Site İçi Arama

ekonomi

Para mı Lazım? Sal Gitsin Dolaylı Vergiyi, ÖTV'yi KDV'yi

Satın alınan her şeyden KDV, ÖTV gibi yöntemlerle dolaylı olarak alınmasına dolaylı vergilendirme diyebiliriz. Öncelikle devletin vergi gelirinde bu vergi dengesizliği vatandaşın gelir dağılımına da yansıyarak büyük gelir dengesizliğine sebep olabilmekte olduğunu belirtmem gerekir. Çünkü bu bir anlamda az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi alınıyor demek.

Osman abi, sen çok kazanıyorsun. Sen versene şu vergiyi devlete.

Benim sıdkım sıyrıldı vallahi!

Olur be koçum, hemen. 

Ne kadar vereyim?

***

Böyle kolayca hallolsa bu iş ne güzel olur değil mi? 

Dolaylı vergide dünya şampiyonu olmuşuz. 

Doğrudan vergiler konusunda da tam tersi dünyada sonlardaymışız.

***

Bu ne demek şimdi? 

Nedir dolaylı vergi, nedir doğrudan vergi?

Doğrudan, ya da dolaysız vergi dediğimiz yapılan iş ya da hizmetten alınan vergiler, mesela kurumlar vergisi, emlak vergisi, motorlu taşıtlar vergisi ve bir de çalışanların ücretlerinden alınan gelir vergilerini doğrudan vergi olarak tanımlayabiliriz.

Dolaylı vergi ise vergiler doğrudan yolla toplanamadığı için düşünülmüş bir vergilendirme biçimi. 

Vergilerin bir başka şekilde, yani satın alınan her şeyden KDV, ÖTV gibi yöntemlerle dolaylı olarak alınmasına dolaylı vergilendirme diyebiliriz.

Öncelikle devletin vergi gelirinde bu vergi dengesizliği vatandaşın gelir dağılımına da yansıyarak büyük gelir dengesizliğine sebep olabilmekte olduğunu belirtmem gerekir.

Çünkü bu bir anlamda az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi alınıyor demek.

***

Nasıl yani? 

Çok kazanandan çok mu vergi almak gerekli? 

Niye ki?

***

Normali öyle değil midir?

Diğer devletlerde devletin vergi gelirleri az kazananı koruyacak şekilde düzenlenmiştir.

Bu bir anlamda pozitif ayrımcılık.

Devletler biri çok kazanıyorsa onun için vergi çok da sorun olmaz, biraz daha fazla vergi verebilir diye düşünerek, modern dünyada çok kazanandan daha fazla vergi alınması prensipte kabul görmüştür.

Az kazanan ise nesi var ki bir de vergi versin denilerek nispeten daha az vergi verir. 

***

Bence bu mantıkta da bir sorun var!

Eğer hepimiz eşitsek, herkes aynı oranda vergi vermelidir!

Bence ne çok kazanan çok vergi versin, ne de az kazanan az vergi versin.

***

Zaten niye çok vergi vermek zorunda kalıyoruz ki? 

Herkes yeterince vergi verse olmuyor mu?

Zaten herkesten aynı oranda vergi alınsa, çok kazanan çok, az kazanan az vergi verir.

Bence herkes yeterince vergi verse her şey yoluna girer, olur biter!

***

İşte işin sırrı da burada!

Yeterince diyorsunuz, ama bu yeterince denilen vergi sizce ne kadar olmalı?

Aslında bunu daha önce birçok yazımda yazdım. 

Piyasadaki dolaşımda olan para başlangıçta devletin basıp da vatandaşa verdiği para.

Paranın vatandaşa dağıtılmasının çeşitli yöntemleri var. Şimdi bu detaylara tekrar girmeyeceğim.

*

Ancak devlet piyasaya çok fazla para dağıtırsa paranın bir değeri kalmaz.

Dolayısıyla piyasadaki paranın fazlası bir şekilde devlete geri dönmek zorunda.

Böylece geriye toplanan bu paralar yine devlet eliyle piyasaya aktarılacak ki, hem devlet yapmak zorunda olduğu hizmetleri bedeliyle yapabilsin, hem de piyasayı kontrol altında tutabilsin.

***

Para insanoğlunun alışverişte rahat edilsin diye bulduğu bir araç sadece.

Aralarındaki alışverişi daha rahat yapabilsin diye Lidyalılar bulmamış mıydı parayı?

*

Evet, M.Ö. 7’inci yüzyıla kadar dayanıyor paranın bulunuşu.

Gerçi madeni para değil de kâğıt para diyorsanız, onu Çinliler bulmuşlar.

Çinliler M.S. 806 yılında ilk kâğıt parayı kullanmaya başlamışlar.

Niye bu kadar uzun süre beklemişler kâğıt para kullanmak için acaba?

Madeni paranın bulunuşu ile kâğıt paranın kullanılmaya başlanması arasında 15 yüzyıl var?

Bilmem, belki de önce kâğıdı bulmaları gerekmiş olabilir.

Zaten aslında M.S. 118 yılında Çinliler deri para kullanmaya başlamışlar bile.

Batıda ise kâğıt paranın kullanılmaya başlanması 17. yüzyıl sonlarına rastlıyor.

Yani batı devletleri Çinlilerden bile yüzyıllar sonrasında kâğıt paraya geçmişler.

Bugün ise kâğıt para kullanan bile neredeyse yok denecek kadar azaldı. 

Artık para dijital bir konuma büründü.

***

Evet, para devlet tarafından üretilerek piyasaya salınıyor diyoruz.

Alışverişin yapılabilmesi için belli bir miktar paranın dolaşımda olması mecbur, ama tekrar tekrar para basmamak için dolaşıma çıkarılmış paranın fazlasının devlet tarafından geriye bir şekilde toplanması gerekli.

İşte bu geriye toplanan paraya vergi diyoruz.

*

Vergileriniz size yol su elektrik olarak geri dönecektir!

Devlet bizim paralarımızla yapıyor onca işi!

*

Hepsi safsata!

Para zaten devletin parası, istediği zaman istediği kadar basar, senin parana ihtiyacı yok devletin!

Senden topladığı sadece dolaşımda olması gerekenin fazlası! 

Öyle olmak zorunda!

***

Ekonominin başındakiler bu dengeyi tutturamazlarsa işte orada sorun başlar!

Eğer devletin bastığı para kontrolsüz olarak birilerinin elinde birikecek olursa, bu durumda dolaşımda yeterince para kalmaz ve piyasanın işlemesi için ek para basılmasına gerek olur.

Basılan bu ek paralar ise enflasyon demek!

*

Piyasaya, dolaşıma girsin diye ek likidite (evet, dolaşımdaki paraya verilen isim bu!) sağladığınızda fiyatların artmasına sebep olursunuz.

***

Aslında bu işin dengesini tutturmak zorundasınız. 

Medeni devletlerde bu işi merkez bankaları yürütüyor. O yüzden merkez bankalarının bağımsız hareket etmesi esas olarak düşünülmüş!

Çünkü fazla likidite enflasyon demek, likidite azlığı ise hayat pahalılığı anlamına geliyor, bir anlamda yeterli gelire ulaşamayanlar için geçinme derdi demek piyasada yeterli likidite olmaması.

Piyasada ne çok likidite olacak ne de gereğinden az.

***

Bunu nasıl kontrol edeceğiz?

İşte bunu geriye topladığımız paraları, yani vergileri kimden ne oranda toplayacağımıza dair doğru dürüst bir düzen kurarak yapacağız.

*

Bunun dengesini batı devletleri çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alarak kurmuşlar. 

Buradaki çok ve az kavramları gelir bazında oransal olarak azlığı ya da çokluğu ifade etmektedir, normalde az geliri olan eşit vergi oranı ile zaten daha az vergi veriyor demektir.

Olay oranları öyle bir ayarlayacaksınız ki, gelirine göre az gelirliler daha az oranda vergi verecekler, geliri yüksek olanlar ise gelirlerine oranla daha yüksek oranda vergi vermiş olacaklar.

Böylece piyasadaki paranın birilerinin elinde birikmesine bir anlamda engel olacaksınız.

***

Biliyorsunuz, insanoğlu doyumsuzdur!

* Çok kazanayım! 

* Çok zengin olayım!

* Etrafımda insanlar ben zenginim diye fırıldak olsunlar!

* Yatım olsun, katım olsun!

* Onum olsun, bunum olsun!

Olsun tabii ki.

Eğer imkânın varsa, şansın yaver gitmişse, ne bileyim, kimsenin aklına gelmeyen bir şey düşünmüşsen, ve ticari zeka ile bunu bir zenginlik kaynağına çevirmişsen her şeyin olsun tabii ki. 

Kazancının hepsi sana helal. Yeter ki helal yoldan kazanç elde et!

Ancak maalesef ekonomik formüllere göre yüksek kazançlı isen gelirine oranla devlete vermen gereken vergi oranı da yüksek olmak zorunda. 

Bunu bilerek yaşa!

***

Vermem! 

Kazandığımı niye vereyim ki?

*

Nasıl vermeyeceksin peki?

O işin kolayı var, siyasi iktidarı desteklerim, vergi vereceğime biraz oraya buraya para dağıtırım, siyasilerin vergi oranlarını benim için düşük tutmalarını sağlarım!

Yatımın mazotunu az vergili alırım mesela. 

Elmas ticareti yapıyorum ben, elmas işine az vergi ayarlatırım!

***

Ama dedim ya, devletin ekonomiyi kontrol altında tutabilmesi için düzenli vergi toplaması gerekli. 

Sen vermezsen, o vermezse devlet nereden vergi alsın?

Ben onu bunu bilmem! 

Zaten yeterince para dağıtıyorum oraya buraya. Risk de alıyorum!

Bulsun devlet artık bir çaresini!

Mesela kim ne harcıyorsa ona göre harcadığından vergi versin!

Devlet elma yiyorsan elmadan alsın vergiyi. Ekmek yiyorsan ekmekten alsın vergiyi.

Benim kazancımdan almasın!

***

Hem bak bu yöntem daha hakkaniyetli olur, ben de elma yiyorum, armut da yiyorum. 

Hatta armudun iyisini ben yiyorum. 

Ben de yediğim kadarıyla vergi veririm, kuru ekmek yiyen de!

*

Devlet benzinden alınan vergilere, otoyol geçiş ücretleri vergilerine, dışarıdan getirilen telefon vergilerine, içkiye, sigaraya, iğneden ipliğe her şeyden alınan vergilere zam yapsın.

Herkes harcadığına vergi versin, böylece herkes eşit olarak vergi vermiş olsun!

Ben de yaşıyorum, ben de harcıyorum, dolayısıyla ben de bu dolaylı vergiyi vermek zorunda kalıyorum.

Böyle hakkaniyetli olmaz mı?

***

Maalesef olmuyor, yetmiyor. Az gelirliler çok zorlanıyorlar!

Benim kazancıma dokunmayın da, nasıl yaparsanız yapın, hakkaniyetli olan bence böyle!

Ne yapalım yani ben çok kazanıyorsam? 

Zaten vergiden kaçınabildiğim kadarını kaçınıyorum, kaçış yolu olmayan kadarına da mecburen kurumsal vergi oranı kadar vergi veriyorum.

Benden daha ne istiyorsunuz?

İktidar benden yana olacak tabii ki, para bende, güç bende, başka şansı var mı?

Seçimlerde kim veriyor kampanya paralarını zannediyorsunuz?

***

Böylece iktidarda olanlar dayayın vergileri az gelirli olanlara, ücretli olanlara diyorlar. 

Çünkü başka çareleri yok!

Başka türlüsünü yapamazlar!

*

Çünkü başka türlü yapacağım diyeni sermaye desteklemez! 

Sermayenin desteği olmayan ise maalesef seçilemez!

Seçilemedi!

Bunu bir kez daha hep beraber gördük!

Ne demişti sayın Kılıçdaroğlu? 418 milyar doları çatır çatır alacağım mı demişti sizden?

***

Bir yandan da evet, dedim ya bu işin dengesini bulmak da teknik olarak o kadar kolay değil. 

Faiz nas diyerek öyle gelişigüzel faiz indirmeye kalkarsan sonra oturursun işte böyle şapa. 

Enflasyon fırlar, ekonomi düzeni ters yüz olur.

Bu işleri bilenlerin eline vermek gerekir.

*

Bilen derken de doğru tercihler yapabilenlerin ekonomiyi yönetmesi gerektiğinden bahsediyorum.

Çünkü bir yandan da ekonomi yönetiminde tercihler de önemlidir.

*

Ekonomi yönetimi nazik iştir, çok dikkatli adımlarla ilerlemesi gerekir.

Direksiyonu çok hızlı çevirirseniz araca takla attırırsınız. 

Ekonomi yönetiminde adımların çok dikkatli atılması gerekir.

Yani öyle ben ekonomistim diyerek olmuyor bu işler.

Nas kardeşim nas diyerek de olmuyor.

Gerçi o zamanki tercihlerin saiklerinin nas falan olmadığının da farkındayım. 

Bu söylem yapılmak istenene halka bir açıklama olsun diye düşünülmüştü.

Güya Çin gibi ucuz iş ülkesi olacaktık. Böylece ne var ne yok Türkiye’de yapılacaktı, ihracat patlayacaktı!

Şimdi her şey elde patladı!

***

Güç dengelerini oturtmadan, vergi dengesini oturtmadan ülkenin düze çıkması mümkün değil bence.

Maalesef güç parası olanda olduğunda, vergi düzeni de onların istedikleri şekilde yapılıyor, ekonomi düzeni de!

Kısacası ben biliyorum kimin ne halt yediğini, burnunuzdan fitil fitil getireceğim diyerek de seçim kazanamıyorsun!

Seçimi kazanamayınca da çarşı karışıyor!

***

Hepimiz vergi vermek zorundayız, çünkü bu bir para devridaimi.

Yastık altında biriktirdiğimiz paralarla hiçbir şey yapamayız. 

Paranın sistemin içine dahil olması gerekli, para piyasada devridaim içinde olmak zorunda.

Yani para bir araç, amaç olmamalı.

***

Evet, zengin olmak hepimizin arzusu. 

Ancak birilerinin zengin olması demek, birilerinin de fakirleşmesi demek. 

Bu bir denge işi!

***

Gelir dengesi makası ne kadar açılırsa, gün gelir o makas pat diye kapanır ve o gün kim bu dengesizliğin altında kalır bilinmez.

Ekonominin başındaki para yönetimini yapanlar bu dediklerimi benden çok daha iyi biliyorlar zaten. 

Bu işin dengesini kurmak için takip edilmesi gereken evrensel ekonomik kurallar var. 

Amaç minimum faiz ile ekonominin kendi rölantisinde gitmesi olmalı, ama bu amaca ulaşabilmek için adımlar çok dikkatli atılmalı.

Bu da doğru tercihler yapılması demek.

Tercihinizi ne yöne yaparsanız ekonomiyi de o yöne doğru savurursunuz.

***

Dolaylı vergi şampiyonluğu bizde olduğuna göre iktidar tercihini sermayeden yana yapmış görünüyor.

Ben başka türlüsünü de beklemiyordum zaten bu iktidardan. 

Ancak konuyu bu derece detaylı algılayacak bir halkımız yok maalesef. 

Halkımızın hem eğitim düzeyi yeterli değil hem de eğitimli de olsa bu detayda ekonomi bilmek zorunda değil hiç kimse.

Başta olanların ülkesini seven insanlar olması gerekiyor.

Bir de devlet içinde uzman kurumların gerekli denetlemeyi yapabilmesi.

Ama bu iktidar önce devletin denetleme kurumlarını yerle bir etti.

Çünkü ayağına pranga oluyordu.

***

Ey dar gelirli kardeşim, sana diyorum, daha dün sen verdin bu iktidara oyunu, anlayabildin mi yazdıklarımı?

Senin anlayacağın gibi tekrar basitçe söyleyeyim istersen.

Çok beklersin düzeltecek diye ekonomi! 

Bu enkazın altında yine sen kalacaksın, yarın evine bir somun ekmek almak için bile para bulamayacaksın!

Venezüella’dan beter olmazsak kendimizi şanslı sayalım. Onların hiç olmazsa petrolleri var!

***

Ama bu dediğimden bile bir şey anlamadın değil mi?

Reyis düzeltir, sen merak etme diyorsun içinden değil mi?

Ne diyeyim, haklısın. Reyis düzeltir belki. 

Bekle sen, elbet bir gün birileri düzeltecek bu durumu.

Moskova’dan herkese sevgi ve saygılar 

(Not: Grafik geçen senenin grafiği! Bu grafikte bizden kötü durumda olan iki ülke daha var. Anladığım kadarıyla bu seneki grafiğe göre şampiyonluğu ele geçirmişiz!

Bir sol tarafta olan ülkelere bakın, bir de sağ tarafta olan ülkelere. Farkı hemen siz de anlarsınız.)

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 28.07.2023
  • Süre : 6 dk
  • 695 kez okundu

Google Ads