Site İçi Arama

dinfelsefe

Vazgeçebilmek kolay mı?

Ne kadar çok bağlanırsan, vazgeçmek o kadar zor mu olur? Bu yüzden insanoğlu, küçük bir varsayım olsa da; bir gün vazgeçebilme ihtimaline karşılık, elinden geldiğince her neyse tüm benliğiyle, varlığıyla bağlandığı şeye, çok fazla kendini kaptıracak kadar bağlanmamalıdır.

Vazgeçebilmek mi? Yoksa bağlanmamak mı? Hayatı zorlaştıran biz miyiz? Yoksa zor olan hayat mı? Sanırım gerçek olan, şartlar bizi zorlayana dek bu soruları hiçbir zaman kendimize sormayacağımızdır. Sormaktan ister istemez kaçınmayı tercih edeceğimizdir.

Belki de hayatı zorlaştıran biziz. Ne kadar çok bağlanırsan, vazgeçmek o kadar zor mu olur? Bu yüzden insanoğlu, küçük bir varsayım olsa da; bir gün vazgeçebilme ihtimaline karşılık, elinden geldiğince her neyse tüm benliğiyle, varlığıyla bağlandığı şeye, çok fazla kendini kaptıracak kadar bağlanmamalıdır. Aslında insan biraz göçebe gibi olmalı, her an gidecekmiş gibi etrafındaki her şeye o bakış açısıyla bağlanmalı. Belki de evladına bile bağlanmayacaksın, çünkü o da senin yuvanda peydahladığın da olsa nihayetinde bir misafir. Senin bu dünyada olduğu gibi. Bugün seninleyse, yarın zamanı gelince yuvadan uçup gidecektir. 

Evladının bile bir gün yanından ayrılacağını bilirse insan, hayatın gelip geçiciliğine, etrafımızdaki her şeyin aslında geçici olduğuna, hayatın özünde bu geçicilik dediğimiz devamlı devinim halindeki durumun söz konusu olduğunu bilir. Belki de bu konuyu kendi içimde içselleştirmiş olduğumdan olsa gerek, bu yüzdendir ki, “insanlar neden vazgeçemiyorlar böyle?” diye sormuşumdur hep, gördüğüm acıklı ve bazen umutsuz vakalardan, manzaralardan.

Yeri gelince vazgeçmeyi bilecek kadar güçlü, yeri gelince de arkasını dönüp gidebilecek kadar da cesaretli olabilmeli insan.

İnsanlar yeri gelir yaşamak için doğdukları topraklardan vazgeçer, yeri gelir vatanı için kendi canından vazgeçer, yeri gelir yavrusunun yaşaması için kendini gözünü kırpmadan feda eder. Yeri gelir sırf sevdikleri mutlu olsun diye kendinden vazgeçer. 

Vazgeçer de bu işler de böyle yazıldığı, görüldüğü gibi kolay değildir. Değilse gerektiğinde herkes vazgeçebilmeyi bilirdi, değil mi? İnsan vazgeçince arkada bir hüzün, tatsız bir burukluk kalıyor. 

İnsan her şeyden vazgeçebilir ama kendinden asla! Ne olursa olsun şartlar seni zorlasa bile her şeyden vazgeç, bir tek kendinden vazgeçme diyorum dostlarıma, arkadaşlarıma. Bu nokta insanın bittiği andır. Kendisinden vazgeçen insanın yapamayacağı kötülük, hesapsızca atlayamayacağı çılgınlık yoktur. Her şeyi yapabilir böyleleri. Kendinden vazgeçen adam, en tehlikeli adamdır. 

Geçmişi ve geleceği değil sadece içinde bulunduğunuz zamanın kıymetini bilmeliyiz ve öyle de yaşamalıyız. Kendini harap edecek, bitip tüketecek kadar çok fazla hiçbir şeye bağlanmayacaksın, yeri geldiğinde vazgeçmen gerektiğinde, üzülmemek ve hayatına kaldığı yerden devam edebilmek için, bunu kendin için yapacaksın. Kendinden vazgeçtiysen, o da başka bir durum tabii ki.

İlle de bağlanmak istiyorsak, inançlarımıza, değerlerimize bağlanalım. Sonsuzluğu olanlara bağlanalım, ölümlülere değil. 

Aklıma bir anda Can Yücel’in “Bağlanmayacaksın” şiiri geliverdi. Ne de güzel yazmış...

 

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.

"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.

Demeyeceksin işte.

Yaşarsın çünkü.

Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin onu sevdiğinden.

Çok sevmezsen, çok acımazsın.

Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.

Senin değillermiş gibi davranacaksın.

Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.

Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

Çok eşyan olmayacak mesela evinde.

Paldır küldür yürüyebileceksin.

İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,

Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.

Gökyüzünü sahipleneceksin,

Güneşi, ayı, yıldızları...

Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.

"O benim." diyeceksin.

Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...

Mesela gökkuşağı senin olacak.

İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.

Mesela turuncuya, ya da pembeye.

Ya da cennete ait olacaksın.

Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.

Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,

Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.

İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak. 

 

Saygı dolu sevgiyle kalın.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 27.11.2022
  • Süre : 4 dk
  • 1296 kez okundu

Google Ads