logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
ekonomi

Kalkınma Teorileri (2)

Azgelişmiş ve gelişmiş ülkelerin kalkınma serüvenleri aynı değildir. Farklı düşünceler olmakla beraber, geleneksel yaklaşım, azgelişmiş ülkelerin de gelişmiş ülkelerin geçtikleri aşamalardan geçerek kalkınmalarını gerçekleştirebilecekleri yönündedir.

Dr. Hüseyin FAZLA
Dr. Hüseyin FAZLA

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 20.10.2021
  • Süre : 4 dk
  • 216 kez okundu

Azgelişmiş ve gelişmiş ülkelerin kalkınma serüvenleri aynı değildir. Farklı düşünceler olmakla beraber, geleneksel yaklaşım, azgelişmiş ülkelerin de gelişmiş ülkelerin geçtikleri aşamalardan geçerek kalkınmalarını gerçekleştirebilecekleri yönündedir. Kalkınma kuramının gelişmiş Batı’daki biçimi, ‘ekonomik büyüme, sanayileşme, modernleşme ve kapitalizm’ boyutlarına bürünür. Son yüzyıl içerisinde kalkınma sorunsalına odaklanıldığında, sayısız kalkınmaya yönelik teoriyle çözüm arayışlarının öne çıktığın görüyoruz. Ülkeden ülkeye değişen, ülkelerin içinde bulundukları kendi özgül şartlarına göre siyasi iradeleri tarafından akademik çevrelerin desteğiyle yazılan “kalkınma reçeteleri” bulunmaktadır. Bu yazımızda belli başlı kalkınma teorilerinden bahsederek, ilerde yazmayı düşündüğümüz bir seri yazının teorik altyapısını oluşturmak istiyoruz. Bu kapsamda, ele aldığımız kalkınma teorileri aşağıdaki paragraflarda kısaca özetlenmiştir:

Büyük İtiş Teorisi

Paul Rosenstein-Rodan, Ragnar Nurske ve Tibor Scitovsky gibi iktisat teorisyenlerinin savunduğu büyük itiş modeli, azgelişmiş ülkelerin kalkınmalarının önünde iki engel olduğunu öne sürmektedir.

Bunlardan birincisi milli gelir düzeyinin düşük olmasından kaynaklı yetersiz talep yapısıdır.

İkincisi ise üretimin yetersizliği ve buna bağlı olarak sermaye birikiminin düşük olmasıdır.

Ekonomik gelişmeyi kapitalist sistem içerisinde arayan Walt W.Rostow da, bir ülkenin kalkınabilmesi için uçakların pist üzerindeki hızlanma koşusuyla analoji yapmıştır. Nasıl ki bir uçağın kalkış koşusu için ihtiyaç duyduğu mesafe ve zamana ihtiyaç varsa, benzer şekilde ülkelerin de mutlaka bir kalkınma sürecine, bunun için “harcanacak” zamana ihtiyaç duyacağını söyler. Her durumda büyük itiş modelinin başarılı olabilmesi için siyasi iradenin, planlamaya dayalı bir kamu liderliğini, devlet müdahalesini (kalkınmacı devlet yaklaşımı) devreye sokması gerekir. Planlı yatırımların başlatılmasıyla ortaya çıkacak büyük bir itiş, bir ülkenin ekonomik hayatını canlandıracak ve ekonomiyi genel olarak sürekli bir büyüme sürecine sokacaktır. Özellikle ülkenin sahip olduğu çekirdek kaynak ve yeteneklere dayalı öncü bir sektör seçilmelidir. Planlama ve takip edilecek strateji çerçevesinde hareket edilerek seçilen sektörde sağlanabilecek ilerleme, diğer sektörlerin harekete geçirilmesini ve kalkınmanın tüm ülkeye yayılmasını sağlayabilir.

Yapısalcı Kalkınma Teorisi

Yapısalcı okulun kurucusu Arjantin Merkez Bankası eski başkanı Raul Prebisch dâhil yapısalcılar; kalkınmanın temel anahtarı olarak ithal ikameci sanayileşmeyi, devlet müdahalesini ve bölgesel ekonomik entegrasyonu öngörür. Ünlü yapısalcılardan Hirschman, imalat sanayisi ile yaratılan önsel ve gerisel bağlantıların dışsallık yaratabileceğine ve bunun sanayileşme için temel bir argüman olacağına dikkat çeker. Örneğin, bir ülke sınırları içinde bir otomobil fabrikasının kurulması, o ülkede otomobil fabrikasında kullanım için çelik ihtiyacını beraberinde getirecektir. Bu durum da doğal olarak o ülkedeki çeliğe yönelik talebi artırıcı bir rolü oynayacaktır. Otomobil sanayinin gelişimi için yurt içi çelik sanayisi yabancı rakiplerinden korunarak, pozitif anlamda bir dışsallık sağlanır. Böylece otomobil üretimi, çelik sanayinden istifade eder, önsel ve gerisel bağlantı kurulur, kârlılık artar. Yapısalcı okulun teması; yüksek katma değer yaratıcı ve üretimi artırıcı imalat sektörüne finansal kaynak aktarılması, yatırım için gerekli güven ortamının tesis edilmesidir. Her durumda temel araç planlamaya dayalı bir yapıdır.

Neoliberal Kalkınma Teorisi

1980’lerden itibaren tüm dünyaya adeta “doğal kalkınma reçetesi, ekonominin olmazsa olmaz temeli” olarak dayatılmış bir teoridir. Bu teoride doğal kaynakların, işgücü ve sermayenin; piyasa beklentilerini karşılayacak şekilde kullanılması öngörülür. Piyasanın rekabetçi ve dinamik yapısı; üreticilerin daha yenilikçi ve verimli üretim yapmasına, teknolojik gelişmelerin kullanılmasına, ekonomik kapasitenin artırılmasına öncülük eder. Bu teoride, kalkınmada planlama ve devlet müdahalesi yerine serbest piyasa mekanizması esas alınır, küreselleşme kutsanır. Adam Smith’in “görünmez el” düşüncesini öne çıkaran neoliberalizm; Keynesyen tipi müdahaleci sosyal devlet anlayışını yanlış bulur ve piyasa şartlarının kendiliğinden ekonomik büyümeye yön vermesi gerektiğini savunur. Bu teoride, minimal devlet önerilir. Küresel serbest piyasada rasyonel davranan ulusal iktisadi birimlerin dünya ticaretine piyasa fiyatları üzerinden entegrasyonu sonucu, ulusal kalkınmanın kendiliğinden gerçekleşeceği öngörülür. Devlet düzenlemelerinin kaldırılması, serbest ticaret önünde her türlü mekânsal ve zamansal engelin kırılması, destekleme alımları, altyapı hizmetleri veya sübvansiyonlar gibi yollarla devletin piyasaya doğrudan müdahalesinin yasaklanması, kamu kurumlarının özelleştirilmesi, döviz kurlarının serbestliği ve yatırımı teşvik eden vergi reformlarının yapılması gibi noktalar Neolibarelizmin temel doktrinleri arasında yer alır. Bu yönüyle neoliberal hegemonyaya dayalı kalkınmanın tüm dünyada gerçekleşmesi, kısaca küreselleşme hedeflenir. Bir şekilde serbest ticaret, ekonomik karşılıklı bağımlılık yaratarak ve toplumsal münasebetleri ve dolayısıyla devletler arasındaki karşılıklı anlayışı güçlendirerek uluslararası barış ve uyumu geliştirebilir.

Modernleşme Teorisi

Klasik Liberal Teorinin uzantısı olan modernleşme teorisine göre, az gelişmiş ülkeler gelişmiş ülkelerin geçtiği yolların benzerlerini takip etmeleri, karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları ürünlere odaklanmaları ve küresel ölçekte serbest ticaret prensiplerine uymaları halinde kalkınabilirler.

Bu tür ülkeler, gelişmiş ülkelerin kalkınma yolunda yaptıkları yanlışlardan kaçınabilir, onların hatalarından ders çıkarabilir (advantages of backwardness). Gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkelere yaptıkları maddi yardımlarla, yabancı yatırımlar sayesinde gerçekleşen teknoloji transferleriyle, sermaye ve know-how akışıyla onların işlerini kolaylaştırabilir, bu ülkelerin modernleşmelerini hızla sağlayabilirler. Kalkınma için Batılı kurumlar tarafından benimsenen temel düşünce Modernleşme Teorisidir. Buna göre, tarihsel süreçte gelişmiş ülkeler kalkınabilmek için hangi yolu takip ettiyse gelişmekte olan ülkelerin de o yolu takip etmesi gerekir. Kalkınma için temel strateji, teknolojik dönüşümün gerçekleştirilmesidir.

Sonuç

Özetle ifade etmeye çalıştığımız bu dört kalkınma teorisinden hangisine uygun bir kalkınma modeline takip dilmesi gerektiğine karar vermek, o ülkenin gerçeklerine ve halkının beklentilerine göre, ülkeyi yöneten siyasi iradenin sorumluluğu ve yetkisi dahilindedir. Bununla birlikte 1960'lı yıllarda "kalkınmacı devlet" anlayışıyla hareket etmek, bugüne olduğuna göre daha kolay ve uygulanabilirdi. Küreselleşme ve serbest piyasa dinamiklerini dayatan Zengin Merkez ülkelerin dayatmaları eskiden bu kadar güçlü değildi. Halihazırda tüm dünyayı kendi ürettiği ürünlere bir pazar olarak gören küresel sermaye, devlet bazlı kalkınma hamlelerini kendi öz çıkarları ve piyasa beklentileri için tehlikeli bulmaktadır. "Minimal devlet" veya "pasif devlet" tipi öne çıkarılmakta, "kalkınmacı devlet" veya "lider devlet" tipi eski dünya zihniyeti olarak görülmekte ve istenmemektedir. Bu durumda az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için mevcut Zengin Merkezi devletlerin periferisinde Yoksul Çevre devleti olarak kalmak, dünya zenginliğinden yeteri kadar pay alamamak, statükonun değişimine yönelik çaba harcamamak gibi bir durum söz konusu olmaktadır.

Not: Bir sonraki yazımızda “Sanayileşme Kavramı, Aşamaları ve Stratejileri” üzerinde duracağız.

Yararlanılan Bazı Kaynaklar:

Becker JD. (1991). Modernization and Development: An Empirical Study of South Korea and Brazil, Illinois Wesleyan University Honor Projects, Paper 4, <http://digitalcommons.iwu.edu/polisci_honproj/4>, s.e.t. 26.04.2017.

Chang HJ, Grabel I. (2016). Kalkınma Yeniden, Alternatif İktisat Politikaları Kitabı, (Çev: Emre Özçelik), 2.Baskı, Ankara, İmge Kitabevi.

Gilpin R. (2017). Uluslararası İlişkilerin Ekonomi Politiği (Çev: Duran, Murat ve vd), Ankara, Kripto Yayınları.

Gönel FD. (2016). Kalkınma Ekonomisi, Ankara, Efil Yayınevi.

Heywood A. (2015). Key Concept in Politics and International Relations. Çeviri: Siyasetin ve Uluslararası İlişkilerin Temel Kavramları, Bakırcı F, 4. Baskı, Ankara, BB 101 Yayınları 12.

Minns J. (2006). The Politics of Developmentalism, Palgrave Macmillan, UK.

Nolan JE. (1986). Military Industry In Taiwan And South Korea, New York, Palgrave Macmillan, 1st Edition.

Ongur HÖ, Yavçan B. (2014). Uluslararası İlişkilerde Marksist Yaklaşımlar. İçinde: Uluslararası İlişkiler Teorileri, Gözen R. (Derleyen). 1. Baskı, İstanbul, İletişim Yayıncılık, 257-290.

Schoonmaker S. (2002). High-Tech Trade Wars, U.S.-Brazilian Conflicts In The Global Economy, University of Pittsburgh Press, Pittsburgh.


Google Ads