Site İçi Arama

dinfelsefe

Korkunun Ecele Faydası Yok

İnsan hayatında bu hislerden en baskın olanı ise korku. Gerçi canlılar aleminde de korku baskın bir duygu. Evet, korku yaşamın devamı için bilinçaltımızda geliştirdiğimiz bir duygu. Tarih boyunca sürekli bir şeylerden korkmuşuz ve bu duygu genlerimize kadar kazınmış.

Maddenin yaşam yolculuğu diye bir yazı yazmıştım, evet maddenin enerji dönüşümü ile yaşam mücadelesi bir yana, yaşam aslında başka kavramlardan oluşuyor. Bilinç ve benlik yaşamı hissetmemiz için gerekli iki kavram. Ama yaşam bu kavramlar yanında hislerden de oluşuyor.

İnsan hayatında bu hislerden en baskın olanı ise korku. Gerçi canlılar aleminde de korku baskın bir duygu.

Evet, korku yaşamın devamı için bilinçaltımızda geliştirdiğimiz bir duygu. Tarih boyunca sürekli bir şeylerden korkmuşuz ve bu duygu genlerimize kadar kazınmış.

Ateşe elini sürme, sıcaktır, yanarsın! Ateşten korkarız mesela, kim bilir neler yaşamışız ateşle. Ama sonra kontrolümüz altına almışız. Yine de korku duygumuz kalmış içimizde bir yerlerde. Biri elinde bir sopa ve ucunda ateşle üstümüze yürüse, ilk hissettiğimiz aniden duyduğumuz korku duygusudur. Diğer tepkilerimiz daha sonra belirir. 

Daha birçok şeyden korkarız.

Kimileri kapalı bir ortamdan korkarlar. Klostrofobi!

Karanlık, karanlık da korkutur bizi.

İçimizde o duygu belirdiği zaman artık kontrolü korku duygusu ele alır. İstem dışı tepkiler veririz.

Bir yılan aniden bir taşın altından çıksa nasıl bir tepki verirsiniz? Bunu hiç düşündünüz mü?

Korkuyu yenmek için kimilerimiz epey çaba harcar. 

İçi akrep dolu bir kutuya elinizi sokabilir misiniz? Bunu yapanlar var!

Cesur deriz ama konu cesurluk değildir. Yine de elini korka korka sokar o kutuya bunu deneyenler.

Bazen de içimizde bir şeyler konusunda derinden bir korku hissederiz, öyle ani bir şeylerden korkmak gibi değil, sessizce, derinden, içimizde bir yerlerde o korku günden güne irileşir, kabarır ve bir huzursuzluk hissi verir. Kimselere bahsetmesek de, o derinden korku zamanla içimizi sarar. 

Yaşamın bir gün sona erecek olmasını bilmek mesela böyle bir korkudur. Ya da sevdiğimiz birini kaybetme korkusu. O kadar severiz ki, sevgi yanında korkuyu besler. Sevgi büyüdükçe korku da büyür yanında.

Ama bu derin ve sessiz korkular yanında bizi daha çok etkileyen dünyevi korkulardır.

Mesela gece mezarlık yanından geçiyor olsak içimizi bir ürperti kaplar. Kimileri ıslık çalmaya başlar böyle yerlerde. Çünkü başka türlü o içlerinden gelen korkularına hâkim olamazlar. 

Kimileri pür dikkat kesilirler ıssız bir yerden geçerken, en ufak çıtırtı ödlerinin kopması için yeterlidir. Belki de bir kedi çöp bidonunun içinde bir şeyler karıştırıyordur. O ses bile yeterli olur tabanlara kuvvet ortamdan kaçmak için. 

Kimimiz korku filmlerini sever. Hem korkan hem de seyrederler vardır. Yönetmenler de bilerek öyle sahneler çekerler ki, ben korkmam diyen bile öyle sahnelerde yerinden zıplarlar.

Bazen de öyle filmler vardır ki, aslında korku filmi değildirler. Ancak filmin konusu insanın içinde ürperti doğurur.

Korkunun kokusu var mıdır?

Bence korkunun kokusu vardır. 

Farkında olmasak da, o kokuyu hissederiz ve o yüzden içimize bir ürperti gelir belki de. Normalde durup dururken ürperti hissetmemiz mümkün değildir, kesin korkunun kokusu var ve ortamdaki gerginliği bu şekilde hissediyoruz herhalde.

Koku diye bir kitap okumuştum gençliğimde. Daha sonra filmini de izledim. Alman yazar Patrick Süskind'in eseri. İlginç bir konusu vardır. İzlemeyeniniz varsa tavsiye ederim. Ama önce benim gibi kitabını okuyun. Kitabında konu çok daha güzel aktarılmış, filmi yönetmenin bakış açısıyla çekildiği için okurken ki gibi tasvir edemiyorsunuz.

Geçenlerde bu kitabın devamı mahiyetinde bir film daha seyrettim. Filmin adı "Parfümcü". Bir Alman filmi, konu yine "Koku"dakine benzer, yine Alman filmlerindeki sıkıcılık bu filmde de mevcut, ama ben seviyorum Alman filmlerini, farklı tarzları oluyor, daha gerçekçi gibi geliyor bana.

İşte bu filmde korkunun kokusunu hissediyorsunuz. Gerilim, korkunun arkadaşı. Film boyunca o gerilim hiç eksik olmuyor. Bir yandan da sıkıcı, ama yine de bırakamıyorsunuz. Belki de ben "Koku"yu bildiğim için konusu sarmıştır beni.

Önemli olan film değil, filmin hissettirdiği o garip korku hissi. Öyle yerinden zıplayacağın tarzda değil, bir garip. Korkunun yanında başka duyguların da karışması.

Evet, korku bazen tek başına bir duygu değil galiba. 

Bazen korkuyor olsan da bazı şeyleri yapman gerekiyor. O duygu sarmalından başka türlü sıyrılamıyorsun. Bazen ne olacaksa olsun diyorsun, yeter artık deyip hamleni yapıyorsun. Çünkü korkunun yarattığı tereddüt duygusu çoğu zaman hataların da kaynağı oluyor. O bir an, hamle yapmak için tereddüt ettiğin o an, bazen büyük kayıplara da sebep olan an olabiliyor.

Önemli olan korkuyla yaşamayı öğrenip, tereddüt etmeden doğruyu yapabilmek. Doğruya ancak konsantre olursan ulaşabiliyorsun.

Yazının sonunu şöyle bitireyim, Mehmet Akif bile "Korkma!" diye başlamış İstiklâl Marşına. Aslında bu başlangıç bile içinde korku duygusunu içeriyor. 

Korku gayet insani bir duygu. Başta dediğim gibi yaşamın sürekliliği için zaman içinde genlerimize işlenmiş bir duygu. 

Demek ki bu duyguyla baş etmesini öğrenmemiz gerekiyor. Ama bir yandan da yaşamın koruyucu meleği aynı zamanda. Bile bile yaşamın sona ermemesi için tüm canlıların benliğinde gelişmiş bir duygu.

Yazıya maddenin yaşam yolculuğuna atıfta bulunarak başlamıştım. Maddenin korku ile bir işi yok, o zaman içindeki dönüşümüne devam ediyor. Biz korksak da bu dönüşüm devam ediyor, korku duygumuzdan sıyrılmış olup hayatımızı tehlikeye atsak da.

Öyleyse korkularımızı bir kenara koyup, hayat tecrübemizin verdiği güvenle gelecek güzel günler için doğru hamleleri yapmaya başlarsak, bu kısa yaşamı olması gerektiği gibi birlikte tadıyla yaşayabiliriz.

Diyeceğim odur ki, bırakın artık şu kazanamayacağız korkusunu, kazanabilecek aday söylemi de yeterince saçma gelmeye başladı bana. Korkuları bırakın bir kenara. Olması gerekene yoğunlaşın. Düzgün bir yol haritası çıkartın. Geleceği nasıl planlıyorsunuz onu anlatın. Korkunun ilacı umuttur. 

Toplumun umudusunuz, yapılması gerekenlere yoğunlaşın. Artık tek tek anlatmaya başlayın neyi nasıl yapacaksanız. 

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılar.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 26.09.2022
  • Süre : 4 dk
  • 951 kez okundu

Google Ads