Site İçi Arama

egitim

Benim Gerçek Hikayem, O Kitap: Savaş ve Barış

Ne olmuştu da bir ömür boyu okumadığım kitapları şimdi birbiri ardına okuyordum! Bunun sebebinin başında tarihe olan tutkum ve merakım önemli bir yer tuttu. Ve klasiklerle işe başladım. Sonrası malum. İlk okuduğum klasiklerin baş yapıtlarından olan, Tolstoy'un "Savaş ve Barış" kitabıydı. Okudum, okudum o kadar hoşuma gitti ki, notlar çıkarıyor gerçek hayatla mukayeseler yapıyordum! Bu kitap bana okumayı, anlamayı, dinlemeyi ve sonuçta da yazmayı sevdirmişti.

Hayatta bazı şeyler ne yazık ki yaşanmadan, deneylemeden öğrenilemiyormuş! Bunu ben de 60’lı yaşlarımda ögrendim. Olsun bizim güzel bir ata sözümüz vardır "Zararın Neresinden Dönersen Kârdır." Ben de bu sözün ne yazık ki anlamını biraz geç çözdüm. Şimdi tekrar konumuza dönelim. 

Hayatımın gidişatını değiştiren şimdilerde sizlerle paylaştığım yazılarımın sırrına! Aslına bakarsanız ne olmuştu da bir ömür boyu okumadığım kitapları şimdi birbiri ardına okuyordum! Bunun sebebinin başında tarihe olan tutkum ve merakım önemli bir yer tuttu. Ve klasiklerle işe başladım. Sonrası malum. İlk okuduğum klasiklerin baş yapıtlarından olan, Tolstoy'un "Savaş ve Barış" kitabıydı. Okudum, okudum o kadar hoşuma gitti ki, notlar çıkarıyor gerçek hayatla mukayeseler yapıyordum! Bu kitap bana okumayı, anlamayı, dinlemeyi ve sonuçta da yazmayı sevdirmişti. 

Neden diye kendime sordum? Neden başıma gelen bu güzel değişime sebep olan kitabı dostlarınla paylaşmıyorsun? Ve yaklaşık 1800 sayfa olan bu kitabı, özetle ne anlatmak istediğini sizlerle paylaşmak istedim. İşte sizin için hazırladığım o ölümsüz romanın hikayesini bu yazımda bulacaksınız.

Siz de eğer okumadıysanız, Savaş ve Barış’ı mutlaka okuyun derim. Tolstoy, eseri Savaş ve Barış’ı şöyle tanımlıyor: O, sadece bir roman değil. Bir destandan daha azı aslında. Savaş ve Barış, ifade edildiği biçimle, tam da yazarın ifade etmek istediği ve edebildiği şeydir. 

1.800’ü aşkın sayfa, iki ya da dört cilt. Bu devasa klasiğin yalnızca çocuklar için yapılmış versiyonları ya da kısaltılmış basımları yok, aynı zamanda Audry Hepburn’lü bir filmi ve BBC yapımı, harika bir oyuncu seçimine sahip mini dizisi de var. Harika değil mi? Ancak hiçbirinin bu yüzyıllık baş yapıtı okumanın hazzını vermeyeceğinden emin olabilirsiniz. Çünkü o bir roman değil, bir romandan daha fazlası. 

Savaş ve Barış’ı niçin okumalısınız? Öncelikle tarihe tuttuğu ışık için. 1828 doğumlu Tolstoy, bu eşsiz eserinde, kendi doğumundan 20 yıl önceye, romanı yazdığı yıllardansa yaklaşık 60 yıl önceye gidiyor. Napolyon Bonapart'ın Avrupa’yı kasıp kavurduğu günlere. Napolyon’un, 1805 yılında Avusturya’yı ve Rusya'yı işgal girişimlerine değiniyor Tolstoy. Sonrasında gelen yılları ise “Dedelerimizin zamanı” diye betimliyor Tolstoy. Başlangıçta bu döneme ışık tutabilmek için bolca araştırma yapıyor. Başta Napolyon olmak üzere, romanda anlatılan birçok karaktere ait mektupları, biyografileri ve günlükleri okuyarak hakikatle bezediği bir roman yazmayı hedefliyor. Savaş ve Barış kitabını, her ne kadar bir tarih romanı olmasa da tarihle ilgisi olan herkesin okuması gereken bir kitap haline getiriyor. Aslında tarih sevmeyenler için de dönemin Rusya’sını öğrenmek için en iyi yöntemlerden biri Savaş ve Barış kitabını okumak. Çünkü tüm bu tarihi olayları ve geçmişi, birçok tarihçinin göz ardı ettiği küçük anlarla, gündelik hayatlarla, gerçek ve kurgusal karakterlerle ustaca harmanlayıp gün yüzüne çıkarıyor. Zekice uygulanmış bir savaş taktiğini aydınlatıyor. Hatta savaş ve barış sayesinde birçok Rus 1812 savaşını ve meşhur kanlı Borondino çatışmasını, büyük Rus zaferi olarak tanımlıyor.

Yüzlerce yerlinin katledilmesine rağmen Borodino çatışması Napolyon’un hazin kaybı ve Moskova'dan geri çekilişiyle anılıyor. Avrupa tarihini değiştirecek bir dizi olayı Tolstoy, gelmiş geçmiş birçok tarihçiden çok daha güçlü bir biçimde anlatıyor! Kitaplarla içli dışlı olan her insan bilir ki, bazı kitaplar vardır, hayatınızı değiştirir. İşte savaş ve barış da okuyucuları için kilometre taşları arasına giren bir kitap oluyor. Okursanız, ne demek istediğimi takdir edeceksiniz Çünkü, bu roman sizi çok insani bir duyguyla sınıyor, hayatta kalma güdüsüyle. Dünyevi dertleri bir kenara bıraktıran ölüm hissiyle, elindeki ve etrafındaki her şeyi kaybetme korkusuyla. Ve bu korkuyla yüzleştiğinde, insanın içinden çıkan insanlıkla. Bu kitap vahşet ve kana bulanmış savaş alanlarıyla dolu. Ama aynı zamanda belki de edebiyat dünyasında karşılaşabileceğiniz en üstün mutluluk anlarıyla da. Prens Andrei’nin çatışma alanında yere yığılmış halde yatarken gökyüzüne bakıp Evrenin muazzam enginliğine ilk kez tanıklık edişini anlatıyor Tolstoy. Ya da Nataşha'nın etrafta kimse yokmuşçasına dans edip şarkı söylemesinden bahsediyor. 

Tolstoy'un bu muazzam romanda bize gösterdiği dünya, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı gizemli bir yer. “Bugünün trajedisi, yarının zaferini hazırlar": En sevdiği kitabın Savaş ve Barış olduğunu söyleyen Nelson Mandela’nın da kitaptan aldığı ilham bu, bu arada bu şahsı sevmediğimi de burada belirtmek isterim. Kendi sıkıntılı zamanlarımızda bile ilhamla dolmak ve huzurlu hissetmek. Çünkü bu romandaki karakterlerin yaşantıları ve başlarından geçenlere, değişimlerine, sınandıkları duygulara bir bir şahit olmak, size hayatın yaşadığınız yerden ve hissettiklerinizden ibaret olmadığını hatırlatacak. 

Her roman da derinlere gizlenmiş de olsa yazarın hayatının etkileri vardır. Tolstoy’un Savaş ve Barış için yaptığı engin araştırmalar bir yana, bu eserde yazarın kendi yaşamının ve karakterinin etkilerini görmek de mümkün. 1828 yılında Rusya’nın Tula şehrinde Yasyana Polyana isimli görkemli köşkte "Savaş ve Barış’ı yazdığı yer" dönemin soyluları ve zenginleri arasında olan aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Tolstoy, küçük yaşta annesini ve babasını kaybediyor. Gençlik yıllarını günlük tutarak, Avrupa’yı gezerek ve üniversiteyi yarım bıraktıktan sonra aile servetini kumarda harcayarak geçiren yazar, 1854 yılında Kırım savaşına subay olarak katılıyor. Savaş ve Barış’taki çatışma alanı betimlemeleri de muhtemelen Tolstoy'un bu dönemdeki deneyimleri sayesinde bu denli muazzam bir hal almış oluyor. Hatta, İkinci Dünya Savaşı sırasında Savaş ve Barış’tan bölümler verilen Sovyet askerlerinin romanı barakalarında okuduktan sonra, bizzat gözleriyle şahit oldukları savaş alanındansa Tolstoy’un betimlemelerinden daha çok etkilendikleri söyleniyor. 

Barış kısmı ise, Tolstoy 'un anlattığı muhteşem kokteyl partileri, davetler, kadın, erkek ilişkileri ve onların dünyevi dertleriyle devreye giriyor. Romanın orijinal metni, Fransızca diyaloglarla başlıyor. Çünkü o dönemlerde Rus aristokratları için Fransızca bilmek ve konuşmak saygınlık ölçütü sayılıyor. Tolstoy da roman boyunca aslında aristokratları ve kendilerince kıymetli kaygılarını ve bu kaygıların savaşla çatışmasını çözümlüyor. En iyi bildiği, ortasına doğduğu kendi ülkesinin insanları. 

Ancak tüm bunlar bir yana, Tolstoy tarihe geçmiş bir karakter. Aileden kalan büyük miras, kendisine taparcasına seven bir eş, 13 çocuk, kendi açtığı bir okul, sabah 5’te uyandıran disiplinli bir yaşam kuralları ve binlerce sayfa yazı. Sonrasındaysa tüm servetini dağıtıp kendini sokaklara vuran, uzun beyaz sakalları ve derbeder haliyle akıllarda kalan bir adam. 

Evet, Tolstoy alelade biri değil. Çünkü hayatı boyunca bir arayış içinde! Savaş ve Barış ’ta, özellikle Pierre karakterinde bu arayışın ve buhranların izlerini görmemek mümkün değil. Hayatının hiçbir dönemini “boşuna” geçirmemiş Tolstoy gibi olağanüstü bir insanı tanımak için, yalnızca Savaş ve Barış’ı değil, tüm romanlarını okumak gerek. Bugünün Rusya’sını anlamak için, Tolstoy Savaş ve Barış’a yapılan “Bu bir roman değil!” eleştirilerine şöyle yanıt verir: “roman, bir batı Avrupa tarzıdır. Rus yazarlar farklı yazmak zorundadır, çünkü Ruslar farklı yaşar.” 

Eğer bugün siz de Rusların niçin hâlâ Batı’yla karmaşık ilişkileri olduğunu çözemiyorsanız, Savaş ve Barış’ı mutlaka okumalısınız. Çünkü Rusya’nın çektiği acıyı ve yaşadığı kaybı anlamak ve kendilerini farklı görüp etraflarına bir çember örme nedenlerini kavramak için köklü geçmişlerini, Rusya’yı Rusya yapan olayları öğrenmek gerekiyor! Romanda anlatılan, 1812 yılındaki Napolyon’un başarısızlıkla sonuçlanan Rusya’yı ele geçirme girişimi; süregelen Rus liderlerinin, ülkelerinin büyüklüğünü ve dokunulmazlığını göstermek için kullanacakları derin ve köklü bir kültürel değişim yaratıyor. Örneğin bugün bile Putin, ülkesindeki insanlara Batının tehlikesi altında olduklarını sık sık ima ediyor ve hatta Ukrayna’daki kriz için de batıyı suçluyor! 

Savaş ve Barış’ta göz ardı edilmemesi gereken Evrensel bir mesaj da var: insanlığın, siyasetten daha üstün olduğu. Harika karakterler tanımak için Savaş ve Barış temelinde, savaş, sosyoekonomik ve politik değişimler ve ruhsal karmaşalar nedeniyle hayatları alt üst olmuş, tutunacak bir yer arayan insanları anlatıyor aslında. Ancak bir baş kahramanı yok bu romanın, yaklaşık 600 yan ve yaklaşık 10 ana karakter var. Bunların arasında Napolyon da var, Rus Çarı da ve kim bilir kaç romana ve filme ilham olmuş toy Natasha ve kayıp Pierre de. Ve hiçbiri “İyi” ya da “Kötü” değil aslında, ki bu da hepsini bu denli gerçek, bu denli insani yapıyor. Üstelik bu karakterlerin bazılarının büyüyüşüne bile şahit oluyor, gerçekçi bir bağ kuruyorsunuz. Romanın uzun yıllara yayılması sayesinde onlarca insanın hayatının nasıl geliştiğini ve değiştiğini izliyorsunuz. Muhtemelen normal yaşamanızda tecrübe etmeye imkân bulamayacağınız sayıda ve ilginçlikte hayatları. 

Bu karakterler sizi her duyguyla yeniden tanıştırıyor: aşk, hırs, ihanet, şehvet, kıskançlık, tutku, öfke. İnsana mahsus her duyguyla. Ve Tolstoy ’un karakterlerinin var oluş kaygıları, tümüyle biz 21. yüzyıl insanıyla benzerlik gösterdiği için hem size hem de çevrenize ışık tutarak başka hiçbir romanın yaşatamayacağı deneyimi yaşatıyor. 1800 sayfayı aşkın uzunluğu için, bu özelliği Savaş ve Barış’ı okumama nedenleri arasında görebilirsiniz. Fakat yüklü ciltler gözünüzü korkutmasın. Evet bu roman uzun bir roman, ancak okunması güç bir roman değil. Birçok insan Savaş ve Barış’ın ilk 100 sayfasındaki pek çok karakter ismini kavramakta zorluk çektiğini söyler. Ama roman, üzerinize yığılan karakterlerden sonra berraklaşıp yumuşuyor. 

Tolstoy, okurları için son derece özen göstermiş. Sizi zorlayacak şey çetrefilli anlatımlar, dallanıp budaklanan olaylar olmayacak, yalnızca empati kurmakta zorlanacaksınız. Boğucu ve ağır gelmeyecek, aksine kendinizi kaptırıp sayfaların su gibi aktığı, tıpkı bir sonraki bölümünü merak ettiğiniz bir diziyi izler gibi, sonuna bir an evvel ulaşmak istediğiniz bir roman olacak. İlk cildin sonuna geldiğinizde içiniz hayatın devam ettiğine dair yoğun bir hisle dolacak. Yeni ihtimallerin çoğalışıyla ve zihin açan olay örgüsüyle her okuyan gibi siz de bu harikulade romanın sonsuza dek devam edebileceğini hissedeceksiniz. 

Saygı dolu sevgiyle kalın.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 26.01.2023
  • Süre : 5 dk
  • 1382 kez okundu

Google Ads