Site İçi Arama

egitim

Bir Yudum İnsan, Yurdum İnsanı Sakallı Celâl Kimdir?

Tevfik Fikret Galatasaray Lisesine müdür olunca, Sakallı Celâl'i elinden kaçırmaz ve okulda öğretmenlik yapmasını sağlar. Nâzım Hikmet gibi birçok gence ders verir. Öğrencilerine, "Koridorda asılı olan ceket benimdir. Cebinde param var. İhtiyacınız kadarını alabilirsiniz" diyecek kadar cömert bir adamdır.

Öyle insanlar vardır ki, hayatın bam teline dokunuşlarıyla ona bir mana ve anlam katarlar. Bazılarını bizler tanırız. Bazıları ise tarihin tozlu sayfalarındaki yerlerinden çıkarılarak bizlerle buluşturulmasını beklerler. Bu tür insanların yaptığı, aslında erdemin tarih sayfalarına işlenen altın varaklı yazılarından başka bir şey değildir. Onlar belki sade bir hayatı yaşamış gitmişlerdir ama geride bıraktıkları güzel ahlak ve erdemli işler halk arasında anlatılır, durur. Kısaca onlar ölmezler, yaşamaya devam ederler. Böyle bir yudum insan olan Sakallı Celâl’i bugün sizlere tanıtmak istiyorum. 

Sakallı Celâl, dönemin Deniz Bakanı bir paşanın oğlu olarak İstanbul'da dünyaya gelir. Yaşıtları oyuncaklarla oynarken, o küçücük yaşında kendi kendine harfleri öğrenerek ev halkını şaşkına çevirir. İlkokul çağında konaktaki odasından çıkmaz, durmadan o yıllarda Deniz Lisesine giden ağabeylerinin kitaplarını okur. Babasının “henüz yaşın küçük” demesine rağmen, Fransızca dersleri alır ve kısa sürede mükemmel derecede Fransızca öğrenir. Dönemin en iyi eğitim veren okuluna, Galatasaray Lisesi’ne, 1896 yılında başlar. Fransızcası çok iyi olduğundan bu okulda hazırlık sınıfını okumadan geçer. Galatasaray Lisesi’ndeki derslerinde olağanüstü başarılar elde eder. Bu okulda geçirdiği yıllar; özgür, bağımsız, aydınlanmacı kişiliğinde çok etkili olur. Okulunu bitirdiğinde, muhteşem bir Fransızcası ve elinde her kapıyı açan Galatasaray diploması vardır. 

Tevfik Fikret Galatasaray Lisesine müdür olunca bu dahi adamı elinden kaçırmaz ve okulda öğretmenlik yapmasını sağlar. Nâzım Hikmet gibi birçok gence ders verir. Öğrencilerine, "Koridorda asılı olan ceket benimdir. Cebinde param var. İhtiyacınız kadarını alabilirsiniz" diyecek kadar cömert bir adamdır. 

O yıllarda Osmanlı Devleti, ülke genelinde Fransızcası güçlü 35 genci sınavla Fransa ve İsviçre’ye yüksek öğrenim için gönderir. Bunlardan biri de Celâl’dir. Sorbonne’da Siyaset Bilimi okumaya başlar. Ailesine mektup yazarak devlet büyüklerinden Makine Mühendisliğine geçmesini sağlamalarını, kabul edilmezse kendi paraları ile okutmalarını rica eder ama aile bunu reddeder. Aile büyükleri, “Devlet neyi uygun görmüşse onu tahsil et’’ cevabını verilir kendisine. Buna bir reddiye olarak, bir daha da asla kesmemek üzere o gün sakalını uzatmaya başlar. 

Fransa’nın en büyük yazar, şair ve düşünürleriyle fikir alışverişinde bulunur. Hür beyni daha da aydınlanır. “Devletin parasını yediğimiz yeter’’ deyip diploma almadan ülkesine döner. Üsküp’e Fransızca öğretmeni olarak gönderilir. Burada öğrenciler ve halk kendine hayran kalır. Kendi parasıyla okulun önüne futbol sahası yaptırır. Fransa’dan toplar getirtir. Öğrencilere don ve fanila diktirir. Futbolu öğretir. Fakat bölgedeki yobazlar onu şikâyet ederek okuldan attırır. Sebebi; futbol günahmış! Çünkü Yezitler Hz. Hüseyin’in başını keserek yerde top gibi oynamışlar, futbol onu temsil ediyormuş. Bu nedenle futbol oynanmasına sıcak bakmaları mümkün değilmiş. 

Bu yobazlık üzerine mecburen İstanbul’a döner. Trablusgarp’ta Mustafa Kemal ve askerlerinin zor durumda olduğunu öğrenir. Bir tekneye mühimmat doldurup yola çıkar. Fakat yolda İngiliz devriye teknesi yollarını kesince arkadaşlarının “silahımız var vuruşalım’’ fikrine karşı çıkar; “silahları değil aklımızı kullanacağız.’’ Muhteşem dili ve siyasi bilgisi ile İngiliz komutanına bu silahları Fransızlara direnen Tunuslu mücahitlere götürdüklerine inandırır ve bu kıvrak zekası sayesinde Mustafa Kemal’e bu silahları birinci elden ulaştırır. 

Sonrasında asker olmayı, silâh altına alınmasını ister ama “ülkeye öğretmen lazım’’ denilerek Kastamonu Lisesi’ne Fransızca öğretmeni olarak gönderilir. Fakirlik, hastalık ve cehaletin olduğu bir dönemdir. Şehirde frengi vardır, bununla mücadele eder. Öğrencilere yabancı dilin yanı sıra tarih ve hayat bilgisi dersleri verir. Yobaz zihniyet onu bir kez daha hedef alır. “Dini bütün yerde başı açık geziyor, çocuklara Fransız devrimini anlatıyor, ayaktopu oynatıyor günahtır” diye İstanbul'a şikâyet ederler. Görevden alınır, İzmit Lisesi’ne gönderilir. 

Burada büyük şair Yusuf Ziya Ortaç ile tanışır. Ölümünden sonra Ortaç; “Celâl Bey'in cenazesine gitmedim. İnsan kendi tabutunun arkasından yürüyebilir mi?” diyerek dostluklarının büyüklüğünü gösterecektir. Sakallı Celâl buradan Ankara Lisesi’ne müdür yardımcısı olarak atanır. Burada da öğrencilerine sürekli aydınlanmayı, akıllarını kullanmayı ve hurafelerden uzak durmaları gerektiğini öğütler. "Çocuklar evlerinde ve camide din öğrenebilir ama Fransızcayı kolay kolay öğrenemezler’’ diyerek din dersi saatini azaltarak Fransızca dersleri için ayrılan süreyi arttırır. Okulun lağımı taşar, kimse ilgilenmeyince kendisi açar. Koskoca müdür yardımcısı bu işi yapar mı diye ona çıkışırlar, işten el çektirirler. Sakallı Celâl tepki olarak diğer gün bir boyacı sandığı bulur ve okulun önünde öğrencilerinin ayakkabısını boyar. Mevzuatı delerek Türkiye’de ilk kez İstanbul’dan bir bayan öğretmen getirtir ve bu okula atamasını yaptırır. Çok büyük tepki alır. 

Ankara Lisesi’ndeyken Bakanlıktan okula bir yazı gelir. Yazıda “Yükseköğrenimde öğrenci boşluğu olduğundan son ve bir önceki sınıfların durumlarına bakılmaksızın mezun edilmesi gerektiği’’ yazmaktadır. Hiç beklemeden burası “boyacı küpü’’ değil diyerek bir daha dönmemek üzere öğretmenlikten istifa eder.

Geçimini sağlamak için Aydın’a incir fabrikasına işçi olarak girer. Fabrika yönetimine ve üreticilere incir ve üzüm tarımının geliştirilmesini, taşınmasını, kurutulmasını ve paketlenmesini modern tekniklerle öğretir. Fransızca bilen, muhteşem silah kullanan ve fabrikanın karmaşık makinelerini tamir edebilen bu adam aranan biri haline gelir ve fabrikada “ustabaşı’’ olur. Bu arada eğitim işlerine devam eder, işçilere okuma yazma ve Fransızca öğretir. Fabrika sahibine modern teknikleri, çiftçilere ise kooperatifleşmeyi öğretir. Bu iyi adam, hasta bir işçiye ve fakir bir köylüye, ihtiyaçlarını karşılamaları için kendi maaşını verir, diğerleri kendisini Komünist diye şikâyet ederler. Polis evini basar, evde Komünizme ait belgeleri bulamayınca belgelerin yerini sorarlar. Aynı zamanda nüktedan da bir kişiliği olan Sakallı Celâl, kafasının içini göstererek “İşte burada’’ diye cevap verir. Duvardaki Marx portresi içinse "dedemdir" der. 

Bir gün fabrikada çalışırken, sağ işaret parmağı makineye sıkışır ve ucu kopar. Soranlara “O zaten komünist parmağımdı, bir şey olmaz’’ cevabını verir. Bir gün hakkındaki iftiralardan bunalır ve evindeki bütün eşyaları işçilere dağıtıp bir çuval kitapla Ankara’ya geri döner. Oradan da İstanbul’a taşınır. İstanbul’da onu tanıyan dönemin en büyük şair, yazar, avukat ve kalburüstü aileleri evlerine sohbetini dinlemek için davet ederler. Çünkü muhteşem bilgisi ve konuşma yeteneği vardır. Çöpçülerin aldığı maaşı düşük bulur. Bunu protesto etmek için Vali konağının önünü süpürmeye başlar. O sırada oradan Rasih Nuri İleri ile hocası Prof. Kerim Erim geçmektedir. O günü İleri daha sonra şöyle anlatır; “Hocam, Profesör Kerim Erim bir anda fırlayıp yerleri süpüren sakallı bir çöpçünün elini öpmeye başladı.’’

Sakallı Celâl maddi sıkıntı çekse de hayatı boyunca kimseden para yardımı kabul etmez. Elinde büyüyen Mehmet İsvan sonraları çok zengin bir iş adamı olur. Hocasına hesap açar fakat öldükten sonra Sakallı Celâl’in bu hesaptaki paranın tek bir kuruşuna dahi dokunmadığını görür. 

Celâl, hayatı boyunca hiç sigara ve alkol kullanmaz. "Türkiye, doğuya yol alan bir geminin güvertesinde batıya koşan insanların ülkesidir" ve "Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer ilgisizdir." sözleri ona aittir. 

1962 yılında hayata gözlerini yummadan önce vasiyetinde; “Mustafa Kemal’i seviyorum. Ona olan güçlü özlemimle ölüyorum. Onu öpmek, koklamak isterdim" der. 

Bu yazıyı hazırlarken kaynak olarak kullandığım “Sakallı Celâl’’ adlı yapıtın yazarı Orhan Karaveli şöyle diyor; "Tek isteği vardı Sakallı Celal Beyin, Türkiye’nin Atatürk’ün yolundan giderek aydınlık günlere ulaşması." 

Saygı dolu sevgiyle

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 20.08.2023
  • Süre : 5 dk
  • 1432 kez okundu

Google Ads