logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
ekonomi

Emek ve Üretim Üzerine

Peki üretmeyle para kazanabiliyor muyuz? Maalesef hayır, emeğin değerini popüler kültür küçümsüyor. Bir yandan yavaş yavaş batıyoruz, bir yandan da farkında değiliz.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 02.05.2022
  • Süre : 5 dk
  • 112 kez okundu

Toplama Kültüründen Üretim Kültürüne:

Son yüzyılın sihirli kelimesi üretim. Toplama kültüründen üretim kültürüne geçmiş insanoğlu zamanla.

Küçükken Adapazarı'nda hafta sonları piknik yapardık. Kandıra yolunda bir yerlere giderdik, göl kenarı bir yerler hatırlıyorum. Hayal meyal anılar, mermer ocakları vardı sanki göl kenarında. Koca koca taşları kesmişlerdi bir şekilde, ilgimi çekmiş. Nasıl yapıyorlardı bilmiyorum inanın. Ben daha çok orman kenarında oyunlarımızı hatırlıyorum. Çeşit çeşit çiçekler olur ormanda. Çalı çırpı toplardık, mangal yakılırdı, köfte pişerdi mangalda. Evde önceden hazırlanmış yemekler. Yarış yapardık, Cemal abi kazanırdı, uzun bacakları ile iyi koşardı.

İşte toplama deyince o kızılcık ormanı aklıma geldi, kızılcık toplardık ormandan, sonra şurup yapardı bizimkiler, marmelat yaparlardı. Kilolarca, torba torba toplanırdı kızılcık. Şimdi olsa dünyanın parası.

Böğürtlen olur bizim oralarda, Kandıra'da, Kefken'de, o dikenli çalının içinden böğürtlen toplamak kolay değildir, her tarafın çizilir dikenlerden, ama değer eziyetine, muhteşem tadı halen daha damağımdadır.

Türkiye’deki Üretim Kültürümüzü Moskova’ya Taşıdık:

Burada, Moskova'da malina diktik daçada, Türkiye'de frambuaz dediğimiz şey. Onun da dikenleri var, ama böğürtlen gibi değil, daha kolay toplanıyor. Frambuazlı çikolata alırdık Ankara'da, nefis tadı olur, Moskova’da doydum tadına malinanın, halen daha toplarız her yaz, oracıkta yeriz, eve bile kalmaz.

Burada biz daha çok bizde Mersin yemişi derler, Rusçası smarodina, siyah smarodina, çernıy smarodina, kırmızısı da olur, ondan topluyoruz, reçelini yapıyoruz, kompostosu da enfes olur. Daçayı satın aldığımızda evin önünde vardı, eski ev sahibi dikmiş zamanında. Kova kova topluyoruz, neredeyse tüm kış yetiyor bize kompostosu.

Çilek de ekiyoruz, senesine göre bazen iyi ürün veriyor. Olduğunda yine reçel yapılıyor. Elma, erik de topluyoruz, vişne de, yine kompostosu kış vakti meyve suyu yerine, doğal, popüler adıyla organik.

Semiz otu tohumu getirmiştik Türkiye'den yıllar önce, yıllardır ekeriz, bir kısmını tohuma bırakıyoruz, halen daha her yaz salatasını yaparız. Sabah sırasıyla ot toplarım bahçeden, nanesi, rokası, kuzukulağı, semiz otu, marulu, reyhanı, maydanozu, biberi. Bir de çeşit çeşit yemiş toplanıyor, yanına da marketten alınmış bir domates, koca bir tabak salata sabah klasiği.

Domates olmuyor nedense buralarda, kızarmaya fırsatı olmuyor kısa yaz döneminde. Ama bir zamanlar denemiştik, anca turşu yapabildik. O da lezzetli oluyor tabi. Salatalık domates turşusu karışık, bir de lahana katınca yanına yine kış vakti yetiyor bize.

Tabii emek istiyor tüm bunlar, otunu temizleyeceksin, belleyeceksin, ekeceksin, sulayacaksın. Ağaçlarda kuruyan dalını budayacaksın, bakım istiyor hepsi. İlaçlama yapmıyoruz genelde, bazen, doğal olması daha iyi. Ama karıncalar dadanmasın diye gövdesini kireçlemek gerekiyor. Bir zamanlar torbası 1 rubleye kireç bulmuştuk markette, her torba 1 kg galiba, indirimden, hepsini almıştık, yaklaşık 500 kg. Arabanın bagajı, arka koltuğu dolmuştu ağzına kadar, halen daha kullanıyoruz.

Doğa Cömerttir:

Doğa insana insan istedikçe her şeyi sunuyor. Yeter ki ihtiyaç olan kadarıyla emek harcamayı bilin. Emek harcarsan aç kalmazsın!

Peki doğanın sunduklarını toplamak yeterli mi? Diyelim ki sana yetecek kadar öyle çok büyük bir emek harcamadan sadece toplayarak yaşayabilir misin mesela? Toplamak yaşam için yeterli mi? Değil.

Nerede bunun eti, sütü, ekmeği, yoğurdu, patlıcanı, patatesi, peyniri, zeytini, yağı tuzu, çayı kahvesi, belki hurması. Sadece karnını doyurunca oluyor mu? Nerede elbisesi, ayakkabısı, soğukta kışın paltosu, güzde montu, kazağı, yağmurda şemsiyesi. Sen bir yana, çoluk çocuk ne yapacak, okulu, kitabı defteri kalemi nerede. Kışın ne yapacaksın, ısınması, pişirmesi, doğal gazı elektriği. Tencere kaynayacak mecburen. Dolmuşu, otobüsü, metrosu, metrobüsü, arabası, benzini mazotu. Sineması tiyatrosu müziği bile ihtiyaç.

Öncelikle herkes toplamaya kalksa toplayacak bir şey kalmaz herhalde. Senin kendine kadar olanını toplayabilsen bile, diğerlerine yetmez. Herkese yetmesi için birilerinin daha fazlasını üretmesi zorunlu. Üret ki fazlasını satabilesin, sat ki para kazanabilesin. Ancak böyle diğer ihtiyaçlarını satın alabilirsin.

Emeğin Değeri:

Peki üretmeyle para kazanabiliyor muyuz? Maalesef hayır, emeğin değerini popüler kültür küçümsüyor. Bir yandan yavaş yavaş batıyoruz, bir yandan da farkında değiliz.

Para kazanmak için çeşit çeşit yöntem geliştirmiş insanoğlu, kimi alın teri döküyor tabii ki. Ama nedense değeri yok. Kimi masa başında beyin patlatıyor, herkes yapabildiğince emeğini sunuyor arz talep düzenine, yaşamak için ederince kazanmaya çalışıyor.

Para ihtiyaçlar için gerekli bir araç, daha ötesi değil, ama ihtiyaç işte. Olmadığında yaşamak çok zor.

Şöyle bir düşününce aslında doğa yaşamak için yeterince kaynak sağlıyor, ama nedense yetmiyor bize. Doyumsuz olduk son zamanlarda.

Evde bir bardak kahve koyuyorum kendime, ağır ağır tadını alarak içiyorum bir yandan, ama bir yandan aklımdan geçiyor, şimdi bu kahveyi mesela boğaza nazır bir kafede yudumlamak vardı. Karşıda, boğazda geçen bir gemiyi seyrederek mesela. Gül kokulu bir kafe mesela, hafif esiyor, boğazın o nefis kokusu geliyor burnuma, yosun kokusu, tuz kokusu karışıyor gül kokusuna. Ne güzel değil mi?

Hayatta Her Şeyin Bir Bedeli Var:

İşte bu ortamın bir bedeli var, insana yetmiyor evdeki kahve bile bazen.

Kimisi atlıyor uçağa, akşam yemeğini Paris'te yiyor, sonra dönüyor, boğaz kenarında yudumluyor kahvesini. Bir bedeli var hepsinin. Hem de çok büyük bedelleri var bu dediğimin. Ama kolay kazanınca kolay harcıyor bazıları. Tabii bu bir döngü, bazıları kolay harcayacak ki, bazıları kolay kazansın. Kolay kazanınca kolay harcamanın da yolu açılıyor.

Biraz uç bir örnek oldu, farkındaydım, ama demek istediğim biz belirliyoruz değerini her şeyin. Hayallerimiz, arzularımız, isteklerimiz, hepsi bedelini karşılayabiliyorsak kolayca elde edilebiliyor günümüz dünyasında. Makas çok açıldı gelir dağılımında.

Fabrikada senelerce vida sıkarak yaşayan da var, belki sadece yaşamaya çalışan desek daha doğru olur, canı istedi diye Avrupa'ya gezmeye giden de.

Hayatta Denge Önemli:

Denge konusu hepsi, neyin ne kadar bedeli var, biz karar veriyoruz, toplumca bedel biçiyoruz.

Kimimiz karın tokluğuna razı oluyoruz bize biçilen değere. Yapabildiklerimizin daha fazla değeri yok. Kabullenmişiz.

Kimimiz ise mesela bir şarkı söylüyor, besteliyor, bir roman yazıyor, ete tuz döküyor ilginç bir şekilde, sonra paraya para demiyor, herkesin dilinde, herkesin gönlünde, seviliyor, popüler dünya kültürü, değerini buluyor, kazanıyor yeterince, belki yeterinden fazla.

Şans mı, kader mi demiştim bir yazımda. Halen daha şansa inanıyorum. Kimileri şanslı oluyor. Hayıflanmaya gerek yok, doğanın kanunu bu.

Ama insanın şansını kendisinin yaratacağına da inanıyorum istediğinde. En azından ben elimden geleni yapıyorum. Tabii bir de elimdekine sarılıyorum sıkı sıkı. Öyle çar çur etmeyi sevmiyorum hemen her şeyi. Sakla samanı, gelir zamanı demiş eskiler, değerli bir hayat görüşüdür.

Bence hepimizin daha iyisini yapabilmek için çok düşünmemiz lazım, yeni yeni fikirler üretmemiz lazım. Üretim olmadan tüketmek çok masraflı.

Gerçek Üretim, Fikir Üretimi:

Çağımızda gerçek üretim fikir üretimi.

Ama öyle boş fikirler değil bahsettiğim, emekle bezenmiş fikirler, toplumun beğeni süzgecinden geçip de, ilgi çekerse fiziki harcanan emekten çok daha fazla değer biçiliyor üretilen fikre.

Gerçi artık çok hızlı tüketiyoruz her şeyi, yeni çıkmış fikirler bile kısa bir süre sonra gözden düşüyor, daha yenisini istiyor herkes, doyumsuzluk çağımızın hastalığı maalesef. Hemen gönlümüz geçiyor her şeyden.

Popüler kültür globalleşme ile birlikte herkesin her şeye ulaşımını kolaylaştırdı. Belki budur sebebi. Bilemiyorum, bunca ortalığa dökülen ürün var, hepsi çabucak popülaritesini kaybediyor nedense.

Üretmekten Vazgeçmeyelim:

Değeri yok, biliyorum, ama yine de üretmekten vazgeçmeyelim diyorum ben, bence başka çıkar yolu yok. Fiyatını artırarak daha fazla kazanmak mümkün değil, sen artırdıkça diğeri de artırıyor, ancak enflasyon sebebi oluyor bu kısır döngü. Herkes kazanç yetmeyince sadece fiyat artırıyor, arz olmazsa artır artırdıkça, nereye kadar. Üreteceğiz ki, yetsin herkese. Üretmekten korkmayalım.

Emek harcamak aslında çok güzel bir şey, hayatın tadını alıyorsun. Yaşadığını hissediyorsun. İçtiğin bir fincan kahveyi verdiğin emeği hissederek yudumluyorsun.

Boğazda içemiyorum ama ben yine de evde sakin sakin içtiğim kahvenin tadını başka bir şeye değişmem.

Moskova'dan sevgiler saygılar herkese.


Google Ads