Site İçi Arama

dinfelsefe

Her Şey O İlk Çitin Çekilmesiyle Başladı

İlk çitin çekilmesi ile gök kubbenin altındaki her şey, herkesin iken bir anda güç kimdeyse, mallar da onların olmaya başlar. Bu da güçlüler-güçsüzler arasındaki kavgayı başlatan esas şeydir.

Bazen yazıyı yazarsın ama başlığını koymada çok zorlanırsınız! İşte bu yazdığım yazı da o kategoriye giren yazılardan biri. Her şeyin çivisi çıkmış durumda. Neyi tutsak elimizde kalan günlerden geçiyoruz sanki. Düzen bozuldu, pusula şaştı. Sanki dalgalı bir denizde kaptanı olmayan bir gemide gibiyiz. 

Düzen söz konusu olunca aklıma Filozof Jean Jacques Rousseau geliyor. Bizde genellikle tarih masal gibi anlatılır. Neden? Nasıl? olmuş sorgulanmaz, sonuçlarına pek bakılmaz. Hâl böyle olunca, hatalardan gerekli dersleri çıkartmayan bizler hep aynı olumsuz durumlarla karşılaşırız. Bu konuyu biraz açmakta fayda görüyorum. 

J.J. Rousseau, İstanbul'da Topkapı Sarayında saat tamirciliği yapan bir adamın oğludur. Annesi doğumundan 9 gün sonra ölür. Kendisini babası ve teyzesi büyütür. Daha sonra da, İstanbul'da bir toprak ağası ile kavga ettiğinden, belki de bunu bahane edip, teyzesi ile birlikte İsviçre'nin Nyon şehrine kaçar ve oraya yerleşir. Rousseau, Nyon’daki amcasının yanında bir süre yaşadıktan sonra evden (Cenevre) kaçar ve 1728-1738 yılları arasında, sekreterlik, müzik hocalığı ve tercümanlık yaparak, Fransa ve İtalya'yı dolaşır. O yıllarda Fransa'da yazıları yasaklanınca dostu David Hume'un (ingiliz filozof) daveti üzerine İngiltere'ye gider. Şüphesiz yıllar içinde tüm bu yaşadıkları onun siyasi ve düşünsel kişiliğini de geliştirir, olgunlaştırır. 

J.J. Rousseau, toplumdaki “güçlünün haklı kabul edilmesi” olgusu karşısında, toplumu, düzeni ve sistemi sorgulamaya başlar. J.J. Rousseau'nun yazdığı ünlü Toplum Sözleşmesi yapıtında, “İlk çitin çakılmasıyla birlikte toplumsal düzenin bozulduğu” vurgusu yapılır. Toplumların yazılı sözlü sözleşmeler ile bir arada bulunduğundan söz eden Rousseau, bu sözleşmenin gereğini yapacak olan aygıtın da, devlet denin şeyin olduğunu eserinde anlatır. Bu arada, "Yaratıcının elinden çıktığında her şey iyidir. Her şey insanların elinde bozulur" yargısını paylaşır. Bütün tarih boyunca da bunu yönetecek, gözetecek şeyin de "Devlet" olduğunu savunur. Devletin böyle bir süreç sonunda çıktığını iddia eder. 

J.J.Rousseau; ilk toprak parçasının etrafını çitle çevirip burası benimdir diyene kanmayıp, meyveler herkesindir, toprak hiç kimsenin değildir denilmesi gerektiğini salık verir. Ve bunu unutursanız, mahvolursunuz der. Eğer bu ünlü düşünürün haykırışı o dönemlerde dikkate alınsaydı, insanlık nice suçlardan, savaşlardan, cinayetlerden ve cehaletten kurtulacaktı. İlk çitin çekilmesi ile gök kubbenin altındaki her şey, herkesin iken bir anda güç kimdeyse, mallar da onların olmaya başlar. Bu da güçlüler-güçsüzler arasındaki kavgayı başlatan esas şeydir. Bu sistemi korumak için de devletler ortaya çıkıyor ve dünya düzenindeki en önemli erki oluşturuyorlar. İşte ilk düzen bozukluğu, ilk çitin çekilmesi ile başlıyor. Bu bozuk düzeni savunmak, korumak ve yaşatmak için de devletler, ordular kuruyorlar, birbirleriyle savaşmak için de yeni silahlar icat ediyorlar. Dinlerin de bu sistemlerin legalleştiricisi (yasaya, duruma uygunlaştırmak) olduğunu düşünürsek, insanoğlunun serüvenini daha net olarak görüyoruz. 

"Kaba güç ilk köleleri yarattı, köleliği kölelerin korkaklıkları sürdürdü" sözünün üstüne ne denilebilir ki? Bu ifadeyi çok değerli buluyorum. Oysa bu dünya herkese yeter de artar bile. Neyzen Tevfik'in dediği gibi: "Ekmek herkese yetecekti aslında. Tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami!”

Sonrası ne mi oldu? Sonrasını hepimiz yaşayarak görüyoruz zaten. 

Bu haksız düzene isyanın en büyüğünün bu topraklardaki temsilcisi olan Pir Sultan Abdal bakın 16’ncı yüzyıldan bize nasıl seslenmiş:

“Yarabbi bunu da mı gösterecektin bu kuluna? Dışarıda çektiğim acılar, gördüğüm zulümler şahit olduğum kıyımlar yetmedi mi ki zindan denen cendereyi de görmemi istedin? Bu kadar haksızlığa uğramamız bu kadar acı çekmemiz hangi günahın bedeliydi? Sen bu dünyada mazlumları cezalandırırken zalimleri mükâfatlandırmaya niçin devam edersin? Dışarıda Hızır gibi hınzırlar insanların dinlerine bile hükmederken, fakirin fukaranın ekmeğini elinden alıp onları açlığa mahkûm ederken, sen hala onların cezasını vermek için neyi beklersin? Adaletinin üzerine adalet yoktu hani? Hani her yapılan iyilikte kötülük de karşılığını bulacaktı? Niçin bulmaz peki? Ben isterdim ki herkes bu dünyada hak ettiğini bulsun ama elbette ki takdir senin, senin iyiliğinden de takdirinden de sual olunmaz ama ne olur gör artık şu mazlumların halini!” 

Pir Sultan Abdal'ım dünya fânidir 

Giden adil beyler gelen ihvandır.

Kırkların divanı ulu divandır. 

Kalsın benim davam divana kalsın!

Pir Sultan'ın anısına saygıyla...

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 13.09.2023
  • Süre : 3 dk
  • 1086 kez okundu

Google Ads