logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
dinfelsefe

Hayat Üzerine Düşündüren Düşünceler

Düşeceğimiz en büyük hata bunları yerli yersiz biribirlerinin yerine ikame etmektir. Bu ikame etmeninde en yaygın görüneni geleneklerin inanç mefhumuyla karıştırılmasıdır. Ayrışmayı doğru yapamadığımız durumlar bizi önyargılı yapar ve taasuba sürükleyebilir.

Bu yazıda bir söyleşi programından (“Hayat ve Düşünce”)1 izleyici olarak edindiğim ufuk açıcı bazı konuları kendi düşüncelerimle harmanlayarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Konuklar arasındaki konuşma “Hayatta yol yürüyücü olmak lazım. Heves ve merak farklı şeylerdir. Heves geçicidir, merak ise taleptir.” diye başlıyor. Bu bağlamda çok yakından bildiğimiz bazı kavramların günümüze uyarlanarak yeniden tanımlanmaları tartışılıyor. Sabır, tahammül, cömertlik, ziyafet, inanç ve gelenek kavramları söyleşi çerçevesinde irdelenen bazı konu başlıkları olarak seyirciyle buluşuyor.

Hayatın etmenleri

Hayatımıza yön veren etmenlerin doğru seçimi, talep edilene ulaşmada makbul olandır. Bu etmenler gelenekler, töre, inanç, teknoloji, coğrafya, doğa, aile ve içinde bulunduğumuz toplum olabilir. Bunların her birinin kendi başına ayrı ayrı önemi olduğu muhakkaktır. Düşeceğimiz en büyük hata bunları yerli yersiz biribirlerinin yerine ikame etmektir. Bu ikame etmeninde en yaygın görüneni geleneklerin inanç mefhumuyla karıştırılmasıdır. Ayrışmayı doğru yapamadığımız durumlar bizi önyargılı yapar ve taasuba sürükleyebilir.

Sabır

Başımıza gelen bir musibet veya sıkıntıda çevremizden “sabır etme” tavsiyeleri alırız. Sabır et demek o acımızı dindirmez bilakis daha derin izler bırakabilir. O vakit sabır kavramı nedir?

Her şeyden önce sabır kavramı bir süreç değildir. Aslında sabır diye bildiğimiz şey tahammüldür. Sabır an’dır, tahammül ise süreçtir. Tahammülü sabır olarak yorumlamak geleneklerden kaynaklıdır.

Sabır bir hadise vesilesiyle Hakikati (Allah’ı) hatırlamaktır. Bunu kabullenmek sabır, katlanmak tahammüldür. Kanser olan birinin bir şey yapmadan beklemesi sabır değildir. Aç bırakılan bir hayvana yemek verilmeyince çaresizce bekleyecektir. Aslında sabır insan için test olmanın cevabıdır. İman teslimiyettir ve sınanmayı hak eden bir kavramdır. İmandan kopan sabır, geleneğe dönüşür.

Sabır geleneksel olarak sıkıntıda akla gelir ama nimette pek hatırlanmaz. Sabır nimette ve sıkıntıda Hakikat ile olan irtibatın kesilmemesidir, ahlaki bir değer ve ibadettir, inançtan kaynaklı tahammül değildir. 

Nimetteki sabrı da anlamak lazım; taşkınlığa gitmemektir. Nimette sabır ile var olanların emanetçisi olmaktır. Sabır nimeti ve külfeti yapanın varlığını bilmektir. Yoksulluğu anlamak sabırdır, bunun giderilmesi için uğraş vermekte tahammüldür.

Yoldan eziyet verici bir engeli kaldırmak sadakadır denir. Kendini bilmez birçok insanı yoldan dışarı atmakta acaba sadaka olur mu diye düşünmedende edemiyorum!

Sıkıntıda sabır tahammüldür, nimette sabır ise ihsandır. Sabreden zafere gider deyişi aslında gelenektir. Bu durum her kültürde benzer anlamda ifade edilir. Örneğin “patience is virtue = sabır erdemdir”.

Cömertlik

Cömertlik de yanlış anlaşılan diğer bir kavramdır. Her çeşidin bulunduğu ve miktarı çok fazla tutulan yemeklerin olduğu durumu Halil İbrahim sofrası diye ifade ederiz. Bu da sunulan şeylerin ne kadar cömertçe olduğunu ifade etmek içindir. Sunulan ziyafete atfen ne kadar cömertçe olduğunu söyleriz. Halbuki ziyafet kelimesinin gerçek anlamı konuk demektir. Geleneksel olarak bizim bundan anladığımız Halil İbrahim sofrası binbir türlü yemek sunmak değil; ama atıfta bulunulan  konuksuz yenmeyen ziyafet demektir. Paylaşmanın öncellenmesidir.

Başarmak

Her başarı hikayesinin ardında sabır vardır. O zafere ulaşıncaya kadar verilen zahmet ve emek unutulmamalıdır. Göçmen kuşların göçünde hedefe varıncaya kadar kafileden telef olan kuşlar pek görülmez! Verilen uğraşın zorluğu veya doğanın kuralları gereği bu böyledir. Nimet ve sıkıntıda Hakikati unutmamak gelenek değildir. Kronolojik veya biyolojik yatay anlatımın ötesinde dikeyde Hakikatle beraber olmak sabırdır. Sabrın gelenekselleşmesinin önemli bir nedeni yaşam mücadelesidir.  Bu hayat mücadelesinde insanlar için temel güdü neyse kavramlar o şekilde tanımlanır.

Yaşarken insanca yaşamalı ve ahlaki değerlerle var olmalıyız. Yaşamın temel etmeni estetik, mantık ve ahlaki değerlerle mümkündür. “Mevlam görelim neyler, neylerse güzel” ifadesi Sabr-ı Cemildir.

Sabır kime önerilir

Sabır yoksula ve hastaya tavsiye edilirken, aslında muktedir olana da önerilmesi elzemdir. Gelenek olarak biz musibeti sıkıntılı hal veya kötü bir durumu tanımlama olarak biliriz. Halbuki musibet kelime anlamıyla isabet eden demektir, yani musibet kötü demek değildir. Kader okları isabet ettiğinde neticesi iyi veya kötü olabilir. Yoksulluk da zenginlik de sabır gerektirir.

Mesnevide küçük bir su birikintisi üzerindeki bir yaprağın üzerine konan bir sinek kendini Kaptanı Derya sanırmış. Üç kuruşluk mevki ve hatırlı birkaç çevre adına güç vehmeden muktedirler sabırı bilmeyenlerdir.

Kavramlar neden tanımlanmalı

Bazı yanlış bildiğimiz doğru kavramları yeniden anlama ve tanımlama gereksinimi son zamanlarda içinde dönüp durduğumuz kısır döngüden kurtulmak içindir. Çünkü kendinde aşırı güç vehmeden insan kendinin dönüşüp değişen ama gerçek Hakikatin sabit ve değişmeyen olduğunu anlamamaktadır. Zaman tünelinde tabulaşmış geleneklere takılıp kalarak gerekli kavram tanımlamalarının uyarlanması yapılmadığı sürece kendi sonumuza bir adım daha yaklaşmaktayız.

Mevcut durum

Son zamanlarda içinden geçtiğimiz dünyanın halleri ibretliktir. Eskiden 2-3 nesile sığacak olayların onlarcası bugün bir ömrün yarısına sığmaktadır, belki de daha fazlası. Kibriti gözümüze çok yaklaştırdığımızdan arkadaki ormanı göremiyoruz. Covid, MetaVerse, StarLink, 5G ve medya manipülasyonları arka planda kusursuz uygulanırken Irak, Suriye, Filistin, Afganistan, Arakan, Doğu Türkistan, Ukrayna gibi oyalayıcı olayları iyi anlamak gerekir.

Muktedirler

Kendini muktedir gören güçler o kadar sabırsız ve mağrur olduklarını düşündüklerinden korkarım bu kısa ömrümüzde gıda krizi, tohum, su savaşları ve insansız orduları hayata geçirmekte kararlı gibidirler. Zaten inandıkları tek doğru; teknolojinin kendi bilimsel veri tabanı ve rasyolarına göre bilgi servis etmesi için farklı görüşe yer olmayacak. Açıkçası kendilerini muktedir vehmeden bu adamlar “Tanrıyı tedavülden kaldırma” iddiasındalar.

Birisi vefat edince sevenleri “Allah’tan geldik Allah’a gidiyoruz” der. Beyazıti Bestami bunu eksik bulur. Çünkü soru şu, peki şimdi neredeyiz? Buna cevabı İbnül Arabi verir; “Allah’ın bir esmasından geldik, bir esması ile yürüyoruz ve başka bir esmasına gidiyoruz.”

Bahsi geçen mağrur muktedirler yapay sekülürizasyonlarıyla yürüdüğümüz esmayı görmememiz için planlar kuruyorlar.

Duaya cevap

Şükür nimeti arttırır inancıyla biz çağrılınca dua ederiz, dua edince cevap bulmayız, çünkü hidayet edilmeyen dua etmez. İnançlı veya dindar bazı insanların duyguları doğrutusunda hareket ederek dindar olmayanlara karşı mağrur ve kibirli olma hakları yoktur.

İnançta Mutezile görüşüne göre “hak ediş” vardır, yani dua edersem karşılığını alırım gibi, ama bu haşa Allah’ı mecbur kılmak gibi olur ki ehl-i sünnet bu yaklaşıma karşıdır. Cennet kul’un hak etmesi üzerine değil, Allah’ın kul’a ihsanı üzerine verilir.

Hayat bize verilenler üzerine değil, bize verilenlerle ne yaptığımızla alakalıdır. Ahlak içinde aynı kural geçerlidir. Muktedir olmak veya elde olduğu varsayılan sağlık, para ve güç gibi nimetler mecazendir. Hakikatle yolumuzun kesişmesi için dinden iddianın gönüldende şikayetin kalkması gerekir.

Bestami’ye göre Müslüman olduğumuz için mağrur olmamalı, yalnızca şükretmeliyiz. İnanç teslimiyettir, ikna etmek değildir. Din yalnızca tebliğ edilir, anlatılır ve beyan edilir. İbadetler dindar bir aklın oluşması içindir.

Hangi soru

Hayatta sorulması gereken müspet soru merakı kamçılıyan, yoldan döndürmeyen, talepten vazgeçirmeyen ve insaf üzerine sorulan sorudur. Bir şeyi talep etmeden veya bir soru sormadan önce kendimizle empati kurmamız gerektiğini şu kıssadan hisse anekdotla ifade edersek;

Küçük bir beldenin civar köylerinde kendi halinde yaşayan ihtiyar bir amca evde yaptığı yoğurdu diğer köylüler gibi beldedeki bir bakkala götürüp satarmış. Satmak için getirilen iki kiloluk bakraçlardan ihtiyar amcanınki bakkalın dikkatini çeker ve merak edip tarttığında 250 gram eksik olduğunu fark eder. İhtiyar amcanın yoğurdunun hep aynı miktarda eksik olduğuna ikna olan bakkal uygun bir sırada ihtiyar amcayı kenara çekip durumu sitem eder.

Mahcup olması beklenen amca bilerek yanlış böyle bir şey yapmadığından emin olarak: Evladım, benim evimde senin dükkanın terazisi ve kilosu yok. Yalnız iki kilo olduğundan emin olduğumu biliyorum çünkü ben senden 2 kilo diye aldığımı sandığım bir torba şeker ile tartıp öyle getiriyorum. Rica etsem senin şeker torbanı da tartabilir miyiz?

Sonuç

Sahip olduklarımızın ne olduğundan çok onlarla ne yaptığımızı anlamak lazım derken; neleri doğru yapacağımız nefsimizin esaretinden kurtulmakla olur. Hakikat peşinde koşmak isteyenlerin o kadar çok düşmanı vardır ki, insan bu düşman bolluğunda onun da mert olanını ister haldedir!

Aslında en büyük düşman şeytan kılığına girmiş en yakınımızdaki sureti haktan görünenlerdir. Maalesef bu tür düşmanlar çok yakınımızda olmaları nesebiyle bizi çok iyi bilirler. Sanki bir gölge olup etrafımızı sararlar. İlmimiz ile kibirlenir, zenginliğimizle cimrileşir, işimizde tembelleşir, yönetimde zalimleşirsek şikayet ettiğimiz düşmanın ağına takılmışız demektir.

Bir toplumda adam gibi ilim yapan, adaletle karar veren, namusuyla ticaret yapanlar varsa her türlü düşman kahrından diz çöker. Eşden, yardan, maldan, makamdan ve evlatdan önce samimi olmak gölge düşmanı dize getirecek yegane tensiptir.

Bizler toplumda birbirimizin aynasıyız. Her neysek onunla hemhal oluruz. Toplum layık olduğu ile yönetilir denmesi boşuna değildir. Adam gibi ilim adamları, adam gibi yargı mensupları, adam gibi tüccarlar varsa oraya bereket, huzur ve adalet gelir.

Kendi riyakarlıklarımızı, hilelerimizi, kibrimizi ve mağrur davranışlarımızı düzeltmeden dünyanın düzeltilmesini talep etme hakkımızın olmadığını bilmeliyiz.

1 Bu söyleşi programının detayını merak edenler; https://www.vavtv.com.tr/programlar/dusunce-ve-hayat/dusunce-ve-hayat-38-bolum linkinden izleyebilirler.

 


Google Ads