logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
ekonomi

Haydi Geleceğimizi Planlayalım: Bölüm-5

Ülke de aslında yaşayan bir organizma gibi. Toplum içinde herkesin bir görevi olmalı ve herkes görevini tam ve eksiksiz şekilde yerine getirmeli. Görevini yerine getirmeyen olduğunda tüm ülkenin birlikte sıkıntıya düşeceği kesin. Evet aynen bizi meydana getiren organlar gibi olmalı kurumlarımız.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 04.07.2022
  • Süre : 4 dk
  • 96 kez okundu

Ekonomik Bağımsızlık İçin Değişmemiz Gerekiyor:

Uzun vadeli bir ülke planı yapmak çok kolay değilmiş. Baştan nasıl yola çıktım diye tekrar tekrar okuyorum, ekonomik bağımsızlık için yapılabilecek daha bir sürü şey geliyor aklıma, ama daha fazla derine dalmadan bu bölümde biraz daha ilerlemek istiyorum.

Aklıma hep bu planladıklarımızı yapabilmek için bazı temel değişiklikler yapmamız gerektiği takılıyor. 

Öncelikle ilerleyebilmek için ülkece önemli bir karar vermeliyiz gibi geliyor bana. 

Tarihimiz hep güçlü bir kişi etrafında toplanıp onun gösterdiği yoldan gidilen ve onun istekleri, hayalleri ile ilerleyen, birçok başarı elde etmiş ve yüzyıllar boyunca sürdürülmüş Türk devletleriyle dolu. Tarihi yazan bir millet olmuşuz. Ama birçoğu zamanla yıkılmış, çağa ayak uyduramamış. Bağımsızlık karakterimiz diyoruz ama birçoğu yıllarca başka milletlerin boyunduruğu altında yaşamış. Bugün halen daha aynı durumda olanlar var.

Ama bugün artık sanki tek bir kişinin peşinden gitmek yetmiyor, olmuyor. Çünkü ne kadar iyi niyetli ve bilgili olursa olsun insani tepkiler bazen ülke için gereksiz zararlar verebiliyor. 

Her Ülke Yaşayan Bir Organizma:

Ülke de aslında yaşayan bir organizma gibi. 

Toplum içinde herkesin bir görevi olmalı ve herkes görevini tam ve eksiksiz şekilde yerine getirmeli. Görevini yerine getirmeyen olduğunda tüm ülkenin birlikte sıkıntıya düşeceği kesin. 

Evet aynen bizi meydana getiren organlar gibi olmalı kurumlarımız. 

Bazı organlarımız beynimizde oluşan düşünceler ve istekler doğrultusunda kontrolümüz altında hareket eder. Bazıları ise otomatik olarak çalışır. İstesek de çalışmalarını engelleyemediğimiz organlarımız da vardır. Kurumlar da böyle olmalı, bazıları otomatik olarak görevlerini yerine getirmeli. 

Organlarımız hepsi birlikte yaşamın sürekliliğini sağlarlar. Aklımızdan çok saçma düşünceler geçse de bir şeyler bizim o düşüncelerimizi gerçekleştirmemizi engeller. Öyle düşünceleri kendi kendimize yok ederiz ve yaşamak için ne gerekiyorsa ona uygun yeni düşünceler üretiriz. Bunu yapan sağduyumuzdur. Cumhurbaşkanlığı makamı bu sağduyumuz olmalıdır. Yani yönetimdekiler bile her nasıl istiyorlarsa yönetmek için serbest olamamalılar.

Ülke de bence böyle aynı vücudumuz gibi yaşamını sürdürmeli. Bazı şeylere yönetimdeki beyin takımı bile karışamamalı. Yaşamın kodları önden yazılı olmalı ve değiştirmeyi isteyen olsa bile bunu yapamamalı.

İşte böyle bir düzende baştakiler sadece gelecekte başarılı olmak için gereken kararları almaya odaklanmalılar. Düzgün bir gelecek sunabilecekleri seçmeliyiz ve başa geçirmeliyiz. Her şeyi ben bilirim, her şeye ben karar veririm mantığı eninde sonunda başarısızlık getiriyor. İspatını hep birlikte yaşıyoruz.

Nasıl midemize giren bir yiyeceğin nasıl öğütüleceği artık sindirim sistemimizin görevi ise, ülkede de bazı şeyler sorumlu kurumun görevi olmalı. Nasıl kalbimizin kan pompalamasını aklımızla durdurmamız mümkün değilse, ülkede de bazı şeylerin işleyişine yönetim kadroları karışamamalı. Karaciğerimiz istesek de, istemesek de gerekli enzimlerle kanımızı dengeler. Ülkede de denetim mekanizmaları düzgün çalışmalı. Sinir sistemimiz her yerimizden bilgi toplayıp beynimize iletir. Bir şeye dokunsak neye benzediğini sinir sistemi iletir, bir yerimiz ağrısa da o haber verir. Sen niye bu bilgiyi veriyorsun diye sinir sistemine kızmak yersizdir. O onun görevidir. Bilgiyi alırsın ve değerlendirirsin. Zararlı bir şeyse elini uzattığın elini çekersin, bir yerin ağrıyorsa bir sorun olduğunu anlarsın. Ona göre önlemini alırsın. Bu bilgileri iletiyor diye sinir sistemini cezalandırmazsın. Kolunu cezalandırmazsın oraya uzandı diye, sen uzattın, uzatmasaydın. Önce gözünle baksaydın, burnunla koklasaydın. Kulağınla dinleseydin. Geçmiş bilgiler arasına baksaydın, zararlı bir şeyse zaten hafızanda bilgisi depolanmıştır. Sonra beynimiz de bölüm bölüm, bir bölümü arzuluyor sürekli, ama diğer bölümü dur bir dakika diyor, önce bakalım, nedir, neye benziyor, değerlendiriyor. Ondan sonra harekete geçiyor. Fazla bal yersen bile miden bulanıyor. Her yerde bir denetim mekanizması kurulmuş.

Ülkedeki Organların Görevleri:

Kısacası ülkede her kurum organlarımız gibi çalışmalı. Yönetim beynimiz gibi bölüm bölüm olmalı. Kimi işler beyincik gibi, omurilik gibi direk beynin yönetiminde değil, ayrı bir sistem olarak yönetilmeli. Basın sinir sistemi gibidir, görevi sadece haber vermektir. İletişim ağımız kanımız gibi her birimize yaşam için gerekli gıdayı ulaştırır. Yine her birimizin oluşturduğu atıklar bir şekilde temizlenir, bireylerin ürettiği enerji ise yaşam enerjimizdir. Elimiz kolumuz yumruğumuz sağlam olmalı. Bacaklarımız sağlam olmalı ki, hedefimize koşar adımlarla ilerleyelim.

Üniversitelerimiz beynimizin bir bölümüdür, oralar oturup koltuk kaplayacak yerler değildir, beynimizin düşünce üreten bölümleri gibidir, bilgi üreten birer hazinedir her biri, görevleri bilgi üretmektir. Bağımsız olarak her konuyu değerlendirmekle yükümlüdürler. Birer öğrenci yetiştirme kurumu değildir üniversiteler. Birer okul değildir. İşsizliğe çözüm hiç değildir. Bilgi üreten kurumlar olmalıdırlar. 

Basınımız kimsenin basını olamaz. Yaşamak istiyorsak vücudumuzu kandırarak bunu yapamayız. 

Evet, yaşamak için inanç sahibi olmalıyız, ama bu bir uyuşturucu etkisi yapar düzeyde olmamalı. Vücudumuz da gerektiğinde uyuşturucu üretir, ama kıpırdayamaz derecede yoğun değildir bu üretim. Dengeleyecek kadardır. 

Alyuvarlarımız akciğerimize atık karbondioksiti taşırken, hücrelerimize de oksijen taşırlar, her hücremize ulaşırlar. 

Böyle bir sistem kurmalıyız, her bireye dokunabilmeliyiz, o şucudur bu bucudur demeden. Gelir herkese düzgün dağıtılmalı. 

Akyuvarlar mikropları virüsleri yok eder, sürekli tarama yaparlar. Evet dış saldırılar her zaman olacaktır. Yeter ki zararlı olduklarını önceden bilelim. Kanser hücresi varsa onu da yok etmesini bilelim. Ama bu tamamen bağımsız bir sistemdir. 

Polis ve istihbarat bazı konularda bağımsız olmalıdır. Yönetimdeki istiyor diye karaciğer hücresini yok etmemelidir. 

Vücudumuzda bir sürü yararlı bakteri vardır, demek ki sığınmacı diye herkese karşı olmak anlamsızdır. Yeteri kadarı ile uyum içinde yaşamayı öğrenmeliyiz, ama sırf bakteri dolu bir sindirim sistemi kendi görevini yapamaz hale gelir, zehirleniriz, hasta oluruz. Yeteri kadar ve sadece yararlı olanların içimizde yeri vardır.

İşte böyle, bugün de aklımdan bunlar geçiyor. Sistemimizi gözden geçirmeliyiz. Düzgün ve tutarlı bir sistem kurmalıyız. Evet, bize özel, Türk sistemi, ama dediğim gibi tıkır tıkır işleyen bir sistem. 

Böylece herkes rahat eder, karnımız ağrımadan yola devam etmenin başka yolu yok. 

Böyle bir düzenin önümüzdeki otuz yılda kurulacağını planlıyorum.

Yarın devam ediyoruz 

Şimdilik Moskova'dan sevgi ve saygılar


Google Ads