Site İçi Arama

ekonomi

Küresel durgunluğa hazırlanmalıyız, Yeni İhracat Rotalarına Odaklanmalıyız

Dünyamızda gelişmiş ekonomilerin çoğunluğu resesyona girmiş veya girme aşamasında gözüküyor. Enflasyon oranlarında kısmî gerileme beklenirken, emtia fiyatlarının stabil kalacağı, Brent petrolün varil fiyatında gerileme ve metal endekslerinde düşme eğiliminin devam edeceği tahminleri yapılıyor.

IMF’nin yakın dönemde yayımlanan Dünyanın Ekonomik Görünümü Raporuna göre 2022’de yüzde 4,3’e gerileyen uluslararası ticaret hacminin 2023’te daha da gerileyerek, yüzde 2,5 olması bekleniyor. Küresel büyüme tahmini, IMF yönetimince %2,1 ve Dünya Ticaret Örgütünce %1 ile birbirine yakın öngörülüyor. 

Dünyamızda gelişmiş ekonomilerin çoğunluğu resesyona girmiş veya girme aşamasında gözüküyor. Enflasyon oranlarında kısmî gerileme beklenirken, emtia fiyatlarının stabil kalacağı, Brent petrolün varil fiyatında gerileme ve metal endekslerinde düşme eğiliminin devam edeceği tahminleri yapılıyor. Küresel büyümenin düşeceği bir yılda fiyatların gerilemesinin dünya genelinde ekonomik durgunluğu beraberinde getireceği anlaşılıyor. Pandemiyle birlikte küresel sıkıntıların kaynağı olarak gösterilen Rusya-Ukrayna Savaşı şimdi bitse bile, karşılıklı çözümlerin kısa sürede bulunamayacağını, küresel ölçekli dış ticaret, enerji ve tedarik zinciri sıkıntılarının maalesef 2023 yılında da devam edeceğini düşünüyorum.

Dolayısıyla 2023 yılında, ekonomilerin büyüme sorunları çekeceğini, özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin enflasyon artışlarını frenlemekle zorlanacağını, bugünlerde İngiltere’de gördüğümüz üzere, hükümetlerin çelişkili tedbirlere devreye sokmak gibi birbiriyle çelişen adımlara başvurmak zorunda kalacaklarını söyleyebilirim.

Bu arada gelişmiş ekonomilerin 2023’te ortalama ancak yüzde 1,1’lik bir büyüme yakalayabileceği konuşuluyor. ABD, Avro Bölgesi ve İngiltere için resesyonun kaçınılmaz olduğu değerlendirmeleri yaygınlaşıyor. Yıllardır durgunluk yaşayan Japonya’nın ise durumunu koruyacağı öngörülüyor. Büyümenin düşeceği bir ortamda ithalat oranları da gerileyeceğinden, Türkiye’nin ihracatında önemli bir paya sahip olan Avro Bölgesi ve Birleşik Krallık’ın durumunu yakından takip etmemiz gerekiyor. Üstelik, 2023 tahminleri çerçevesinde, gelişmiş ülkeler arasında cari açık konusunda sorun yaşayacak tek ülke Birleşik Krallık olarak öne çıkıyor.

2022’ye benzer şekilde 2023’te de resesyon yaşamasına kesin gözüyle bakılan, eksi büyüme hızlarını göreceği değerlendirilen Rusya’nın yaşayacağı küçülmeye karşın çok yüksek cari fazla vermesi bekleniyor. Bu ülkeye Amerika öncülüğünde süregelen yaptırımlar, ülkemizi, Rusya’nın ticaret kapısı, transit hub’ı yapıyor. AB ve Uzakdoğu başta olmak üzere dünyanın birçok yerinden Rusya’ya gönderilen malların girişinin Türkiye üzerinden olmasının, bir anlamda Türkiye'deki antrepoların Rus transit mallarına ev sahipliği yapmasının, Türk dış ticaretine mutlak surette olumlu yansımaları oluyor. Türkiye’nin dış satımındaki payı ortalama yüzde 3,5-4,0 olan Rusya ile ticaret hacmimiz artmaya devam ediyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, Rusya'ya yapılan ihracattaki artışta tekstil, elektrik ve mobilyayla birlikte kimyasallar, yaş meyve sebze ve diğer gıda ürünleri başı çekiyor. Küçülen ekonomisine rağmen cari dengesi artılarda olan Rusya ile ticaretimizde Türkiye lehine pragmatist adımlar atılmasını doğru buluyorum. Örneğin, halihazırda doğal gaz için gerçekleştirilecek BOTAŞ’ın ödemelerinin 2024’e ertelenmesi benzeri öngörülü adımların atılması gerekiyor. Risk primi halen de yüksek seyreden ve yeterince yabancı sermaye çekmekte, hatta dış borçlanmada zorluk çeken Türk ekonomisine bu tür hamleler, kısmi bir rahatlama getirecektir. Ayrıca Türkiye açısından 2023 yılında cari açığın gerilemesine katkısı olacaktır.

Geçtiğimiz pazartesi güne gerçekleşen BM Ticaret ve Kalkınma Konferansında (UNCTAD) vurgulandığı üzere, gelişmiş ekonomilerdeki para ve maliye politikaları, devam eden faiz artışları da dahil olmak üzere, dünyayı küresel bir durgunluğa doğru itmeye devam ediyor. Bu durgunluğun, 2008 yılındaki küresel mali krizden ve 2020’deki pandemiden daha büyük hasara neden olacağını hepimiz görüyoruz. Üstelik bunun, maalesef, kısa ve sığ bir durgunluk olmayacağı, şiddetli ve uzun süreceği öngörülüyor.

UNCTAD Genel Sekreteri Rebeca Grynspan’ın dediği gibi, resesyonun kıyısından dönmek mümkün olabilir. Yeter ki rotamızı değiştirecek radikal adımlar atmaktan çekinmeyelim. 

Örneğin içerde istihdam yaratmaya ve üretimi artırmaya özen göstermekte olan Türkiye’nin; daralan Avrupa pazarını ikame etmek için otomotiv endüstrisi, hazır giyim ve konfeksiyon, kimyevi maddeler ve mamulleri, çelik, demir ve demir dışı metaller benzeri ihracat kalemlerinde ihracatını en azından koruyacak şekilde yanı başındaki Rus pazarına, Afrika ve Uzak Doğu ülkelerine, özellikle de Endonezya ve Hindistan gibi ekonomileri bu kriz ortamında bile büyüyen, cari dengesi fazla veren ülke pazarlarına daha ağırlık vermesi gerektiğine inanıyorum.

Araştırmacı Yazar, Ekonomist Nezaket Emine ATASOY
Araştırmacı Yazar, Ekonomist Nezaket Emine ATASOY
Tüm Makaleler

  • 05.11.2022
  • Süre : 3 dk
  • 945 kez okundu

Google Ads