor, yazar, modacı, memur, öğretmen, ressam ya da denizci olmak mıydı hayaliniz? Gerçek, bitimsiz bir aşk mı yaşamaktı? Sevip sevilmek miydi? Muhteşem yemekler mi yapmaktı? Evlenip aile kurmak mıydı? Özgürce dünyayı dolaşmak mıydı? Hayatınızı hayvan haklarına adamak mıydı? İnsanlığa hizmet edecek projeler mi yaratmaktı? Zengin olmak mıydı? Huzurlu yaşamak mıydı? Kendinizi tanımaya başladığınızda hayal ettikleriniz nelerdi? Kendiniz için nasıl bir gelecek hayali kurmuştunuz? Bu dünyadaki ilk hayallerinizi hatırladığınızda, önce kim olduğunuzu, sonra da kendinizden ne zaman ve nasıl vazgeçtiğinizi hatırlarsınız. Bunu hatırladığınız anda da, aslında kendinize kavuşmaya başlarsınız. Bu tek başına bile iyi olmak için yeterlidir. Evet, elli yaşınızda aslında balerin olmak istediğinizi hatırlamak sizi balerin olma hayalinize kavuşturmaz. Ya da bir sürü meslek, bir sürü proje için zaman kaçırılmış olabilir. Fakat insanın kendisi olmasının ve biz kendimiz oldukça yeşerip gerçekleşecek hayallerimizin yaşı ve sınırı yoktur. Mutluluğa ya da huzura kavuşmanın yaşı ve sınırı yoktur mesela. Yaratıcılığın yaşı ve sınırı yoktur. Sevip sevilmenin, insanlığa hizmet etmenin, hayatı kendimiz ve başkaları için anlamlandırmanın sonsuz sayıda biçimi ve çeşidi vardır.

Aslolan, kendisi olamayan insanın kendine ait bir hayalinin de olamamasıdır. Kendisi olmaya çabalayan insanınsa hayallerinin de gerçek olmasıdır. Tek bir hayal yoktur. Hiç kimsenin hakkı ya da hayatı tek bir hayalle sınırlı değildir. Tam tersine, hayaller sonsuzdur. Ama bu sonsuzluk kapısının anahtarı, kendimiz olmakta saklıdır. Hayallerin gerçek olduğu o kapıdan bir başkası olarak giremeyiz. Bir başkası gibi davranıp, bize ait olmayan hayallerin gerçekleşmesini bekleyemeyiz.

Eğer kim olduğumuzu hatırlar, kendimiz olmakta ısrar edip kendimizi yaşamaya başlarsak, bizi yasatacak ve mutlu edecek yepyeni hayallere kavuşuruz.

Ve o yeni hayaller, hiçbir yaş sınırı ya da koşul tanımadan, artık gerçekleştirilebilir hayaller olurlar.

Üstelik ne kadar büyüklerse ne kadar sınırsızlarsa ne kadar çılgınca ve inanılmazlarsa, o kadar gerçek olurlar. Çünkü hayaller biz kendimiz oldukça büyürler ve ancak o zaman gerçeğe dönüşürler.

Saygı dolu sevgiyle kalın.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 18.01.2023
  • Süre : 4 dk
  • 1657 kez okundu

Google Ads