logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
dinfelsefe

Kainatın Dengesi Altın Oran Nedir?

Kuralları biz koyuyoruz, tek çizgi, önce şu kadar aralıkla beş düz kopyasını yap, sonra hepsini on kopya olacak şekilde dairesel olarak kopyala. Sonra tümünü yine belli aralıklarla beş kez kopyala, sonra tekrar dairesel kopyala. Bu şekilde devam edersen sonuçta enfes bir şekil elde ediyorsun.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 03.08.2022
  • Süre : 4 dk
  • 128 kez okundu

Bilgiyasar Dünyasının Öğrettikleri

Lisedeyken tanışmıştım bilgisayarlarla, Kuleli'de, 1984 yılıydı sanırım. Hoşuma gitmişti bilgisayar, klavye vasıtasıyla birtakım komutlar yazıyorsun, çalıştır düğmesine basıyorsun, programda sen ne komut vermişsen bilgisayar yapıyor. Ne kadar güzel ne kadar kolay. Adeta hükmettiğini hissediyorsun. 

Bir önceki yıl elektronik kolunda bazı devreler yapıyorduk, orada da benzer bir çalışma vardı aslında, bir devre hazırlıyorduk, elektriği verince mesela yaptığın devrenin lambası yanıyordu, bir ses veriyordu, ya da ne bileyim, FM radyo alıcısı bile yapmıştık o zamanın imkanlarıyla. Ama bilgisayar daha farklıydı, bilgisayara direk komut veriyordun, o da komuta uygun ne istiyorsan yapıyordu. Tabii verebileceğin komutların bir sınırı vardı, her istediğini yaptırabileceğin komutlar yoktu, ama yine de ilginç gelmişti bana. O yüzden arkadaşlar daha çok bilgisayarlarla oyun oynamayı severken ben program yazmayla uğraşıyordum. Zaten çok basit bilgisayarlardı o zamanki bilgisayarlar. Küçücük basit bir program için bile epey uğraşmak zorunda kalıyordun.

Yıllar içerisinde bilgisayarlar gelişti, bir sürü hazır program üretildi, artık program yazmanın da bir anlamı kalmadı, ama yine de bilgisayar benim için her zaman o günlerdeki o özel yerini korudu. 

Mesela çizim programları çıktı. En ünlüsü AutoCAD'dir, Automated Computer Aided Design, Türkçe'ye tercümesiyle "otomatik bilgisayar destekli tasarım" programı. Bu bizim mesleğimizde çok kullanılan bir çizim programıdır. Bu programla bilgisayar ekranında programa eklenmiş çeşitli komutlar yardımıyla birtakım şekiller, çeşitli çizgiler çizersin. Yani inşaat çizimlerini bu programla üretebilirsin. Sonra da büyük kağıtlara yaptığın çizimi basarsın. 

Çalışmaya başladığım yıllarda büroda projeleri bu programla çizmeye başlamıştık. Artık elle yapılan o yorucu çizimler yavaş yavaş bırakılmıştı. Ben direk çizim yapmasam da programı iyi bildiğim için büroda çizim yapan arkadaşlara teknik destek veriyordum. 

Şimdilerde bu programın ana kodlarıyla ya da benzer program kodlarıyla çalışan yepyeni programlar ürettiler, eskiye nazaran çizimler çok daha rahat yapılabiliyor. Tüm yapı analizini yapabilen, her türlü malzeme dökümünü yapabilen, işin yapım aşamalarını planlayabildiğin, finansman detaylarını alabildiğin, birden çok branşta aynı sistem üzerine her şeyin işlenebildiği programlar üretildi. Kısacası a'dan z'ye her türlü konuda artık programla proje üretilebiliyor.  

Ama o zamanlar programın daha ilk versiyonları vardı, programda henüz çok fazla komut üretilmemişti. Basit komutlarla sadece kalemle aydınger kâğıda çizermiş gibi ekranda çizgiler çizebiliyordun. Bir çizgi o tarafa, bir çizgi bu tarafa. Bir daire oraya, bir elips buraya. Ancak kâğıttan en farklı yanı kopyalama komutuydu. Çizimin bir kısmını vakit harcayıp çizince başka bir yere kopyalama yaparak ve üzerinde gerekli düzeltmeleri yaparak koskoca bir paftayı elle çizmekten çok daha hızlı üretebiliyordun. Bilgisayarda en sevdiğim özellik de bu kopyalama komutuydu. Sürekli yapmaktan sıkılacağın bir şeyi bilgisayar sırf sen istiyorsun diye usanmadan basitçe tekrar edebiliyordu. Güzel bir özelliktir kopyalama. Gerçi dikkat etmezsen kopyaladığın çizimde istenmedik bazı yerler kalabiliyor ve hatalar oluşabiliyor. Yani her yeni şeyin avantajı olduğu gibi dezavantajları da olabiliyor.

O zamanlar bu kopyalama komutuyla ben de bilgisayarda kendimce bazı şekiller yapmayı severdim. Programın o boş ekranında önce rastgele bir çizgi çizerdim. Sonra da düz kopyalama veya döngüsel çoğaltma komutlarıyla bir sürü güzel şekiller üretirdim. Kolayca çok ilginç şekiller üretebiliyorsun. 

Kurallar Dünyası

Şimdi düşünüyorum da beynimiz ne kadar ilginç çalışıyor, tek bir çizgi ile başlayıp, belirli kurallar eşliğinde neler neler üretebiliyoruz. Kuralları biz koyuyoruz, tek çizgi, önce şu kadar aralıkla beş düz kopyasını yap, sonra hepsini on kopya olacak şekilde dairesel olarak kopyala. Sonra tümünü yine belli aralıklarla beş kez kopyala, sonra tekrar dairesel kopyala. Bu şekilde devam edersen sonuçta enfes bir şekil elde ediyorsun. 

Bazen düşünüyorum da, belki doğa da benzer şekilde çalışıyordur. Tek bir şeyi, belki bir madde kırıntısını, belki de bir enerji kırıntısı diyebiliriz, bekli enerjiden kasıt sadece bir titreşimdir, henüz ne olduğuna bilim insanları tam olarak karar veremediler, ama neyse artık ve bir takım kopyalama kuralları. 

Bilgisayarda kuralları biz belirliyoruz, doğada kuralları kim koymuş acaba, yüce yaratıcı mı? Kim bilir, belki. Derin konu ve henüz bir cevabı yok. Belki de hiçbir zaman bulunamayacak. Zaten zaman da esneyebilen bir kavram, o bile tam olarak anlaşılabilmiş değil. Dediğim gibi derin konular.

Matematikte kuralları biz üretmişiz, yani bazı ön kabullerimiz var desek daha doğru olur aslında. Bir ile biri toplarsak iki eder. Toplama işlemi de bir kabuldür. Ama var olan bir gerçeği açıklamak için düşünülmüş bir ön kabuldür. Aynı varlık ve yokluk kavramı gibi. Bir şeyin var olması veya yok olması da bir kabuldür aslında.  

Neyse, bu işin felsefesine girersek şimdi altından kalkamayız. Önemli olan doğada kuralların varlığı. Etrafımızda gördüğümüz her şey birtakım kurallar ile üretilmiş, belki de kendi kendine üremiş. Her şey yan yana kopyalanmış enerji kırıntıları muhtemelen, kimi döngüsel olarak yan yana kopyalanmış, kimi düz kopyalanmış, şöyle bir düşününce milyarlarca farklı ihtimal var bu kurallarla üretilebilecek şeyler konusunda. 

Doğadaki tüm kurallar henüz tam olarak ortaya çıkarılmış durumda değil aslında. Demek istediğim yüzyıllardır yapılan onca deney neticesinde bir madde diğer bir maddeyle kimyasal reaksiyona girince ortaya çıkan yeni maddenin niçin ve nasıl ne gibi bir özelliği ortaya çıkıyor, niye mavi renkli bir sıvı ile kırmızı renkli bir sıvıyı karıştırınca sarı renkli bir şey oluşuyor, bunun tam bir hesabı yok henüz. Halen daha kimyasal karışımlar yapılarak yeni yeni çok ilginç özellikler gözlenebiliyor. Sebebini anlamak için birçok madde üzerinde halen daha bir çok inceleme yapılıyor, ve hemen hemen her gün yeni bir şeyler keşfediliyor.  

Doğanın Kuralları Değişmiyor

Bilim insanları yaptıkları deneylerle atomu parçalamayı bile becerdiler, atom altı parçaları buldular, ama doğanın kurallarını henüz tam olarak anlayamadılar. Kuantum seviyesindeki parçacıkların dünyasını halen daha inceliyorlar. Henüz dört temel kuvvet olduğu düşünülüyor, ama her şeyin tek bir formülü henüz çıkartılmadı. Belki bir gün her şey anlaşılır ve ne niçin hangi özellikleri alıyor o zaman anlaşılır. İşte o zaman belki istenen özelliklerde yeni maddeler önceden tasarlanarak oluşturulabilir. Ama şimdilik emin olduğumuz tek bir konu var, her şey birtakım kurallara uygun olarak oluşuyor, bu kesin. 

Bu kurallar tam olarak anlaşılabilirse yeni yeni malzemelerin tasarımı gelecekte bir gün mümkün olacaktır diye düşünüyorum. 

Aslında çözülebilen, anlaşılabilen kuralları kullanarak şimdiden bir sürü teknolojik yeni malzeme üretildi bile. Bu yeni malzemeler doğada yok, insan eli ile üretildi. Ne kadar ilginç değil mi? Biz de doğanın bir parçasıyız ve bizim ürettiğimiz bir şeye doğal değil diyoruz, biraz düşününce bir paradoks aslında bu dediğim.

Evet doğanın birtakım kuralları var. 

Doğanın kuralları içerisinden en önemlisi de altın oran kuralı. Kimi zaman bitkilerin şekilleri, çiçeklerin taç yapraklarının yapısı, salyangozların kabukları, bir kaplumbağanın kabuğu, buna benzer bir çok şeyde altın oran diye bir doğa kuralı var. Bu bir uyum kuralı. Bu oran antik çağlardan bu yana sanat ve mimaride en iyi uyumu sağlayan bir oran diye biliniyor. Leonardo da Vinci’nin eserlerinde mükemmelliğin sırrı aslında altın oranda gizlidir.

Nedir bu altın oran peki? 

Matematikte sıfır ve bir ile başlayarak bir sonraki sayıyı bir önceki iki sayıyı toplaya toplaya üretmeye devam etsek birbirini takip eden bu sayılar büyüdükçe iki ardışık sayı arasındaki oran bahsettiğim altın orana yaklaşıyor. Biraz karışık gibi gelebilir, ama basit bir toplama işleminden bahsediyorum. Sonuçta sayılar büyüdükçe aralarındaki oran altın oran sayısına çok yakın bir hale geliyor. Ama bu sayı serisinin sonu olmadığı için, yani seri sonsuza uzandığı için, altın oranın da tam bir karşılığı yok. Yani Pi sayısı, Euler sayısı gibi bu altın oran sayının da tam bir matematiksel değeri yok, virgülden sonra sonsuza kadar uzuyor. Bu sayı matematikte gösterim olarak (fi) olarak gösteriliyor. Doğada var olan canlı ve cansız tüm varlıkların parçaları arasında bu oranı bulmak mümkün. 

Peki niye? Niye doğa bu oranı kullanmayı tercih etmiş, başka bir sayı kullanmamış? Gelin anlamaya çalışalım.

Toplaya toplaya ürettiğimiz bahsettiğim ardışık sayılar matematikte Fibonacci sayıları diye biliniyor. Leonardo Fibonacci orta çağın en büyük matematikçilerinden biri. Yaptığı çalışmalar ile klasik dönem matematiğine zemin oluşturmuş büyük bir düşünür. Altın oran tam bir değeri olan sayı olmasa da bu ardışıklık kuralına dayanarak karşımıza çıkıyor. Bir yandan da doğanın önemli bir kuralı. Gerçekten çok ilginç bir durum.

Sanırım bu ilginç duruma kendimce bir yaklaşım açısı geliştirebilirim. Yeni bir Fibonacci sayısı seride üretilmiş son iki sayının birbiri ile toplamıyla üretildiği için bir anlamda geçmiş birikimlere dayanarak üretiliyor diyebiliriz. Doğa da geçmiş birikimlerini kullanarak daha önce ürettiklerinden daha farklı bir yeni varlık üretiyor, yani altın oran yeninin geçmiş birikimlere oranı demek bir anlamda. Bu bir açıklama olabilir mi? Belki de gerçekten budur açıklaması. 

Sonuç

Sonuçta bence kurallar önemlidir. Biz de hayatımız boyunca bağlı olduğumuz kurallar zinciri ile geçmiş tecrübelerimizi dayanak yapıp yeni fikirler üretebiliyoruz. Yani yeni fikirler de bir anlamda altın oran kuralına bağlı aslında. 

O yüzden bence özellikle kültür birikimimizi çok önemsemeliyiz. Kültürümüze gözümüz gibi bakmalıyız. Gelecek nesillerimize mümkün olduğunca aktarmalıyız. 

Ülke olarak bir yerlere gelmek istiyorsak, tarihte bir yerimiz olsun istiyorsak, kültürümüzü korumamız önemli. Bireysel olarak da hayatı anlamlı bir şekilde yaşamak önemliyse, altın oran kuralında olduğu gibi bence hepimiz geçmiş tecrübelerimizi yaşadığımız hayata dayanak yapmalıyız.

Herkese umut dolu ve altın oranlı bir yaşam dileklerimle.

Moskova'dan sevgi ve saygılar.


Google Ads