Site İçi Arama

ekonomi

Türkiye Maaşlı Çalışanlarını Üretim Girişimcisi Yapmalıdır. Üretim Şart

Sermaye Kıt ise; üretim de az olur. Türkiye Yeteri Kadar Üretmiyor Ülkemizin ithalatı bizim neslin yaşamı boyunca hep ihracatından fazlaydı, bu durum bizden önceki ve onlardan önceki nesilde de böyleydi. Bir başka deyişle mevcut nesiller ömürleri boyunca bir önceki nesillerin borçlarını ödediler ve gelecek nesiller de mevcut neslin borçlarını ödeyecekler.

Türkiye’de üretimi artırmanın başındaki en büyük engel SERMAYE YETERSİZLİĞİDİR. Yani PARA YOK, PARA YOK, PARA YOK... Hiçbir zaman yeterli sermayemiz olmadı...

Sermaye Kıt ise; üretim de az olur. Türkiye Yeteri Kadar Üretmiyor

Ülkemizin ithalatı bizim neslin yaşamı boyunca hep ihracatından fazlaydı, bu durum bizden önceki ve onlardan önceki nesilde de böyleydi. Bir başka deyişle mevcut nesiller ömürleri boyunca bir önceki nesillerin borçlarını ödediler ve gelecek nesiller de mevcut neslin borçlarını ödeyecekler. Yani ülkemizin insanları üç kuşaktır gün yüzü görmediler, İnşallah aynı durum bizden sonraki kuşaklar için de devam etmez.

Çözüm nedir? Cevap basit; dışarıdan satın aldığımızdan fazlasını dışarıya satacağız ve ülkemizin makro ekonomi sepetinin içerisine dışarıdan para girecek. Ancak bu durumda toplumsal ve bireysel refah düzeyimiz artacak, gerisi anlamsız...

Peki ihracatımız ithalatımızın üzerine nasıl çıkacak? Daha bol mal ve hizmet üretip, yurtdışına daha çok satacağız. Daha çok mal ve hizmet üretebilmemiz için mevcut işletmelerimizin büyütülmesi ve yeni işletmelerimizin açılması bu şekilde de üretilen mal ve hizmetin arttırılması gerekmektedir.

Üretim Şart...

SERMAYE Türk İnsanında ve işletmelerinde en az bulunan varlıktır.

Mevcut işletmelerin büyütülmeri ve yeni şirketlerin açılmaları öncelikle SERMAYE (Finansman, Para) gerektirmektedir. SERMAYE Türk İnsanında ve işletmelerinde en az bulunan varlıktır.

Neden Yeteri Kadar Üretemiyoruz?

Üretim yapabilecek yeteri kadar işletmemiz yok. Olanların da çok azı gelişip büyüyebiliyor.

Neden Üretim Yapabilecek yeteri kadar işletmemiz yok?

Üretime yönelecek, üretim amaçlı şirket kurmak isteyecek, kurabilecek ve işletebilecek yeteri kadar “Girişimcimiz” yok.

Girişimcilik Türkiye’de Neden Yaygın Değil?

Türkiye’de Girişimciliğin Önündeki En Büyük Engeller:

Ticaret ve üretime olan ilgisizlik, isteksizlik, bilgisizlik ve güvensizlik

Sermaye (finansman) yetersizliği

Konfor alanından çıkamamak

Pazara hâkim olamamak

İşletme yönetimi bilgi, beceri ve tecrübe yetersizliği

Girişimcilik doğası gereği zor ve meşakkatlidir. Bunun yanında organik ve dış engeller girişimcilerin başarısız olmalarına yol açmaktadır.

Girişimcilik son yılların belki de en önemli ve popüler kavramlarından biridir. Her platformda, her sektörde girişimcilik ve yarattığı etkiler konuşulmaktadır.

ABD’yi ABD yapan, Almanya’yı Almanya yapanlar, İngitere’yi, İtalya’yı genel olarak Avrupa’yı Avrupa yapanlar ve hatta günümüzdeki görünüşte komünist Çin’i bile Çin yapanlar girişimcilerdir.

Mercedes, BMW, General Electric, General Motors, IBM, Boeing, Apple, Microsoft, Google, Amazon v.d. tamamı girişimciler sayesinde kurulmuş, gelişmiş, şirketler, markalardır...

Amerikan rüyasını kuranlar da o rüyayı gerçekleştirenler de girişimcilerdir.

Ülkemizde ise; 100 yılı aşkındır faaliyette olan 100 şirket saymaya kalksak, maalesef sayamayız.

Ülke ve toplum olarak girişimciliğe çok yatkın olduğumuz söylenemez. Hatta yüzyıl öncesine kadar toplumsal yapımızda, girişimciliğin, ticaretin, sayinin yeri olduğunu söylememiz bile pek mümkün değildir. Sosyal ve siyasal kültürümüz genellikle değişime çok açık değildir. Geleneksel, mevcut olanı sahiplenen ve yeniye mesafeli bir davranış modelimiz mevcuttur. 

Girişimci risk alan, yeni ve farklı düşünendir. Yetenek, birikim ve cesaretin bir araya gelmesi girişimcinin harekete geçmesinde uygun zemini oluşturur. Bu etkenlerin bir veya birkaçının eksikliği girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açabilir. Ne yazık ki girişimcilikte başarısızlık ve kayıplardan ders almamak genellikle yeni başarısızlıklara yol açar.

Ülkemizde girişimciliğin önündeki engelleri öncelik ve önem sırasına göre sıraladığımızda:

A. (Yıldızlı A); PARA YOK, PARA YOK, PARA YOK!...Yani; Lamı Cimi yok... SERMAYE Çok Kıt...Bu Konuya Aşağıda Özel Olarak Değineceğiz...

B. Geleneksel Kültürel Yapı

Ticaret ve sanayi kültürümüzde oturmuş, bilinen ve tercih edilen faaliyetler değillerdi. Türk milleti binlerce yıl sadece savaştı, göçebe hayata uygun hayvan yetiştirdi. Göçebeliği bırakıp yerleşik hayata geçtiğinde de tarım ve hayvancılıkla geçimini kazandı, devlet çağırdığında evlatlarını askere gönderdi, vatanını korudu. Ticaret bilmediği, hatta kendisine yakıştıramadığı bir faaliyetti, sanayi ise; milletimiz için zenaatkarlık ve küçük esnaflıktan ibaret bir faaliyetti.

Ülkemizde ideal iş ve çalışma hayatı herhangi bir kamu kurumunda, yani devlet güvencesi altında çalışılması olarak algılanmaktadır. Sonrasında eğitim alınan alanda kurumsal bir şirkette iyi bir maaş ve sosyal haklar ile işe girmek diğer önemli çalışma hayatı örneklerindendir.

Girişimcilik çok az bir bireyde gelişen davranış ve hayata bakış açısıdır. Girişimciliğin belirsizliği, gelir modelinin net olmaması ve başarısızlık riski gibi faktörler kişilerin ve toplumun girişimciliğe mesafeli davranmasına neden olmaktadır.

C. Aile ve Sosyal Çevrenin Destek Vermemesi

Ülkemizde ne yazık ki girişimciliğe ve girişimcilere hak ettikleri değer verilmiyor. Çevrenize bir fikir sunduğunuz zaman genellikle gelen tepkiler size bardağın boş tarafını gösterme gayreti içerisine girecektir. Özellikle ailelerimiz ve arkadaşlarımızdan gelen eleştirilerin birçoğu yapıcı değil aksine yıkıcı bir tutum içerisinde gerçekleşmektedir.

Ailenin genel tutumu; kişinin girişimcilik gibi belirsiz ve meşakkatli bir yolu seçmesi yerine kamu veya özel sektörde maaşlı garantili işe girmesini sağlama çabası ve yönlendirmesi olmaktadır. Kişi eğer maddi birikim yapabilirse; bu birikimini emlağa, altına, mevduata yatırmalıdır.

Ç. Bürokratik Engeller

Girişimcilik ekosistemi henüz Devlet tarafında yeterince sahiplenilmemekte ve girişimciliğe yeterli kaynak ayırılmamaktadır.

Eğitim sistemi, sanayi ve iş dünyası işbirlikleriyle bireysel girişimcilik kavramıyla çok daha erken yaşlarda tanıştırılmalıdır. Okullarda ezbere dayalı eğitim yerine uygulama ve saha çalışmalarına ağırlık verilmelidir.

D. Türkiye Girişimcilik Ekosisteminin Zayıflığı

Ülkemiz girişimcilik ekosistemi dönüşüm sürecindedir. Girişimcilerin eğitim alabileceği, finansal kaynaklar sağlayabilecekleri, fikir aşamasından ürün aşamasına kadar yararlanabilecekleri girişimcilik merkezleri yeterli sayıda değildir. 

E. Girişimcilerin Yetkinlikleri

Girişimcilerin pazarlama, iletişim, işletme bilgilerinin ve yönetimsel becerilerinin zayıflığı ülkemizde girişimciliğin başarısızlık hikâyeleri ile anılmasına yol açmaktadır. İyi bir fikre sahip olmak tek başına yeterli değildir. Çalışılan alanda deneyimli kişilerin ekipte yer alması, pazarlama ve iletişim kanallarının iyi kullanılması, fikir sahibinin fikrin ticarileşmesinde farklı disiplinlerden uzmanlarla bir arada çalışma ve işbirliği yapma anlayışının gelişmesi girişimlerin başarıya ulaşmasına fayda sağlayabilir.

Girişimcilik kısa yoldan para kazanmanın yollarını aramak değildir. Birlikte üretmek, paylaşmak ve büyümektir. 

F. Kontrol Alanından Çıkabilme Cesaret ve Azminin Yetersizliği

Bu sadece bizim değil tüm kültürlerde az veya çok mevcut bir psikolojik olgudur.

Birçok Potansiyel Girişimci Konfor Alanından Asla Ayrılmaz, Terör, Korku Bariyerini Aşamaz

Yeni bir girişime başlamanın önündeki en büyük engellerden biri, dünyaca ünlü bir girişimci tarafından popüler hale getirilen “terör bariyeri”dir. Bu, her zaman emsallerimizin veya rakiplerin önüne geçeceğimiz kritik noktada ortaya çıkan hayali bir engeldir, ancak buradaki korku durmamıza neden olur.

Herkesin kontrolde olduğunu hissettiği bir rahatlık alanı veya risk düzeyi vardır. Sorun şu ki, bu rahatlık alanında çok uzun süre kalırsanız, öğrenemez ve yeni hedeflere ulaşamazsınız. Tüm büyüme bu konfor bölgesinin dışında gerçekleşir ve bu bölgenin sınırına terör bariyeri denir.

Girişimci olmak ve yeni bir iş kurmak istiyorsanız, terör engelinizi aşmaya istekli olmalı ve bunu yapabilmelisiniz. Herhangi bir gerçek "yeni" fırsatta başarılı olmayı umuyorsanız, yeni beceriler öğrenmeye, yüksek hedefler belirlemeye ve konfor alanınızdan çıkmaya istekli olmalısınız.

Hayat Konfor Alanının Dışında Başlar...

Terör bariyerini aşmak, öncelikle yeni bir rüya için tutku, risk alma isteği ve asla vazgeçmeme kararlılığını gerektirir. 

Daha önce terör bariyerleriyle nasıl başarılı bir şekilde başa çıktığınızı yeniden teyit edin. Doğduğunuz günden beri herkes terör bariyerleriyle uğraşmak zorunda kaldı. Kendinizi bunun büyük bir sıçrama değil, yalnızca kademeli olarak daha büyük olduğuna ikna edin. Daha önce sizin için işe yarayan şeyleri ve yoldan çıkmanıza neden olan şeyleri düşünün.

Bazı insanlar işleri erteler, bahaneler uydurur veya gerçek bir korku hisseder. Acıyı azaltmak ve ilerlememizi sağlamak için güvendiğimiz bir arkadaşla seanslar, sınıf eğitimi veya dualar gibi hepimizin "güvenlik battaniyesi" vardır.

Konfor Alanından Çıkabilmek ve Terör Bariyerini Aşabilmek Girişimciliktir.

Türkiye’de Üretime Yönlendirilebilecek En Yüksek Sermaye Nerededir?

SIZE DOES MATTER... BOYUT ÖNEMLİDİR...

TUİK 2022 verilerine göre; Türkiye’de sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı 2022 yılı Ocak ayında 13 milyon 536 bin 984 kişidir. Bu yaklaşık 85 milyon nüfusun 1/6’sıdır ve tek kelimeyle üretime katılan maaşlı insan gücü açısından son derece vahim bir durumdur. Tek ve en önemli sebebi ise üretime katılamayan 3 milyon 582 kişinin (2022) çalışabilecekleri bir iş bulamamalarıdır. Bunun kök sebebi ise; istihdam yaratan işletmelerimizin az olmasıdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu'na işletmelerce bildirilen prime esas kazanç verilerine göre, özel sektöre ait işyerlerinde ortalama brüt ücretler Mart 2023'te ise 16.176 TL oldu. Bu durumda ücretli çalışanların yıllık aldığı ortalama toplam ücret; 2.627.691.038.208 TL’dir, bir başka para birimi ile bu toplam ücrete 99 milyar dolar diyebiliriz. Bu miktar Dünya’nın en büyük 49. Şirketinin yıllık cirosuna eşdeğerdir.

Bu ücreti alan insanlarımız bu çok zor enflasyonist ortamda zaten zar zor geçinebiliyorlar, evet ama, insanlar, özellikle anne ve babalar, ailelerinin geleceği için ne yapıp edip kenara bir miktar birikimlerini koymaya yani tasassur etmeye de çalışmaktadırlar.

Bir şekilde; ücretli çalışan insanlarımızın yılda bir maaşları üretim yatırımcılığına kanalize edilebilse; yılda yaklaşık 8 milyar doların üretim şirketlerinin kurulumuna yönelmesine olanak sağlanacaktır. Her yıl 8 milyar doların doğrudan üretim yapacak şirketlerin kurulumuna harcanabilmesi hem makro üretimimizin artmasına hem de işsizliğin azaltılmasına ciddi katkı sağlayacaktır. Bu capital/sermaye; herbiri 3.766.535 $ kuruluş sermayesine sahip yılda 2.123 KOBİ kurulabilir. Bu şirketlerin yaklaşık 100 kişiyi istihdam ettiklerini farz edersek bu her yıl 212.300 kişiye iş imkânı demektir.

Sosyal Güvenlik Kurumu'nun Ekim 2022 verilerine göre Türkiye’de emekli sayısı 13,1 milyon kişidir EYT düzenlemesiyle yaklaşık 2 milyon 250 bin kişinin daha emekli olmuş ve böylece toplam emekli sayısı 15,3 milyona ulaşmıştır. Emeklilerimizin de yıllık 500 $’lık birikimleri üretim firmalarının kurulumuna kanalize edilebilse bu da ülke ekonomisine yıllık yaklaşık 8 milyar dolarlık bir üretim yatırımı ve 2.123 OBİ ve yaklaşık 212.300 kişiye daha iş imkânı demektir.

Dünya Altın Konseyi Raporu’na göre Türkiye’de yastık altında en az 3 bin 500 ton altın bulunuyor (bu veriyi nasıl tespit ettiklerini anlayabilmiş olmamızla birlikte, sunulan rapor budur). Bu rapor bize; yastıklarımızın altında âtıl duran muazzam bir varlık yatıyor demektedir. Böylesine büyük bir kapitalin üretim yatırımına teşvik edilmesi hayati ve stratejik öneme haizdir.

Kıt Kanaat Geçinen, Zar Zor Birikim Yapabilen Ücretli Çalışanlarımız Neden İş İnsanlığına Yönelsinler?

Çünkü, bizden sonraki nesillerin de bizler ve bizlerden öncekiler gibi yaşamalarını istemeyiz. Kaliteli ve güvenceli yaşam standardının tek yolu üretmektir. Bunun başka bir yöntemi yoktur.

Birikimlerimizi banka mevduatına yatırmak, borsadan hisse senedi, yatırım fonları, altın, emlak almak da bir yatırım değil midir?

Evet bunların hepsi yatırım aracıdır ama hiçbiri, uygun yapılmış bir üretim faaliyetinin getirisine ulaşamayacaktır. En iyi yatırım aracı gördüğümüz adeta "Türk Rüyası” olan emlaka yatırımı bile dolar bazında değerlendirirseniz, umduğunuz geliri getirmediğini göreceksiniz. Eğer üretmek daha değerli olmasaydı, dünyadaki hiçbir toplum binlerce mal ve hizmet üretme uğraşısı içinde olmazdı. Üretim olmasaydı uygarlık da kurulamazdı.

Ücretli Çalışanlar ve Emekliler Yılda Tasarruf edecekleri bir aylık Maaşları ile Şirket Kurabilirler mi?

Evet kurabilirler. Ancak, bu kadar insanın bir araya gelip, bir şirket kurulumu için iş planı yapabilmeleri, bu planı istişare edebilmeleri, bu planı uygulamaya koyabilmeleri pratikte mümkün değildir. Bu iş kurma modelinde devletin katılımcı bireylere maddi garantisi olmalı, ayrıca bu iş modelini denetlemelidir.

Ücretli Çalışanların Üretim Odaklı Şirketler Kurabilmeleri İçin Nasıl Bir Girişimcilik Modeli Öneriyorum?

Devlet; iş modelini oluşturma, uygulamaya geçirme ve yönetme yetkisini Türkiye’nin en büyük 500 şirketine vermelidir. Bu şirketler kurulacak şirketlerin %20 ortağı olacaklar, diğer yüzde %80 ortaklık birer maaşları ile hisse alacak olan Türkiye’deki ücretli çalışanlara ve/veya emeklilere ait olacak. Türkiye’nin en büyük 500 şirketine bu modelde rol almaları için uygun devlet teşvikleri sağlanmalıdır.

Bir aylık maaşları ile hissedar olan Türkiye’deki ücretli çalışanlar ve/veya emekliler, hisselerini beş yıl satamamalılar, ancak kendilerine beş yıl sonra yatırdıkları hisse bedelinin enflasyona ve dövize karşı değer kaybetmeyeceği KKM’ye benzer bir devlet garantisi verilmelidir.

Kurulacak ücretli çalışan ve/veya emekli şirketleri için devlet özel OSB (Organize Sanayi Bölgesi) tahsis etmeli, fabrika binaları TOKİ tarafından inşa edilmeli ve bu binalar bu kapsamdaki şirketlere çok uzun vadelerle satılmalı, bu firmalar kira öder gibi fabrika binası taksitlerini ödemelidirler.

Devlet bahse konu firmaların hammaddelerini ülkemizden temin etmelerini teşvik etmeli, yani bu firmalar mümkün olduğunca girdilerini ithal ederek ürün maliyetlerini yükseltmemeli, rekabette avantaj sağlamalıdırlar.

Devlet ve kurucu 500 büyük şirket, kendi alımlarında ortak oldukları ücretli çalışan ve/veya emekli şirketlerini tercih etmelidirler. Ayrıca devlet bu firmalardan belli oranda ürünün alımını da garanti etmelidir.

Devlet ve kurucu 500 büyük şirket, bahse konu firmaların şirket evliliği yaparak daha da güçlenmelerine ve KOBİ seviyesinden büyük ve mega şirket seviyelerine yükselmeleri yol ve olanak sağlamalı, her türlü desteği öncelikli olarak vermelidir.

İlk beş yılın sonunda yatırımcı ücretli çalışanlar, kendi yatırımlarının borsa hisselerinden, yatırım fonlarından, dövizden, altından, emlaktan, BES’ten vd. daha yüksek getiri sağladığını görürse, kültürümüze üretim yatırımcılığı hızla yerleşmeye başlayacaktır.

Bu model borsadan hisse senedi almak veya hisse senetlerinden portföy oluşturan fonlardan almakla eşdeğerdir ancak, o yatırım araçlarında arz ve talep durumuna göre hisselerin piyasa değerlerinin varlık/defter değerleriyle örtüşmediği çok fazla örnek görülmektedir. Bu alanlara yatırım yüksek derecede ekonomi ve piyasa bilgi ve tecrübesi gerektirmektedir.

Bizim önerdiğimiz modelde üreten şirket ve yatırımcı arasında hiçbir aracı aracı kurum ve süreç yoktur. Şirketin kazancı hisse bazında doğrudan hissedarlarla/yatırımcılarla paylaşılacaktır.

Araştırmacı Yazar Raif BİLGİN
Araştırmacı Yazar Raif BİLGİN
Tüm Makaleler

  • 29.08.2023
  • Süre : 6 dk
  • 2619 kez okundu

Google Ads