Site İçi Arama

ekonomi

Hemşerim, Memleket Nere?

Ben küçüklüğümde Adapazarı'nda yaşarken arada deprem olurdu. Rahmetli anacığım yine zelzele oluyor derdi, her seferinde tavandaki asılı lamba sallanmaya başlardı küçük bir sarsıntı bile olsa. Eskiden ciddi depremler olmuş aslında Adapazarı'nda, 1943 Adapazarı-Hendek depremi, 1957 yılında Abant'ta, 1967 yılında yine Adapazarı'nda. 1992 yılındaki Erzincan depreminden sonra ben de kısa bir süre Erzincan'da çalışmıştım. Zaten 1999 yılında küçüklüğümün Adapazarı yerle bir oldu. Gölcük ve Yalova'ya kadar İzmit de epey zor günler yaşadı, bizim ailemizden de uzak akrabalarımızı yitirdik 99 depreminde.

Nerede kalmıştık?

Araya giren siyasi depremden önce son yazdığım konu 1755 Lizbon depremi ve Avrupa'daki etkileriydi.

Bugün yine gündemimi depreme odaklayacağım, ancak direk deprem üzerine bir şey yazmak istemiyorum.

Bugün biraz nasıl oldu da bu kadim şehirlerimizde bir depremde bu kadar tuzla buz olan binalar yapabildiğimiz üzerine biraz düşünmek istiyorum.

Evet, gerçekten sizce nasıl oluyor da bunca insan deprem olmadan önce içinde yaşadıkları binaların aslında birer tabut bina olduğunun farkında olmuyorlar?

Bu ülkede son depreme kadar hiç deprem olmadı mı?

Ben küçüklüğümde Adapazarı'nda yaşarken arada deprem olurdu. Rahmetli anacığım yine zelzele oluyor derdi, her seferinde tavandaki asılı lamba sallanmaya başlardı küçük bir sarsıntı bile olsa.

Eskiden ciddi depremler olmuş aslında Adapazarı'nda, 1943 Adapazarı-Hendek depremi, 1957 yılında Abant'ta, 1967 yılında yine Adapazarı'nda.

1992 yılındaki Erzincan depreminden sonra ben de kısa bir süre Erzincan'da çalışmıştım.

Zaten 1999 yılında küçüklüğümün Adapazarı yerle bir oldu. Gölcük ve Yalova'ya kadar İzmit de epey zor günler yaşadı, bizim ailemizden de uzak akrabalarımızı yitirdik 99 depreminde.

Hatta İstanbul bile epey bir etkilendi. Özellikle de Avcılar!

Ardından aynı yıl içinde bir süre sonra Düzce depremi oldu mesela, orası da neredeyse yerle bir olmuştu.

Van depremi, İzmir depremi, Manisa depremi, Elâzığ depremi, deprem, deprem, deprem...

Daha saymadığım kaç deprem gördü bu ülke.

Ülkemiz bir deprem ülkesi, bunu biliyoruz!

Bilmememiz mümkün değil!

Risk haritaları çıkartmışız, inşaat standartlarımızı yeniden, yeniden düzenlemişiz.

Yetmemiş, 2018 yılında özel deprem yönetmeliği de çıkartmışız.

Biliyoruz yani, deprem ülkesiyiz!

Peki, o kadar biliyorsak, niye bu şehirler yerle bir oldu?

Nedir derdimiz? Binlerce insana mezar olduğunu görmüyor muyuz kötü inşaatlar yaparsak? Bildiğimize göre nasıl oluyor da mezar binalar yapıyoruz, yapmışız?

Haydi bir başka bakış açısıyla konuya bakayım.

Diyelim ki ben bilmiyorum, Ankara'da ya da deprem riski daha az olan bir şehirde kendimce kendi dünyamda yaşıyorum. Hiçbir şeyi de umursamıyorum diyelim.

Peki mesela Maraşlı bir kardeşim bilmiyor mu yaşadığı şehrin deprem açısından riskli bir şehir olduğunu?

Adıyamanlı bir müteahhit bilmiyor mu? Hataylı bir mühendis kardeşim bilmiyor mu? Malatyalı bir siyasetçi bilmiyor mu? Gaziantepli bir belediye başkanı bilmiyor mu?

Ya bu şehirlerde müteahhitlik yapanlar bilmiyor mu? Onlar niye deprem dayanımı düşük binalar yapmışlar bunca yıl buralarda?

Bence biliyorlar, bence biliyorlardı!

Ya da en azından bu bilinçli olanlar doğdukları şehirleri seviyor olmalılar. Yoksa yanılıyor muyum? Sevmiyorlar mı?

Hemşerim, memleket nere?

Severiz biz birbirimizi.

Toprağım deriz!

Memleket deriz doğduğumuz şehirlere.

Lafa başlarken ilk sorduğumuz sorudur "hemşerim nerelisin?".

Yani hemşerilik önemlidir çoğumuz için. Belki de hepimiz için.

Diyeceğim o ki, ne yanlış yapıyorsak yakınlarımızdakine yapıyoruz.

Rant hevesi diyerek işin içinden sıyrılacağımızı sanıyoruz.

Hayır, rant hevesi değil bu, bence rant ahlaksızlığı!

Belki de ahlaksızlıktan da öte bir şey.

Bak, şimdi Ümmügülsüm nine enkazın başında oturmuş, enkazın altındaki oğlu, gelini ve torununu bekliyor gözü yaşlı.

Bak, orada Zeynep ağlıyor ne annesi var, ne babası. Enkaz altındalar. Belki bir mezarları bile olmayacak.

Enkazlarda halen daha ölüm kokusu var.

Bu kadar gün geçti, o enkaz halen daha yerinde duruyor. Son sürat enkazlar kaldırılıyor, ama halen daha kaldırılamamış çok enkaz var.

Ölüm kokuyor enkazlar. Kireçlemek zorunda kalıyor görevliler enkazı. 

Mihra'nın bir kocası yok artık, belki anası da yok, çocuğu kalmış mı acaba?

Hasan'ın da kimsesi kalmamış, hepsi yitmiş depremde. Belki kendi elleriyle gömmüş hepsini. Bir kefen bezi bile bulamamış belki de, yıkayabilmiş mi acaba elleriyle gömdüğü ailesini?

Nasıl yıkasın, su mu vardı gömerken?

Cenaze namazını bile belki kendi başına kıldı, belki de onu bile yapacak gücü yoktu.

Belki bir dua okudu mezarları başında, hepsi o.

Ahmet'in ailesinin belki bir mezarı bile yok ardından dua okuyacak, enkaz altında, belki de enkazın kaldırıldığı yer olmuş artık Ahmet'in ailesinin mezarı.

Zor. Tüm bu olanlar çok zor!

Diyeceğim o ki, evet, bu başımızdakiler bunca yıl önlem alabileceklerken almadılar.

Sana ev yapacaklarına yol yaptık, köprü yaptık dediler. Havaalanı yapıyoruz bahanesi altında ceplerini doldurdular.

Hastaneler bile yıkıldı bu depremde, okul binaları, devlet binaları ne var ne yok yıkıldı.

O çocuğunu yolluyorsun, okusun da hayırlı bir evlat olsun diye bu ülkeye. Belki büyüsün de yaşlılığında torununu sevebilesin diye hayırlı evlat olsun istiyorsun.

Ama o okul binası da yerle bir oldu!

Ama güzel kardeşim, sen yaptın bütün bu olanları kendine!

Ya müteahhittin, rant uğruna deniz kumu ile beton kardın, üç kuruş daha ucuza yapacaksın diye daha az demir kullandın. Ya da cebine üç kuruş para koydular diye gidip yerinde yapılan işi kontrol etmekten erindin. Ya sen! Sen de üstüne kat çıksınlar diye el kaldırdın be kardeşim mecliste, ovayı, vadiyi imara açtın.

Sana diyecek hiç sözüm yok bak, sen de neydi o, imar barışı mı? Sen niye barış adı altında imar katilliğine ortak oldun?

Mekânı büyüteceğim diye o kolonu kesen, sen mağaza sahibi kardeşim, senin ailen sağ mı?

Bir de neydi o, cennet sitesi mi, Ebrar sitesi mi neydi? Namazında niyazında biriydin değil mi sen, müteahhit olmaya karar vermiştin, dini bütün kardeşim, bu siteler niye yıkıldı öyleyse? Hani cennetten bir köşeydi, hani depreme dayanıklı diye bir de reklam yapmıştın? Cennet deyince çimentosunu az kullansan da bir şey olmaz mı sandıydın?

Ya da ben hiç bu dediklerini yapmadım diyorsan, bu düzeni sürdürenlere sen verdin o oyu be güzel kardeşim. Madem oy verdin, en azından niye sormadın bu bina sağlam mı diye? Niye zahmet edip bir baktırmadın?

Evet, acın benim de acım. İnan senin kadar benim de yüreğim yanıyor.

Ama unutma, şimdi ben ne yapacağım diyorsan, en azından düşün diyorum. Düşün ve sana bu yaşadığın acıları yaşatanlara bir daha yol verme! İnanma o kader planı söylemlerine. Hepsi yalan söylüyor sana. Kader falan değil bu olanlar. Bunu sana yapanlar da senin kaderin değil!

Acılarını ise merak etme, birlikte saracağız, bu millet yardımseverdir, aç açıkta bırakmaz seni. El uzatır. Birlikte bir gelecek kurarız yine.

Merak etme, her şey çok güzel olacak.

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılarımla.

Not: Ümmügülsüm ninemin şahsında tüm hanımların 8 Mart hanımlar gününü kutlarım.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 08.03.2023
  • Süre : 6 dk
  • 520 kez okundu

Google Ads