logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
ekonomi

Ekonomik Sorunlar ve Kamu Politikası

Siyasi iktidar, kamu hizmeti sunumunun şeklini, süresini, sunum usulünü belirlerken, bunu bir kamu politikası sürecinde gerçekleştirir. Kamu politikası sürecinin kamu yararı gözetilerek işletilmesi, toplumun çeşitli kesimlerini temsil eden kurumsal yapıların sürece katılımına bağlıdır.

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 20.06.2022
  • Süre : 6 dk
  • 132 kez okundu

Sevgili dostlar, ekonomik sorunları iktisat perspektifinden değerlendirmek uzmanların söylediklerinin tekrarından ibaret kalma riski taşımaktadır. Elbette konu ekonomi olduğunda bu alanda söylenebilecek olanların bilimsel niteliği önemlidir ancak bu durum ekonomik sorunları farklı bir disiplin açısından değerlendirmemize engel olmamalıdır. Eğer toplumsal sorunlardan bahsediyorsak bütün disiplinlerin ortak alanında olduğumuzu söylemek abartılı olmayacaktır. Kaldı ki, iktisat toplum ve insanı konu alan her disiplinle az ya da çok ilişkilidir.

 

Siyasi İktidarın Kamu Politikasındaki Sorumluluğu

Kamu politikasının çok çeşitli tanımları yapılmaktadır. Ancak bunlardan bir tanesi var ki, hem en kısa hem de en kapsayıcı tanım olarak kabul görmektedir. Easton kamu politikasını "değerlerin otoriter tahsisidir" (1) şeklinde tanımlıyor. Bu tanımda "otoriter tahsisi yapan" siyasi iktidardır. Bir siyasi iktidar bunu kamu politikası yoluyla yapar. Kamu politikasının belirleyici süreçlerinde temel ilke ise kamu yararıdır (2).

Siyasi iktidar, kamu hizmeti sunumunun şeklini, süresini, sunum usulünü belirlerken, bunu bir kamu politikası sürecinde gerçekleştirir. Kamu politikası sürecinin kamu yararı gözetilerek işletilmesi, toplumun çeşitli kesimlerini temsil eden kurumsal yapıların sürece katılımına bağlıdır. Bu kesimler; bürokrasi, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları, medya ve diğerleridir. Kamu politikasında karar noktasında bulunan siyasi iktidar, bu yönde aldığı her kararla, yani her karar verdiği kamu politikasıyla bir alternatif maliyet yaratır. Örneğin İstanbul'a yapılan üçüncü köprü ve bağlı yolların alternatif maliyeti; kamu çalışanlarına sağlanabilecek imkanlar, eğitime aktarılabilecek kaynaklar, sağlığa yapılacak yatırımlar, tarıma verilebilecek destekler vb. olabilir. İşte siyasi iktidarın sorumluluğu bu alternatif maliyetlerin bedelleri kamu tarafından ödenmeye başladığında görünür hale gelir. Bu nedenle siyasi iktidarlar, kamu politikası süreçlerini şeffaf, adil ve bilimsel olarak yürütmek zorundadır. Bu arada "yap işlet devret" usulüyle yapılan altyapı vs. yatırımların kamuya yükü olmadığını iddia etmek sadece cehaletle açıklanamaz. Ülkemizde son dönemde bu usulle yapılan yatırımların döviz garantili ödeme planları, yapılan yatırımın maliyetini kat be kat aşmaktadır. Örneğin TBMM KİT Komisyonu üyesi Deniz Yavuz Yılmaz, "Sayıştay raporlarındaki saptamalar, 8 projenin yüzde 169 ve 2,69 kat daha pahalı olduğunu gösterdi. Bu para ile 8 yerine toplam 24 otoyol, köprü ve tünel inşa edilirdi. Üstelik bu projelerde müteahhidin yurt dışından temin ettiği krediye de devlet kefil oluyor” (3) demektedir.

Bu konuda alternatif maliyet hesaplanırken, kamunun ödeyeceği toplam tutarın ortaya çıkması gerekmektedir ki, siyasi iktidarların ömrü demokrasilerde o kadar uzun olamaz, olmamalıdır. Bu durum ise, kamu politikası karar süreçlerinde kamu yararının gözetilmediğinin açık kanıtıdır.

Ekonomi ve Kamu Politikası

Kamu politikası her durumda az ya da çok kamu kaynaklarının kullanılmasını gerektirir. Kamu kaynaklarının kullanıldığı her faaliyette ise, kamu yararı şartı aranması zorunludur (4).

Dolayısıyla kamu politikasının bir boyutunu ekonomi politikaları oluşturur. Bunu da iki başlık altında ele alabiliriz; Para politikası ve maliye politikası. "Para politikası; ekonomik büyüme, istihdam artışı ve fiyat istikrarı gibi hedeflere ulaşabilmek için paranın elde edilebilirliğini ve maliyetini etkilemeye yönelik olarak alınan kararları ifade etmektedir. Uygulanmasından sorumlu kuruluşlar merkez bankalarıdır. Ülkemizde Merkez Bankasının temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğu TCMB Kanunu ile hükme bağlanmıştır." (5).

Yani para politikasını uygulamaktan sorumlu kuruluş Merkez Bankasıdır. Bu amaçla Merkez Bankasının elindeki en önemli enstrüman, politika faizidir. Bu faizin belirlenmesi, Merkez Bankasının uzmanlık alanıdır ve ekonomik koşulların gerektirdiği bir süreçte gerekçeli olarak belirlenir. Elbette bir kamu politikası olarak para politikası da kamu politikası süreçlerine uygun olarak yönetilmelidir. Tek farkı, siyasi iktidarın karar verici olarak Merkez Bankasının uzmanlığını tanıdığı bir alan olmasıdır. Ancak devleti yönetmekle görevli siyasi iktidarın dini gerekçelerle Merkez Bankasının sorumluluk alanına girmesi sadece kamu politikası açısından değil, Anayasal olarak da sorunludur. Anayasanın 24. Maddesinde "Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz." hükmü bulunduğuna göre bu söylem, politika söylemi olmanın dışına çıkıp Anayasal bir suç teşkil etmektedir. Burada özellikle politika faizinin negatif reel faiz oluşturacak şekilde belirlenmesinde teknik yorum yapmaktan kaçınıyorum. Zira bu konu iktisat alanında uzman kişiler tarafından her ortamda sıklıkla dile getirilmekte, sakıncaları sıralanmakta ve yaşananlarla görülmektedir. Ben daha çok konunun kamu politikası bağlamında kamu yararı ve hukukla olan ilişkisi üzerinde durmaya çalışıyorum. Bu açıdan bakıldığında dini gerekçe ile politika faizi belirlemenin kamu yararı ilkesi gözetilmeden kamu politikası belirleme yoluna gidildiğini gösterdiği çok açıktır. Diğer bir ifadeyle siyasi iktidar, kamu politikası belirleme süreçlerinin en temel ilkesini ihlal etmiştir.

İktisat politikalarının ikinci boyutunu maliye politikaları oluşturur. "Maliye politikası, devletin maliye politikası araçlarını (kamu harcamaları, vergiler gibi) kullanarak ekonominin tam istihdama ulaşmasını sağlamak, ekonomik dalgalanmaları en aza indirgemek, adil bir servet ve gelir dağılımını oluşturmak için uyguladığı politikalardır."(6).

Dolayısıyla kamunun gelir ve giderleriyle ilgili olan maliye politikaları, para politikasına göre siyasi iktidarın daha etkili olması gereken bir alandır. Maliye politikasını bir binanın temeline benzetebiliriz. Temel ne kadar sağlamsa, para politikası ile belirlenecek faiz oranları, para arzı gibi araçlar, fiyat istikrarını sağlamada o kadar başarılı olur. Temel sağlam değilse, para politikasının etkisi de (ne kadar bilimsel hareket edilirse edilsin) sınırlı olacaktır. Ekonominin genel durumu üzerinde maliye politikalarının daha belirleyici olduğu varsayımı üzerinden bu konuya ayrı başlık açabiliriz.

Kamu Gelirleri ve Kamu Giderleri

Bu başlık altında yazdıklarımı günümüz ekonomik koşulları ile de birleştirerek toparlamaya çalışacağım. Kamu gelirleri cebri ve iradi olarak iki gurupta ele alınabilir. Cebri kamu gelirleri, kamunun mali alandaki egemenliğinin gereği olarak, birey ve kurumlardan hukuki cebir altında topladığı vergi, resim, harç, şerefiye, para cezası gibi kalemlerden oluşur. İradi kamu gelirleri ise, bir kamu tüzel kişisi olan devletin iktisadi faaliyetlerinden, borçlanmasından vb. kaynaklanan, karşı tarafın iradesine bağlı olarak gerçekleşen kamu gelirleridir. Her iki gelir gurubunun belirlenmesinde etkili olan süreçler kamu politikalarıdır. Devlet, kamu hizmeti sunabilmek için gerekli mali altyapıyı bu gelirler yoluyla sağladığından, devleti yöneten siyasi iktidar hizmet sunumuna ilişkin politikaları belirlerken, bunun kaynaklarını da belirlemek zorundadır. Aslında her bir gelir kalemi üzerinde uzun uzun konuşmak mümkündür ancak burada sınırlı bir alanda sadece vergi gelirleri üzerinde durmamız, kamu politikasının gelirlerin belirlenmesindeki önemini anlamamız açısından yeterli olacaktır.

Vergi gelirleri, devletlerin en büyük gelir kalemini oluşturmaktadır. Ancak vergi gelirleri içerisindeki dolaylı vergilerin payı, bir kamu politikası tercihini açıkça göstermektedir. Gelir adaletini sağlayabilmiş, gelişmiş ülkelerde dolaylı vergilerin vergi gelirleri içerisindeki payı görece daha düşüktür. Oysa ülkemizde bu oran %60-70 aralığında seyretmektedir. Bunu şöyle açıklayalım; akaryakıtta ve gıdada mevcut vergiler dolaylı vergilerdir. Bunu gelir durumuna bakılmaksızın herkes öder. Ancak gelir vergisi doğrudan vergidir ve herkesin kazancı oranında ödemesi gerekir. Eğer kazanç vergilendirilemiyorsa kaçınılmaz olarak gelir adaletsizliği oluşur. Gelir adaletini sağlamak ise, maliye politikalarının en önemli hedeflerindendir. 2011 Tohuku Depremi sonrası Japonya'dan gelen iki bilim insanı ile bir konferans sonrası konuşma imkânı bulmuştum. "Bu ölçüde yıkıcı bir depremin yarattığı maliyetin karşılanması için vergi gelirlerinde bir düzenleme öngördünüz mü?" diye sorduğumda bana 2020 yılına kadar sadece gelir vergisinde yüzde beş oranında artış yapıldığını söylemişlerdi. Hemen aklıma 1999 Depremi geldi. Hepimizin hatırlayacağı gibi, o dönemde geçici olarak ve dolaylı vergi kalemi şeklinde yürürlüğe giren özel iletişim vergisi, 2003 yılında kalıcı hale getirildi (7).

Eğer bir ülkede refah artışı olacaksa, bunun yolu vergi ve gelir dağılımındaki adaletten geçer. Eğer bir halk aldığı kamu hizmeti ile kıyaslandığında fazla vergi ödüyorsa, bu ülkede düzgün işlemeyen bir kamu yönetimi vardır. Siyasi iktidarlar, kamu politikası tercihinde bulunurken alternatif maliyet yaratır dedik. Gelir adaletsizliğinin derinleştiği durumda, halkın refahı alternatif maliyet haline gelmektedir. Bu nedenle, önceliklerin bilimsel verilere ve adalete göre belirlenmesi gerekir. Örneğin geliştirme maliyeti düşük bir havalimanını geliştirmek yerine yeni ve pahalı bir havalimanı yapmak (eğer her şey hukuka uygunsa) bir politika tercihidir. Fazladan ödenen paranın alternatif maliyeti ise halkın refahıdır. Yani refah kaybına uğrayan vatandaşlar, vatandaşlık bilincine sahip olmadıkça, siyasi iktidara daha fazla yanlış yapma hakkını vermiş olmaktadırlar.

Gelinen Durum ve Göstergeler

Ekonomik göstergelerin giderek bozulduğu bir dönem yaşıyoruz. Ülke risk pirimi olarak adlandırılan CDS, 800 puanın üzerine çıkmış durumdadır. CDS belirli bir kurum ya da kuruluş tarafından belirlenen bir değer değildir. Uluslararası piyasalarda ülkenin iflas riski arttıkça CDS yükselir. Yükselmesi kamunun borçlanmasındaki faiz yükünü artırır. Artan faiz yükü, bir sonraki yılın bütçe rakamlarına yansır ve kaçınılmaz olarak vergilerin artırılması sonucunu doğurur. Gelir dağılımındaki bozulma sürerken, vergilerde, alım gücünde bir iyileşme beklemek, bilimsel olarak hayalcilikten başka bir anlam ifade etmez. Bütçe kanunu çıktığında o yılın bütçesi için ne kadar vergi geliri öngörüldüğü, vergi gelirinin ne kadarının dolaylı vergilerden karşılanmasının beklendiği bellidir. Ayrıca ne kadar paranın faiz ödemesi için ayrıldığı da bellidir. Ancak bu konu kamuoyu gündeminde ya yer almaz ya da hak ettiği ilgiyi görmez. Vatandaş ödeme güçlüğü çekmeye başladığında aslında çok önceden karar verilmiş olan politika tercihlerinin bedelini ödediğinin farkında değildir. Bütçedeki vergi kombinasyonu aynı zamanda sınıfsal bir politika tercihinin de göstergesidir. Yani hiçbir şey birdenbire bozulmaz. Hepsinin kamu politikasında bir temeli vardır. Bunu görmekten aciz olanlar, siyasi iktidarın sorumluluktan kaçma davranışının bir yansıması olarak ortaya attığı söylemlere "kraldan çok kralcı" olarak sahip çıkarlar. Eğer bir iktidar, ülkenin ekonomisini 20 yılda dış güçlerden etkilenmeyecek duruma getirmemişse, bu iktidarın siyasi sorumluluğu tartışmaya yer olmayacak kadar açıktır.

Aslında ekonomik durum hakkında daha çok şey yazmak istememe rağmen bir yazının daha sonuna gelmiş bulunuyorum. İster istemez bir sonraki yazımın gündemi yine ekonomi olacak. Elbette kamu politikasına değineceğiz ancak bu defa daha çok politika sonuçlarına odaklanacağız.

Dipnotlar:

(1) https://en.wikipedia.org/wiki/David_Easton , E.T. 16.06.2022

(2) https://www.blogger.com/blog/post/edit/6437777967896832870/4849115083371842449

(3) https://t24.com.tr/haber/yap-islet-devret-modeliyle-yapilan-8-projede-37-5-milyar-dolar-zarar,

(4) Anayasa Mahkemesi Kararlarında bu konu vurgulanmaktadır.

(5) https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/tr/tcmb+tr/main+menu/temel+faaliyetler/para+pol

(6) https://tr.wikipedia.org/wiki/Maliye_politikas%C4%B1#:~:text=Maliye%20politikas

(7) https://www.haberturk.com/tartisilan-deprem-vergisi-gercekte-nedir-haberler-2525981-ekonomi


Google Ads