logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
ekonomi

Enerjinin Kontrolü: Bölüm-3

Peki biz ne yapmışız bu teknoloji aşamalarında. Hiçbir şey! Sadece satın alıp kullanmayı seviyoruz. Ülke olarak belki yedek parça üretiyoruz, askeri amaçlarla da son yıllarda bir şeyler yapmaya başladık, ama yeni bir teknoloji geliştirilmesi konusunda maalesef uygarlığa hiçbir katkımız yok.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 24.06.2022
  • Süre : 5 dk
  • 145 kez okundu

Elektriğin Tarihsel Geçmişi:

Sanırım artık enerjiyi biraz olsun anladık. Amacım öyle çok derin enerji formüllerine girmek değil, ama hayatımıza girmiş en önemli enerjilerden biri olan elektriğin biraz tarihsel gelişimini de hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum. 

Bakalım elektriğin keşfi ve kullanımı ne aşamalardan geçmiş.

1600 yılında, İngiliz Doktor William Gilbert, bazı maddelerin birbirine sürtündüğünde uyguladığı bu kuvveti tanımlamak için Latince "amber kokusu gibi" anlamındaki “electricus” kelimesini kullanmış. Birkaç yıl sonra başka bir İngiliz bilim adamı Thomas Browne, Gilbert’in çalışmalarına dayanarak yaptığı araştırmaları tanımlamak için kitaplarından birinde “elektrik” kelimesini ilk defa kullanmış.

1752'de, Benjamin Franklin fırtınalı bir havada bir uçurtma ve bir demir anahtar ile yaptığı deneyde yıldırımın ve küçük elektrik kıvılcımlarının aynı şey olduğunu kanıtlamış.

Sonra da tarih içinde bir sürü bilim insanının çalışmaları ile geç de olsa elektrik sonunda hayatımıza girmiş. İtalyan fizikçi Alessandro Volta belirli kimyasal reaksiyonların elektrik üretebileceğini keşfetmiş. O yüzden elektriği tanımlarken kullandığımız değerlerden birine voltaj diyoruz. 1831'de, Michael Faraday'ın çok katkıları olmuş, elektrik akımı üretme üzerine birçok pratik çözümler bulmuş. Biz bugün özellikle fabrikalarda binaların üzerine yıldırımdan korunmak için Faraday kafesi yaparız. Yani Faraday'ın pratik çözümlerini halen daha kullanıyoruz. İskoç mucit James Watt elektrik gücünü hesaplamış, kullandığımız elektriğin fiyatını bulmak için watt birimini kullanıyoruz. Fransız matematikçi Andre Ampere elektrik akımı üzerine çalışmalar yapmış, amper halen daha kullandığımız bir elektrik birimi. Alman matematikçi ve fizikçi George Ohm ve daha niceleri birçok katkılarda bulunmuşlar. 

Ampulün Bulunuşu:

Ardından Swan ve Edison, ampulü bularak, en sonunda da Amerikalı Sırp mühendis Nikola Tesla sanayici destekçisi George Westinghouse'un yardımlarıyla bugün hayatımızın bir parçası olan elektriği insanlığın kullanımına sunmuşlar. 

Elektrik öncesinde düşünsenize, aydınlanmak için bile yağlardan faydalanıyormuşuz. Küçüklüğümdeki gaz lambalarını ve lüks derdik, elektrik kesintilerinde piknik tüpüyle aydınlanırdık. Avrupa'da ise daha çok mum ışığı kullanılırmış. Bugün halen daha kiliselerde mum kullanırlar, kültürleri olmuş mum ışığı.

Bugün elektriksiz bir yaşam sanırım hepimiz için bir kâbus olurdu. 

Tesla ve Edison'un arasındaki husumete ve elektrik konusuna döneceğiz, özellikle elektrik üretimini detayları ile inceleyeceğiz.

Ama şimdi biraz da başka bir enerji üzerine biraz göz atalım. İşte kimyasal enerji, yani fosil yakıtlar.

Elektrik ve manyetik enerji üzerine yapılan bu çalışmalar devam ederken diğer bazı bilim insanları da başka bir enerji dönüşümü üzerine yoğunlaşmışlar. Doğada depolanmış kimyasal enerjinin önce ısı enerjisine, elde edilen ısı enerjisinin de sonra kinetik enerjiye dönüşümü.

Sanayi Devrimi:

Sanayi devriminde hızlanma 1860'larda başlar. Ama buharla uğraşı çok daha öncelere dayanır. İlk buharla çalışan makinayı aslında Antik Mısır'da Mısırlı mühendis Heron akıl etmiş. M.S.50 yıllarında İskenderiye'de uçları birbirine zıt yönde buhar çıkışı olan bir küreyi içinde ısıttığı su ile bir çubuk etrafında döndürmeyi başarmış. Ama icadı o zamanlar pek ilgi görmemiş. Avrupa'da da buhar üzerine ilk faydalı buluş düdüklü tencereymiş. Fransız fizikçi Denis Papin 1679 yılında bulmuş. 

Ama Avrupa'da ateşten elde edilen ısı enerjisini önce su buharına, su buharının basıncını ise kinetik enerjiye dönüştürerek çalışan ilk buharlı makinayı 1698 yılında, İngiliz mühendis Thomas Savery keşfetmiş. Makinası maden ocağından suyu dışarı atmak için kullanılmış, madencinin arkadaşı olarak adlandırılmış. Aslında bu buharla çalışan bir su pompasıymış. 1884 yılında artık buhar makinaları iyice geliştirilmiş ve İngiliz mühendis Charles Algernon Parsons ilk başarılı buhar türbinini yapmış. 

Bu çalışmalar sayesinde Avrupa'da sanayi devrimi başlamış ve ısı enerjisini ısınmak dışında daha faydalı bir kullanım yoluyla insanoğlunun hizmetine sunmuşlar. 

Evet, sanayi devrimi derken buharlı lokomotiflerden, kara trenlerden, şimendiferlerden, buharlı gemilerden bahsediyorum. 

Sanayileşmenin Dile Etkileri:

Aslında şimendifer Fransızca demiryolu demek, ama nedense biz tren anlamıyla kullanmışız. Artık unuttuk bu sözcüğü. Zaten unuttuğumuz da iyi olmuş, çünkü tren de, şimendifer de, lokomotif de Fransızcadan dilimize geçmiş, Arapçadan alınma katar sözcüğü de kimilerince tren yerine kullanılıyor, ama katar sözcüğü daha çok yük katarı anlamında kullanılıyor. Vagon da İngilizce zaten. Ez cümle tüttürmeli götürgeçin Türkçesi henüz yok. 

Neyse, hep bu yabancı sözcüklere takılıyorum, hiçbir şeyin Türkçesini üretmemişiz, ona üzülüyorum, hepsi dışarıdan ithal sözcükler. Mecburen kullanıyoruz, başka türlü anlatmak istediğimizi ifade edebilmenin çaresi yok.

Petrolün Keşfi:

Gelelim sanayi devrimi içerisinde bir başka devrime. Petrolün öneminin keşfine!

Buhar teknolojisinin geliştirilmesi ardından odun veya kömür yakıp buhar üretmek yerine petrolün daha verimli bir yakıt olduğu anlaşılmış. 

Edwin Drake 1859 yılında Titusville, Pennsylvania yakınlarında ilk gerçek ve modern petrol kuyusunu açmış. O güne kadar yüzeye kadar çıkmış petrol bir şekilde insanların dikkatini çekmiş, ama ilk yeraltı petrol kuyusu kayıtlarda böyle geçiyor.

İşte petrolün değeri o tarihlerde anlaşılmış. Asıl petrol kaynaklarının bulunduğu Osmanlı topraklarına ise Avrupa gözünü dikmiştir. Bu topraklar Avrupa’nın kontrolüne geçmelidir. Bu süreç birinci dünya savaşının ardındaki gizli sebeplere uzanan olayların başlangıcıdır aslında.

Dünyada Bu Gelişmeler Olurken Biz Ne Yapmışız?

Biz o zamanlar Sultan Abdülmecid dönemindeyiz, çağın değiştiğinin farkındayız aslında. Ama onca yıllık imparatorluk baştakilerin becerisizlikleri ve rehaveti ile duraklama dönemindedir.

Çağın gereklerinden geri kalan imparatorlukta 1839 yılında Tanzimat fermanı okunmuş, az biraz çağa uyum sağlamak için çabalar başlamıştır. Ama o günlerde bizim asıl derdimiz savaşlardan çok yorgun düşmüş olmamız. Petrol üzerine akıl yürütecek hiç kimse yok.  Tanzimat fermanı ardından da gayrimüslimlere yeni haklar tanıyan ve Avrupa'yı yanımıza çekmek için Islahat Fermanı da 1856'da ilan edilmiş. 

Nihayet Ruslarla yapılan Kırım savaşı sona erer, Paris antlaşması imzalanır. Kâğıt üstünde galip olsak da çok büyük kayıplarımız vardır. Osmanlı imparatorluğu çöküş dönemine girmiştir artık ve hiçbir şeyin farkında değildir. 

İmparatorluk kendi savaş yaralarını sarma derdindeyken, bu yıllar aslında Avrupalılar tarafından petrolün değerinin anlaşıldığı yıllardır. Petrol savaşları çoktan başlamıştır.

Sultan Abdülmecid'in ölümü sonrasında kardeşi Sultan Abdülaziz tahta geçer ve savaşlardan zor durumda düşmüş imparatorluğa Avrupa yardım etsin diye o da Sultan Abdülaziz fermanını ilan eder. Ama bu devleti ıslahat çabaları fayda etmemiş, aksine Avrupa'ya verilen tavizlerle devletin çöküşünü daha da hızlandırmış. 

Artık imparatorluk topraklarındaki zengin petrol yatakları Avrupa'nın asıl hedefidir. Bu gizli amacın farkında olmayan saray Avrupa'daki teknolojik gelişmeleri de yeterince takip etmemiş, bilim insanlarına destek verileceğine ve ilimdar nesiller yetiştirileceğine halen daha bir cihan imparatorluğu olduklarına inanmaya devam etmişler. Medreselerde dindar nesil yetiştirmek öncelikli eğitim olarak devam etmiş. Bugün de yönetimdekilerin aynı hataya düşüldüğünü düşünüyorum. 

Batı Dünyasının Üstünlüğü Yakalaması:

Bugün Avrupa ve Amerika amacına ulaşmış görünüyor. Zengin petrol kaynakları artık onların kontrolünde. Ama bu süreç petrol ile çalışan motorların yapımı ve petrolün endüstride kullanılması ile başlamış diyebiliriz.

Avrupa daha o yıllarda artık atı alan Üsküdar'ı çoktan geçmiş misali, teknolojinin de verdiği hız ve güç ile artık dünyaya hükmetmeye başlar.

O günlerde hızla teknoloji üzerine çalışan Avrupa, kaynaklar için önce coğrafi keşifler yapıyor. 

Bir yandan da buharlı makinalar yerine petrol ürünlerinin piston içinde yakılmasıyla bugün kullanmakta olduğumuz otomobillerin içten yanmalı motorları bulunuyor ve geliştiriliyor. Ardından da fabrikalarda üretilerek kullanıma giriyor.

Evet artık sanayi devrimi tamamlanmış, Endüstri ve teknoloji çağı başlamıştır.

Motor Teknolojisi:

Aslında fosil yakıtlı motorlar ilk geliştirildiği günden beri halen daha aynı çalışma prensibiyle üretiliyor.

Bugüne kadar yapılan bütün çalışmalar ve gelişmeler çalışma prensibi değiştirilmeden sadece daha verimli motorlar yapılması üzerine. Farklı motor tipleri farklı fosil yakıtlar kullanabilmek için ana prensip değiştirilmeden ufak tefek değişiklikler yapılarak geliştirilmiş. 

Mesela benzinli motorlarda sürekli ateşleme yapılması gerekirken, dizel motorlarda sıkışma ile piston içinde patlama olabildiği için ateşleme sistemi değiştirilmiş. Motorun soğutulması için de farklı yöntemler geliştirilmiş, kimisinde suyla, kimisinde havayla soğutma yapılmış. Daha verimli motorlar için çareler aranmış. Egzoz gazını geri döndürüp tekrar yakarak daha verimli olan turbo motorlar geliştirilmiş. Silindir sayıları farklı farklı motorlar yapılmış, silindir eksenleri V tipli, W tipli yerleştirilmiş olan motorlar var. Hepse farklı tipte ve amaç daha verimli motorlar bulmak. Halen daha sürekli konu üzerine çalışılıyor.

Bu çalışmalardan biri de daha farklı bir motor tipinin bulunması ile neticelenmiş. Pistonlu motorlar yerine çalışma sistemi biraz değiştirilerek ve geliştirilerek rotary sistemi kullanılan jet motorlar bulunmuş. 

İşte dev jet motorlu uçakların devri böyle başlamış. Jet motorlu uçaklar pervaneli uçaklardan daha hızlı ve daha güçlü. Uçaklar için belki yeni motor geliştirilmesi için birtakım çalışmalar yapılıyordur, ama henüz jet motorlarından daha güçlüsünün geliştirilebildiğini ben duymadım.

Yani aslında teknolojide prensipler bazında o kadar da çok hızlı bir gelişme yok. Prensipler hep aynı, pistonlu ya da rotary motorlar. Sadece her gün daha az yakıt tüketimi olan, daha güçlü, belki daha çevreci, belki daha sessiz, daha verimli motor üretmek için herkes uğraşıyor, her gün daha iyisi çıksa da aynı prensip etrafında dönüp duruyoruz gibi geliyor bana.

Sonuç

Peki biz ne yapmışız bu teknoloji aşamalarında. Hiçbir şey! Sadece satın alıp kullanmayı seviyoruz. Ülke olarak belki yedek parça üretiyoruz, askeri amaçlarla da son yıllarda bir şeyler yapmaya başladık, ama yeni bir teknoloji geliştirilmesi konusunda maalesef uygarlığa hiçbir katkımız yok.

Bugün de burada bir virgül koyalım. Yarın elektrik enerjisinin kullanımı üzerine devam edeceğiz. 

Moskova'dan sevgi ve saygılar


Google Ads