Site İçi Arama

ekonomi

Depremin Hormonlarımıza Etkisi

Şimdi toplumun birçok kesiminde deprem felaketi sebebiyle farklı duygular zirve yapmış durumda. Hepimiz çok duygusal olduk ve durumun vahameti yüzünden toplumsal tepkilerimiz de epey yükselmiş durumda.

Şu anda adrenalin seviyeniz nasıl?

Kimilerimiz heyecan aramayı sever. Aslında herkes heyecanı sever de kimileri biraz daha çok müptelasıdır diyeyim.

Adrenalin heyecan duygumuz kabardığında vücudumuzun salgıladığı bir kimyasal, bir enzim, bir hormon.

Bağımlısı olanlar vardır, kimileri sürekli bir heyecan arar. Motosiklet müptelası arkadaşlarım var, kim bilir kaç kere kaza yaptılar, kırılmadık kemikleri kalmadı, ama halen daha motosiklet tepesindeler.

Mesela neler heyecan verir size?

En basitinden başlayayım. Bisiklet sürmeyi öğrendiğiniz zamanı hatırlıyor musunuz?

O ilk an, sürebiliyorum dediğiniz an!

Hatırlıyor musunuz? Yine de her halükârda bir süre sonra düşmüşüzdür bir çoğumuz.

Ama o bir şeyi yapabiliyor olmanın verdiği haz ve o anın heyecanı! Her şeye değer değil mi?

Benzer örnekler çoğaltılabilir.

Ben bir gün çok sevindiğim bir anda sevinçten yanımdaki arkadaşımın omzuna bir yumruk vurduğumu ve ardından bir hafta onun serzenişini dinlemek durumunda kaldığımı hatırlıyorum.

Yani bazen kendimizi kontrol edemediğimiz anlar da oluyor adrenalimiz yükseldiğinde.

Adeta vücut kontrolü eline alıyor ve kendisini hayatta tutmak için o an yapması gerekenleri kendisi yapıyor.

Pek beynimizi de kullanmadan, içgüdülerimizle bir şeyler yaptığımız anlar oluyor genellikle adrenalimizin yükseldiği anlar.

Peki adrenalin seviyemiz bir tek heyecanlı olduğumuzda mı yükseliyor?

Hayır, korku da vücudun adrenalin salgıladığı duygulardan biri.

Hem korkup hem de korktuğumuz şey neyse, adrenalin salgılayarak o tehdide karşı ön hazırlık yapıyor vücudumuz. Ama daha çok tabanları yağlayıp topuklamak için bir hazırlık bu. Yani korkuyla karışık bir heyecan.

Adrenalin bağımlılık yapar, o yüzden hem korkup hem de korku filmleri izlemeyi severiz bir çoğumuz.

Bir anlamda celladına âşık olma hali anlayacağınız.

Şimdi toplumun birçok kesiminde deprem felaketi sebebiyle farklı duygular zirve yapmış durumda. Hepimiz çok duygusal olduk ve durumun vahameti yüzünden toplumsal tepkilerimiz de epey yükselmiş durumda.

Sadece stadyumlardaki yükselen seslerden bahsetmiyorum. Her şeye tepkilerimiz çok sert olabiliyor. Özellikle de felaket bölgesindekilerde.

Bir kadıncağızın "su istiyoruz su!" diye haykırışlarını izledim internette. Batsın erzak yardımlarınız diyor, önce su getirin diye haykırıyor bir sinirle. Artık su yardımı bitti demişler galiba. Ama şehirde suları da henüz her yerde açmamışlar.

Evet, bu da başka bir hormon, kortizol. Sinir anında salgılanıyor.

Kortizol aslında zor zamanlarda dayanma gücü veren hormon. Vücuttaki yağların parçalanmasını ve besin olarak kullanılmasını sağlıyor.

O yüzden fazla sinirli insanlar oldukça zayıf olurlar.

Bu olumlu tarafı bir yana, ama sinir içinde yaşamak vücudu oldukça hırpalıyor. Bağışıklık sistemini bozuyor.

O yüzden eskiler keskin sirke küpüne zarar demişler.

Sanırım bu zor günlerde ihtiyacımız olan hormon ise dopamin.

Sakinleşmeye ihtiyacımız var. Sakin sakin yaptığımız işe konsantre olarak, yapılacak işleri planlı ve programlı yapmalıyız. Özellikle de şu zor günlerde.

Toplumun adrenalin ve kortizon seviyesini artırmak niyetinde olanlar olabilir. Korkularımız kendi başına da adrenalimizi yükseltmiş olabilir. Yaşadıklarımızın ise kortizon seviyesini yükselttiği kesin.

Özellikle İstanbul'da insanlar böyle bir deprem İstanbul'da olduğunda ne yaparız diye düşünmeye başladılar.

Evet, olası bir Marmara depreminde İstanbul şu anki hali ile yerle bir olur gerçekten. Maalesef oturduğumuz evler hiç güvenilir evler değil, özellikle de İstanbul'da.

O yüzden gerçekten belki biraz masraf etmeyi göze almalıyız belki.

Acilen bu sefer gerçekten olması gerektiği gibi kentsel dönüşüme başlanması gerekli.

Bu amaç için ise öncelikli olarak şehirde yaşayanlar oturdukları binaları kontrol ettirmek zorundalar.

Bu kontrolün neticesi ise bir anlamda kumar oynamak gibi bir şey!

Binamız depreme dayanıklı çıkmazsa başımıza gelecekler gerçekten ürkütücü şeyler olacak, bu kesin! Ama en azından bina tabutumuz olmayacak!

O yüzden bu konularda gerçekten devletin bir takım yeni düzenlemeler yapması gerekecek. Daha önce de yazmıştım, birtakım fikirlerim olmuştu. Bir daha tekrarlamayayım. Merak edenler yazılarımdan bakabilirler.

Ama devletin başındakilerin, yani iktidarların bu aralar böyle şeylerle uğraşacak halleri yok.

Bir yandan değişim rüzgarlarının etkisiyle korkudan adrenalinleri yükselmiş durumda, diğer yandan deprem sonrasında beceriksizliklerine gelen tepkilere karşı sinir katsayıları yükselmiş durumda. Yani kortizon seviyeleri de yükselmiş durumda.

Ama en çok da uzun süredir toplumun bir kısmına karşı hissettikleri düşmanca tavırları, iktidardakilerin noradrenalin hormonu seviyelerinin oldukça yüksek olduğunu gösteriyor.

Bu hormon ise içimizde savaşma hissi uyandıran bir hormon. Düşmanlık hissi uyandıran hormon! Belki de bu yüzden olur olmadık konularda topluma, ya da en azından bir kısmına yönelik ağza alınmayacak sözler söylüyor olabilirler.

Sözün özü, hormonlarımızın etkisindeyiz, ama toplum olarak sakinleşmemiz gerekiyor.

Öfkeyle kalkan zararla oturur derler.

Sakin olun lütfen! Hepinizin dopamini bol olsun.

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 02.03.2023
  • Süre : 5 dk
  • 856 kez okundu

Google Ads