logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
ekonomi

Kalkınma, Büyüme ve Gelir Dağılımı

Politik söylem, uygulanan politikaların amacına, kamuoyunun bilgilendirilmesine ya da kamu yararına katkı/fayda sağlamayabilir. Bu nedenle de, dünyanın neresinde olursa olsun siyasi iktidarlar tarafından kullanılan politik söylem, gerçekliğin ya sadece belirli bir bölümünü yansıtır ya da gerçekliği istenen algıyı yaratmak için çarpıtır.

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 01.07.2022
  • Süre : 4 dk
  • 126 kez okundu

Sevgili dostlar, ekonomi konusunda birçok kavram toplumda gerçek içeriği yeterince bilinmediğinden, bilinçli ya da bilinçsiz olarak politik söyleme konu yapılabilmektedir. Politik söylemin amacı çoğunlukla siyasi iktidarın politikalarına meşruiyet kazandırmaktır. Yani politik söylem, uygulanan politikaların amacına, kamuoyunun bilgilendirilmesine ya da kamu yararına katkı/fayda sağlamayabilir. Bu nedenle de, dünyanın neresinde olursa olsun siyasi iktidarlar tarafından kullanılan politik söylem, gerçekliğin ya sadece belirli bir bölümünü yansıtır ya da gerçekliği istenen algıyı yaratmak için çarpıtır. Gerçekliğin bir bölümünün yansıtılmasının gerekçesi anlaşılabilir ama çarpıtmanın gerekçelendirilmesi ahlaklı ve bilinçli toplumlarda mümkün değildir. Bu yazıda söz konusu kavramlar üzerinden ekonomik ve politik bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. 

Politik Söylem, Kamuoyu ve Aydınlar

Politik söylemin hedefi kamuoyudur. Politikalarına meşruiyet sağlamak isteyen siyasi iktidar, toplumu uygulanan politikalarda başarılı olunduğuna ikna etmek ister. Aksi halde yönetsel meşruiyet de sorgulanır. Örneğin ekonomik büyümenin negatif olduğu, yani ekonominin küçüldüğü bir dönemin ardından gelen dönemde muhtemelen baz etkisi nedeniyle büyüme yüksek çıkar. Bu durum, ekonomide her şeyin düzeldiği ve gerçekten büyüdüğü anlamına gelmez. Ama siyasi iktidarlar bu gerçekliği çarpıtarak, kendi uyguladıkları politikalarla her şeyin düzeldiği algısını oluşturup, uyguladıkları politikaların meşruiyetini sağlamaya çalışabilir. Bir toplumda herkes ekonomi konusunda bilgi sahibi değildir, olmak zorunda da değildir. Ancak siyaset yapan kişiler ahlaklı ve sorumlu olmak ve davranmak zorundadır. Sadece onlar değil, topluma ışık tutan aydınlar da ahlaklı ve sorumlu olmalıdır. Burada eğitimli olan herkesin aydın olduğu, dolayısıyla ahlaklı olduğu yanılgısına düşülmemesi gerekir. Siyasi iktidarın politik söylem için kamuoyunu ikna etmekte kullandığı eğitimli ve bilgili insanlar da vardır. Ancak bu insanlar, bildikleri doğruları birtakım çıkarlar uğruna çarpıtarak, aldığı eğitime ve topluma dürüst davranmamayı tercih ediyorsa, bu insanlara aydın denemez. 

Gramsci, ideolojide karşı tarafın ufak tefek taraflarının bozguna uğratılmasının hiçbir önemi olmadığını, bu mücadelede en kuvvetli darbelerin en başta gelen kişilere yöneltilebilmesi gerektiğini savunmuştur (1). 

Diğer bir ifadeyle, küçük polemiklerle uğraşmak yerine, aydın sorumluluğu olan kişilerin daha önemli ve daha büyük sorunlarla mücadele etmesi gerektiğini ifade etmektedir.  Bunun yanında bu dönemin düşünsel boyutunu yansıtmada bilimsel eserlerin sorumluluğuna ve önemine vurgu yapılmaktadır. Örneğin akademisyenlerin tarihin önemli dönüm noktalarında aldığı sorumluluk ve tutum, ortaya konan/konması gereken bilimsel eserlere yansımalıdır. İşte bu nedenle, akademisyenlik kendine daha rahat yaşam koşulları sağlamanın en azından birincil amaç olmadığı bir unvan/çaba/uğraş olmalıdır. İçi boş unvanları statü kaynağı olarak kullanmak, zaten kişinin (bırakın bilimsel olgunluğu) kişisel olgunluğa ulaşmadığının göstergesidir. 

Kalkınma, Büyüme ve Gelir Dağılımı

Çoğunlukla birbirine karıştırılan bu iki kavram, birbirinden çok farklıdır. Aralarındaki en temel fark, kalkınmanın niteliksel, büyümenin niceliksel olarak tanımlanabilmesindedir. Bu yönüyle kalkınma kavramı, insani gelişmişlik endeksi ile yakından ilişkilidir. İnsani gelişmişlik endeksi, sağlıklı yaşam, bilgiye erişim ve yaşam koşulları olmak üzere üç temel değişkenden yararlanılarak elde edilen bir veridir. Sağlıklı yaşam, sağlık hizmetine erişim imkanları, bebek ölüm oranları, ortalama yaşam beklentisi gibi konulardan oluşmaktadır. Örneğin Türkiye, anne ve bebek ölüm oranlarında (2019 verilerine göre) OECD ülkeleri arasında binde dokuz ile, sadece Meksika ve Kolombiya'yı geçebilmiştir (2). 

Ortalama yaşam beklentisinde ise, yine 2019 verilerine göre, Meksika, Macaristan, Slovak Cumhuriyeti, Polonya ve Kolombiya'nın önünde 78.6 ile yer almaktadır. Yaşam koşulları ise, genellikle kişi başına düşen GSYİH (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) ile ölçülmektedir. Bu rakam ise, ekonomik büyümeyi göstermektedir. Dolayısıyla ekonomik büyüme rakamları, kalkınmışlık göstergesi olmayıp sadece kalkınmanın bir boyutunu ifade etmektedir. Kişi başına düşen GSYİH önemli bir gösterge olsa da, o da tek başına çok anlamlı bir veri olmayabilir. Toplam GSYİH'nın nüfusa bölünmesi ile bulunan bu rakam konusunda bir değerlendirme yapalım.

Başlangıç noktası olarak 2018 yılının 29 Haziran gününü alalım. Dolar kurunun güne başlangıç değeri 4,57 TL olarak görülmektedir. 2018 yılı asgari ücreti ise net 1603 TL'dir. Bu yaklaşık 350 dolar yapmaktadır. Dört yıl sonra 29 Haziran 2022 dolar kuru 16,65 TL, asgari ücret 4253 TL'dir ve yaklaşık 255 dolar yapmaktadır. Kurlardaki oynamalara bağlı olarak 10-20 dolar arası farklılıklar oluşabilmektedir. Ortalama ücretlerdeki artışın asgari ücretteki artıştan daha az olduğu (3) dikkate alındığında, ücretlerde asgari ücrete yakınsama olduğunu söyleyebiliriz. 

Bu durumda 2018 yılından bugüne kadar dolar bazında genel olarak ücretlerdeki kaybın aynı sürede kişi başı GSYİH kaybından daha fazla olduğunu söylemek de mümkündür. 2017 sonunda 10696 dolar olan rakam, 2021 sonunda 9539 dolar olarak gerçekleşmiştir (4). 

Bu süreçte asgari ücretlilerin oranında da artış olmuştur (5). Yani 4 yılda kişi başına Milli Gelir 1157 dolar azalmıştır. Ancak buna karşılık (emekli, çalışan) ücretlilerin maaşlarında dolar bazında erime bundan kat be kat daha fazla olmuştur. Bu durum, ülkede gelir dağılımının bozulduğunu ortaya koymaktadır. Burada daha kolay anlaşılabilmesi adına "Gini Katsayısı" gibi teknik detaylara girmiyorum. Ancak alım gücünün düştüğü açıkça görülmektedir. Toplumda emeği ile geçinen insanlar fakirleşirken, bir kesim haksız kazanç sahibi olabilmektedir. Şimdi bu olayın politik boyutuna bakalım.

Kamu Politikası Boyutuyla Gelir Dağılımı

Kamu politikası analizi, toplumda ekonomik olarak gelinen durumun asla tesadüf olmadığını gösterir. Çünkü kamu politikası tesadüfler sonucu oluşmaz. Bilindik ve istendik bir süreçtir. Ücretlilerin yaşam standartlarındaki bozulma, çok temel bir nedene dayanmaktadır. Elbette kamu kaynaklarının yanlış kullanımı, israf, öncelikleri belirlemede yapılan hatalar, liyakatsiz kamu görevlileri, kurumların kültürünün yok edilmesi gibi konular da etkendir. Ancak uygulanan yanlış politikalar sonucunda kuru belirli bir yerde tutmak için uygulanan politikalar, yanlışı yanlışla telafi etmeye çalışmaktır. Yani yangını benzinle söndürmeye çalışmaktır. Faizi düşürdüğünüz zaman olacaklar sürpriz değildir. Ancak bu politikayı politik söylemle meşrulaştırmaya çalışmak, sonuçta olacakları engellemeye yetmez. Ya da sonuçta olacaklar, siyasi iktidarın kamusal bir sorun olarak gördüğü şeyler olmayabilir. Tasarruf sahibi olan insanların tasarruflarına döviz garantisini kamu kaynaklarından, yani halkın vergilerinden sağlamak, gelir dağılımını bozacak bir uygulamadır. Nitekim öyle olmuştur. Askeri stratejide çok güzel bir söz vardır. Stratejik alanda yapılan hata, taktik alanda giderilemez. Benzer şekilde kamu politikasında yapılan hata, politik söylemle giderilemez. Ancak politik söylem halkın gerçekliği algılamasını bir müddet engelleyebilir.

Kaynaklar:

(1) Antonio Gramsci, "Aydınlar", Hapishane Defterleri, Belge yayınları, 5. Basım, 2007, İstanbul, s. 154-155.

(2) https://stats.oecd.org/ , E.T. 29.06.2022

(3) https://www.karar.com/yazarlar/ibrahim-kahveci/orta-sinif-bile-aclik-sinirinda-1592916

(4) https://www.dunya.com/kose-yazisi/buyuyorsak-gelirimiz-niye-azaliyor-gelirimiz-azaliyorsa-bu-nasil-buyume/650387

(5) https://tr.euronews.com/2021/11/15/turkiye-de-asgari-ucretle-cal-san-oran-son-20-y-lda-nas-l-degisti


Google Ads